Tekil Mesaj gösterimi
Eski 25.01.09, 07:13   #3
oneyouu
Ziyaretçi
oneyouu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Konular:
Mesajlar: n/a
Rep Derecesi :
Ruh Halim:
Standart Cevap: Devrim çağı

Kısacası, artık Fransız ve onu izleyen tüm burjuva devrimci siyasaların şekli şemali, esas hatlarıyla açıkça görünmeye başladı. Gelecek kuşaklara bu heyecan verici diyalektik raks egemen olacaktı. Bundan böyle, zaman zaman ılımlı orta sınıf reformcularının, ölümüne bir direniş için ya da karşıdevrime karşı kitleleri harekete geçirdiklerini göreceğiz. Kitlelerin, ılımlıların hedeflerini, kendi toplumsal devrimlerini gerçekleştirmek üzere daha ileri ittiklerini, kendi toplumsal devrimlerini gerçekleştirmek üzere daha ileri ittiklerini, buna karşılık ılımlıların da bölünerek, bundan böyle gericilerle bir dava ortaklığı kuran muhafazakâr bir gruba, ya da üzerlerindeki denetimlerini kaybetme tehlikesini bile göze alarak kitlelerin desteği ile henüz gerçekleşmemiş ılımlı hedefleri izleme kararlılığına girmiş sol eğilimli bir gruba dönüştüğünü göreceğiz. Orta sınıfın çoğunluğunun artık muhafazakâr kampa geçmesi ya da bir toplumsal devrim tarafından yenilgiye uğratılmasına kadar, tekrarlanan ya da yeni çeşitleri bulunan direniş kalıplan arasında, kitlelerin eyleme geçirilişi, sola kaymalar, ılımlılar arasındaki bölünmeler, sağa kaymalar sürüp gidecektir. Fransız Devrimi’ni izleyen burjuva devrimlerinin çoğunda, ılımlı liberaller çok erken bîr aşamada ya muhafazakâr kampın içine geri itilecekler ya da buraya transfer edileceklerdir. Gerçekten bunların, ondokuzuncu yüzyılda, giderek artan bir biçimde (en çok da Almanya’da), hesaplanamayacak sonuçlarından korktukları için bir devrim başlatmaya hiç istekli olmadıklarını, kral ve aristokrasiyle bir uzlaşmayı tercih ettiklerini görüyoruz. Fransız Devrimi’nin özgüllüğü, liberal orta sınıfın bir kesiminin, burjuva karşıtı bir devrimin eşiğine gidecek kadar, aslında bu eşiğin de ötesine geçecek kadar devrimciliğini sürdürmeye hazır olmasıydı. Bu kesim, adları her yerde ‘radikal devrim’in simgesi haline gelen ‘Jakobenler’di.

Neden? Bir bakıma, sonraki liberallerden farklı olarak o zamanın Fransız burjuvazisinde henüz ürkütücü bîr Fransız Devrimi anısı bulunmadığından. Jakoben yönetimin, Devrimi burjuvazinin huzur ve refahının çok ötesine götürdüğü, ılımlılara 1794’ten sonra malum olacaktı; tıpkı, 1793 güneşi eğer bir daha doğacaksa, ancak burjuva olmayan bir topluma doğacağının devrimciler için apaçık bir gerçek olması gibi. Öte yandan jakobenlerin radikalizmi yürütebilmeleri, devirlerinde kendilerininkine tutarlı bir toplumsal seçenek oluşturacak bir sınıfın bulunmamasından dolayı mümkün olabilmiştir. Böyle bir sınıf ancak endüstri devrimi sürecinde, ‘proletarya’ ile, ya da daha açıkçası proletaryaya dayanan hareket ve ideolojilerle ortaya çıkabilirdi. Fransız Devrimi’nde işçi sınıfı henüz kayda değer bağımsız bir rol oynamamıştır; kaldı ki emek güçlerini satıyor olsalar da, çoğu endüstri dışında çalışan bu kitleye işçi sınıfı demek doğru olmaz. Açtılar, isyan ettiler, muhtemelen hayal kurdular; ne ki, pratik hedefler söz konusu olduğunda proleter olmayan Önderlerin ardından gittiler. Köylülüğünse, herhangi birilerine siyasal bir alternatif sunduğu görülmemiştir; köylüler, sadece olaylar zorladığında, neredeyse karşı konulmaz bir güç ya da yerinden oynatılamaz bir nesne olur çıkarlar. Burjuva radikalizminin tek alternatifi, (halk desteğinden yoksun kaldıklarında elden ayaktan kesilen ideologların ya da militanların oluşturduğu küçük yapıları dışarıda tutarsak) emekçi yoksulların, küçük esnafın, tüccar ve zanaatkarların, küçük girişimcilerin vs. oluşturduğu biçimden yoksun ve çoğunlukla kentsel bir hareket olan ‘Sansculottes’lardı [Baldırıçıplaklar]. Baldırıçıplaklar, bilhassa Paris’in belli ‘kesimler’inde, yerel siyasi kulüplerde örgütlenmekteydiler ve asıl göstericiler, isyancılar, barikatların kurucuları olarak devrimin başlıca vurucu gücünü oluşturdular. Marat ve Hébert gibi gazeteciler ve yerel sözcüler aracılığıyla, arkasında, (küçük) özel mülkiyete saygıyı, zenginlere düşmanlıkla, yoksul için hükümet teminatlı işle, ücret ve sosyal güvenlikle, aşırı eşitlikçi ve özgürlükçü yerel ve doğrudan bir demokrasiyle birleştiren bulanık biçimde tanımlanmış ve çelişkili bir toplumsal idealin bulunduğu bir siyasa formüle ettiler. Gerçekte baldırıçıplaklar, ‘burjuva’ ile ‘proleter’ uçlar arasında yer alan, ama ne de olsa çoğu yoksul olduğu için belki birincisinden çok ikincisine yakın koca bir ‘küçük insanlar’ kitlesinin çıkarlarını ifade etmeye çalışan evrensel ve önemli siyasal eğilimin bir koluydu. Onu, Birleşik Devletler’de Jeffersonculuk, Jaksoncu demokrasi ya da halkçılık, İngiltere’de ‘radikalizm’, Fransa’da geleceğin ‘cumhuriyetçiler’inin ve radikal sosyalistlerinin ataları, İtalya’da Mazziniciler ve Garibaldiciler olarak ve daha başka yerlerde de gözlemleyebiliriz. Çoğunlukla devrim sonrası dönemlerde solda yer alan bir orta sınıf liberalizmi olarak durulmaya meyletmiştir. Fakat ‘olda düşman olmaz’ diyen eski ilkeyi bırakmaya isteksiz olan ve bunalım zamanlarında ‘para duvarına’, ‘iktisadi kralcılara’ ya da ‘insanoğlunun gerildiği altın çarmıha’ başkaldırmaya da hazır bir orta sınıf liberalizmiydi bu. Ancak yine de Baldırıcıplaklık, gerçek bir alternatif sağlamadı. Köylülerden ve küçük esnaftan oluşan altın bir geçmiş ya da bankerler ve milyonerlerce rahatsız edilmeyen küçük çiftçi ve zanaatkârlar için altın bir gelecek ideali, gerçekleşemeyecek bir idealdi. Tarih bunları hiç tınmadan ilerledi. Buna karşı tek yapabildikleri, çok çok tarihin oyununa engeller dikmek oldu. Bunu 1793-4’te başardılar ve bu engeller o gün Fransa’ nın ekonomik gelişimine mani olmuştur. Gerçekte Baldırıçıplaklık öylesine çaresiz bir görüngüydü ki ismi dahi büyük ölçüde ya unutulmuştur ya da ancak II. Yılda ona önderlik eden Jakobenliğin anlamdaşı olarak hatırlanmaktadır.

II

1789 ile 1791 yılları arasında muzaffer ılımlı burjuvazi, artık Kurucu Meclis haline gelmiş olan organ aracılığıyla hareket ederek, hedefini gerçekleştirmeye, yani Fransa’yı ussallaştırmaya ve reform yapmaya girişti. Devrimin en çarpıcı uluslararası sonuçları olan metrik sistem ile Yahudilerin ilk özgürleşme hareketi gibi Devrimin en kalıcı kurumsal başarılarının çoğu bu dönemin tarihini taşımaktadır. Kurucu Meclis’in ekonomik görüşleri tümüyle liberal nitelikteydi: Köylü politikası, ortak arazilerin ekime kapatılması, kırsal girişimcilerin teşvik edilmesi; işçi sınıfı politikası, sendikaların yasaklanması; küçük esnaf politikası, lonca ve esnaf birliklerinin kaldırılması oldu. Bu, sıradan halka hiçbir somut tatmin sağlamadı. Bir tek, 1790’dan itibaren (yurtdışına göç eden soyluların topraklarına yapıldığı gibi) kiliseye ait toprakların satılmasının ve laikleşme sürecinin, ruhbanın güçsüzleştirilmesi, taşralı ve köylü girişimcilerin güçlendirilmesi ve birçok köylüye devrimci faaliyetlerine karşılık elle tutulur bir ödül verilmesi gibi üçlü bir yararı oldu. 1791 Anayasası, olabildiğince geniş kapsamlı tutulan mülk sahibi ‘etkin yurttaşlar’in oy hakkına dayalı bir anayasal monarşi sistemiyle, aşın demokrasiyi savuşturdu. Edilgen yurttaşlarınsa, adlarına yakışır biçimde yaşayıp gidecekleri umuluyordu

Gerçekteyse böyle olmadı. Bir taraftan monarşi, eskiden devrimci olan güçlü bir burjuva hizbince kuvvetle destekleniyor olmasına karsın, yeni rejimi hazmedemedi. Saray erkanı, yönetimdeki ayaktakımını kovmak ve Tanrı’nın kutsadığı, Fransa’nın en Katolik kralını hakkettiği yere tekrar oturtmak için Kralın kuzenlerinin gerçekleştireceği bir haçlı seferi hayaliyle entrikalar çevirmeye başladı. Kiliseyi değil, Kilise’nin Roma’ya mutlak bağlılığım kaldırma yönünde bir girişim olan 1790 tarihli Ruhbanların Sivil Anayasası, yanlış anlamalara neden oldu ve ruhban ile inananların çoğunluğunun muhalefete geçmesine neden oldu; kralı da, ülkeden kaçmak gibi umutsuz ve ileride görüleceği gibi intihardan farksız bir teşebbüse sürükledi. Kralın Varennes’de yakalanmasından (Haziran, 1791) sonra, cumhuriyetçilik kitlesel bir güç halini aldı; zira halkını bırakıp kaçan geleneksel krallar, sadakat görme hakkını kaybederlerdi. Öte yandan ılımlıların uyguladığı kontrolsüz bir serbest girişim ekonomisi, yiyecek fiyatlarındaki dalgalanmayı artırdı. Bunun sonucunda özellikle Paris’deki kent yoksulları daha da militanlaştılar. Ekmek fiyatları bir termometre kesinliğinde Paris’in siyasi hararetini gösteriyordu. Parisli kitleler, belirleyici güçtü; Fransa’nın yeni üç renkli bayrağının, eski krallığın beyazının, Paris’in kırmızı ve mavi renkleriyle birleştirilerek oluşturulması boşuna değildi.

Savaşın patlaması sorunları son raddeye getirdi; yani, ülkeyi 1792’deki ikinci devrime, II. Yıl’ın Jakoben Cumhuriyeti’ne ve sonunda da Napoleon’a götürdü. Bir diğer deyişle, Fransız Devrimi’nin tarihini, Avrupa’nın tarihine dönüştürdü.

Fransa’yı genel bir savaşa sürükleyen iki güç oldu: Aşırı sağ ve ılımlı sol. Kral, Fransız soyluları ve Batı Almanya’nın çeşitli kentlerinde toplanan aristokratlarla kilise mensupları için, ancak bir yabancı müdahalenin eski rejimi geri getirebileceği açıktır.
  Alıntı ile Cevapla