Tekil Mesaj gösterimi
Eski 25.01.09, 07:12   #1
oneyouu
Ziyaretçi
oneyouu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Konular:
Mesajlar: n/a
Rep Derecesi :
Ruh Halim:
Standart Devrim çağı

DEVRİM ÇAĞI


Eric Hobsbawm





Fransız Devrimi

Dünyanın görüp geçirdiği en ÖNEMLİ DEVRİMLER’den birinin gerçekleşmesindeki şu ululuk karşısında içi saygı ve hayranlıkla dolmayan bir İngiliz, her türlü erdem ve özgürlük duygusunu yitirmiş olmalıdır; son üç gündür bu büyük kentte olup bitenlere tanık olma talihine ermiş her yurttaşım, benim bu ifademin abartılı olmadığını teslim eder.

The Morning Post (21 Temmuz 17S0)
Bastille’in düşüşü üzerine.

***
Pek yakında aydınlanmış uluslar, şimdiye dek kendilerine hükmetmiş olanları yargılayacaklar. Krallar çöllere, benzeştikleri yabani hayvanların dost çevresine kaçacaklar; Doğa, kendi haklarını geri alacaktır.

Saint-Just, Fransız Anayasası Üzerine
Konvansiyon’da verilen söylevler 24 Nisan 1793.


I

Ondokuzuncu yüzyıl ekonomisi esas olarak İngiliz Endüstri Devrimi’nin etkisi altında şekillenmişse, siyaseti ve ideolojisi de Fransızlar tarafından biçimlendirilmiştir. İngiltere, Avrupalı olmayan dünyanın geleneksel ekonomik ve toplumsal yapılarında yarık açacak ekonomik dinamiti sağladı, çağın dünyasının demiryolları ve fabrikaları için bir örnek sundu; bununla birlikte Fransa da onun devrimlerini gerçekleştirdi, ona düşüncelerini verdi. O kadar kî üç renkli bayraklar, yeni doğan her ulusun amblemi oldu ve 1789 ile 1917 yılları arasında siyaset, ağırlıkla 1789’un, hatta daha da tutuşturucu olan 1793’ün ilkeleri uğruna ya da onlara karşı mücadeleden ibaret hale geldi. Dünyanın çoğu yerinde liberal ve radikal demokrat siyasetin tartışma konularını ve sözcük dağarını Fransa sağladı. Pek çok ülkeye hukuk kurallarını, bilimsel ve teknik örgütlenme modelini ve metrik ölçüm sistemini getirdi. O zamana kadar Avrupalı düşüncelere direnmiş olan eski uygarlıklara, modern dünya ideolojisi ilk kez Fransız etkisiyle sızdı. Bu, Fransız Devrimi’nin eseriydi.

Gördüğümüz gibi, onsekizinci yüzyılın ikinci yarısı Avrupa’nın eski rejimleri ve ekonomik sistemleri için bir bunalım çağı oldu; son onyıllarıysa zaman zaman isyana varan çalkantılarla, sömürgelerin bazen ayrılmaya varan özgürlük hareketleriyle doludur: Bunlar yalnızca ABD’de (1776-83) değil, aynı zamanda İrlanda (1783-4), Belçika ve Liège (1787-90), Hollanda (1783-7), Cenevre ve hatta bazı iddialara göre İngiltere’de de (1779) yaşandı. Siyasi huzursuzlukların üst üste gelişi öylesine çarpıcıdır ki günümüzde bazı tarihçiler, içlerinde en heyecan verici ve etkileri en uzun soluklu olmakla birlikte Fransız Devrimi’nin aralarından ancak biri olduğu bir ‘demokratik devrimler çağından söz etmişlerdir.

Eski rejimin bunalımının salt Fransa’ya ait bir görüngü olmadığı düşünülürse, bu gözlemin belli bir ağırlığı vardır. Aynı biçimde, çağımızda buna paralel bir önemi olan 1917 Rus Devrimi’nin, yaşlı Türk ve Çin imparatorluklarına son veren bütün benzeri hareketler öbeği içinde yalnızca en heyecan vericisi olduğu da ileri sürülebilir. Yine de bu, nirengi noktasını kaybetmek anlamına gelmektedir. Fransız Devrimi, başlı başına yalıtılmış bir olgu olmayabilir; fakat zamanındaki diğer olaylardan çok daha özlüdür ve bu bakımdan çok daha köklü sonuçları olmuştur. Her şeyden önce, Rusya’yı bir kenara bırakırsak, Avrupa’nın en güçlü ve en kalabalık devletinde ortaya çıktı. 1789’da, her beş Avrupalıdan biri Fransız’dı. İkinci olarak, kendinden önceki ve sonraki devrimler içinde kitlesel nitelikteki tek toplumsal devrimdi ve benzeri herhangi bir başkaldırıdan çok daha radikaldi. Siyasi sempatileri gereği Fransa’ya göç eden Amerikalı devrimciler ile İngiliz ‘Jakobenler’in kendilerini Fransa’da ılımlı buluvermeleri rastlantı değildir. İngiltere’de ve Amerika’da aşırılık yanlısı olan Tom Paine, Paris’te Jirondenlerin en ılımlıları arasında yer alıyordu. Amerikan devrimlerinin sonuçlan, ülkelerin büyük ölçüde daha önceki durumlarını sürdürmeleri oldu; sadece, üzerlerindeki İngiliz, İspanyol ve Portekizlilerin siyasi denetimleri ortadan kalkmıştı. Fransız Devrimi’nin sonucuysa, Madam Dubarry çağının yerini Balzac çağının alması oldu.

Üçüncü olarak, tüm çağdaş devrimler içinde yalnızca Fransız Devrimi dünyayı kapsama niteliği taşıyordu. Orduları, dünyayı devrimcileştirmek için yola koyuldu ve bunu gerçekte yapan fikirleri oldu. Amerikan devrimi, Amerikan tarihinin can alıcı olayıydı; fakat içinde yer alan ve yanına kattığı ülkeler dışında, pek önemli bir iz bırakmadı. Oysa Fransız Devrimi bütün ülkelerde bir dönüm noktası oldu. 1808’den sonra Latin Amerika’nın bağımsızlığını kazanmasına yol açan ayaklanmalara kaynaklık eden, Amerikan devriminden çok Fransız Devrimi’nin yankılandır. Fransız Devrimi’nin doğrudan etkisi Bengal’e kadar yayıldı. Burada Ram Mohan Roy, ilk Hindu reform hareketini oluştururken ilhamını Fransız Devrimi’nden aldı ve modern Hindu milliyetçiliğinin babası oldu (183O’da İngiltere’yi ziyaretinde, Fransız Devrim ilkelerine tutkunca bağlılığını göstermek için ille bir Fransız gemisiyle yolculuk etmek istemişti). Pek güzel dendiği gibi, Fransız Devrimi, “Batı Hıristiyan dünyasında, İslam dünyası üzerinde herhangi gerçek bir etkiye sahip olan ilk büyük fikir hareketidir” ve bu etki neredeyse dolaysızca gerçekleşmiştir. Ondokuzuncu yüzyılın ortalarında, o zamana dek yalnızca kişinin doğduğu ya da yaşadığı yeri anlatan Türkçe ‘vatan’ sözcüğü, Fransız Devrimi’nin etkisiyle ‘patrie’ gibi bîr anlama bürünmüştü. 1800’den önce, ‘köleliğin’ zıddı bir durumu anlatan esasen hukuki bir terim olan ‘özgürlük’, yeni bir siyasal içerik kazanmaya başlamıştı. Devrimin dolaylı etkileriyse evrenseldir; çünkü onu izleyen tüm devrimci hareketler için bir model oluşturdu; verdiği dersler, (beğeniye göre yorumlanıp) modern sosyalizmin ve komünizmin bünyesine katıldı.

Bu yüzden Fransız Devrimi, çağının devrimi olarak durmaktadır ve en ünlüsü olmasına karşın türünün tek örneği değildir. Bu bakımdan, kökenleri sadece Avrupa’nın genel koşulları içinde değil, Fransa’nın özgül durumu içinde de aranmalıdır. Özgüllüğü, belki en iyi uluslararası ölçekte gösterilebilir. Fransa, onsekizinci yüzyıl boyunca uluslararası ekonomik alanda İngiltere’nin başlıca rakibiydi. Dış ticaret hacminin, 1720 ile 1780 yıllan arasında dört kat artması endişe uyandırdı; Batı Hint Adaları gibi belli yerlerdeki sömürge sistemi de, İngilizlerinkinden çok daha hareketliydi. Ancak Fransa, çoktandır dış politikası esas olarak kapitalist yayılmanın çıkarlarına göre belirlenen İngiltere gibi güçlü bir ülke değildi henüz. Avrupa’nın yaşlı aristokratik mutlak monarşileri içinde en güçlü ve birçok açıdan en tipik olanıydı. Bir diğer deyişle, Fransa’da eski rejimin yerleşik çıkarları ve resmi çatısı ile yükselen yeni toplumsal güçler arasındaki çatışma, başka ülkelerde olduğundan çok daha şiddetliydi.

Yeni güçler ne istediklerini az çok kesin olarak biliyorlardı. Fizyokrat İktisatçı Turgot, toprağın daha etkin biçimde işletilmesinden, serbest girişim ve ticaretten, tek bir türdeş ulusal toprağın etkin, standartlaştırılmış yönetiminden ve ulusal kaynakların gelişmesinin önündeki tüm kısıtlamaların, toplumsal eşitsizliklerin kaldırılmasından ve akılcı, adil bir yönetim ve vergilendirmeden yanaydı. Ancak 1774-6 yılları arasında, XVI. Louis’in ilk bakanı olarak böyle bir programı uygulama girişimi açıkça başarısızlığa uğradı. Bu başarısızlık manidardır. Makul ölçüler içinde bu nitelikteki reformlar mutlak monarşiler için uygun ya da hoş karşılanmayacak şeyler değildi. Tersine, daha önce gördüğümüz gibi, egemenliklerini güçlendirdiği için, aydınlanmış despotlar diye anılan kralların arasında yayılmaktaydı. Fakat aydınlanmış despotluğun varolduğu ülkelerin çoğunda bu tür reformlar ya uygulanma şansı bulamadı (bu nedenle sadece teorik olarak serpildi) ya da siyasal ve toplumsal yapının genel niteliğini değiştirmenin uzağında kaldı; yahut diğer bazı durumlarda yerel aristokrasinin direnişi ve başkaca yerleşik çıkarlar yüzünden başarısızlığa uğrayıp ülkeyi önceki halinden biraz daha derli toplu bir hale getirmekle kaldı. Fransa’da yerleşik çıkarların direnci daha etkili olduğundan, reformlar burada başka yerlerde olduğundan çok daha hızlı bir biçimde başarısızlığa uğradı. Ancak bu başarısızlığın sonuçları monarşi için çok daha feci oldu; burjuva değişim güçleri, bundan atalete kapılmayacak kadar zindeydi. Sadece aydınlanmış monarşilerden yüz çevirip umutlarını halka ya da ‘ulus’a bağladı.
  Alıntı ile Cevapla