Tekil Mesaj gösterimi
Eski 25.01.09, 03:11   #1
oneyouu
Ziyaretçi
oneyouu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Konular:
Mesajlar: n/a
Rep Derecesi :
Ruh Halim:
Standart 27 Mayıs 1960 Devrimi

27 Mayıs 1960 Devrimi

27 Mayıs : Türk Devrimi Durdurulamaz !

Türk Devrimini yani Kemalizmi salt Yunan işgaline karşı kazanılmış bir zafer olarak göstermek ne kadar haince bir tavırsa bu yüce devrimi salt anti- emperyalist bir devrim olarak göstermek de bir o kadar hatalı bir düşünce tarzı olsa gerek . Türk Devrimi yani Kemalizm anti- emperyalist bir mücadele olduğu kadar da Osmanlı’nın son dönemlerindeki gerici , ilerlemeye engel, Türklük bilincinden yoksun , Türk tarihinde hiç görülmemiş bir şekilde sınıflaşmaya giden , kast sistemini andıran yapısına karşı da bir devrimdir. Kısaca Türk Devrimi Osmanlı’nın redd-i mirası üzerine kurulmuş tam bağımsızlıkçı bir devrimdir. Türk Devrimini bu açılardan ele almalı ve yorumlamalıyız.

Böyle bir yorumlama metoduyla özele inersek Türk Devrimi İngiliz uşağı Vahdettin’e, Damat Ferit’e ve emperyalistlere karşı yapılmış bir devrimdir. Bu arada Vahdettin’in soysuzluğu şimdilik konumuz olmadığı için üzerinde durmak istemiyoruz. Şimdilik sadece Mustafa Kemal’in büyük Nutku’nda kullandığı sıfatı kullanarak yazımıza devam etmeyi uygun buluyoruz..

Devrimcilerin ölebileceğini ancak devrimlerin sürekliliğini devamlı vurgulamış Ulu Önder’in çocukları olarak , tarihsel misyonumuzu da göze alarak Türk Devriminin ilerlemesinde hangi zorluklarla karşılaşacağımızı iyi biliyoruz . Bu nedenle her devrimin bir de karşı devrimcisi olduğunu unutmamalıyız. Türk Devriminin ilk filizlenmeye başladığı dönemde nasıl Vahdettinler, Damat Feritler, Anzavurlar, Çerkez Ethemler varsa , devrimin sürekli ilerlemek zorunda olduğunu göz önüne alarak her zaman bir karşı devrimcisi olduğunu da unutmamak gerekir. Dün Şeyh Sait’ti bugün bir başkası ...



Adnan MENDERES


İşte 1945’te çok partili hayata girmemiz ile de yeni bir karşı devrimciyi karşısında buldu Kemalizm. Adnan Menderes. Karşı devrimcilik yolunda elinden geleni ardına koymayan , sözde Demokrat özde İstibdat Partisi’nin Celal Bayar ‘la birlikte lideri. “Yeter artık söz milletindir “ seçim afişleriyle gelip , Kızıl Sultan Abdülhamid’i bile kıskandıracak istibdat yasalarıyla Türk Milletine kan kusturan bir siyaset adamı.

Türk Devrimin temeli olan iktisadi ve siyasi bağımsızlık ve laiklik ilkesi Menderes liderliğinde 1950’de başlayan karşı devrim sürecinde törpülenmekle kalmadı , adeta eritildi. Milletvekillerine “siz isterseniz , hilafeti bile getirirsiniz “ diyecek kadar haddini aşan bir başbakan yönetiyordu Türkiye’yi 1950 yılı itibari ile . Said-i Nursi (Said-i Kürdi)’nin 1959 yılında DP’li Bakan ve Milletvekilleri ‘ne yazdığı mektupta 600.000 fedakar öğrencisi olduğunu, bunların 1000 Emniyet Müdürü ve 1000 Savcı kadar ile ülkede asayişi sağladığını söylemesi , Laik Cumhuriyet’e karşı bir meydan okumaydı. Bu kadar açıkca Nurcu kadrolaşma bugün bile söylenemezken o günlerde kendisini padişah zanneden Adnan Menderes ve DP tarafından söylenebiliyordu. Unutmadan resmi dili Türkçe olan Türkiye’de artık Ezan Arapça’ydı.

Ulusçu bir devrimin ürünü olan Türkiye Cumhuriyeti aynı zamanda Menderes Hükümeti tarafından gayri milli bir yapıya sürükleniyordu. Vatanseverler hükümet tarafından “komünist “suçlamasına mağruz kalıyordu. Etnikçilik Türkiye’de artık bir realiteydi . Etnikçiliğe karşı da doğal olarak ırkçılık çıkacaktı. Amerikan öğretisiydi etnikçilik- ırkçılık çelişkisi. Amerika’nın Türkiye’deki ilk oğlanı Menderes’te tabi ki bu öğretiye uygun davranmakla yükümlüydü.

Toprak reformu ile hızlı kalkınma yolunda tarımsal devrimin en önemli sorunu halledilmeye başlanmışken , topraksız köylüye toprak dağıtılırken, arkasını toprak ağaları ve komprador burjuvaziye dayamış DP iktidarı doğal olarak ağalara diyet borcunu ödeyecekti. Kendisi de bir ağa olan Menderes’ten Türk Köylüsünü düşünmesini beklemek biraz insafsızlık olurdu. Zaten köylüyü savunmak “komünist” lerin işiydi. Toprak reformu ortadan kalktı. Köy Enstitüleri kapatılarak , köylünün aydınlanması engellendi . Aydınlanma demek , Mustafa Kemal’in ışığında yol almaktı . Menderes bunu tabi ki istemeyecekti. Komünist gerekçesi ile köy enstitüleri kapatılırken , faşist olduğu gerekçesi ile Halkevleri kapatılıyordu.

Devletçilik ilkesi artık özel sektöre yerini bırakmıştı bile. Liberal söylemlerle iktidara gelen, kendini liberal olarak tanıtan DP, bu liberalliği yalnızca batı destekli burjuvaziye ve feodal ağlara tanıyordu. Siyasi alanda ise liberalizmin esamesi okunmuyordu. Köylünün , işçinin, emekçinin ekonomik alanda bile liberalizme hakkı yoktu.

Anti-emperyalist hareketlerin şanlı tarihinde kendini ilk sıraya taşımış olan Kemalist Devrimin Cumhuriyeti , her Kemalist değer gibi anti- emperyalist tavrında DP tarafından lağvedilmesine şahit oluyordu. Yıllarca mazlum uluslara , ulusal kurtuluş savaşlarında yol gösteren ulusal kurtuluşçuluğun ustası Türkiye , artık kalfa ve çırak yetiştirmekten uzak aksine emperyalizmin ustaları için çırak olma yöntemini benimseyen bir yörüngeye giriyordu. Hiçbir alakası olmadığı halde kendi kıtasından yüzlerce kilometre uzakta Kore’ye asker gönderen bir Türkiye vardı , hem de yalnızca Amerikan çıkarları için yapılan bir mücadele. Sonuçta Kore’de en çok şehit veren ülkeler sıralamasında ilk sıraya yerleşen Türkiye oluyordu.

Ulusal Kurtuluşçuluğun usta ülkesi Türkiye, Kore zaferi(!) ile de yetinmiyor , Fransa’nın Cezayir işgalinde açıkca Fransa’dan , yani sömüründen yana tavrını koyuyordu.Tüm bunların DP iktidarı tarafından haklı bir gerekçesi elbette ki olacaktı. NATO ! Küresel sömürünün askeri kanadı NATO’ya elbette Türkiye’de girmeliydi.

Karşı devrim süreci tüm hızıyla ilerlerken Ordu-Gençlik-Aydın üçlemesi , Türk Devrimin asli unsurları olan bu zinde güçler , kendisine karşı girişilecek bir hareketin farkında olan DP iktidarı tarafından dikkatle izleniyordu. Zira bu zinde güçler etkisiz hale getirilirse , karşı devrim en büyük zaferini sağlamış olacaktı. Ordu- Gençlik – Aydın ya da Amerikancı Menderes’in tabiriyle “Battal Gazi Ordusu- Faşist Gençlik teşekkülleri- Kara cübbeliler “ üçlemesi tehlikenin farkındaydı.

Gençlik cephesinde öğrenciler sürekli mitinglerle DP iktidarını sarsmaya devam ediyordu. Bu arada Turan Emeksiz , DP iktidarının güdümlü polisi tarafından vurularak devrim şehidi olarak tarihe geçiyordu. “Hukukun bittiği yerde hukuk okunmaz “ diyen hukuk öğrencileri tarihe geçecek bir söz söylüyorlardı. İstiklal Marşı’nı söyleyen gençleri polis copluyordu. Polis Menderes’in polisiydi , gençler Mustafa Kemal’in gençliği...

Menderes, kendisi gibi bir Atatürk düşmanı olan Cenap Şehabettin ‘den aldığı sözlerle öğretim üyelerine “Kara cübbeliler” diyerek sinirlerle oynuyordu. Tahkikat Komisyonuna matbaalara ve gazetelere el koyma yetkisini veren bir yasa çıkartılıyordu. Aydınların sesini kısmak , onlarla Türk Halkı arasına kalın duvarlar örmek , böylece karşı devrimi rahatlıkla yapabilmek Menderes’in rüyasıydı. Bu yasa üzerine Mustafa Kemal’in en yakını olan İsmet Paşa , Kemalist devrimin neferi ,tarihe geçecek şu konuşmayı yapıyordu :”Demokratik rejim istikametinden ayrılıp ülkeyibaskı rejimine götürmek tehlikeli bir şeydir. Bu yolda devam ederseniz sizi ben de kurtaramam ”... Nitekim kurtaramayacaktı da ...

Türk Devrimin mimarı ordu ise için için kaynıyordu. Ülkeyi yedek subaylarla yönetebileceği iddiasında ki Menderes Amerikancılığını kanıtlıyordu. Büyük Türkiye’yi küçük Amerika yapmak isteyen Menderes’in düşündüğü bu sistem Amerikan sistemiydi. Her türlü gayri milli sistemi benimsemekte tereddüt etmeyen Menderes Türk Halkının içinden gelip çıkan Türk Ordusu’nu aşağılamayı sürdürüyordu. Aslında kendi sonunu hazırlıyordu.

Ordu - Gençlik – Aydın üçlemesini karşısına almak , Kemalizmi karşıya almaktır. Bu denklemin sonucunu kavrayamamanın da bir bedeli olmalıydı. Bu bedeli Menderes ödeyecekti. Ordu –Gençlik- Aydın demek Mustafa Kemal’in kişiliğin kimyasıydı aslına bakarsanız. Bu üçleme kendini en mükemmel şekilde Mustafa Kemal’in şahsiyetinde göstermişti. Bu üçleme arasına nifak sokmak Mustafa Kemal’den kopmaktı. Nitekim 12 Mart ve 12 Eylül ile başarılan buydu. 27 Mayıs bu üçleme ile karşımıza çıktı ve Mustafa Kemal Devrimlerine “devam” dedi.




Milli Birlik Komitesi Üyeleri

İşte bu şartlar altında 27 Mayıs 1960 günü Türk Ordusu , Türk Gençliğinden aldığı destekle yönetime el koyuyordu. Alparslan Türkeş’in sesinden okunan darbe bildirisi ile Türkiye Cumhuriyeti, karşı devrimci bir iktidar’dan kısa süreliğine olsa da kurtuluyordu. Karşı Devrimin Türkiye’deki ilk zaferi olan 1950 seçimlerinde “yeter artık söz milletindir” diye iktidara gelen Menderes tarihin garip oyununa mağlup oluyordu zira söz artık gerçekten milletindi . 14 Mayıs 1950 seçim sonuçlarını “ Cumhuriyet tarihinin en büyük devrimi” olarak niteleyen ve böyle diyerek Kemalist devrimi küçümseyen Menderes iktidarı, 2006 yılında olduğumuz şu günlerdeki tabloya bakarsak son son 60 yılın en büyük devrimi ile yıkılıyordu.

İktidar gayri milli DP’nin elinden alınıp Milli Birlik Komitesi’ne veriliyordu. Menderes ve işbirlikçileri de Yassıada’da vatana ihanetten yargılanacaktı. Milli Birlik Komitesi (MBK)’ nde ise homojen bir dağılım yoktu . 14’ler olarak anılan ve başını Türkeş’in çektiği Amerikancı grup iktidarın askeri güçte kalmasından yanaydı . Cemal Madanoğlu ve diğer Atatürkçü Subaylar ise iktidarı hemen gerçek sahibine, yani halka vermeyi planlıyordu . Sonuçta 14’ler tasfiye edildi . MBK, Amerikancı güçlerden arındırıldı. Mustafa Kemal’in subayları egemenliğin kayıtsız şartsız halkın olması gerektiğini bilen ihtilalcilerdi. 14 ‘ler ise ABD’nin Latin Amerika’da denediği faşist cunta hareketlerinin Türkiye sorumlusuydu.

Sonuçta MBK tarafından hazırlanan 61 Anayasası Halk oylaması sonucu kabul ediliyordu. 82 Anayasası için yapılan referandumun ötesinde 61 Anayasası gayet özgürlükçü bir ortamda oylandı ve % 63 oranında kabul gördü. Aslında bu 27 Mayıs’ın halk tarafından meşru görülmesiydi. Ulusun zulme karşı başkaldırısı yine ulus tarafından onaylanıyordu.

61 Anayasası getirdiği normlarla çağının en demokratik anayasalarından biri olma özelliğindeydi. İşçiye grev ve toplu sözleşme hakkı , basın özgürlüğü, mahkeme bağımsızlığı gibi bugün bile aslen anayasamızda( Bu ilkeler 82 Anayasası’nda şeklen vardır ) olmayan birçok normu ortaya koyması Mustafa Kemal’in muhasır medeniyetlere erişme tutkusunun anayasal haliydi. Her ne kadar bu anayasasının bize fazla olduğunu düşünen siyasi liderler hatta başbakanlar olsa da Türk Halkının ilericiliğini yansıtıyordu 61 Anayasası. Türk Halkının ilericiliğinden korkanların 61 Anayasası’ndan korkması da gayet doğaldı. Doğal olmayan Türk Halkının ilericiliğinin farkında olmamaktı.Tarihin ilk anti- emperyalist savaşını vermiş olan halkına 61 Anayasasını fazla görmek aslında gülünecek bir durumdu.

Bütün bu anayasal hareketlere rağmen 27 Mayıs devrimcilerini cuntacılıkla suçlamak ise iyi niyeti sorgulanmayacak derecede olanlar için söz konusu olabilirdi. Elbette 27 Mayıs İhtilalinin hataları olmuştur. Örneğin bizim Kemalizmi yorumlamamızda çok büyük iki değer olan Yön geleneğinin iki büyük kemalisti Doğan Avcıoğlu ve Mümtaz Soysal 27 Mayıs İhtilalini tamamen zıt yönlerden eleştirmekte ancak 27 Mayıs’ı haklı görmektedir. Doğan Avcıoğlu 27 Mayıs’ın geç kalınmış bir ihtilal olmasından şikayetçidir, Mümtaz Soysal ise 27 Mayıs için “erken çalan zil” tanımını yapmaktadır. Ona göre 27 Mayıs için yeterli toplumsal muhalefet daha tam oluşmamıştır ve bu harekette acele edilmiştir, Doğan Avcıoğlu ise hareketin 1945’te yani çok partili hayata girilmesiyle yapılması gerektiğini düşünmektedir. Bu açılardan eleştiriler elbette kabul edilebilir. Bizim tarafımızdan ise ihtilalin eleştirisi demokratik düzene erken geçilmesi olur. Zira DP’nin devamı Adalet Partisi ilk seçimlerde oldukça güçlü bir şekilde tekrar Meclise ve Senatoya dönmüştür. Bize göre karşı devrimciler anlık durdurulmamalı , kökten kazınma şansı varken bu şans değerlendirilmeliydi.

Bir de madalyonun öteki yüzü var. 27 Mayıs’ı , aslında ilerici Türk Ordusu’nu, eleştirmeyi kendine görev biçen cici demokrasi düşkünleri her zaman vardır .27 Mayıs’ı faşist, anti demokratik bir hareket olarak niteleyen ve özellikle dinci - 2. cumhuriyetçi ittifakında yer alan bu tip insanların 27 Mayıs’tan bir alacakları olduğu bellidir . Ne yazık ki bu “alacak” tarafımızdan halen çözümlenmiş değil. 27 Mayıs devrimi ne kaybettirmiştir Türkiye’ye ? 61 Anayasasını getiren bu hareketin anti demokratik özelliği nedir ? Aslında cevaplar basittir . İşçiye grev hakkı tanıyan bir anayasa 2.cumhuriyetçilerin elbette işine gelmeyecektir. Bütün düzenlerini emek sömürüsüne dayayan patronlarının işine gelmeyen hükümlerdir , grev ve toplu sözleşme hükümleri. ABD sermayesinin uşağı haline gelmiş bu patronların 27 Mayıs’ı eleştirmesi gayet doğaldır. Amerikancı hükümet devrilmiştir ve bu Amerikan uşaklarının işine elbette gelmez.

Hilafeti bile getirmekten söz eden bir karşı devrimcinin de iktidardan indirilmesinin kimlerin işine gelmediğini de sanırım anlatmamıza gerek yok.

Bütün bu süreç içerisinde, günümüz koşullarında da 27 Mayıs bütün herkese bir ders olmalıdır. Karşı devrimcilerin sonu elbette ki darağacı olacaktır. Bu devrimlerin kaçınılmaz sonucudur. Bugünkü karşı devrimciler Menderes’ten daha mı güçlüdür ? Bugün Türk Ordusu, Türk Gencini ve Türk Aydınını arkasına alamayacak durumda mıdır ? Bu soruların cevabı elbette nettir. Günün karşı devrimcileri Menderes’ten güçlü değildir , Türk Gençliği ve Türk Aydını ise hiç olmadığı kadar tehlikenin farkındadır. Türk Genci Mustafa Kemal’in Bursa Nutku’nu iyi etüt etmelidir, Türk Aydını kompradorlara karşı sihirli sözcüklere kanmamalı Atilla İlhan’ın belirttiği üzere “demokrasi çocuğu değil , cumhuriyet çocuğu” olduğunun farkına varmalıdır. Devrimciliği kendisine değişmez ilke olarak işaret etmiş bir ideolojinin çocukları olarak her ne kadar statükoculuk gibi mesnetsiz iftiralarla lekelenmeye çalışılsak da şunu herkes iyi bilmelidir. Bu ülkenin gerçek demokratları ordusuyla , gençliğiyle, aydınıyla kemalistlerdir.

Bizim için Türk Ordusu demek Ulusal Kurtuluş demektir, 27 Mayıs demektir, 28 Şubat demektir. Türk Ordusu dikkatli olmak zorundadır . Bu ülkenin zinde gücü olduğunu unutmamalıdır ordu. Fettullah ve şebekesinin zaptetmek istediği son kalenin ordu olduğu bilinen gerçeklerdir. Ulus Devletlerin tasfiye sürecinde emperyalistler için en büyük engel , ezilen ülkelerin ilerici ordularıdır. 2003 yılı itibari ile Mustafa Kemal’in Cumhuriyeti alenen Mustafa Kemal düşmanları tarafından yönetilmektedir.Türk Ordusu, bu süreç içinde kimi aklı evveller tarafından AB, Uluslararası itibar ,Çoğulcu Demokrasi...vs gibi sözlerle aldatılmak istenmektedir . Tarihten ders almasını halen öğrenememiş Mustafa Kemal düşmanlarına ufak bir hatırlatmada da biz bulunalım öyleyse . “ Harbiyeli Aldanmaz ! ”


Genç Kadro Yazarı-Kemalistler.net Yöneticisi Emrah Aydoğan'dan alınmıştır


Kaynaklar :

Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce Cilt 2/Kemalizm –“27 Mayıs, Kemalizm Restorasyonu mu?

Türk Anayasa Hukuku- Ergun Özbudun

Yön Dergisi “Anlamak İstemediğimiz 27 Mayıs” – Doğan Avcıoğlu

Cumhuriyet Gazetesi “Beyler, Beyefendiler ! Nerelerdesiniz?” – Uğur Mumcu


***
  Alıntı ile Cevapla