Konu: Nutuk
Tekil Mesaj gösterimi
Eski 27.01.09, 23:43   #4
Ekin
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30790
Aldığı Teşekkür: 40438
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart




Nutuk1 (4.Bölüm)


ERZURUM KONGRESİ

Efendiler, bildiğiniz gibi, Erzurum Kongresi l919 yılı Temmuz’unun 23’üncü günü, pek gösterişsiz, bir okul salonunda açıldı. İlk günü, beni başkanlığa seçtiler. Kongre üyelerini durum ve bir ölçüde, düşünülenler üzerinde aydınlatmak için yaptığım konuşmada:

Tarih ve olayların sürükleyişiyle, eylemli olarak içine düştüğümüz kanlı ve kara tehlikeleri görmeyecek ve bundan kabarıp coşmayacak hiçbir yurtseverin düşünülemeyeceğini belirttim. Ateşkes Anlaşması hükümlerine aykırı olarak yapılan saldırılardan ve yurda düşmanların girişinden söz açtım.

Tarihin, bir ulusun varlığını ve hakkını hiçbir zaman tanımazlıktan gelemeyeceğini, bunun için de yurdumuzu, ulusumuzu kötüleyici yargıların yüzde yüz değerden düşeceğini söyledim.

Yurt ve ulusun kutsal varlıklarını kurtarma ve koruma konusunda son sözü söyleyecek ve bunun gereğini yaptıracak gücün, bütün yurda bir elektrik ağı gibi yayılmış olan ulusal akımdan doğan yiğitlik ruhu olduğunu söyledim.

İçgücünün artırılmasına yaramak üzere de bütün kıyıma uğramış ulusların ulusal amaçlarına ulaşmak için o günlerdeki çalışmaları üzerine, elde edilen birtakım bilgileri özetledim.

Ve ulusun yazgısında sözünü yürütecek bir ulusal iradenin ancak Anadolu’dan doğabileceğini açıklıkla belirttim ve ulusal iradenin dayanan bir Millet Meclisi meydana getirmesini ve gücünü ulusal iradenin alacak bir hükümetin kurulmasını ilk çalışma ereği olarak gösterdim.


ERZURUM KONGRESİNİN KARARLARI

Efendiler, Erzurum Kongresi 14 gün sürdü. Çalışmasının sonucu, düzenlediği tüzük ve bu tüzüğün içindekileri herkese duyuran bildiridir.

Bu tüzük ve bildiri, o zamanın ve çevrenin gerektirdiği az önemli, göstermelik düşünce ve görüşler çıkarılarak incelenecek olursa elimizde bir takım köklü ve geniş kapsamlı ilkeler ve kararlar kalır.

İzin verirseniz bu ilkeleri ve kararları, benim daha o zaman yalnızca neler saydığımı açıklayayım:

1- Ulusal sınırlar içinde bulunan yurt parçaları bir bütündür; birbirinden ayrılamaz (Bildiri, madde 6; Tüzük, madde 3’ün ayrıntıları; Tüzük ve Bildirinin 1’inci maddeleri okunup incelensin).

2- Ne türlü olursa olsun, yabancıların topraklarımıza girmesine ve işlerimize karışmasına karşı ve Osmanlı Hükümetinin dağılması durumunda ulus, birlikte direnecek ve savunacaktır (Tüzük, madde 2 ve 3; Bildiri, madde 3).

3- Yurdun ve bağımsızlığın korunmasına ve güvenliğinin sağlanmasına İstanbul Hükümetinin gücü yetmezse, amacı gerçekleştirmek için, geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet üyeleri ulusal kongrece seçileceklerdir. Kongre toplanmamışsa bu seçimi Temsilciler Kurulu yapacaktır (Tüzük, madde 4; Bildiri, madde 4).

4- Ulusal gücü etken ve ulusal buyrumu egemen kılmak temel ilkedir (Bildiri, madde 3).

5- Hıristiyan azınlıklara siyasal üstünlük ve toplumsal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez (bildiri, madde 4).

6- Yabancı devletlerin güdümü ve koruyuculuğu kabul olunamaz (Bildiri, madde 7).

7- Millet Meclisinin hemen toplanmasını ve hükümet işlerinin Meclis denetiminde yürütülmesini sağlamak için çalışılacaktır (Bildiri, madde8)

Bu ilke ve kararlar, türlü türlü yorumlanmışsa da, temel nitelikleri hiç değiştirilmeksizin uygulama olanağı bulmuşlardır.

Efendiler, biz Kongrede özetlediğim bu kararları ve bu ilkeleri saptamaya çalışırken Sadrazam Ferit Paşa da ajanslarla birtakım demeçler yayımlıyordu. Bu demeçlere “Sadrazamın ulusu curnal etmesi” dense yeridir. 23 Temmuz 1919 günlü ajansla, dünyaya şunu duyuruyordu: “Anadolu’da karışıklık çıktı. Anayasaya aykırı olarak Millet Meclisi adı altında toplantılar yapılıyor. Bu işlerin sivil ve askeri görevlilerce yasak edilmesi gerekir.”

Buna karşı gereken önlemler alındı ve Millet Meclisinin toplantıya çağırılması istendi.

Ağustosun yedinci günü kongre toplantısını kapatırken, kongre üyelerine:

“Önemli kararlar alındığını ve bütün dünyaya ulusumuzun varlık ve birliğinin gösterildiğini” söyledim ve: “Tarih, bu Kongremizi çok az görülebilen büyük bir yapıt olarak yazacaktır dedim.

Sözlerimin yersiz olmadığını zaman ve olayların tanıtladığı kanısındayım, efendiler.

Erzurum Kongresi, tüzük gereğince, bir temsilciler Kurulu seçmişti.

Dernekler yasasına uyularak verilmesi gereken dilekçe yerine Erzurum Valiliği katına sunulan 24 Ağustos 1919 günlü bildiride Temsilciler Kurulu üyelerinin adları ve kimlikleri şöylece gösterilmişti:

Mustafa Kemal .................Eski Üçüncü Ordu Müfettişi, askerlikten çekilmiş

Rauf Bey ......................... Eski Bahriye Nazırı

Raif Efendi ....................... Eski Erzurum Milletvekili

İzzet Bey ........................ Eski Trabzon Milletvekili

Servet Bey ...................... Eski Trabzon Milletvekili

Şeyh Fevzi Efendi .............. Erzincan’da Nakşi Şeyhi

Bekir Sami Bey .................. Eski Beyrut Valisi

Sadullah Efendi ................. Eski Bitlis Milletvekili

Hacı Musa Bey .................. Mutki Aşiret Başkanı.

Efendiler, yeri gelmişken şunu bilginize sunayım ki bu kişiler hiçbir zaman bir araya gelip birlikte çalışmış değillerdir. Bunlardan İzzet, Servet ve Hacı Musa Beyler ve Sadullah Efendi hiç gelmemişlerdir. Raif ve Şeyh Fevzi Efendiler, Sıvas Kongresine katılmışlar ve ondan sonra biri Erzurum’a, öteki Erzincan’a dönerek bir daha aramıza katılmamışlardır. Rauf Bey ve Sıvas Kongresinde aramıza katılan Bekir Sami Bey, İstanbul’daki Millet Meclisine gidinceye dek, bizimle birlikte bulunmuşlardır.


ERZURUM KONGRESİNDE GÖRÜLEN KARARSIZLIKLAR

Efendiler, söz arasında küçük bir noktaya da dokunmak isterim. Benim, bu Erzurum Kongresine üye olarak girip girmemekliğim düşünülmeye değer görüldüğü gibi, Kongreye katıldıktan sonra da başkan olup olmamaklığım üzerinde duraksayanlar bulunmuştur. Bu duraksayanlardan kimilerinin düşüncelerini iyi niyetlerine ve içtenliklerine yormakla birlikte, başka birtakım kimselerin bu konuda içtenlikten büsbütün uzak olduklarına, tersine kötülük amacı güttüklerine daha o zaman kuşkum kalmamıştı. Örneğin, düşman casusu olup her nasılsa Trabzon ili içinde bir yerden kendini kongreye delege göstertip gelen Ömer Fevzi Bey ve bunun arkadaşları gibi. Bu kişinin hainliği, sonradan Trabzon’daki ve oradan kaçtıktan sonra İstanbul’daki işleri ve eylemleriyle kesin olarak anlaşılmıştır.

Kongrenin bitiminden iki üç gün önce başka bir tartışma da söz konusu olmaya başlamıştı. Kimi yakın arkadaşlarım, benim Temsilciler Kurulu’na girip açık olarak çalışmamı sakıncalı görüyorlardı. Düşünceleri şu noktalarda özetlenebilir: “Ulusal girişim ve çalışmaların bütün anlamıyla ulustan doğduğunu, gerçekten ulusal olduğunu göstermek gerekir. Böyle olursa, girişimler daha güçlenir ve kimsenin kötü yorumuna ve özellikle yabancıların olumsuz düşüncelerine yer kalmaz. Ama, tanınmış ve hele İstanbul Hükümetine ve halifelik ve padişahlığa karşı başkaldıran biri durumuna düşmüş: saldırı noktası olan benim gibi bir adamın, bütün bu ulusal girişimlerin başında bulunduğu görülürse, çalışmaların ulusal amaçlara dayanmaktan çok özel istekleri gerçekleştirmek için olduğu kanısına yol açabilir. Öyleyse, Temsilciler Kurulu üyeleri, illerle bağımsız sancakların seçeceği kişiler olmalıdır. Ancak böylelikle, ulusal bir güç gösterilebilir.”

Bu düşüncelerin ne denli yerinde olup olmadığını araştıracak değilim. Yalnız benim de, bu düşüncelere karşı olan düşüncelerimin dayanak noktalarından bir bölümünü sayayım: Her şeyden önce ben, ne olursa olsun, kongreye katılmalı ve onu yönetmeliydim. Çünkü, zaman geçirmeksizin ulusal iradenin işler duruma getirilmesini ve ulusun kendi başına eylemli ve silahlı olarak önlemler almaya başlamasını sağlamak zorunluğuna inanıyordum. Bu temel ilkeleri benimsetip karara bağlatabilmek için, kongrede yönetici olarak çalışmayı ve üyeleri aydınlatmayı çok gerekli görüyordum. Nitekim öyle oldu. Erzurum Kongresinin, daha önce açıkladığım ilke ve kararını herhangi bir temsilciler kurulunun uygulatabileceğine benim güvenim olmadığını açıkça söylemeliyim. Nitekim zaman ve olaylar beni doğrulamıştır. Bundan başka, daha Amasya’da iken karar verdiğim ve bütün ulusa her türlü araçlarla duyurttuğum Sıvas Genel Kongresinin toplanmasını sağlamak; bütün ulusu ve yurdu tek bir kurulla temsil etmek; sonra, yalnız doğu illerini değil, yurdun bütün parçalarını aynı dikkat ve duyarlıkla savunma ve kurtarma yollarını bulmaya çalışmak gibi işleri, herhangi bir kurulun başarabileceği kanısında olmadığımı açıkça söylemek zorundaydım. Çünkü, bende böyle bir kanı bulunsaydı, işe giriştiğim güne dek, bu konuda uğraşanların çalışma sonuçlarını bekleyerek görevimden çekilmemek yolunu tutardım. Hükümete, Padişah ve Halifeye karşı başkaldırmayı gerekli görmezdim. Tersine, ben de kimi iki yüzlü ve iki yanlılar gibi dış görünüşü pek parlak ve gösterişli olan, o günün ordu müfettişliğini ve Padişah Hazretlerinin yaverliği sanını elden bırakmazdım. Gerçi benim açıkça ortaya atılmamda ve bütün ulusal ve askeri işlerin başına geçmemde, kuşkusuz, sakınca vardı. Ama o sakınca, başarısızlığa uğradığımda herkesten önce ve herkesten çok benim en büyük cezaya çaptırılmamdan başka bir şey olabilir miydi? Oysa, bütün yurdun ve koskoca bir ulusun ölüm kalımı söz konusu olurken “yurtseverim” diyenlerin kendi sonlarını düşünmelerine yer var mıdır?


TUTUKLANMA KARARI

Efendiler, ben, kimi arkadaşlarca ileri sürülen düşünce ve kuruntulara uysaydım, iki bakımdan büyük sakıncalar doğacaktı. Birincisi, düşüncelerimde, kararlarımda ve bütün kişiliğimde yersizlik ve yetersizlik olduğunu açığa vurmak ki bu davranış, benim vicdan buyruğu ile üzerime aldığım görev bakımından düzeltilemeyecek bir yanlış olurdu.

Efendiler, tarih, söz götürmez bir biçimde ortaya koymuştur ki, büyük işlerde başarı için gücü ve yeteneği sarsılmaz bir başkanın varlığı çok gereklidir. Bütün devlet büyüklerinin umutsuzluk ve güçsüzlük içinde, bütün ulusun başarısız olarak karanlıklar içinde kaldığı bir sırada, “yurtseverim” diyen bin bir çeşit kişinin, bin bir türlü davranış ve inanç gösterdiği kargaşalı bir zamanda danışmalarla, birçok saygın ve erkli kişilerin sözlerine uyma zorunluğuna inanmakla; korkusuz, kuşkusuz ve hele sert yürünebilir mi ve en sonunda ulaşılması çok güç olan amaca varılabilir mi? Tarihte böyle ereğe ulaşmış bir topluluk gösterilebilir mi? İkincisi, efendiler, ulus, yurt, siyasa ve ordu yöneticiliğinde hiç bulunmamış ve bu alanda değer belirmemiş ve denenmemiş gelişigüzel kişilerden, örneğin, Erzincan’lı bir Nakşi Şeyhi ve Mutki’li bir aşiret reisi gibi acınacak durumdaki kişilerden de kurulabilecek herhangi bir temsilciler kuruluna, söz konusu durum ve görev bırakılabilir miydi? Bırakıldığında “yurdu ve ulusu kurtaracağız” dediğimiz zaman, ulusu ve kendimizi aldatmış olmak gibi kötü bir yanılgıya düşmeyecek miydik? Bu nitelikte bir kurula, perde arkasından yardım edilebileceği düşünülürse bile bu yöntem, güvenceli sayılabilir miydi?

Bu söylediklerimin, o günlerde değilse bile, artık bugün bütün dünyaca yadsınamayacak gerçeklerden olduğuna hiç kuşku yoktur. Bununla birlikte, ben bu söylediklerimi o günlerden kalma birtakım anılar ve belgelerle burada doğrulamayı, gelecek kuşakların siyasal ve toplumsal eğitimi bakımından ödev sayarım.

Bu dakikaya değin olduğu gibi, buradan sonra da sözünü edeceğim olaylar dolayısıyla, bu yön kendiliğinden aydınlanmaya başlayacaktır.


***

Efendiler, Erzurum Kongresinin bitiminde, Ferit Paşa’dan sonra Harbiye Nazırlığına yeni geldiği anlaşılan bir Nazım Paşa imzasıyla, On Beşinci Kolordu Komutanlığına 30 Temmuz 1919 günlü şöyle bir buyruk geldi:

“Mustafa Kemal Paşa ile Refet Bey’in Hükümet kararlarına ters düşen eylemlerinden ötürü hemen yakalanarak İstanbul’a gönderilmeleri Babıailice uygun görülüp ilgili görevlilere gerekli buyruklar verildiğinden, kolorduca önemle yardım edilmesi ve sonucundan bilgi verilmesi rica olunur.

Bu buyruğa, Kolordu Komutanlığınca gereği gibi yanıt verildi. Bu yanıtı, öteki komutanlara da, olduğu gibi gönderterek dikkatlerini çektirdim.

Kongre bildirisi, yurt içinde her yere ve yabancı devlet temsilcilerine türlü yollarla bildirildi. Tüzük de komutanlara ve başka güvenilir katlara kapalı tel ile bölüm bölüm verilerek bulundukları yerlerde basılıp, çoğaltılmasının ve yayımının sağlanmasına çalışıldı. Bu iş, doğal olarak günlerce sürdü. Bununla ilgili olarak Sıvas’ta Üçüncü Kolordu Komutanı Salahattin Bey’den aldığım, 22 ağustos 1919 günlü bir telde: “Tüzüğün ikinci ve dördüncü maddelerinin yayımını sakıncalı bulduğu, bir kez daha incelenmesi gereği” bildiriliyordu.

İkinci madde-Birlik olarak savunma ve direnme ilkesinin kabul edildiğine:

Dördüncü madde Geçici hükümet kurulabileceğine ilişkin maddelerdir.


KARAKOL CEMİYETİ

Biz, Erzurum’da kongre kararlarının her yerde anlaşılmasını ve birlikte uygulanmasını sağlamaya çalışırken “Karakol Cemiyetinin Teşkilatı Umumiye Nizamnamesi” ve “Karakol Cemiyeti Vezaifi Umumiye Talimatnamesi” diye basılı birtakım kağıtların bütün orduya, komutan, subay, herkese dağıtıldığı bildirildi.

Bu yönetmeliği okuyan bana en yakın komutanlar bile, bu işi benim yaptığımı sanarak iyiden iyiye kuşkuya düşmüşler. Benim, bir yandan kongreler toplayıp açık olarak ulusal ortak çalışmalar yaparken, bir yandan da giz dolu ve korkunç bir komite kurmakla uğraştığı sanısına kapılmışlar. Gerçi, bu işleri ve girişimleri yapanlar İstanbul’da bulunuyorlarmış; ama, her şeyi benim adıma yapmakta imişler.

Karakol Cemiyetinin tüzüğüne göre, genel merkez üyeleri ve sayıları, toplanma yerleri ve nasıl toplandıkları, nasıl seçilip görevlendirildikleri kesin olarak gizli ve saklı tutulur. Bir de, en ufak bir gizi açığa vuran ya da Karakol Cemiyetine tehlike getiren; dahası, tehlike getirici bir kuşku uyandıran, hemen asılır.

Yönetmeliğinde de, “bir ulusal ordu”dan söz ediliyor ve: “Bu ordunun başkomutanı ye genelkurmay başkanı, ordu, kolordu ve tümen komutanları ve kurmayları seçilmiş ve atanmış olup gizli ve saklı tutulur. Bunlar, görevlerini gizli olarak yaparlar.” deniliyor.

Efendiler, hemen komutanları uyardım; bu tüzük ve yönetmelik hükümlerini hiç uygulamamaları gerektiğini ve bu işin kaynağını araştırmakta olduğumu bildirdim.

Sıvas’a varışımdan sonra, oraya gelen Kara Vasıf Bey’den anladım ki, bu işi yapan kendisi ve birtakım arkadaşları imiş.

Kesinlikle böyle bir davranış doğru değildi. Herkesi asmakla korkutarak, bilinmeyen bir merkezin, bilinmeyen bit başkomutanın, bilinmeyen birtakım komutanların buyruklarına uymaya zorlamak çok tehlikeli idi. Gerçekten, orduda görevli herkeste hemen bir korku ve birbirlerine karşı güvensizlik başladı. Örneğin, herhangi bir kolordu komutanının: “Benim komutam altındaki kolordunun acaba saklı ve gizli komutanı kimdir? Bu gizli komutan acaba ne zaman ve nasıl komutanlığı ele alacak ve acaba bana karşı nasıl davranacak” gibi haklı birtakım kuruntulara kapılması beklenilmez değildi.

Sıvas’ta Kara Vasıf Bey’e, gizli merkezin, gizli başkomutanın ve gizli genelkurmay başkanının kimler olduğunu sorduğum zaman: “Hepsi siz ve arkadaşlarımızdır” yanıtını vermişti. Bu, büsbütün beni şaşırtmıştı. Bu karışık, kuşkusuz akla ve mantığa uygun olamazdı. Çünkü, hiç kimse bana böyle bir düzen ve kuruluştan söz açmış ve benden bu iş için izin almış değildi.

Bu derneğin daha sonra, özellikle İstanbul’da, bu ad altında çalışmasını sürdürmeye çabaladığı anlaşıldığına göre, iyi niyetle kurulduğu ve sıkışınca bize vermek zorunda kaldıkları bilgilerin içtenlikli olduğu ileri sürülemez.


FERİT PAŞA’YA ÇEKTİĞİM KAPALI TEL

İstanbul Hükümetini ulusal girişimleri engellemekten caydırmak, başarıyı çabuklaştırmaya ve kolaylaştırmaya yarayacağı için önemliydi. Bu düşünceyle, Ferit Paşa’nın doğal olarak hiçbir başarı sağlamadan hemen hemen onuru kırılmış bir durumda, İstanbul’a dönüşünden yararlanarak, kendisine 16 Ağustos 1919 günü bir kapalı tel gönderdim. Bu telde başlıca şu tümceler vardı:

Son olarak Bay Klemanso (Clemenceau)’nun yüksek kişiliğinize olan ayrıntılı yanıtlarını okuyunca, İstanbul’a nasıl acı ve üzüntü içinde döndüğünüzü çok iyi anlıyorum ve takdir ediyorum.

Devletimizi bölmek ve ortadan kaldırmak düşüncesini bu denli açık ve onur kırıcı olarak gösteren bir yazı karşısında titremeyecek duygulu bir kişi düşünemem. Tanrı’ya binlerce şükürler olsun ki, ulusumuz, ruhundaki yiğitlik dayancıyla tarih boyunca sürüp gelen yaşam ve varlığını ne alınyazısına bırakacak, ne de böyle cellatça yargılara kurban edecektir.

Şimdi iyice inanıyorum ki, yüksek kişiliğiniz de bugünkü genel durumu ve devlet ve ulusun gerçek yararlarını üç ay önceki göz1erle görmüyordur.

Dokuz aydan beri iş başına gelen hükümetlerin, hep birbirinden daha çok güçsüzlüğe uğraması ve en sonunda ne yazık ki, artık felçli bir kerteye düşmesi ulusun yüksek onuru karşısında gerçekten pek üzücü oluyor. Doğrusu şu ki, yurdun ve ulusun yazgısı için içeride ve dışarıda sözü geçer olmak kuşkusuz ulusal iradeye dayanmaya bağlıdır.

Yaşama hakkı ve bağımsızlığı için çalışan ulusun amacındaki temizlik ve içtenliğe karşı İstanbul Hükümeti düşmanca davranma yolu tutuyor. Böyle bir davranış, kuşkusuz büyük üzüntüler doğurur. Ulusu İstanbul Hükümetine karşı istenilmeyen davranışlara sürükleyecek niteliktedir. Çok açık olarak söyleyeyim ki ulus, hertürlü iradesini kullanabilecek güçtedir. Yapacaklarını önleyebilecek hiçbir güç yoktur. İstanbul Hükümetinin giriştiği olumsuzlukları hiçbir yerde, hiçbir kimse yürütemeyecektir. Ulus, çizdiği izlence içinde çok kesin ve belirgin adımlarla ereğine doğru yürümektedir. İstanbul Hükümetinin şimdiye değin olan engelleyici davranışlarının hiçbir yerde hiçbir etki yapmamakta olmasıyla gerçek durumun sizce anlaşıldığı kuşku götürmez.

İngilizlerin gösterdikleri yolda kurtuluş çaresi aramak da yersizdir ve sonunda düşmanlıklığına neden olacaktır. Kaldı ki İngilizler de en sonunda gücün ulusta olduğunu anlayarak hiçbir dayanağı olmayan ve ulus adına hiçbir yere söz veremeyen, verse bile bunu ulusa benimsetemeyecek olan bir hükümetle sonuçlu bir işe girişilemeyeceğine inanmışlardır.

Bütün dilekler şu noktada toplanmıştır: Hükümet, yasal olan ulusal akıma karşı engelleyici tutumunu bırakarak Ulusal Kuvvetlere dayansın ve her türlü girişiminde ulusun isteklerine uysun!

Bunun için de ulusal varlığı ve iradeyi temsil edecek olan Millet Meclisinin en kısa zamanda toplanmasını sağlasın.


SIVAS KONGRESİ HAZIRLIKLARI

Efendiler, Sıvas’ta toplanmasını sağlamaya çalıştığımız Kongreye her yerden delege seçtirmek ve onların Sıvas’a gelmelerini sağlamak için, Almanya’da başlamış olan çalışma ve yazışmalar daha sürüp gidiyordu. Bütün komutanlar ve her yerde birçok yurtseverler, olağanüstü çaba gösteriyorlardı. Fakat yine her yerde olumsuz ve kötüleyici propagandalar ve özellikle İstanbul Hükümetinin engelleyici önlemleri işi güçleştiriyordu.

Kimi yerlerden, hem delege seçmiyorlar, hem de halkın gücünü kıracak ve herkesi umutsuzluğa sürükleyecek yanıtlar veriyorlardı. Örneğin, Yirminci Kolordu Komutanı adına Kurmay Başkanı Ömer Halis Bey’in İstanbul’dan alınan bilgileri kapsayan 9 Ağustos 1919 günlü kapalı telinde şu maddeler ilgi çekici görüldü:

1- İstanbul delege göndermiyor. Orada yapılan işleri uygun görmekle birlikte, atılgan bir duruma girmek istemiyor.

2- İstanbul’dan delege göndermek olanak dışıdır. Gönderilmek istenen kişiler, orada verimli, başarılı iş göreceklerine güvenemediklerinden, boşuna para harcamamak ve yolculuk sıkıntıları çekmemek için yola çıkmıyorlar.

(Bilindiği gibi birtakım kişileri özel mektupla da çağırmıştık.)

Biz, dört bir bucaktan delege seçtirmek ve göndertmekte karşılaşılan güçlükleri yenmeye çalışırken, öte yandan kongre için en güvenilir yer olarak seçtiğimiz Sıvas’ta da bir kaygı ve coşku başladı.

Efendiler, burada sırası gelmişken söyliyeyim ki, ben Sıvas’ı gerçekten her yönden güvenilir saymış olmakla birlikte, daha Amasya’da iken Sıvas’a gelen bütün yollar üzerinde uzaktan ve yakından her türlü askeri önlem ve düzeni aldırmayı da gerekli bulmuştum.

../..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti