Tekil Mesaj gösterimi
Eski 25.01.09, 05:02   #2
oneyouu
Ziyaretçi
oneyouu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Konular:
Mesajlar: n/a
Rep Derecesi :
Ruh Halim:
Standart Cevap: Rusya İmparatorluğu’nun Sonu ve SSCB’nin Kurulması

Üçüncü Safha:


“Anlaşmalı ilişkiler” dönemi

Etnopolitik ayrışmanın üçüncü etabı “Anlaşmalı ilişkiler” dönemidir. Bağımsızlık hedefli hareketler, cumhuriyet yönetimlerinin “bütçe ayrılıkçılığı” politikası, kaynakların, mülkiyetin ve iktidarın cumhuriyetler yararına yeniden dağılımı, Rusya’nın konfederalizasyonu gibi faktörler “anlaşmalı ilişkiler - (dogovornıye otnoşeniya)” denilen yeni bir model ve yeni bir süreç ortaya çıkardı. Bu süreç, yeni Rusya Federasyonu ile federe birimler arasında daha çok federe birimler lehine tavizler içeren anlaşma ve sözleşmelerin imzalandığı dönemdir. (Belirtmek gerekir ki yeni anlaşmalar imzalanmaya devam edilmektedir.)

1994 Şubat’ında “Tataristan ile Rusya Federasyonu Devlet organları Arasında Yetkilerin Belirlenmesi ve Karşılıklı Yetki Değişimi Hakkında Anlaşma” imzalanmasıyla başlayan bu süreç içinde 1999 yılına kadar yaklaşık 50 anlaşma imzalandı . Bunlardan bir tanesi de, 1997 yılında “Rusya ile İçkerya-Çeçen Cumhuriyeti Arasında Karşılıklı İlişkilerin Ölçü ve Prensipleri Hakkında”ki anlaşmadır . Anlaşmalı ilişkiler dönemi ve federal anlaşmalar konusuna ayrıntılı olarak aşağıda değinmeye çalışacağız.

Çeçenistan ile olan ilişkiler Rusya’nın milliyetler politikasını göstermesi açısından ayrı bir önem taşımaktadır . SSCB döneminde özerk statüsü olan Çeçen-İnguş Cumhuriyeti 23-25 Kasım 1990 yılında Çeçen Genel Halk Kongresi’nin aldığı kararla yeni bir yola girdi: Bağımsız Çeçen Cumhuriyeti’nin ilanı.

27 Ekim 1991’de yeni Çeçenistan Cumhurbaşkanı ve Parlametosu seçildi. 1 Kasım 1991’de Cumhurbaşkanı yayınladığı emirname (ukaz) ile Çeçenistan’ın bağımsızlığını ve Rusya Federasyonu’ndan ayrıldığını ilan etti. Fakat bunu kabul ettirmek ilan etmek kadar kolay olmadı. Bu dönemde popülerliği artan Dudayev, taraftarlarıyla beraber 1992 yılında iktidarı ele geçirdi. Ortaya koyduğu fikir ve sloganlarla halkın büyük çoğunluğunun desteğini kazandı. Burada akla gelebilecek olan, neden Çeçenler Kafkaslardaki bağımsızlık hareketinin öncüsü oldular sorusunun cevabı çok basit; Stalin döneminde (1944) faşistlere yardım ettikleri bahanesiyle yarım milyon Çeçen ve İnguş zorla vatanlarından çıkarılarak oldukça olumsuz şartlar altında Kazakistan, Orta Asya ve Sibirya’ya sürgün edildi. Bir yıl içinde soğuk, açlık ve tifodan 300 bin insan öldü. Geriye kalanlar ise ıstıraplı yaşam mücadelesi verdiler. Tam manasıyla bir soykırım yaşandı. Fakat faşistlerin işledikleri soykırımdan farklı olarak Sovyet-Stalin soykırımı hiçbir kınama almamış ve sorumlular cezalandırılmamıştır. Bugüne kadar da olumsuz sonuçların tazmini ve rehabilitasyonu için tek adım atılmamıştır. Stalin’in ardından başa geçen Hruşçev onüç yıllık sürgünden sonra Çeçenlerin vatanlarına dönmelerine izin vermiş, fakat hiç bir hakları iade edilmemiştir.

1944 sonrasında yaşanan bu acılar ve Rus-Çeçen ilişkilerindeki tarihi arka plan Çeçen halkını sosyopsikolojik planda bağımsızlık isteklerine daha istekli hale getirmiştir. Ancak Çeçen savaşının ortaya çıkışını sadece Çeçenlerin bağımsızlık istekleri ile açıklamak doğru olmayacaktır. Ağustos 1991 darbesiyle Moskova’daki iktidarını kuvvetlendiren Yeltsin’in hem bir süredir ayrılıkçı hareketlerle çalkalanan cumhuriyetlere ve diğer bölgelere karşı, hem de Moskova’daki rakiplerine gücünü göstermesi gerekiyordu. Galibiyetle sonuçlanacak bir savaş Kremlin’in gücüne güç katacaktı. Rusça’daki “Kagda şah shodit sı uma, on idyöt pohodom na Kafkaz ( “Şah ne zaman çıldırsa Kafkas’a sefer yapıyor)” sözü Yeltsin’in durumunu çok iyi ifade etmektedir.

Çeçenlere göre tarihte onları tahakküm altına alabilecek hiç bir güç yoktur. Bundan dolayı savaş ulusal ideal ve çıkarlar için bütün Çeçenleri birleştiren bir başlangıç oldu. Savaşın temel sebep ve hedeflerini Rusya ve Çeçenistan için ayrı ayrı sıraladığımızda karşımıza şu tablo çıkıyor;

Rusya’nın hedefleri:

- Ekonomik çıkarlar (petrol),
- Politik hesaplar ( Moskova’nın otoritesini artırma arzusu),
- Hukukî gayeler ve jeopolitik hesaplar (Çeçenistan’da düzeni sağlamak, çünkü Çeçenistan’ın istikrarı Kafkasya’nın istikrarı demektir.),
- Azametli ve muktedir devlet hissi (Rusya’nın bütünlüğünü korumak ve kuvvetlendirmek.
Çeçenlerin hedefleri:
- Bağımsızlığı koruma isteği,
- İslâm devleti kurma,
- Yeni ortaya çıkan politik elitin çıkarlarına cevap verme.

Görüldüğü gibi, Çeçenistan’ın bağımsızlık isteğinin yanında Moskova’daki politik ve ekonomik elitin Kafkasya’daki petrole olan ilgileri ihtilafın büyümesinde ve savaşın çıkmasında önemli rol oynadı. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından Çeçen topraklarından sovyet ordusunun çekilmesi ve silahların geride bırakılmasıyla Çeçenlerin kendi ordularını kurma imkanı bulması başkaldırı için ayrı bir sebep olarak mütalaa edilebilir.

26 Kasım 1994’te ilk Rus tank birliği Grozni’ye saldırdı. 30 Kasım’da Yeltsin ordunun savaşa girmesine izin veren gizli emri imzaladı ve 31 Aralık 1994 tarihinde Rus ordusu resmî olarak Çeçenistan’a karşı iki yıl süren -İki tarafın da “alçakça ve vahşice” olarak adlandırdıkları- kanlı bir savaşa girişti. Başkent Grozni, onlarca köy ve diğer yerleşim yerleri yerlebir oldu, iki tarafın ölü ve yaralı sayısı hakkında hala kesin bilgi yoktur. Aynı zamanda Çeçenler tarafından esir alınan asker ve sivillerin adedi de hala belirsizdir. “Washington Post” gazetesine göre Çeçenistan halkının yarısı (İnguşlar hariç 1 milyon insan) cumhuriyet sınırlarını terketti. Rusya basınında savaşın korkunç sonuçları hususunda birçok haber yer aldı; birbuçuk yılda Çeçenistan’da 3 bin Rus askeri, 60 bin sivil halk öldü, 100 bin kişi sakat kaldı . Çağdaş Rus tarihinin en keskin ve en sıkıcı problemi haline dönüşen savaş Rus halkının büyük çoğunluğunun kafasında “anlaşılmaz savaş” olarak yer etti.

İki sene süren savaşın ardından 12 Mayıs 1997’de “Çeçen Cumhuriyeti İçkerya ile karşılıklı ilişkilerin prensip ve ölçülerini belirleyen anlaşma” imzalandı. Dönemin Rusya Güvenlik Konseyi sekreteri İvan Rıbkin anlaşmayla ilgili olarak şunları ifade etmektedir: “Bu anlaşmanın önemi federal merkez ile Çeçen Cumhuriyeti arasındaki ilişkilere güven ve samimiyet unsurunu getirmesinde yatmaktadır. En önemlisi de, Rusya’nın imparatorluk fikrinden vazgeçtiğinin kararlı bir gösterisi olmasıdır. Bana göre işte tam olarak bu fikir gelecekte Rusya Federasyonu’nu sağlamlaştırmaya muktedir fikirdir” .

Anlaşma Moskova ile Çeçen Cumhuriyeti arasındaki anlaşmazlıklara ve silahlı çatışmalara önemli ölçüde son verdi. Taraflar arasındaki gerginliğin kaldırılmasına, politik ve moral iklimin sıhhate kavuşturulmasına yardımcı olup, Çeçenistan ekonomisinin onarılması ve suçlarla mücadele, kanunî olmayan silahlı gurupların silahsızlandırılması gibi konuların görüşmeler ve anlaşmalarla çözülebilmesinin yolunu açtı. Bununla beraber söz konusu anlaşma Federal Anayasa’nın temel ilkelerini ihlaline rağmen imzalandı. Anlaşma, pratikte Çeçenya Cumhuriyetini’nin uluslararası hukukun öğesi, özgür, bağımsız ve egemen devlet olduğunu kabul ediyordu.

Rusya’nın Çeçenistan sorunu ile alakalı bugün hala belirlenmiş bir politikası mevcut değildir. Hiç bir yetkili şahıs anlaşılmaz bir şekilde Çeçen sorunu ile fazla meşgul olmak istememektedir; çünkü Çeçenistan’ın bağımsızlığının kabul edilmesi bu “utanç verici” savaşın kaybedildiğinin itirafı manasına gelmektedir. Kafkasya ile olan ilişkilerin yönü politikacıların tavırlarına bağlı olarak değişen Moskova’da, sorunların çözümünü mümkün olabilecek en iyi zamanlara kadar ertelemek her zaman başvurulan yol haline gelmiştir. Son üç yılda Federal meclisin alt kanadı Duma’nın Çeçen sorunuyla ilgili olarak anlaşmazlıkları barışçıl yollarla çözmeye yönelik yapıcı öneriler içeren 37 döküman kabul etmesine karşılık, Başkan B. Yeltsin ve Hükümet konuya gereken ilgi ve özeni göstermediler . Çeçenistan’ın statüsünün belirlenmesi beş yıl sonraya ertelendi. Bu nedenle anlaşmazlığın çözümü için şimdiden kesin konuşmak oldukça erken olur. Fakat her şeye rağman Çeçenistan kendini bağımsız kabul etmekte ve Cumhurbaşkanı Aslan Mashadov Çeçenistan’ın bağımsızlığının uluslararası düzeyde tanınması ve Avrupa ülkeleri tarafından Rusya’ya baskı yapılması için çaba sarfetmektedir.

Federalizmin temel prensibi federe birimlerin eşitliğidir. Karşılıklı yetki ve sorumlulukların belirlenmesinde bu prensip sistemin bel kemiğini teşkil etmektedir. “Eşitlik” prensibi Rusya pratiğinde acaba ne kadar yer bulabilmiştir?

II.RUSYA FEDERASYONU FEDERAL BİRİMLERİNİN EŞİTLİĞİ, FEDERAL ANAYASA, CUMHURİYET ANAYASALARI VE FEDERAL ANLAŞMALAR

Bugün teorik planda Rusya federalizmi, diğer ülkelerdeki federalizm modellerinden farklılığı yönüyle önemli bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir.

Federalizm; geleneksel manada birkaç cumhuriyet, eyalet, kanton ve benzeri birimlerin tek bir devlet halinde birleşerek örgütlenmeleriyle oluşturdukları siyasî-idarî yapıdır. Örgütlenen devlet şekline de federasyon adı verilmektedir.

Federasyonun karakteri, yaratılma tarzına bağlıdır. “Anlaşma”ya ya da bir “Anayasa”ya bağlı olarak devletler birleşebilirler (anlaşma sadece uzlaşmaya varma süreci değil, aynı zamanda hukukî bir belgedir). 1922’de RSFSC, Ukrayna, Beyaz Rusya ve Kafkasötesi Cumhuriyeti’nin kurdukları SSCB anlaşmaya bağlı olarak kurulan federasyonlara örnektir. Anlaşma ile kurulan federasyonlar daha çok adem-i merkeziyetçidirler. Bir anayasanın kabulu ile ya da anayasada yapılan değişiklikle federasyon kurulabilir. Hindistan, Pakistan, Etiyopya ve Belçika (1993’te yapılan değişiklikle) anayasa ile kurulan federasyonlardır. Diğer taraftan bir federasyon bu iki tarzın birleştirilmesiyle, yani “anayasalı-anlaşmalı” olarak da kurulabilir. Yeni bir federasyon kurulurken seçilen model gelecekteki federal ilişkileri doğrudan etkilemektedir.

1918-1992 yılları arasında SSCB’nin büyük cumhuriyeti Rusya, uygulamada farklı olsa da biçimsel olarak olarak özerklik temeli üzerine oturtulmuş anayasal federasyon olmuştur. 31 Mart 1992’de imzalanan federal anlaşma ve12 Aralık 1993 kabul edilen Anayasa ile birlikte “anayasalı-anlaşmalı federasyona” dönüşmeye başlamıştır.

II.1. Federal Anayasa ve Cumhuriyet Anayasaları

Rusya’da federatif ilişkiler bir dizi spesifik özelliğe sahiptir. Birinci olarak, bugün ve yakın gelecekte Rus federalizmi dinamik, değişken ve çelişkili şekilde gelişen bir yapı arzetmektedir . İkincisi, federalizmin kurulması ve güçlendirilmesinde etnik faktör önemli rol oynamaktadır . Üçüncüsü, federalizm ve onun önemli parçası olan Moskova ile federe birimler arasındaki anlaşmalar sürecinin henüz tamamlanmamış olmasıdır .
SSCB sonrası dönemde Rusya’da Moskova ve federe birimler arasındaki ilişkileri federal anlaşmalar ve yeni Anayasa düzenlemiştir. Anlaşmalar ve yeni Anayasa Rusya’nın kaderinde nasıl bir yol oynadı?
Federasyonlarda en önemli problem federe birimlerle federal organlar arasındaki yetki ve sorumlulukların paylaşımı konusudur. Anayasa’nın 11.maddesinin 3. bendi; “Rusya Federasyonu iktidar organları ile Rusya Federasyonu federe birimlerinin iktidar organları arasında yetki ve sorumlulukların belirlenmesi Anayasa, federal anlaşma ve yetkilerin belirlenmesi ile ilgili diğer anlaşmalarla gerçekleştirilir” kuralını getirmiştir.

Federal birimler arasındaki ilişkileri düzenleyecek hukukî statünün nasıl olacağı veya olması gerektiği konusunda Anayasa’da herhangi bir düzenleme yoktur. Yapılan işlemlerdeki dayanak noktası sadece, 11. madde’de belirtilen “federal organlar ile federe organlar arasındaki ilişkiler anlaşmalar ile kurulur ve işler” maddesidir. Anayasa’da Rusya Federasyonu’nun yetkileri ve federal merkez ve federe birimlerin ortak yetkileri açıkça sıralanmış olduğu halde sadece federe birimlere ait yetkiler belirtilmemiştir. Bazı yetkilerin federal organlara mı, yoksa federe organlara mı ait olduğu yeterince açık değildir. Örneğin “insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin korunması” ve “azınlıkların hak ve özgürlüklerinin korunması” aynı anda hem merkezin yetkisi içinde , hem de ortak yetkilerden sayılmaktadır.

Cumhuriyetlerin herbirinin Federasyon Anayasa’sıyla çelişmemesi gereken anayasaları vardır. Fakat olması gerekenin aksine anayasaların bir çok maddesi Rusya Anayasası ile uyuşmamaktadır.
Federal Anayasa’ya karşı en bariz aykırılık Tataristan, Tuva ve Çeçenistan cumhuriyetlerinin anayasalarında görülmektedir. Tataristan Anayasası’nın “Tataristan hukukî statüsünü özgür olarak kendisi belirler” (md. 50) ve “Tataristan egemen bir devlettir ve uluslararası hukukun bir öğesidir” (md. 61) maddeleri Federal Anayasa’nın 66/1 maddesine aykırıdır.

Benzer bir durum Çeçenistan Anayasası’nın dibacesinde söz konusudur. Zira, dibacede Çeçenistan’ın Rusya Federasyonu’nun bir birimi olduğuna dair hiç bir ifade yer almamasına karşın Çeçenistan’ın özgür bir devlet olduğu ve “dünya milletler topluluğu sisteminin eşit haklı bir öğesi” olduğunu ilan etmektedir. Fakat, Rus Anayasası’nın 65/1 maddesine göre Çeçenistan Rusya Federasyonu’nun 89 biriminden birisidir.

Yine bir dizi cumhuriyetin statüleri kendi anayasalarında farklı olarak belirlenmiştir. Örneğin, Kuzey Osetya-Alanya Cumhuriyeti Anayasası “Kuzey Osetya gönüllü olarak Rusya federasyonu’na girmiş bir devlettir” derken, Başkurdistan, Buryat, Dağıstan, Kalmıkya, Komi, İnguşetiya ve Yakutistan anayasaları bu cumhuriyetlerin Rusya Federasyonu’nun birer birimi (subyektı federatsii) olduğunu kabul etmektedir.

Federal Anayasa’nın 4/1 maddesine göre federasyonun egemenliği bütün Rusya sınırları içerisinde geçerlidir. Fakat, cumhuriyetler self-determination hakkını özendiren bir çok uluslararası belgeye göndermeler yaparak Rusya Federasyonundan ayrılmak istediklerini ifade etmektedirler. 1994’te kabul edilen Başkurdistan Anayasası’nın 69. maddesine göre cumhuriyet, Başkurt halkının kendi kaderini tayin hakkını ve bağımsızlığını gerçekleştirmek üzere kurulmuştur .

21 Ekim 1993 tarihli milliyetçiliği ile ünlü Tuva Cumhuriyeti Anayasası’na göre Tuva “Tuva halkının katılacağı referandum kararı ile Rusya Federasyonu’ndan ayrılma hakkına sahiptir” (md.1/1) . Federal Anayasa ile çelişen bu madde Rusya’nın toprak bütünlüğünü tehdit etmektedir.

Cumhuriyetlerin anayasaları ve oblast ve krayların tüzüklerinde (ustavlarında) tabiî kaynakların mülkiyeti konusu farklılık arzetmektedir. Genele özgü olan, daha geniş haklar elde etme eğilimidir. Bu eğilimin bir sonucu, cumhuriyetlerden bir çoğunun toprak ve diğer tabiî kaynakların cumhuriyet halkının malı olduğunu kabul etmeleridir (Buryat, Kalmıkya, Başkurdistan, Tuva, Karelya, İnguşetiya).

Yine Federal Anayasa’nın 4/2. maddesine göre Rusya’nın her tarafında Federal Anayasa ve federal kanunların üstünlüğü geçerlidir. Buna rağmen bir kısım cumhuriyetin anayasaları federal kanunların değil cumhuriyet kanunlarının üstünlüğünü kabul etmektedir. Örneğin, İnguşetiya Cumhuriyeti (md.7), Yakutistan (md.8), Tataristan (md.59), Tuva (md.112/2), Başkurdistan (md.1/2), Dağıstan (md.1), Komi (md.7), Çeçenistan (md.7) anayasaları şu hükmü içermektedir: “Rusya Federasyonu devlet organlarının kanunları ve diğer hukukî işlemleri Cumhuriyetin egemenlik haklarıyla çelişmediği sürece Cumhuriyet topraklarında geçerlidir”.

Bağımsız devlet olmanın önemli işaretlerinden biri “vatandaşlığın” olmasıdır. Anayasanın 6.maddesi, federal kanunlara göre edinilen ve sona eren federal vatandaşlık konusunu düzenlemektedir. Federasyonun tabiatına uygun olarak Rusya Federasyonu vatandaşı olan kişi aynı zamanda yaşadığı cumhuriyetin de vatandaşıdır.
Tuva Anayasası bu kurala istisna getirmektedir. “Vatandaşlığın edinilmesi Cumhuriyet’teki demografik olayların hesaba katılmasıyla belirlenir. Bu, yerli halkın ağırlık kazanmasına ve onun etnik ve kültürel mirasının korunmasına yardım etmektedir. Tuva vatandaşlığı edinmede Tuva dışında yaşayan etnik Tuvalılar diğer yabancılara nazaran önceliklidirler” .

Uluslararası hukuk kuralları federe birimlere uluslararası temaslarda bulunma hakkını vermemektedir. Fakat bir dizi cumhuriyetin anayasalarında bu problem başka türlü çözülmektedir. Dağıstan (md.65), Tuva (md.1) ve Başkurdistan (md.1/2) anayasaları “cumhuriyet dış politikasını özgürce belirler ve işletir” hükmünü içermektedir.
Çeçenistan (md.73/9) ve Tuva (md.62/11) anayasaları Federal Anayasa’nın (71/k) maddesine aykırı olarak cumhurbaşkanına parlementonun onayıyla savaş emri verme yetkisi vermektedir.

Federe birimlerin mevzuatlarının analizi, Rusya’nın federal devlet olarak ortaya çıkma sürecinin oldukça zor ve marazlı olduğunu göstermektedir. Bir kısım araştırmacılara göre bugün Rusya, üzerinde üniterizm ve konfederalizmden izler taşıyan yarı federasyondur .

Federal Anayasa’nın 77. Maddesi, federe birimlerin devlet organlarını (temsil ve yürütme organlarını) kendilerinin özgürce Rusya Anayasası’na, yürütme ve temsil organlarının organizasyonunun genel prensiplerini belirleyen federal kanuna uygun olarak kurabileceklerini öngörmektedir. Fakat şu ana kadar sözü edilen federal kanun çıkarılamamıştır. Bir kısım federe birimler Anayasa’ya uygun olarak benzeri anlaşmaların yürürlüğe girmesine imkan veren kendi kanunlarını kabul etmektedirler. Gerekli mevzuatın eksikliğinden dolayı yetkilerin belirlenmesi konusunda anlaşma yapan federe birimin diğer birimlere karşı olan konumunu belirlemek oldukça zordur. Bu nedenle anlaşmaların statüsünün yasal düzeni, hazırlık safhası, kabulü ve yürürlüğe girişi ilk önce halledilmesi gereken konulardır.

Gelecekte doğabilecek ilişkilerin belirlenmesinin ön koşulu olması açısından anlaşmaya dayalı ilişkilerin çok sağlam temellere oturtulması gerekmektedir. Bir kısım federe birim tarafından merkezle ayrıcalıklı ilişkiler kurulması halinde farklı ekonomik ve coğrafik şartlara sahip federe birimlerin de Anayasa’nın verdiği “eşit haklılık” prensibini ileri sürerek aynı şeyleri talep etmeleri gayet tabiîdir.

Sorunların hukukî yollardan çözümü için ya yürürlükte olan Anayasa’da değişiklikler yapmak ya da devletin organizasyonunun temel prensiplerini ortaya koyan federal kanunu bir an önce kabul etmek gerekmektedir. Birinci yol başka problemlerden bağımsız ele alınamayacağı ve uzun bir sürece ihtiyaç duyduğu için tercihi çok zordur. İkinci yol ise, anayasal temele dayanmaktadır. Geriye sadece açık olan bu kapıdan içeri girmek kalmaktadır.

Yeni Anayasa, Federal Anlaşma’dan farklı olarak federe birimlerim eşitliği, temel kanun ve federal kanunların ülkenin her tarafında üstünlüğünü sağlam temelere oturtup gerçek federasyona geçiş yolunu açmış oldu. Fakat objektif bir kısım sebepler yüzünden Federal Anlaşma ve yeni Anayasa “sosyalist federalizm”in ve ondan da öte Rus uygarlık krizinin aşılması için yeterli olamadılar.

II.2. Federal Anlaşmalar

Federal ilişkilerin düzenlenmesinde ikinci yol federal anlaşmalar yapılmasıdır. Kabul edilen Rusya Anayasası diğer federasyonlardan farklı olarak federe birimlerle merkez arasındaki ilişkilerin anlaşmalar aracılığıyla düzenlenebilmesine imkan vermiştir. 1994 kışında başlayan anlaşma süreci hala devam etmektedir. Sürecin kaynağı 31 Mart 1992’de imzalanan merkezle federe birimler arasındaki karşılıklı ilişkileri ve yetkileri belirleyen, birbiriyle ilişkili üç belgeden oluşan Federal Anlaşmadır . VI. Rusya Halk Milletvekilleri Kongresi tarafından 10 Nisan 1992’de onaylanan Anlaşma Rusya Anayasası’nın ayrılmaz parçası kabul edilmiştir.

Federal Anlaşmanın kabulü, Rusya’nın federatif yapısında iki büyük değişiklik meydana getirdi. Birincisi; Anlaşma kabul edilene kadar Rusya etnik yapıya bağlı olarak belirlenmiş 32 federe birimden (21 cumhuriyet, 1 özerk oblast, 10 özerk okrug) oluşuyordu. Anlaşmayla beraber 75 yıl içerisinde hiçbir zaman görülmemiş olan “idari-bölgesel” taksimat modeli kabul edildi. İkinci önemli değişiklik ise, yeni modele göre kurulan 6 kray, 49 oblast ve 2 şehirden müteşekkil 57 yeni birimle toplam federe birim sayısının 89’a yükselmesi oldu.

Bir kısım siyaset bilimci, tarihçi ve hukukçuların kabul ettiği gibi Federal Anlaşma’nın kabulü, yeni milliyetçiliğin ve şovenizmin bütün şiddetiyle gündemde olduğu bir dönemde Rusya’nın dağılması tehdidinin azaldığını gösteren önemli bir işaret olmuştur . Fakat bu görüşe tamamıyle katılmak zordur, çünkü; “iki cumhuriyet - Tataristan ve Çeçenya - Federal Anlaşmayı imzalamadılar. İkincisi, anlaşma ihtilafın artmasından endişelenilerek lokal forma sokuldu ve çok kısa süre müzakere edildi. Üçüncü olarak, Federal Anlaşma’nın kendisinin birbiriyle çelişkili hükümler içermesi fedarasyon için esas tehlikeyi oluşturmaktadır” . Bir yandan tüm federe birimlerin resmi olarak ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda eşit hak ve yetkilere sahip olduklarını ifade eden anlaşma, bir kısmına “çok eşit haklı”, bir kısmına “az eşit haklı” statü vermiştir.

Bu konuda Federal Anlaşma’nın maddeleri açıkça muhakemeye tabi tutulabilir. İlk olarak, Rusya’yı oluşturan federe birimlerin farklı statülerde oldukları göze çarpmaktadır. Anlaşmada cumhuriyetler “egemen” ve toprak bütünlükleri garanti edilen öğeler kabul edilirken kray, oblast ve diğer özerk birimlerin bütünlüklerine aynı önem verilmemiştir. Anlaşmaya göre, kray ve oblastların kendi topraklarında yasama, yürütme, yargı gibi devlet iktidarını simgeleyen organları, cumhuriyetlerin devlet organları kadar dikkate alınmamıştır. Cumhuriyetler uluslararası ve dış ekonomik ilişkilerde özgür iştirakçi olarak kabul edilirlerken kray, oblast özerk oblast ve özerk okruglar bağımlı iştirakçiler olarak kalmışlar, yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle beraber toprak, üzerinde yaşayan cumhuriyet halkının öz malı kabul edildiği halde diğerleri bu ayrıcalıktan mahrum bırakılmışlardır.

Federal anlaşmalı yeni federasyonun kuruluş karakteri anlaşmaya yapılan ayrı eklerde açık ve net olarak görülmektedir: Anlaşmaya Başkurdistan Cumhuriyeti için yapılan eklemede, “Başkurdistan Cumhuriyeti cumhuriyette kabul edilen kanunlarla vergi koyma ve bütçeye gelir toplamanın genel prensiplerini özgürce tesbit eder ” denilerek Rus Anayasası’nı ihlal pekiştirilmiştir. Bir başka ayrıcalık ise, Başkurdistan’a “yasama ve yargı sistemini, savcılık, avukatlık ve noter işlerini özgürce kurma ve düzenleyebilme” hakkının verilmesidir. Önemle dikkat edilmelidir ki, eklerin getirdiği hukukî normlar Federal Anlaşmanın kendisiyle bağdaşmamaktadır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi 1994 Şubat’ından 1999 başına kadar Moskova ile federe birimler arasında 50’ye yakın anlaşma imzalandı. Bu anlaşmalardan Tataristan ve Çeçenistan ile imzalanan iki tanesi çok yönlü ve karmaşık niteliğe sahiptir. Tataristan ile 1994 yılında yapılan anlaşma, bölgesel anlaşmazlıkların çözümüne yeni bir tarz getirerek Tataristan toprakları içerisinde yaşanan çok keskin problemlerin Rusya Anayasası ve Federal Kanunlarla aşılmasına imkan sağladı. Tataristan Cumhurbaşkanı’nın şu sözleri bu durumu teyid etmektedir: “Anlaşma, ihtilafları ortadan kaldırıp, topluma istikrar getirmiştir” .

Diğer yandan anlaşma, Federasyon Anayasası ile Tataristan Cumhuriyet Anayasası arasındaki ciddî manadaki çelişkileri giderememiştir. Örneğin anlaşmada Tataristan’ın Rusya Federasyonu içerisinde bir cumhuriyet olduğunu belirten anayasal hüküm yoktur ve Federal Anayasası’nın üstünlüğü kabul edilmemektedir. Pratikte bu anlaşma uluslararası ve devlet içi anlaşmaların çizgilerini uyuşturarak, konfederatif ve federatif ilişkilerin birbirine karıştığı bir hal meydana getirmiştir. Yine aynı anlaşma, Anayasa’daki “bütün federe birimlerin eşitliği” prensibini gerçekleştirme yerine, RSFC zamanındaki “asimetrik federalizm” anlayışına dönüşe hizmet etmiştir.

“Asimetriklik” federal devletin, kendi iç yapısı itibariyle federe birimlerinin coğrafî, ekonomik ve diğer faktörlere bağlı olarak farklı yetkilerine ve farklı statülerine müsade edip varlıklarını kabul etmesidir. Rusya Anayasası’nda asimetrik yapıya doğrudan izin veren bir herhangi bir kural yoktur. Fakat anayasanın bir kısım maddelerini ve pratiği analiz ettiğimizde karşımıza asimetrik bir yapı çıkmaktadır. Örneğin, ”Cumhuriyetlerin kendi anayasa ve yasama faaliyetleri vardır. Kray, oblast, federal şehirler, özerk oblast ve özerk okruglar tüzük (ustav) ve yasama mevzuatına sahiptirler (md. 5/2)” maddesiyle cumhuriyetler dışındaki diğer birimler devlet olarak kabul edilmemektedirler. Bunun bir sonucu olarak cumhuriyetler kendilerine ayrı statü garanti eden asimetrik federasyonun savunucusu olmuşlardır. Fakat, aynı federal devlet içerisinde federe birimlerden bir kısmının fazla hakka, bir kısmının daha az hakka sahip olmaları çağdaş federalizmin özüne aykırıdır. Ekonomik, coğrafî, etnik vb. faktörler açısından farklılık arzetmeleri cumhuriyetlerin anayasal olarak diğer federe birimlerden farklı hak ve ayrıcalıklar talep etmelerini gerektirmez .

1994-1995 arasında cumhuriyetlerle aktedilen ilk anlaşmalar, kuvvetli bölücülük eğilimli ve kray ve oblastların hoşnutsuzluklarını artırıcı niteliktedirler. Bunun içindir ki diğer birimlere oranla cumhuriyetler daha fazla hak ve ayrıcalık elde ettiler. Federal merkezin cumhuriyet bürokrasilerine verdiği siyasal tavizler Anayasa’yı ihlal eden maddelerin anlaşmalara girmesine yol açtı. Federe birimler arasındaki eşitsizliği artırma pahasına da olsa, yerel politik elitin yardımını alarak Moskova iktidarını kuvvetlendirmek ve ülke bütünlüğünü korumak için Tataristan, Kabardin-Balkar, Başkurdistan, Kuzey Osetya-Alanya, Yakutistan ile ardarda anlaşmalar imzalanır.

Tataristan ile 1994 yılında yapılan anlaşma Tataristan’ı egemen devlet statüsüne çıkarıp, önemli ayrıcalıklar tanı*****, hem ikinci bir savaşın çıkmasını önledi ve hem de federal ilişkilere yeni bir boyut kazandırdı. Anlaşmayla aynı zamanda federal yapının konfederatif yapıya dönüşmeye başladığının işaretleri görülmeye başlandı. Fakat bu anlaşma Federal Anayasa ile Tataristan Anayasası arasındaki çelişkileri ortadan kaldıramadı. Anılan anlaşma ve ayrıca yapılan 11 sözleşme ile Federal Merkeze ait olan veya birlikte kullanılması gereken bir kısım yetkiler Tataristan’a devredilmekte, mülkiyet, petrol üretimi ve taşımacılığı, vergi ödeme ve federal bütçeden pay alma ve askerî konularda ayrıcalıklar tanınmaktadır.

Tataristan’ın ardından benzer anlaşma ve sözleşmeler Başkurdistan ve Yakutistan (Saha) ile imzalandı. Tabii kaynakları itibariyle çok zengin olan bu üç cumhuriyet federal iktidar organlarından “donar-verici” olmama yani federal merkeze ödemede bulunmama ve cumhuriyette elde edilen gelirlerin büyük kısmını kendi halklarına harcayabilme hakkını almışlardır.

Cumhuriyetlerin hukukî ayrıcalıklarının yanında dikkate değer ekonomik ayrıcalıkları da vardır. Kısaca bu ayrıcalıklara göz atalım.

.. / ..
  Alıntı ile Cevapla