Tekil Mesaj gösterimi
Eski 27.01.09, 04:04   #1
oneyouu
Ziyaretçi
oneyouu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Konular:
Mesajlar: n/a
Rep Derecesi :
Ruh Halim:
Standart Aziz Nesin'den Markopaşa'da Yayınlanmış İki Öykü

Aziz Nesin'den Markopaşa'da Yayınlanmış İki Öykü



PAMUK PRENSES DOĞURDU

Aziz NESİN*

Büyük Britanya devletinin Türkiye deki büyükelçiliği aracılığıyla aleyhime dava açmasına neden olan yazımın konusu Prenses Elizabet, yazının yayınlandığı tarihte devlet başkanı olmadığından bu davadan beraat etmiştim. Yargılanmamın ilk duruşmasında okunan iddianamede, Ankara’daki İngiliz büyükelçisinin önce Mısır büyükelçisine geldiği, sonra ikisinin birlikte İran büyükelçisine gittiği, daha sonra üçünün birlikte nasıl Türkiye Dışişleri Bakanlığına giderek Bakana şikayette bulunup dava açılmasını istedikleri ayrıntılarıyla anlatılıyordu. Dava konusu olan küçük yazıyı aktarıyorum.

(Ankara radyosunun hırıltı, dırıltı ve gürültüsü arasından güçlükle duyulmuştur) — Üstünde güneş batmayan, ama sömürge insanları batan şahane İngiltere imparatorluğunun nazenin pamuk prensesi Elizabet, Eminönü meydan saati ayarıyla dün gece saat üçü onbirbuçuk dakika, dört saniye geçe doğurmuştur. Kralî yumurcağın haşmetli validesinden dünyaya gelişi sırasında İngiltere İçişleri bakanı dünya kapısında, dışişleri bakanı da dış kapıda nöbet tutuyorlardı. Bu şahane doğum münasebetiyle, yol gitmez, kuş uçmaz, kervan geçmez, doktor bilmez, bakan uğramaz köylerimizde davullar zurnalar çalınacak, ileri gelenlerimizin ve büyüklerimizin etekleri zil çalacaktır.

Prensesle prensin ilk randevularından tam dokuz ay, dokuz gün, dokuz saat, dokuz dakika, dokuz saniye sonra şahane yavrunun dünyaya gelmesi, İngilizlerin ne denli sözlerini tuttuklarını bikez daha dünyaya isbat etmiştir.

Yaşasın yavru kral.

26 Kasım 1948

Markopaşa

Açıklama — Prenses Elizabeth’in aşkı, evlenmesi, sonra da doğurması olayı, bizim radyo, ajans ve gazetelerimizde aylarca o denli ayrıntılarına dek uzun uzun yayınlanmıştı ki, Türk halkını hiç de bu denli ilgilendirmeyen bu olaya basın - yayında bu den geniş yer verilmesini eleştirmek amacıyla bu küçük yazıyı hiç önemsemeden yazmıştım. Bu yazı yüzünden koskoca Büyük Britanya devletinin aleyhime dava açacağı hiç de aklıma gelmemişti.

* (Bütün Kitapları 1, Karacan Yayınları, 01.04.1981, sayfa: 26)

__________________________________________________ ______________________________________


KRALLAR İŞİ AZITTILAR

Aziz NESİN*


İngiltere, İran ve Mısır devlet başkanlarının Türkiye’deki Büyükelçilikleri aracılığıyla aleyhine dava açmalarına ve Iran Şahı ile Mısır Kralına hakaret sayılarak üçer aydan altı ay hapis yatmama neden olan bu yazıyı yazmamın amacı, Türk halkının büyük ekonomik sıkıntılar içinde bulunduğu o günlerde basınımızın sürekli olarak bu üç devlet başkanının evlenmeleri, boşanmaları, çocuk yapmalarıyla uğraşarak kamuyu boş yere oyalamalarını eleştirmekti

Dikkat ettiniz mi, son günlerde krallara ve kraliçelere bir azgınlık geldi. Kimi evleniyor, kimi boşanıyor, kimi çocuk yapıyor.

Bir zamanlar İran Şahı evlenecek oldu; sanki el malıyla gerdeğe biz girecekmişiz gibi, düğün-bayram ettik. Zavallı Türk halkı bir pazar olsun gezmeye çıkamazken İran şahının düğününe en pahalısından hediyeler gönderildi. Düğüne gazeteciler, yazarlar, bölük bölük askerler gönderdik. Sözüm ona biz Cumhuriyetiz de, İran da krallık...

Ne oldu ne bitti bilmeyiz, İran Şahının karısı ve Mısır Kralı’nın da kız kardeşi olan güzel Fevziye’cik, Şah’ın burnunu mu beğenmedi, her ne olduysa, kocasını Tahran sarayında şahlık asası elinde sipsivri bırakıp, ağabeyisi olan Mısır Kralının yanına kaçtı. Şimdi öğrendik ki, boşanmışlar. Biz Cumhuriyetiz, bize bunlardan ne değil mi? Yoo... Bizimkilerde bir ah - vah gazetelerimiz, radyomuz iki gözü iki çeşme kan ağlıyor.

Derken arkadan Kral Faruk da, İran Şahı’nı kıskanmış olacak, karısı Prenses Feride’yi boşamış. Resimlerine bakılırsa, hani Feride de Feride... Nasıl kıydı bilmem. Neden olarak da Feride’nin hep kız doğurduğunu, bitürlü oğlan doğuramadığını ileri sürüyormuş. Bu da gösteriyor ki, kralların gözünde kadın, kuluçka makinesinden başka bir mal değildir. Oysa bizim köyde, kız çocuğunu da, oğlan çocuğunu da yapan hep erkektir.

Kral Faruk geniş bir araziyi, baha biçilmez mücevherleri, pek çok malı Prenses Fevziye’ye bağışlamışmış. Eh kraldır, bağışlar. Bunca malı mülkü kazma sallayıp, ya da kafa patlatıp kazanmadı ya... Bu yeni karısı oğlan doğurursa ne iyi, doğuramazsa hadi o da yallah... Ona da beş-on çiftlik, haydi gelsin yenisi,., Amasya’nın bardağı, biri olmazsa biri daha.. Koca Mısır’da arazi mi yok, çiftlik mi yok, mücevher mi yok, yoksa karı mı yok.. Zavallı Mısır fellahının da Nil bataklıkları içinde çalışıp yaşayacağım diye anası ağlasın; biyandan haşmetli Mısır Kralını, biyandan da ondan daha haşmetli İngiliz imparatorluğunu beslesin dursun.

Biz Cumhuriyetiz, Mısır Kralından bize ne değil mi? Yooo... Baksanıza gazetelerimiz, radyomuz, ajansımız ahvah ediyor. Mısır kralı, Iran şahını kıskanıp karıyı boşadı, Şimdi de ister misiniz, Türkiye Cumhuriyeti Krallığının kralları, prensleri ötekilere özenip de karılarını dehlesinler. 0 zaman görün curcunayı. Çünkü Mısır’da, İrandaki kral bir tane hiç olmazsa oysa bizde şahlar, şahbazlar. krallardan geçilmiyor; şeker kralları, pirinç kralları, zeytinyağı kralları... Hepsi de küçük dağları ben yarattım, büyüklerini de şef yarattı diyor.

Bugünlerde krallar azdı, başlarına bir gelecek var gibi...

26 Kasım 1948

Markopaşa

Not — Gerçekten de başlarına gelecek geldi. Mısır kralı devrildi, ülkesinden kovuldu. İran şahı da devrilip Iran’dan kaçıp kurtulduysa da, sonradan bir yolunu bulup yeniden İran’ın başına geçmeyi becerdi.

***

Not:Büyük Ustamızı saygıyla anıyorum...
  Alıntı ile Cevapla