Tekil Mesaj gösterimi
Eski 25.01.09, 05:19   #1
oneyouu
Ziyaretçi
oneyouu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Konular:
Mesajlar: n/a
Rep Derecesi :
Ruh Halim:
Standart Sumer'de Askerlik Ve Krallık

SUMER’DE ASKERLİK VE KRALLIK

Muazzez İlmiye ÇIĞ

Sumer ülkesinde en geç İÖ 4500 yıllarında şehirler kurulmaya başlıyor. Bunlar birbirlerinden 30-50 kilometre uzaklıkta. Bu kurulan şehirleri idare eden beyler ortaya çıkıyor. Bu kez şehirler sınırlara bölünüyor. Bu sınırların korunması ve yapılan kanallardan akan sulardan yararlanılması yüzünden, şehirler arası çatışmalar, saldırılar baş gösteriyor. Bunların önlenmesi için şehirlerin etrafına duvarlar yapılıyor; ayrıca bir de askerlik teşkilatı kuruluyor. Halbuki bu şehirler aynı tanrılara tapıyorlar; aynı geleneklere, aynı dile sahipler. Belki bu nedenle, yapılan incelemelere göre bu şehirler arası savaşlarda fazla ölüm olmuyor, genellikle berabere kalıyorlar. Askeri teşkilatları, silahları da aynı. Savaşlarda hızlı gitmek için iki tekerlekli, bugünün tanklarına bedel olan dört tekerlekli arabaları kullanmışlar. Bunları iki veya dört eşek yahut katır çekiyordu. Arabalarda bir savaşçı, bir sürücü bulunuyordu. Sumerliler balta, gürz, hançer, pala, ok gibi silahlar kullanmışlar. Bu tür silahlardan korunmak için de başlarına, yanaklarını da örten dövme bakırdan yapılmış miğferler; vücutlarına da zırh yerine geçen, üstlerine madenden plakalar yapıştırılmış deriden pelerinler giyiyorlardı. Bunlar, 5000 yıl öncelerine tarihlenebilen Ur kral mezarlarında bulunmuş. Ur standardında ve Akbabalar kabartmasında görüyoruz. Sonuncusu İÖ 2400 yıllarında Lagaş kralı Eannatum’un Ummalılarla yaptığı savaşta kazandığı zaferin anısına yapılmış.

Ordunun gücü yalnız silahlara bağlı değildi. Onun iyi beslendiği, sıkı bir disiplin ve merkezi bir kontrol altında bulunduğu anlaşılıyor. Bir metinde, birinci Akad kralı Sargon’un önünde 4500 askerin yemek yediği yazılıyor. Bu kadar büyük gücün nasıl meydana geldiği bilinemiyor. Bunlar için şöyle bir varsayım düşünülüyor: Şehrin arazisine sahip kimseler, bu araziye karşılık savaş zamanı asker oluyorlar. Barış zamanı da kanal açmak, yol yapmak gibi şehirdeki bazı genel işleri yapmakla yükümlü idiler.

Sumer krallarının başlıca görevi vatanı düşman saldırısından korumak, toprağını ve idaresini genişletmekti. Bu da askeri güce dayanıyordu. Bunun için askeri iyi organize etmekle, savaşta önder olmakla, askerlik kurallarını ve politik kuralları bilmekle yükümlü idi krallar. Onlar acımasız, zalim, istediğini yapan kimseler değil; bir baba gibi tanrının yeryüzündeki vekili olarak halkını bolluk içinde mutlu yaşatmalı idi. Şairler krallar için ilahiler yazarak onların tanrı tarafından seçildiklerini, iyi bir yöneticilik ve anlayış gücü verildiğini; böylece Sumer halkına iyi bir rehber, gölgesi altında barış, bolluk içinde yaşama olanağı verdikleri anlatılırdı. Onların çobanlığı insanlara neşe ve mutluluk getirirdi.

Kralların yapı faaliyetleri de vardı. Onlar tanrılar için mabetler, kendileri için saraylar ve şehir için de ülkenin zenginliğini ve refahını temin etmek üzere sulama sistemini genişletip onartarak yollar ve o yollarda gezenlerin dinlenip kalacağı konaklama yerleri yaparlardı. Bu yapılar, kralların yıl adları oluyordu. Özellikle açılan yeni bir kanal, o kralın o seneki adı sayılırdı: “şu kralın şu kanalı açtığı yıl” gibi. Bu kanallar şehirler arasını bir ağ gibi sarmıştır.

Sumer krallarının ailesinden birinin tanrı olduğu düşünülürdü. Uruk sülalesinin kurucusu Lugalbanda’nın eşi tanrıça Ninsun Gılgameş’in babası Lugalbanda, annesi Ninsun’du. Daha sonraki kralların aileleri de tanrı Enlil ve eşi tanrıça Ninlil idi.

Krallar ilahilerde hayvanlarla, ağaçlarla sembolize edilmişlerdir:

Bir boğadan olma.
Ağılda büyümüş, kalın boyunlu bir buzağı.
Yaban olmuş, kaymak ve sütle beslenmiş.
Bolluk ağılında doğan bir buzağı.
Bolluk içinde doğan, barış içinde bol sütle beslenen.
Ejderhadan doğan, ateş saçan gözlü arslan.
Bol sütle beslenen ateşli panter.
Aslandan doğan bir silahşor.
Su kenarında yetişen bir meşe ağacı.
Meşe ağacı gibi kalın köklü ve geniş dallı.
Meyve ile dolu, bereketli meşe ağacı
O sedir ormanına ekilmiş, sedir filizi.
O lüks bir şimşir ağacı.
O erişilemeyen bir dağ.
O ana karnında kutsanmış.

Kralların okuma yazma bilmek mecburiyetinde olup olmadıkları hakkında bilgimiz yok. Yalnız III. Ur sülalesinin ikinci kralı olan Şulgi’ye ait bir ilahiden, onun nasıl okuma yazma bildiğini öğreniyoruz: “Gençliğimde akademi vardı. Orada tabletlere yazılmış Sumer ve Akadca ile yazı sanatını öğrendim. Hiçbir genç benim gibi kil’e yazamazdı. Ben aritmetiği ve saymayı sonuna kadar öğrendim. Tanrıça Nidaba (yazının koruyucusu) bana büyük bir cömertlikle bilgeliği ve anlayışı verdi. Ben karşı durulamayan bir yazıcıyım.”

Kralların bebeklikleri hakkındaki bilgiyi de bir kral çocuğuna söylenmiş bir ninnide öğreniyoruz. Bu ninni, hasta olan kral oğluna annesi tarafından söyleniyor. Anne, çocuğu iyi olunca ona tatlı peynirleri, sulanmış marulları yedireceğini, ona tatlı çocuklar doğuran sevgili bir kadın alacağını, bol yiyecekleri ve koruyucu bir meleği, kral olduğunda mutla bir idaresi olacağını söylüyor.

Muazzez İlmiye ÇIĞ
  Alıntı ile Cevapla