Tekil Mesaj gösterimi
Eski 25.01.09, 20:54   #1
ReaL
Deniz Sevengillerden

ReaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 2602
Mesajlar: 30,040
Ettiği Teşekkür: 161456
Aldığı Teşekkür: 177589
Rep Derecesi : ReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Arastirmaci
Standart Büyük Millet Meclisi'nin Açılışının Tarihsel Gelişimi

23 Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisi'nin Açılışının Tarihsel Gelişimi



I.Türkiye Büyük Millet Meclisi Binası

1920 yılının Ocak ayında Osmanlı Mebuslar Meclisinin açılması üzerine bir süre geri plana çekilmiş görünen Sivas Kongresinin temsil Heyeti, tam anlamıyla bir yokluk dönemi yaşamakta ve siyasi gelişmeleri dikkatle izlemekteydi.

Bu nedenle denilebilir ki 16 Martta İstanbul'da ufukların karardığı gün, Anadolu'da aydınlanma başlayacaktır. Artık istilacıların maksat ve niyetleri belli olmuştu. Kısaca söylemek gerekirse: "Türk toplumunun belini bir daha doğrultmasına imkân vermeyecek bir şekilde amansızca kırmak" istiyorlardı. Paris, Londra ve daha sonra San Remo'da sonuçlandırılacak barış esasları bu temel düşünce üzerine bina edilmiş gibiydi.

İstanbul'da çok tatsız olaylar cereyan etmişti. İngilizler özellikle Harbiye Mektebini de işgal ederek öğrencileri kovmuş ve eşyalarını pencereden atmışlardı. Müşir Fuat Paşa (kendisine hakaretamiz davranışlarda bulunan) üç İngiliz subayını öldürdükten sonra intihar etmişti. İstanbul eski Maarif Nazırı Celaleddin Bey'in evine girerek kızına tasallut etmişler, İngiliz yumrukları altında şehit edilen göz tabibi Esad Paşa'nın oğlunu, damadını don gömlek zorla dışarı atmış, eşini süngü ile yaralamışlar, hamile gelinini dipçikle döverek yaralamışlardı.

İşgalin başlatılması ile birlikte Mustafa kemalin karşı tedbirler almak için bir gün bile kaybetmeye tahammülü yoktu. O artık ülkenin savunmasından sorumlu bir komutan gibi davranmaktaydı. Ana fikri şudur: "Her taarruza karşı daima karşı taarruz düşünmek gereklidir. Karşı taarruz ihtimalini düşünmeden ve ona karşı güvenilir çare bulmadan hareket edenlerin sonu, yenilmektir, bozguna uğramaktır, yok olmaktır." Bu felsefeden hareket eden Mustafa Kemal Paşa Manastırlı Hamdi ile telgraf başında görüşürken bile ilk anda iki konu üzerinde durdu. Bunların birincisi komutanların durumdan haberdar edilmesiydi.

"Hayati Bey, ilk haberi veren telyazısı üzerine benim yaptığım işarete uygun olarak verilen haberi özetlemiş. Rumeli ve Anadolu'daki bütün komutanların adreslerine çektiriyordu. Bir an önce İstanbul üzerinden Edirne'ye çektirmesini söylemiştim. Hamdi Efendi:

Yüksek buyruklarınız yerine getiriliyor. Edirne'ye yazıyorum, bütün merkezleri hazır ettirdik diye bildirdi."

Mustafa Kemal Paşa ikinci olarak milletvekillerinin durumunu sorar: "Milletvekilleri için bir haber aldınız mı? Millet Meclisi telgrafnamesi ile haberleşme olmuyor mu?"

Mustafa Kemal Paşa o gün sivil ve askeri yöneticilere ard arda talimatlar verirken resmi olarak da olayı protesto eden bir metni İstanbul'da İngiliz, Fransız, İtalyan, Amerikan siyasi temsilciliklerine, bütün tarafsız devletler Dışişleri Bakanlıklarına ve Fransız, İngiltere, İtalya Millet Meclislerine verilmek üzere İtalya'daki İtalyan Temsilciliğine gönderdi.

Alınan tedbirlerden Eskişehir ve Afyon'daki yabancı birliklerin silahlarının alınması veya bulundukları yerden uzaklaştırılmaları ile Anadolu'da bulunan yabancı subayların tutuklanmaları, işgalcilerin kaba kuvvet gösterisine karşı aynı usulden verilmiş bir cevaptı.

16 Mart günü İstanbul'un işgal güçleri ile yeniden işgal edildiği kritik günlerde, Türk toplumu içinde şaşkın olmayan bir kişi varsa o da Mustafa Kemal Paşa idi. O günlerde genç komutan tipik bir kurmay subay alışkanlığı içinde durum muhakemesini yapmış, düşman imkân ve kabiliyetleri ile kendi hareket tarzlarını tespit etmişti.

"Ben, Millet Meclisinin İstanbul'da saldırıya uğramasını, dağılmasını kesin olarak bekliyordum. Böyle bir durum karşısında başvurulacak önlemi de kararlaştırmıştım. Hazırlığa ve gerekli düzenlemelere de başlanmıştı. Ankara'da toplanmak. İşte bu görevi yaparken, ulusça yanlış anlaşılmaya yol açmamak için, önlem olarak da bir şey düşünmüştüm: Millet Meclisi Başkanlığına seçilmek. Amacım, dağıtılan Milletvekillerini, Millet Meclisi Başkanı niteliği ve yetkisiyle çağırmaktı."

Osmanlı Meclisi Mebusan'ı açıldığı zaman Mustafa Kemal Paşa'nın isteğine uyulmadığını biliyoruz. Bu dönemde yeni bir Enver Paşa yaratma fobisi ve durumu tam olarak kavrama kapasitesinin olmayışı zaman zaman Mustafa Kemal Paşa'yı yalnız bırakıyor, hatta en yakın arkadaşları bile şüpheli tavırlar içine giriyorlardı.

İstanbul'un işgali üzerine Mustafa Kemal Paşa derhal harekete geçti. Olayı protesto ettikten sonra ülkeye bir bildiri yayınladı. "Bu konudaki kararımızı ve bu kararın nasıl uygulandığını gösteren bir bildiriyi, 19 Mart 1920'de, yani İstanbul'un işgalinden üç gün sonra yayınladım.. Bu konu üzerinde iki gün kadar komutanlarla makine başında görüşerek düşüncelerini öğrendim. İlk yaptığım karalamada "Kurucu Meclis" terimini kullanmıştım. Amacım da, toplanacak meclise devletin yönetim biçimini değiştirme yetkisi verilmesini ilk anda sağlamak idi. Ama bu terimin kullanılmasındaki amacı gereği gibi açıklayamadığım için, ya da açıklamak istemediğim için, halkın alışkın olmadığı bir terimdir diye, Erzurum ve Sivas'tan uyarıldım. Bunun üzerine "olağanüstü yetkili bir Meclis" demekle yetindim." Kolordu Komutanlarına il ve bağımsız sancaklara gönderilen 12 maddelik bildirinin giriş ve ilk maddeleri konumuzla yakından ilgilidir.

"Devlet başkentinin de İtilaf Devletlerince resmi olarak işgali, yasama, yargılama ve yürütme gücünden meydana gelen ulusal devlet gücünü kırmış ve Millet Meclisi, bu durum karşısında görev yapamayacağını hükümete resmi olarak bildirerek dağılmıştır. Bu duruma göre devlet başkentinin dokunulmazlığını, ulusun bağımsızlığını ve devletin kurtarılmasını sağlayacak bir meclisin Ankara'da toplantıya çağrılması ve dağılmış olan milletvekillerinden Ankara'ya gelebileceklerin de bu meclise katılmaları zorunlu görülmüştür. Bunun için, aşağıda bildirilen yönerge gereğince, seçimlerin yapılmasını iyilik ve yurtseverliğinizden beklerim.

1. Ankara'da olağanüstü yetkili bir meclis, ulusun işlerini yürütmek ve denetlemek üzere toplanacaktır.

2. Bu meclise üye olarak seçilecek kişiler, milletvekilleri ile ilgili yasa hükümlerine uyacaklardır.

3. Seçimde, sancaklar (Sancak İl ile İlçe arası bir idari bölümdür) seçim bölgesi olacaktır.

4. Her sancaktan beş üye seçilecektir…"

İstanbul'un işgali Türk halkı için bir yerde hayırlı bir olay olmuş, durumu anlayan fakat o güne kadar tereddüt geçiren vatanseverler; yurdun her tarafından Ankara'ya doğru akmaya başlamışlardır. Özellikle İstanbul'dan kaçış oldukça zahmetli ve bazen de tehlikelidir. Ancak işgal kuvvetlerine rağmen İstanbul'un gerçek kontrolünü ellerinde bulunduran milliyetçi genç subayların oluşturduğu kuruluşlar, bu kaçışları başarı ile sağlamaktadırlar.Mustafa Kemal bu dönemde "Peygamber'in taktiğini uygulamaktadır"; yani geçmişte düşmanca davranışları da olsa, Ankara'ya tabi olan her kişi güçlerini arttırmakta ve karşı olanların gücünü azaltmaktadır.

Dış güçlerin baskısının yanında iç ayaklanmalar dev boyutlarda sürüp gitmektedir. Bazı yöreler tamamen ters bir direnç içindedir. (Dersim, Malatya, Elazığ, Konya, Diyarbakır ve Trabzon) yörelerindeki iç isyanların bastırılması yanında, seçilen Millet temsilcilerinin sağ salim Ankara'ya ulaştırılmaları sorunu da vardır. Morallerin bozulması, şevk ve heveslerinin kırılması halinde Meclis'in açılaması tehlikeye düşebilir. Bu konuda askerlerin büyük zorluklarla karşılaştıklarını hatırlıyoruz. Gösterdikleri inançlı çabalar Meclis'in ilan edilen zamanda açılmasını sağlamıştır diyebiliriz.

Yeni Meclis'le ilgili en önemli sorunlardan biri asker ve siviller arasındaki görüş farkıdır. Başta İstanbul'daki "Meclisi Mebusan Reisi" ve Anayasa Hukuku Profesörü olan Celalettin Arif Bey olmak üzere sivil aydınlar ve bazı komutanlar konuya bilimsel açıdan yaklaşmakta ve mevcut Anayasa'ya uygun yorumlar yapma arzusu göstermektedirler.Buna karşı Mustafa Kemal ve arkadaşları yeni bir siyasi yapının temelini atmak istemektedirler, ancak bunun için aceleye gerek yoktur.

Türk Ulusu'nun yeni meclisi kararlaştırılan tarih olan 23 Nisan 1920 Cuma günü dini bir törenle açıldı. Milletvekillerinin mazbataları okunduktan sonra yemin ettiler. Toplam olarak 338 mebus olması gerekirken ilk celseye ancak 115 milletvekili katılabilmiştir. En yaşlı mebuslardan Sinop mebusu Şerif Bey kürsüde açış konuşmasını yaptıktan sonra kürsüye gelen Mustafa Kemal Paşa, Mondros Mütarekesinden beri vuku bulan olaylar hakkında bilgi verdi. Meclis Reisliğine Mustafa Kemal Paşa, ikinci Reisliğe de Celalettin Arif Bey ve Reis vekilliğine Abdülhalim Çelebi seçildiler. "Milletvekillerinden 50 tanesi kalpaklı, 41 tanesi fesli, 24 tanesi de sarıklı hoca idi."

Mustafa Kemal Büyük Millet Meclisi'nin açılışı üzerine yaptığı açılış konuşması sırasında Meclis'in statüsü ile ilgili ana ilkeleri de ortaya koydı. Bu ilkeler şunlardır:


1. Hükümet kurmak zorunludur.

2. Geçici kaydıyla da olsa bir hükümet başkanı tanımak veya bir padişah vekili ihdas etmek uygun görülemez.

3. Mecliste beliren milli iradenin vatanın mukadderatına doğrudan doğruya el koymasını kabul etmek temel ilkelerdir.

4. Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme yetkilerini kendinde toplamıştır.


Meclisten seçilecek ve vekil olarak görevlendirilecek bir kurul hükümet işlerine bakar. Meclis başkanı bu kurulun başkanıdır.

Padişah ve Halife, baskı ve zordan kurtulduğu zaman Meclisin düzenleyeceği yasaya uygun olarak durumunu alır.( Mustafa Kemal'in önerisi kabul edilince artık yeni Türk Devleti, bir halk devleti olarak kurulmuş kabul edilebilir.

Dr. M. Galip Baysan
ReaL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla