Tekil Mesaj gösterimi
Eski 26.01.09, 04:30   #1
oneyouu
Ziyaretçi
oneyouu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Konular:
Mesajlar: n/a
Rep Derecesi :
Ruh Halim:
Standart Çağdaş Türk Müziği Opera Sanatçıları

ÇAĞDAŞ TÜRK MÜZİĞİ OPERA SANATÇILARI

Türkiye’de opera sanatının tanınması yolundaki ilk adımlar, gezgin İtalyan opera topluluklarının 19. yüzyılda sarayda verdiği temsillerle başlamıştır. 19. yüzyılın ilk yarısında ülkemizin özgün opera hareketi için uygun bir ortam olduğu pek söylenemez; oysa bu alandaki gelişimin “başlangıcı” sayılabilecek olguları gözden kaçırmamak gerekir.

TARİHÇE

Batı müziğine yakınlık duyan Sultan III. Selim’in, 1797 yılının mayıs ayında; Topkapı Sarayı’nda bir İtalyan opera topluluğunun temsilini izlediği bilinmektedir. Fransız illüzyonist Robert Houdin, anılarından oluşan kitabında bu olguyu doğrulayarak “Torrini” adlı bir italyanın öncülüğünde sarayda temsiller verildiğini belirtmekte, Maxim de Camp ise 18. yüzyılın sonlarında sarayda bu çeşit gösterilerin gerçekleştiğini, hatta İstanbul’un Beyoğlu semtinde halka açık bir operaevinde yılın üç ayında operalar sahnelendiğini “Souvenirs et Paysages d’Orient” adlı kitabında yazmaktadır.

III. Selim’den sonra tahta çıkan ve onun batıcı anlayışını uygulamalarıyla geliştiren Sultan II. Mahmut, çoksesli müziğe duyduğu ilgiden ötürü, opera sanatına da yakınlık göstermiştir. Sultan Mahmut’un kütüphanesinde yaklaşık 500 tiyatro kitabının bulunması, söz konusu ilginin göstergelerindendir: “Revue de Théatre” dergisinin 1836’da yayınlanan 7. sayısında, bu sahne yapıtlarının 40 kadarının trajedi, 50’sinin dram, 30’unun komedi ve 280 adedinin “vodvil” olduğu belirtilmiştir.

Sultan Mahmut’un “Saray Müzik Yönetmeni” olarak görevlendirdiği Giuseppe Donizetti, İstanbul’a geldiği 17 Eylül 1828 gününden başlayarak hem saray orkestrasının gelişimine önderlik etmiş ve sarayda bir “müzik okulu” niteliğini taşıyan girişimlerle sıkı bir batı müziği eğitimi vermiş, hem de öğrencilerini opera sanatına özedirecek çalışmalar yapmıştır. Bu yıllarda İstanbul’da bulunan İngiliz subayı Adolphe Slade, “Records of Travel in Turkey” adlı kitabında, 1832 yılında saraydaki Türk müzik öğrencilerinin Rossini operalarından bazı sahnelerin provasında bulunduğunu yazmıştır.

Operaya ilişkin ilk kıpırtılar sarayda başlamış olmasıyla birlikte, 19. yüzyılın ilk yarısında İstanbul, Selanik ve İzmir’e gelen İtalyan opera kumpanyalarının halka açık temsiller sunduğu da bilinmektedir. İtalyan tiyatro sanatçısı ve illüzyonist Giovanni Bartolomeo Bosco (1793 – 1863), İstanbul’da 1839 yılında yerleşik bir tiyatro kurmuştur. Sihirbazlık sanatının önde gelen adlarından biri olan Bosco, “Satanas” takma adıyla yayınladığı Fransızca kitabının “Harem’de” başlıklı bölümünde, kurduğu tiyatronun temsillerini de anlatmaktadır.

Daha sonraki yıllarda Bosco’nun tiyatro binasında “Naum Efendi” olarak bilinen ve İstanbul’daki azınlıkların sanatçı bir temsili olan Michael Naum, 26 yıl boyunca temsiller gerçekleştirmiştir. Naum Efendi, kendi adını verdiği tiyatroda, yabancı dillerde temsiller sunmak üzere saraydan imtiyaz almıştır.

Türkiye’de tiyatro, operet ve opera sanatlarının tanınmasında Naum Tiyatrosu’nun önemli payı bulunmaktadır. Onun girişimleri arasında, libretto yazarlarına ve bestecilere operet ve opera siparişleri vermesi vardır.

Naum Tiyatrosu, İtalyanca opera ve “opera buffa” konularının anlaşılması kolaylığını sağlamak üzere, libretto özetlerini Türkçe olarak bastırıp halka dağıtmak gibi küçümsenmeyecek bir “sanat servisi”ni de üstlenmiştir. Bu konu özetlerinin ilki 1842 tarihini taşımaktadır ve Gaetano Donizetti’nin “Belisario” operasına aittir.

Saray içinde sürekli etkinlikler yapılmasına olanak açan salon, 30 locadan oluşuyordu ve yaklaşık 300 kişilikti. Hemen belirtelim ki “İLK TÜRK TİYATRO YAPITI” olarak bilinen Şinasi Efendi’nin “ŞAİR EVLENMESİ”, Dolmabahçe Saray Tiyatrosu’nda sahnelenmek üzere yazarımıza sipariş edilmiştir. Bu saray tiyatrosundan sonra Yıldız Sarayı’nda bir tiyatro salonu açılmıştır. Daha önemlisi, 1850’den sonra saray dışındaki tiyatro binalarının sayısındaki artıştır. Operaevi olarak kullanılan bu salonlar, eski İtalyan operaevlerindeki gibi birkaç kat üzerinde çepeçevre localardan oluşuyordu ve teknik donanımları bakımından Avrupa ülkelerindeki küçük salonlarda bulunan teknolojik olanaklardan geri değildi.

Başka bir önemli nokta, 19. yüzyılın ikinci yarısında “yerli” opera kumpanyalarının sirekli etkinlikler sergilemeye başlamış olmasıdır. Başlıca yerli kumpanyalar arasında, kendisi de besteci olan DİKRAN ÇUHACIYAN’ın (1836 – 1898) adı başta gelir. Ayrıca “Güllü Agop”, “Küçük İsmail”, ve “Manıkyan” kumpanyaları da bu dönem İstanbul’un sahne sanatları etkinliklerinde rol oynamıştır.

Batılı anlamda ve akademik planda opera hareketi cumhuriyetimizin kuruluşuyla başlamıştır. Çoksesli müziğin Türkiye’de filizlenmesine öncülük edecek kadroların yetiştirilmesi amacıyla yurtdışı öğrenime gönderilen genç müzikçiler, 1930’lu yıllarda ulusal operamızın ilk ürünlerini vermişlerdir. Sahnelenen ilk Türk opera yapıtı Ahmed Adnan Saygun’un “ÖZSOY”udur. 1934 yılında Ankara Halkevi’nde temsil edilen Özsoy’un kazandığı başarı ivmesiyle hemen birkaç gün sonra “Devlet Müzik ve Temsil Akademisi”nin kuruluş çalışmalarına girişilmiştir.

1936 yılında lurulan Ankara Devlet Konservatuarı’nda “Şan ve Opera Bölümü”nün yönetmenliğine ünlü Alman rejisör Carl Ebert’in getirilmesi, Türkiye’de opera hareketinin batılı anlamda kimlik kazanmasını sağlayan bir dönüm noktası sayılabilir. Genç Türk opera sanatçıları tarafından “Tatbikat Sahnesi”nde Türkçe olarak sahnelenen ilk yapıtlar, Mozart’ın “Bastien ve Bastienne”si ile Puccini’nin “Madam Butterfly”ıdır (1940 – 1941).

Ankara Devlet Konservatuarı’nın Şan-Opera Bölümü ilk mezunlarını 1942 yılında vermiştir. Başlangıçta “Devlet Tiyatroları” kapsamında sürdürülen düzenli opera etkinlikleri, “Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü”nün kuruluşuyla bağımsız bir çatı altında toplanmıştır. Bütün gelişmelerin sonucu olarak Türkiye’de opera sanatı 1940’lı yıllardan başlayarak uluslararası düzeye hızla tırmanmıştır. İlk opera sanatçılarımız arasında, yaşamdan ayrılmış ya da emekli olmuş uluslararası düzeydeki solistlerimiz, çağdaş Türk Operası’nı temellendirmişlerdir

Alıntıdır
  Alıntı ile Cevapla