Konu: Nutuk
Tekil Mesaj gösterimi
Eski 27.01.09, 23:46   #9
Ekin
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30790
Aldığı Teşekkür: 40438
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart

SIVAS KONGRESİNİ SONUÇSUZ BIRAKMA ÇABALARI

Efendiler, Kongre 11 eylülde sona erdi. 12 eylülde Sıvas halkının da katıldığı bir açık oturum yapılarak söylevler verildi. Kongre görüşmeleri sırasında, önemli olarak Millet Meclisinin tez elden seçilmesi ve toplantı yerinin neresi olmak gerekeceği konularına değinildi. Fakat, şimdi açıklayacağım sorunlar, Kongre görüşmelerini kısa kesmeyi gerektiriyordu. Bu son noktalarla daha sonra Temsilciler Kurulu uğraştı, 9 Eylül 1919 günü toplanmış olan birtakım bilgiler Kongreye şöylece açıklandı: “Eskişehir ve Afyonkarahisar’daki İngiliz kuvvetleri iki katına çıkarıldı. General Miln (Milne) Konya’ya geldi. Konya Valisi Cemal Bey ve Ankara Valisi Muhittin Paşa karşı çıkmakta duraksıyorlar. Yeni Kastamonu Valisi Ali Rıza Bey de Cemal Bey’e benzer bir adammış. Değerli arkadaşlarımın böyle durumlar karşısında sert davranmak isteyeceklerini bildiğimden, çabuk ve sert önlemler alınmasını Fuat Paşa’dan rica etmiştim. Fuat Paşa da Kongrenin kendisine olan güvenine dayanarak Kongre adına gereken bildirim ve girişimlerde bulunmuştur. Bu türlü yürütümün yüce kurulunuzca kabul edilmesini rica ediyor. Fuat Paşa, valileri uyarmak için sert bildirimler yapıyor. Bölgelere üst subaylardan ulusal komutanlar atıyor ve bu komutanlara ulus adına her türlü yetki verilmiştir, diyor” Kongre öneriyi kabul etti. Bundan sonra açıklamalarımı şu yolda sürdürdüm:

“Buraya Galip Bey adında bir vali atanmış, geliyormuş; ama bunun Harput Valisi Ali Galip Bey mi, yoksa Trabzon Valisi Mehmet Galip Bey mi olduğu anlaşılamadı. Fakat, biz başka bir bilgi elde ettik. Bay Novil (Nowil) adında bir İngiliz binbaşı, Bedirhanlılardan Kamuran, Celadet ve Cemil Beylerle birlikte yanında on beş kadar Kürt atlısı ile Malatya’ya gelmiş ve kendilerini Mutasarrıf Bedirhanlı Halil Bey karşılamıştır. Harput Valisi de bir posta hırsızını izliyor görünerek otomobille Malatya’ya gelmiştir. Bu amaçla bunlara Adıyaman’daki birlik de verilmiştir. Amaçlarının, Kürdistan kurmaya söz vererek Kürtleri, işlerimizi bozmaya ve bizi öldürtmeye yöneltmek olduğu anlaşılmış ve karşı önlemlere de başvurulmuştur. Örneğin, valiyi ve ötekilerini tutuklatmak istiyoruz. Malatya Mutasarrıfı da Kürt aşiretlerini Malatya’ya çağırmıştır. Bunun üzerine On Üçüncü Kolordu bölgesinde işe giriştik. Gereken önlemler alınmıştır. Yarın akşam Harput’tan gönderilen bir birlik bozguncu takımını tepeleyecektir. Buradaki kolordu komutanı da gereken önlemleri almıştır. Malatya’ya ve öbür yerlere de gereken buyruklar verilmiştir.”

Efendiler, hemen hemen Sıvas Kongresi’nin bütün toplantı süresince, sinirlere gerginlik verecek nitelikte haberler almaktan geri kalmıyordum. Ancak, aldığım bütün bilgileri olduğu gibi Kongre üyelerine sunmakta yarardan çok sakınca buluyordum. Gördünüz ki, şimdi açıklayacağım üzere, gerçekten tehlikeli sayılabilecek nitelikte olan Ali Galip işinden de söz ederken sakıngan bir dil kullanmayı yeğ tutmuştum. Bence en önemli iş, her türlü güçlüklere ve tehlikelere göğüs gererek Sıvas Kongresi görüşmelerini bir an önce kararlarla bitirmek ve bu kararları yurtta uygulamaya girişmekti. Bu dileğim gerçekleşti. Bütün yurdu kapsayan ulusal örgüt tüzüğünün ve Genel Kongre Bildirisinin hemen basılıp dağıtılması için gereken işler yapıldı. Yalnız, beklenenin üstünde yeni olaylar karşısında kalındığından, Kongre sona ermekle birlikte Kongre üyelerinin, yeni durumlar gelişinceye değin, Sıvas’ta kalmalarını uygun gördüm ve gerekirse daha güçlü bir olağanüstü kongre toplamak için de hazırlıklar yaptım. Ali Galip’in kaçması üzerine Kongre üyelerinin Sıvas’ta alıkonulmasından vazgeçildiği gibi, Ferit Paşa Hükümetinin düşmesi üzerine olağanüstü kongre toplamaya da gereklik görülmedi.


ALİ GALİP OLAYI

Şimdi Efendiler, savaş tarihimizde önemli bir olay olan Ali Galip işi üzerinde izin verirseniz biraz geniş bilgi vereyim:

“Efendiler, daha temmuz başında, Erzurum’da bulunduğum sırada Celadet ve Kamuran Ali adında iki kişinin yabancılarca, pek çok para ile İstanbul’dan Kürdistan’a gönderileceği, bunların türlü yalanlar söyleyerek kafaları karıştırmak ve bize karşı halkı kışkırtmakla görevlendirildikleri ve bir iki gün içinde yola çıktıkları ya da çıkacakları haber alındı. Bu haber üzerine, bunların sessizce gözetlenmeleri ve tutulmaları gereğini 3 Temmuzda Diyarbakır’da On üçüncü Kolordu Komutanına ve ayrıca Kurmay Başkanı olan Halit Bey’e ve Canik Mutasarrıfına bildirdim.

20 Ağustosta, On üçüncü Kolordu Komutanına verdiğim buyrukta, söz konusu kişilerin İstanbul’dan yola çıktıklarını bildirildiğini ve alınacak önlemler arasında özellikle Mardin istasyonunda sıkı bir denetleme yapılmasının uygun olacağını yazdım.

Sıvas Kongresinin ikinci günü, yani 6 Eylülde, “Bedirhanlı ailesinden Celadet ve Kamuran ile Diyarbakırlı Cemil Paşaoğlu Ekrem adlarında üç kişinin, yanlarında eskiden Diyarbakır ilinde bize karşı propaganda yapan bir yabancı subayla birlikte, silahlı Kürtler koruyuculuğundan Elbistan ve Akçadağ üzerinden Malatya’ya geldikleri ve kendilerini mutasarrıf ile belediye başkanının karşıladıkları On Üçüncü Kolordunun yazısından anlaşılıyor.”

On Beşinci Kolordu Komutanı Kazım Kara Bekir Paşanın üçüncü Kolordu Komutanlığına, bununla ilgili olarak gönderdiği 6 Eylül 1919 gün ve 529 sayılı kapalı telinde verilen bilgide: “Yabancı subayın, Türk, Kürt ve Ermeni nüfusunu incelemek üzere İstanbul Hükümetinin izniyle dolaştığını söyledikleri; Malatya’da bulunan süvari alayının, er sayısı az olduğundan, bunları tutuklamaktan çekindiği; bununla birlikte, bunların hemen tutuklanması için İstanbul’a başvurulduğu On üçüncü Kolordudan bildirilmiştir. Bu adamların ne amaçla ve ne görev için nereleri gezecekleri konusundaki bilgisini, Harput Valisinden sordum.” denilmekteydi. Harput Valisi Ali Galip Bey’dir. Bu adamların ne amaçla geldiklerini 3 Temmuzdan beri biliyoruz. Beş on silahlı Kürt’e karşı bir süvari alayının er sayısı az görülmüş, tutuklamaktan çekinilmiş. Asıl insanı şaşırtan şey, bunların tutuklanması için İstanbul’a başvurulmuş olduğu haberidir!

Bu küçük ve önemsiz gibi görünen noktaları; o zamanki durumu görüşte, ilgi çekici düşünce ve anlayış ayrılıklarım gösterdiği için anıyor ve belirtiyorum.

Diyarbakır’daki, On üçüncü Kolordu Komutanının tutumu kuşku verici görüldüğünden, doğrudan doğruya bu kolordunun Kurmay Başkanı üçüncü Kolordu Komutanının imzasıyla 7 Eylül 1919 günü yazılan kişiye özel kapalı telde, Vali Galip, Malatya Mutasarrıfı Halil, Kamuran, Celadet ve Ekrem Beylerle birlikte İngiliz binbaşısının ne yapıp yapıp yakalanmaları ve Sıvasta yollanmaları amacıyla, Elazığ’da bulunan On Beşinci Alay Komutanı İlyas Beytin doğrudan doğruya kendi komutası altında altmış kadar atlı ve katırlı erle en geç 9 Eylülde Harput’tan Malatya’ya doğru yola çıkması için işin ivediliği dolayısıyla doğrudan doğruya buyruk gönderildiği bildirildi ve birliğin çabucak yola çıkmasının sağlanması rica edildi. 8 Eylülde Sıvas’tan da bir otomobil ile birkaç subay gönderileceği bildirildi.

Diyarbakır’dan Kurmay Başkanının bana gönderdiği 18 Eylül 1919 günlü kapalı telde şöyle deniliyordu:

“Yakalama ile ilgili isteği öğrendim. Bu konuda komutan beyin buyruk vereceğini hiç sanmıyorum. Çünkü, askeri niteliklerini çok iyi biliyorum. Benim göndereceğim buyruğu ise, tümüyle yerine getirmekten çekinirler. Bu konuda İstanbul’la yazışma yapmaktayız. Bu durum karşısında gerekenin yapılması yüksek kararınıza bağlıdır; Şifre kaleminin 357 sayısıyla sunulmuştur.”

On Üçüncü Kolordu Kurmay Başkanı

Halit

Elazığ’daki AIay Komutanı İlyas Bey’den üçüncü Kolordu Komutanının buyruğuna karşılık olarak gelen 8 Eylül günlü telde de: “Kolordudan aldığım buyruk üzerine yola çıkmam geri bırakıldı. Kolordunun oluru buradan ayrılmam uygun olmayacağından yola buyruğunun kolordudan”

Halit Bey’e hemen verdiğim yanıt şuydu:

7/8 Eylül 1919

Bilinen kişilerin kötülükleri belli olmuştur. İstanbul Hükümeti... bu kötülükte ortaktır. Oradan buyruk beklemek düşmana sallamaktır. Bu konudaki bildirimleri, hiç de buyruk vermek, vakit geçirmemek duraksayacak görüyorsanız, bizim Elazığ ve Malatya’daki komutanlarına gönderdiğimiz buyrukların yerine getirilmesini bildiriniz. Gerçekten gerekiyorsa, komutayı uygun gördüğünüz komutanlarından ele alsın. Yavaşlık zamanı geçmiştir. İşin yapıldığını bildiren karşılık telinizi bekliyoruz kardeşim.

Mustafa Kemal

Alay Komutam İlyas Bey’e de, o gün buyruğu verdim: “Bilinen kişilerin hainliği belli olmuştur. İstanbul’daki Hükümet de bunların hayranlığına taktır. Kolordunuz komutanı belki bu konuda ne yapılacağını yazı ile sorar ve karşılık alamaz. Bunun için işin yürütülmesini ve sonlandırılmasını sizden beklerim. Vereceğiniz yanıtı bekliyorum efendim. Malatya’daki işleri bitirdikten sonra gerekirse, Sıvas’ta bize katılırsınız.

Mustafa Kemal “Kapalı tel dışındaki imza da üçüncü Kolordu Kurmay Başkam Zeki Bey’indi. Malatya’da bulunan On İkinci Süvari Alayı komutanını da 1 Eylül gecesi, kendim telgraf başına çağırmıştım ve görüşmekteydim. Alay Komutanı Cemal Bey’den durumunu ve kuvvetini sorup öğrendim. Gelenlerin yanlarında bulunan silahlı Kürtlerin “On beş yirmi kişi kadar” olduğunu ve alayın da merkezde” ancak o kadar bulunduğunu söyledi. Ben kuvveti yeterli gördüm. Topçu alayının yalnız subayları bile yetebilirdi ve ruhsal durumu anlamak istiyordum.

Bunun üzerine telgraf konuşması şöyle oldu:

Ben, “Vali Galip Bey ve İngiliz Binbaşısı ile Kamuran, Celadet ve Ekrem Beylerin hep bir düzenle bu gece yakalanmaları gereklidir. Durumunuz bunu yapmaya elverişli midir? Size buradan ve Harput’tan yardım yetiştirilecektir”.

Cemal Bey, “Valiyi de birlikte mi?”

Ben, “Özellikle, evet”.

Cemal Bey, “Bildirdiğim gibi, durum ve kuvvetim buna elverişli değildir. Kamuran Celadet ve Ekrem Beylerin yakalanmaları konusunda On üçüncü Kolordu Komutanıyla yazışmalar yapıldı. Sonunda, durumun inceliği dolayısıyla, şimdilik yakalanmalarının uygun olmayacağını bildirir buyruk da gelmiştir.” dedi.

Artık bu kişinin daha çok üstüne varılamazdı. “Kendilerine sezdirmeksizin sıkıca göz altında bulundurunuz. Kolordunuzdan buyruk gelecektir. Giderlerse, ne yana ve ne gibi araçla gittiklerini hemen bildiriniz.” yönergesini vermekle yetindim.

8 Eylül günü Cemal Bey’den kapalı tel ile “bilinen kişilerin şimdi gene orada olup olmadıklarını ve gözetlemeye ne ölçüde güvenilebileceğini” sordum ve kendisine “günde iki kez rapor vermesini” buyurdum...

Halit Bey’e yazdığım tele ertesi gün (8 Eylül 1919) aldığım karşılıkta, Elazığ Alay Komutam İlyas Bey’e buyruk verildiği ve bu buyruğun örneği bildiriliyordu.

Kolordu Komutanı Cevdet Bey de, İlyas Bey’in katıra bindirilmiş 52 er ve iki ağır makineli tüfekle, 9 Eylül sabahı yola çıktığım ve 10 Eylül akşamı Malatya’da bulunacağım bildirdi. 9 Eylül günlü plan bu kapalı telinde “karşı akımlarla dolu olan bir çevrede daha çok iş yapmamakta kendisini özürlü saymamı” da bildiriyordu.

9 Eylülde, İlyas Bey’in birliğinden başka, Aziziye’den iki süvari bölüğü, Siverek’ten Malatya’daki alaya bağlı bir bölük de Malatya ‘ya gönderildi.

Vali Ali Galip’in ve Bedirhanlılarla Cemil Paşaoğlu’nun yaptığı propagandanın etkisini ortadan kaldırmak için Elazığ ve Dersim dolayları ile ilgisi olduğunu bildiğim ve o sırada Kemah’ta bulunan Halit Bey’e (eski milletvekili) 9 Eylülde, Elazığ’a gitmesini ve Haydar Bey’le bağlantı kurmasını yazdım. Ayın sonuna doğru oraya vardı.

Van Valisi bulunan Haydar Bey de Elazığ Valiliği görevini almak üzere Erzurum’dan gönderilmişti. Haydar Bey, On Beşinci Kolorduyu bağlı olup Mamahatun’da bulunan bir süvari alayı ile de bağlantı kurarak, gerektiğinde bu alayı Malatya’ya doğru yola çıkaracaktı.

Otomobil ile birkaç subayın Malatya ‘ya gönderileceğini de yazmıştım.

Gerçekten, arkadaşlarımızdan Recep Zühtü Bey, “Üçüncü Kolordu Yaveri” takma sanıyla ve benden aldığı özel yönerge ile, yanına başka birtakım kimseler alarak otomobille Malatya’ya gitmek üzere, 9 Eylülde yola çıktı. Ne yazık ki, bindiği otomobil, yolları bozuk ve çamurlu olmasından Kangal’da kırılmış ve tam zamanında Malatya’ya yetişememişti. Kangal’dan sonra, kimi zaman araba ve kimi zaman hayvanla gece gündüz yol alarak Sıvas’tan çıkışının dördüncü günü öğleden sonra Malatya’ya ulaşabilmişti. Recep Zühtü Bey’in verdiği raporlar, durumun aydınlanmasına çok yardım etmişti.

Efendiler, 10 eylül günü geç vakit şu teli aldık:

Kişiye özeldir.

Hiç durmayacaktır.

Malatya, 10.9.191
Sıvas’ta On Üçüncü Kolordu Komutanlığı

Mustafa Kemal paşa Hazretlerindedir:

1- 10.9.1919 saat 2 sonrada kötü bir olayla karşılaşmadan Malatya’ya ulaşılmıştır.

2- Bilinen kişilerin hepsinin, ne yazık ki, Kahta’ya doğru kaçtıkları; ayrıntıların sonra bildirileceği, bilgilerinize sunulur.

15’inci Alay Komutanı

İlyas

Aynı günde ve fakat, İlyas Bey’in telinden sonra da şu teli alıyoruz:

Çok ivedidir.

Mayıs 10.9.1919
Sıvas’ta Üçüncü Kolordu Komutanlığına.

Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine:

1- Harput Valisi ile Malatya Mutasarrıfı, İngiliz Binbaşısı ve yardakçıları sizce bilinen kişiler, On Beşinci Alayın Elazığ’dan yola çıktığı ve kendilerinin yakalanacaklarını haber alır almaz, bugün sabah erkenden kaçmışlardır. Bunların Kahta’daki Bedir Ağa’nın yanına gittikleri ve oradan sağlayacakları Kürtlerle burayı basmaya gelecekleri söylenmektedir.

2- Bunlar ve Bedir Ağa aşireti, kötülüğe yeltenirlerse kovuşturma yapılması için Kolordudan buyruk alınmıştır; izlenmektedirler ve sonuç ayrıca bildirilecektir.

3- On Beşinci Alay Komutanının, buyruğu altındaki kuvvetle bugün 2 saat sonradan Malatya’ya geldikleri bilgilerinize sunulur.

12’nci Süvari Alayı Komutanı

Binbaşı Cemal

İkisi bir günde yazılmış olan bu teller, yan yana getirilerek incelenirse ilgi çekici birtakım noktaların göze çarpmamasına olanak yoktur.

Süvari Alayı Komutanı Cemal Bey, bizden aldığı yönergeye uyarak bilinen kişileri sıkı ve güvenli bir biçimde göz altında bulunduracak ve günde iki kez rapor verecekti.

Adı geçen kişiler 10 Eylül günü sabah erkenden kaçtıkları halde Cemal Bey bu bilgiyi, ancak İlyas Bey birliğinin varışından ve İlyas Bey’in raporundan sonra gönderiyor. Cemal Bey, kaçanların, İlyas Bey birliğinin Elazığ’dan yola çıkışını haber aldıklarını bildiriyor. Oysa telgrafhane, Cemal Bey’in gözetimi altında idi.

Sonra, kaçakların, Kürtleri toplayıp Malatya’yı basacaklarının söylendiğini de ekliyor. Bu noktalar süvari alayı komutanı üzerine kuşkuları çekmeyecek gibi değildir.

Sonradan alınan bilgilerden anlaşıldı ki, Ali Galip ve arkadaşlarına 9 Eylül akşamı haber verilmiştir. Ali Galip geceyi hükümet konağında uykusuz geçirmiştir. 10 Eylülde yanlarında birkaç jandarma ve silahlı Kürtle birlikte, hükümet konağında toplanıyorlar; sandık emininin odasına giriyorlar; sandığı açıyorlar; birlikte alıp götürmek üzere altı bin lira sayıp bir yana koyuyorlar ve sandığa koymak üzere şu senedi yazıyorlar:

“Mustafa Kemal Paşa ve yardakçılarının tepelenmesi giderlerine karşılık olmak üzere ilgili buyruğa uyularak altı bin lira alınmıştır. 10 Eylül 1919: Halil Rahmi, Ali Galip.”

İlyas Bey birliğinin Malatya’ya yaklaşmakta olduğunun anlaşıldığı bir sırada süvari alayı komutanı, subaylara Mutasarrıfın evini hedef gösteriyor. Mutasarrıfın evini sarıyorlar, telefon tellerini kesiyorlar ve evi basıyorlar. Bu işin başladığını sezinleyen Halil Bey’in eşi, hükümet konağına haber veriyor” Hükümette para almakla uğraşan Vali, Mutasarrıf ve arkadaşları durumu öğrenir öğrenmez korku ve şaşkınlıkla her şeyi unutup ayırdıkları parayı ve yazdıkları senedi olduğu gibi bırakıyorlar ve adamlarıyla birlikte hazır bulunan atlarına binerek hemen kaçıyorlar.

Süvari alayı komutanı ve topçu alayı komutanının, Valinin geceyi hükümet konağında geçirmekte olduğunu bilmedikleri kabul edilemez. Mutasarrıftan çok, Valinin önemli olduğu da besbelliydi. Öyle ise, bu kişilerin kaçmasına göz yumulduğu kesin bir gerçektir. En zayıf yoruma göre: Bilinen kişilerin yanlarındaki beş on silahlı jandarma ve Kürt ile çarpışmadan büyük kötülük doğabileceği kuruntusu Malatya’dakileri dolaylı önlem almağa sürüklemiş ve adı geçen kişileri ürküterek kaçırmayı yeğletmiştir, denilebilir.

10 Eylülde İlyas Bey’e verdiğim yönergede başlıca belirttiğim noktalar:

1- Kaçakların ivedilikle yakalanmaları;

2- Kürtlük akımına kesinlikle elverişli alan bırakılmaması.

3- Malatya’da mutasarrıflık görevini Jandarma Komutanı Tevfik Bey’in üstüne alması; uygun görülecek namuslu ve yurtsever bir kişinin de Harput’ta valilik görevine hemen başlaması;

4- Malatya ve Harput’taki hükümet kuvvetleri eksiksiz ele alınarak ulusa ve yurda karşı hiçbir davranışa meydan verilmemesi;

5- Kaçaklara uyanların acımadan ve aman vermeden yok edileceğinin duyurulması ve namuslu halka gerçeğin bildirilmesi;

6- Ulusal varlığımızı tehlikeye sokacak olan yabancı askerlere de karşı konulacağının göz önünde bulundurulması gibi önlemlerin ve başka bir şey değildi.

Efendiler, kaçakların o dolaylardaki aşiretlerden birtakım Kürtleri toplayabileceklerini ve Maraş’ta bulunan yabancı kuvvetlerden bile yararlanabileceklerini yüzde yüz olacakmış gibi kabul etmek gerekiyordu. Onun için, alınmış olan düzeni pekiştirmek ve bu işe ayrılmış olan birlikleri artırmak gerekiyordu. Bu amaçla Sıvas’tan, katıra bindirilmiş bir birlik daha 9 Eylül akşamı Malatya’ya gönderildiği gibi üçüncü Kolordu da elden geldiğince, birliklerini güneye indirecek; On üçüncü Kolordu, izleme işini sağlayacak ve hainlere kıpırdayacak elverişli bir durum yaratmamak için en geniş ölçüde etki yapmak gerekli olduğundan, Mamahatun’daki süvari alayı da Harput’a doğru gönderilecekti. Bu konuda Üçüncü, On Üçüncü ve On Beşinci Kolordu Komutanlarına gereği gibi bildirimler yapıldı ve dileklerde bulunuldu.

Efendiler, verdiğimiz yönergelere göre kaçakları izletirken, bir yandan da, elimize geçen birtakım belgeleri gözden geçirelim. Bu belgelerin, olayı ve Ali Galip’in girişimini, İstanbul Hükümetinin kötülüklerini her türlü açıklamadan daha iyi belirteceğini sandığımdan, olduğu gibi okunması gereksiz görülmez düşüncesindeyim.

İlkin, Dahiliye Nazırı Adil Bey’le Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşa’nın birlikte imzalayarak Elazığ Valisi Ali Galip Bey’e gönderdikleri 3 Eylül 1919 günlü yönergeyi okuyalım.

Bundan sonra, Dahiliye Nazırının, gönderilecek kuvvet ve harcanacak para tutarı ile ilgili olarak İstanbul’dan çektiği teli görürüz:


../..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti