Konu: Nutuk
Tekil Mesaj gösterimi
Eski 27.01.09, 23:49   #15
Ekin
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30790
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart




Nutuk1 (8.Bölüm)


KASTAMONU’DA İSTANBUL’A KARŞI EYLEME GEÇİYOR

Ferit Bey, Vali Vekili; Albay Osman Bey, Kastamonu ve dolayları Komutanı olarak çalışmaya başladıktan bir iki gün sonra, kendilerini yeniden telgraf başına çağırarak bilgi istemiştim.

İstanbul’da gereken yerlere, istenildiği gibi, halkın imzası altında teller yazıldığı ve bütün illere ve sancaklara da bu tellerin gönderildiği bildirilmekle birlikte birtakım sorular da soruluyordu. Bu arada: “Halk diyormuş ki:

1- Başka illerin kamuoyu, bizimle birlik değiller midir?

2- Bu olağandışı durum ne güne dek sürecektir?

3- Hükümetin direnmesine karşı ne gibi önlem alındı? Bizi aydınlatmak iyiliğinde bulununuz Paşam.” diyordu.

Halktan geliyormuşçasına sorulan bu soruları Vali Vekili ve Komutan Beylerin de kafalarında yer etmekte olduğunu düşünmek, ona göre yanıt vermek yorulmaya değerdi. Bundan dolayı saatlerce Sıvas-Kastamonu telini tutan uzun bilgi verildi ve açıklamalar yapıldı. Bu açıklamaları şöylece özetleyebilirim:

1- Ulusal tepki, yurdun her köşesinde bütün sertlikle ve coşkunlukla vardır. Bütün illerin en ufak köylerine değin ha1k ve en ufak birliğine değin bütün ordularımız baştan aşağı tetikte ve tam birlik olarak, kendilerine bildirilen kararları uygulamakta, ve yürütmektedirler.

Halkın ikinci ve üçüncü sorusuna karşılık olmak üzere de:

2- Ne zaman ki Kastamonu halkı, bu durumu olağandışı bulup kaygıya düşmekten kurtulacak ve amacımızı gerçekleştirinceye dek dayanmakta kararsızlık belirtisi göstermeyecektir; işte o zaman bu olağandışı durum kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Hükümetin direnmesi olağandır. Buna karşı başka önleme kalkışmadan önce, ilk önlemimizi gereği gibi ve her yerde kesinlikle uygulama yollarını düşünelim. Örneğin: Bolu durumu üzerine ne yapılmıştır? Bolu kesimine dek bütün yerlerin İstanbul’a, resmi haberleşmesinin kesildiğine güvenebilir miyiz? Bununla ilgili olarak beklediğimiz bilgi daha gelmedi. İşte bu dediğim önlem, İstanbul’a değin yayılabilirse hükümetin direnme gücü kalmayacağını sanırım. Ama bundan sonra da gene çok bilisizce ve çok bönce bir direnmeyi sürdürmek isterlerse kuşkusuz daha etkili önlemler uygulanabilir.

Bundan sonra Vali ve Komutanın verdiği bilgilerden şunlar anlaşıldı: İnebolu’dan İstanbul’a geri gönderilen yeni vali, Zonguldak’ta Dahiliye Nazırından şöyle bir buyruk almış:

“Bolu ve çevresi açıktır. Zonguldak’a çıkınız, ilin gereken yerleriyle haberleşiniz ve son buyruğa değin orada bekleyiniz.” Gerçekten yeni vali, Zonguldak’ta kalmış ve şuna buna gözdağı vermeye başlamış. Ferit ve Osman Beyler, Zonguldak Mutasarrıfına yeni valiyi tutuklayıp, karadan Kastamonu’ya gönderilmesini buyurmuşlar; Mutasarrıf bunu yapmamış. Bununla birlikte, bu girişimi öğrenen yeni vali, orada barınamayarak İstanbul’a dönmüş.


ALİ FUAT PAŞA BATI ANADOLU ULUSAL KUVVETLER KOMUTANI

Sırası gelince bildirmiştim ki Yirminci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa, Kongre adına birtakım karar1ar ve düzenlemeler almıştı. Ali Fuat Paşa’ya Kongrece “Batı Anadolu Ulusal Kuvvetler Komutanı” diye bir san verildi. Paşa, Eskişehir ve dolaylarını ulusal bir bölge sayıp komutanlığına Süvari Yarbayı Atıf Bey’i; Afyonkarahisar dolaylarını da ulusal bir bölge sayıp komutanlığına Yirmi üçüncü Tümen Komutanı Ömer Lütfi Bey’i atamıştı. Bu tümen ile Anadolu’ya geldiğimizin daha ilk günlerinde ilişki kurulduğunu ve ilgilenildiğini o günlerle ilgili konuşmalarım sırasında söylemiştim. İstanbul Hükümeti Fuat Paşa’nın yerine Hamdi Paşayı atamış ve göndermişti. Hamdi Paşa Eskişehir’e dek geldi. Orada kendisine 16 Eylülde İstanbul’a dönmesi gerektiği bildirildi.

İngilizler, Eskişehir Bölgesi Ulusal Kuvvetler Komutanı olan Atıf Bey’i tutuklayıp İstanbul’a gönderdiler. Ulusal Kuvvetler Komutanı olan bir kişinin kendini kolaylıkla düşman eline düşürmeyecek önlemleri almış olması gerekirdi. Bu konudaki aymazlık ve önlemsizlik, kendisini kurtarmak için uzun süre üst üste girişmişlerde bulunmamızı gerektirdi. Bilirsiniz, o sırada Eskişehir’de İngiliz birlikleri vardı. Fuat Paşa, toplayabildiği Ulusal Kuvvetlerle birlikte Eskişehir’e yakın Cemşit denilen yere gitmişti. Eskişehir’i uzaktan sardı. Eskişehir’de bulunan İtilaf Kuvvetleri Komutanı General Salli Kleyd’in (Sally Clade) Fuat Paşa’ya gönderdiği bir mektupta kullanılan deyimler ve Ulusal Kuvvetlerimizi niteleyişi; komutanlarımızın ve Ulusal Kuvvetlerimizin yüksek şeref ve onurlarına karşı bir saldırı sayıldığından ve adı geçen Generalin hak ve yetkisi dışında görüldüğünden, bu konu üzerine İstanbul’da bulunan İtilaf devletleri siyasal temsilcilerinin bir andırı ile dikkatleri çekilmişti. 25 Eylül 1919 günü General Salli Kleyd’in Fuat Paşa’nın yanına gönderdiği bir kurul ki bir kurmay binbaşı ile Eskişehir’deki İngiliz Kontrol Subayından oluşuyordu İngilizlerin içişlerimize ve ulusal ayaklanmamıza hiç karışmayacaklarına söz verdi. Bu sıralarda İngilizler, Merzifon’da bulunan kuvvetlerinin geriye alınmasına memnun olup olmayacağımızı sormuşlardı. Doğal olarak pek memnun olacağımızı bildirmiştik. Gerçekten oradaki kuvvetlerini bütün ağırlıkları ile birlikte, önce Samsun’a çektiler. Sonra oradan da İstanbul’a götürdüler. Eskişehir’de üstünlük sağladıktan sonra, Fuat Paşa’yı Bilecik ve Bursa dolaylarına göndermeyi düşünüyorduk.


KONYA VALİSİ CEMAL BEY İSTANBUL’A KAÇIYOR,KONYA HALKI DA İSTANBUL’U TANIMIYOR

Efendiler, Konya’da vali bulunan Cemal Bey, Ferit Paşa Hükümetinin İstanbul’da önemli bir dayanak noktası durumuna girdi. Konya’da Ordu Müfettişi olan Cemal Paşa’nın İstanbul’a gidip geri gelememesi, orada bulunan Kolordu Komutanı Salâhattin Bey’in kararsız davranışları ve sonunda habersiz İstanbul’a çekilip gitmesi, Konya ve dolaylarını vali Cemal Bey’in hükmü altında bırakmıştı. Oraya, amacı yakından anlamış bir kişinin gönderilmesi gerekiyordu. Sıvas’ta yanımızda bulunan Refet Bey’in gönderilmesi uygun görüldü. Refet Bey yola çıktı. Konya’da, Temsilciler Kurulunca gönderilen bir komutanın gelmekte olduğu haber alınınca yurtsever kişiler canlanmış; öte yandan da Vali Cemal Bey cezaevinde ne kadar kanlı katil, ne kadar tutuklu varsa hepsini çıkarıp silahlandırmış, ve kendisine bir kuvvet yapmak istemişti. Konya’nın sayın halkı, bu alçakça davranışa karşı ayaklanarak, yurtseverlik gerektirdiği işi yapmaya karar vermiş ve bunu sezen Cemal Bey, 26 Eylülde İstanbul’a kaçmıştır. Halk, Belediye dairesinde toplanarak Hoca Vehbi Efendi’yi vali vekilliğine getirmişti.


REFET BEYİN YERİNDE OLMAYAN BİR TAKIM ÖNERİLERİ

Efendiler, ilgi çekici bir noktadır; şimdi anımsadım yüce kurulumuza sunmadan geçemeyeceğim.Sıvas Konya yolu üzerinde bir telgraf merkezinden, Refet Bey’den özel bir tel aldım. Refet Bey bunda, Konya ve dolaylarında başarı sağlamak için kendisine İkinci Ordu Müfettişliği san ve yetkisinin verilmesi gerekli olduğunu bildiriyordu. Refet Bey uzun bir süre sonra, Ankara’da bulunduğum sırada, Bolu ve dolaylarında baş kaldıranların tepelenmesi için görevlendirildiği zaman da oradan bir kapalı tel ile, halk üzerinde önemli etkisi olacağından söz açarak, kendisinin generalliğe yükseltilmesini benden istemişti. O zamanlar Refet Bey’in gerek birinci ve gerek ikinci isteklerini yerine getirecek resmi görev ve yetkide bulunmadığımı açıklamaya gereklik yoktu. Özellikle bunu Refet Bey’in pek iyi bilmiş olması kuşku götürür müydü?

Refet Bey, bu isteklerini yerine getirmek için, benim İstanbul Hükümeti katında aracılık etmemi anlatmak istiyordu da denilemezdi. Çünkü, dünyaca biliniyordu ki ben, Ordu Müfettişliğinde ve askerlikten çekilmiş olduktan başka, Padişah ve İstanbul Hükümetince kovulmuştum ve benim için ölüm buyruğu çıkarılmış idi. Çalışmalarım, bir kongrenin seçtiği kurulu içinde, Temsilciler Kurulu içinde, onun adına oluyordu. Ulusal çalışmalarda bulunmak ve özellikle bu konuda başarılı olmak için resmi san ve yetki gerekli ise, aslında o, benim kendimde yoktu. Başarı sağlamak için, içinde bulunduğum durum, ve koşulların ne olduğu anlaşıldıktan sonra, benden resmi yöntemlere göre san ve yetki aramanın yeri olmayacağını söz götürmezdi. Kuşkusuz Refet Bey’i Konya’ya görevli olarak gönderirken biz kendisine, amaca uygun olarak her türlü iş ve davranış için tam ve geniş yetki vermiştik. Bunun kullanılması ve uygulanması, onun yeteneğine ve gücüne bağlı idi.

Efendiler, her bucağı, çalışmaya ve ulusal örgütler kurmaya, yöneltmek için uğraşırken İstanbul Hükümetinin isteklerine hizmet eden kimi sivil örgütlerin baş yöneticilerinin sözde ruhsal gözdağı veren telyazıları da alıyorduk. Örneğin, Urfa Mutasarrıfı Ali Rıza adında biri, yaptıklarımızın İtilaf devletlerine saldırı sayıldığını ve bu yüzden bütün Osmanlı ülkesine İtilaf devletleri askerlerinin gireceğini, böylelikle Türk Hükümetine son verileceğini, ilgililerle görüşerek öğrendiğini bildiriyor ve İstanbul hükümeti ile anlaşmamızı öneriyordu. Bu telin Mutasarrıfa yabancılarca yazdırıldığına kuşku yoktu. Buna, doğal olarak gereği gibi karşılık verildi.


GENERAL HARBORD KURULU VE GENERALE VERDİĞİM YANIT

Efendiler, anımsarsınız, yurdumuzda ve Kafkasya’da inceleme yapmak üzere Amerika Hükümeti General Harbord’un başkanlığı altında bir kurul göndermişti. Bu kurul Sıvas’a geldi. 22 Eylül 1919 günü General Harbord ile uzun uzadıya görüşmelerde bulunduk. Generale, ulusal eylemlerin amacı ve ereği; ulusal örgüt ve birliğin ortaya çıkış nedeni; Müslüman olmayan azınlıklara karşı olan duygu; yabancıların yurdumuzdaki yıkıcı propagandaları ve işleri üzerine geniş ve kanıtlı açıklamada bulundum. Generalin birtakım beklenmedik sorularıyla karşılaştım. Örneğin: “Ulus, düşünülebilen her türlü girişim ve özveride bulunduktan sonra da başarı elde edilemezse ne yapacaksın?” Verdiğin yanıtta yanlış anımsamıyorsam demiştim ki:

Bir ulus varlığını ve bağımsızlığını korumak için düşünülebilen girişim ve özveriyi yaptıktan sonra başarır. Ya başarmazsa demek, o ulusu ölmüş saymak demektir. Öyle ise, ulus yaşadıkça ve özverili girişimlerini sürdürdükçe başarısızlık söz konusu olamaz.

Generalin sorduğu sorudan asıl amacın ne olabileceğini araştırmak istemedim. Ama, verdiğim yanıtı onun beğendiğini bugün yeri gelmişken söylemek isterim.


ABDÜLKERİM PAŞA’NIN ARACILIĞI

Efendiler, Eylülün 25’inci günü akşamı, Ankara’da bulunan Yirminci Kolordu Komutan Vekili Mahmut Bey’den aldığım bir kapalı telde şun1ar bildiriliyordu: “Bu gece İstanbul telgrafhanesinden Fuat Paşa’yı telgraf başına istediler. Dahiliye Nazırlığının il şifresiyle bir kapalı tel yazdırdılar.” Bunun özeti şöyledir; “Padişahın bildirisindeki bilgince yol göstermelere uymakla yurdu kurtarma işi başarılacaktır. Ulusal eylemler, uygarlık dünyasında iğrenç erekler gibi gösterildi. Hükümetle ulusun ayrılığı, yabancıların işe karışmasına yol açacaktır. Konferans, bizim üzerimize karar verirken bu anlaşmazlık, iyilik ve esenlik belirtisi olmayacaktır. Sonuç olarak, ayaklanmanın yöneticileriyle görüşmek üzere, yüksek kişilerle bildirilecek yerde buluşma, bir oldubitti biçiminde istenmekte ve zamanın darlığından, hemen yanıt beklenmektedir. Karşılıklı olarak, görüşlere saygı gösterileceği, kişiliğe ve şerefe dokunulmayacağı da uzun girişlerle ekleniyor. Teli yazan bu kişi, Kurmay Tuğgenerallerden Abdülkerim Paşa’dır. Bu tele Ticaret ve Ziraat Nazırı Hadi Paşa aracılığı ile ve gene bu şifre ile yanıt beklemektedir. Adı geçenin, bu düzeni ile, görüşme isteğinin bizden geldiğini duyurmak amacını güttüğü anlaşılıyor. Telgraf başında beklemekte olduklarından, bir dakika önce kabul edilip edilmeyeceği ile ne karşılık verileceğinin bildirilmesi saygı ile rica olunur. Ali Fuat Paşa Hazretlerine de yazılmıştır.”

Mahmut Bey’ e o gün saat 7 sonrada makine başında verdiğim telde şunları bildirdim: “Kerim ve Hadi Paşalara, Fuat Paşa’nın Ankara’da bulunmayıp işi olduğunu ama görüşmek istiyor1arsa Sıvas’ta bulunan Temsilciler Kurulu ile ve bu kurul arasında bulunan Mustafa Kemal Paşa ile makine başında diledikleri gibi görüşebileceklerini bildirirsiniz. ‘Onlar görüşmek isteğinde iseler’ diye bildirmeye dikkat etmek gereklidir.”

Mahmut Bey, Kerim Paşa’nın Ankara ‘ya çektiği teli olduğu gibi bize de yazdı. İçindekiler, aşağı yukarı Mahmut Bey’in özetlediği şeylerdi.

Efendiler, İstanbul Hükümeti ile ilgiyi kesişimizin on beşinci günündeyiz. Ulusal karara uymaz bir durum alan kimi yerler de, ister istemez ulusal akıma uymaya zorlandı. İstanbul Hükümetine hizmet eden kimi görevliler ya kaçtılar ya da boyun eğme durumuna getirildiler. İstanbul’a, bütün yurttan, her gün İstanbul Hükümetinin düşürülmesi isteğini bildiren binlerce tel yağdırılmaya başlandı. İtilaf devletlerinin Anadolu’da dolaşan subay ve sivil görevli, ulusal eylemlere karşı yan tutmadıklarını ve “ülkenin içişlerine karışmayız” sözünü her yerde açıktan söylemeye başladılar. Bu durum karşısında artık Padişah ve Ferit Paşa, ulusal eylem yöneticileriyle anlaşmaktan başka çıkar yol kalmadığı, ama herhalde, yerlerini bırakmaksızın bu anlaşma yolunu bulabilecek aracılar araştırmaya başladıkları kanısına varmak yanlış olmaz inancındayım.

Efendiler, adı geçen, rahmetli Abdülkerim Paşa, benim çok eski arkadaşım idi. Çok namuslu, yüksek değerli ve temiz yürekli bir yurtseverdi. Selanik’te ben kolağası, o binbaşı olarak bir arada çalışmış, yıllarca özel arkadaşlık etmiştik. Rahmetlinin durumundan ve sözlerinden bir tarikattan olduğu anlaşılıyordu. Tekkelere devam ettiği de görülmüştür. Ama, herhangi bir şeyhe bağlandığını bilen yoktu. Çünkü kendisini, inançlarında ve dinsel anlayışında ruhsal katlardan “birinci hazret”, büyük hazret” sayardı ve kardeşlik çevresinde bulunanlara: konuştuğu kimsede, kendisince gördüğü yeteneğe göre “hazret”, “kutup” ve daha başka sanlar verirdi. Bana da “kutuplar kutbu” derdi. Şimdi açıklayacağım haberleşmemizde bu sözlere rastlayacağız. Kerim Paşa’nın kendine özgü bir konuşma ve yazma yöntemi vardı. Kerim Paşa, çok açık yürekle ve zamanında kendisine pek çok ün kazandıran yüksek bir dil uzluğu ile görüşür ve öyle yazardı. Kendisinde inandırma niteliği ve gücü olduğu da sanılır ve varsayılırdı. Bizim, Selanik’te bulunduğumuz sıralarda, orada ordu komutanlığı ve ordu müfettişliği görevi ile bulunmuş olan Hâdi Paşa, Kerim Paşa’yı, açıkladığım özelliği ile dostlar arasında sayılır ye sevilir biri olarak tanımıştı.

İşte, Ferit Paşa’nın hükümetteki arkadaşı Hâdi Paşa, sıkışmış olan Padişahın ve Ferit Paşa’nın, pek uygun bir yolla yardımına yetişmek istiyordu. Kerim Paşa, Ali Fuat Paşa’yı da Selanik’ten tanıyordu.

Efendiler, 27/28 Eylül 1919 gecesi, gece yarısına bir saat kala telgraf başında Kerim Paşa ile karşı karşıya geldik. İkimiz birbirimizi şu sözlerle tanıdık:

Sıvas “Mustafa Kemal Paşa telgraf başındadır. “Kerim Paşa’ya söyleyiniz, buyursunlar.’ diyorlar.”

İstanbul “Siz, Mustafa Kemal Paşa Hazretleri misiniz, ruhum?”

Ben “Evet, Sayın Kerim Paşa Hazretleri,” dedikten sonra:

Kerim Paşa “Sıvas’ta Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine” adresini yazdırdı ve: “Paşaya söyleyiniz anlar; Birinci Hazret karşınızdadır.” sözlerini, bir çeşit parola gibi ekledi. Kerim Paşa: “Yüksek esenliğiniz iyidir inşallah kardeşim.” diye başladı.

Kerim Paşa’nın, İstanbul Hükümetince temiz yürekli ve temiz ahlaklı oluşundan yararlanılarak, nasıl aldatıldığını anlamak için sözlerinin başlangıcını olduğu gibi, kendisine yeniden söyleteceğim. Rahmetli Kerim Paşa sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yurdun iyiliği için, büyük yurtsever kardeşimle ve yüksek Temsilciler Kurulu üyesi dostlarla görüşmek isterim. Sizlere ulaştırılmak üzere Ali Fuat Paşa aracılığı ile bir tel çekmiştim. Yüksek ellerinize ulaşan işte o teldeki ilkelere göre, inşallah sevindirici bir çözüm yolu buluruz. Yurdun geçirmekte olduğu nazik, önemli ve güç dönemi Tanrı’nın yardımı ile kolaylık alanına ulaştırırız. Bunun için, Tanrı bağışı ile nurdan yaratılmış, kurtarıcı dileklerimizin gönül aydınlatıcısıyla bununla ilgili önemli şeyler konuşarak, yurt ülküsünde birleşelim, değil mi pek akıllı ve öngörüşlü kardeşim? Kötücül alçakların, bu güzel yurdumuz üzerindeki kara çalmalarını ve açıkça kötülük gütmelerini önleyelim ve onları umutlarının pusularında kötürüm ve cansız bırakalım ve yalnız hükümet ile ulusun, sadece yurt esenliği ile ilgili hizmetlerini ve işlerini uzlaştıralım ki ortak ve yüce ülkümüz aslında hep birdir. Yurt kaygısı ile gösterilen bunca temiz duygulu gösterilerin, uygarlık dünyası karşısında kutsal topraklarımızın elde tutulması ve korunması ile ilgili en büyük yurtseverlik olduğunu bir kez daha belirtmek için bugünkü durumun güçlüklerini kaldıralım ve buna çare bulmak için de, bu sevgili kardeşinizle görüşmeye başlayalım. Bekliyorum kardeşim. Bu girişimim üzerinde hükümetin, geniş ölçüde bir iyi niyet gösterdiğini sözlerime eklerim, ruhum.”

Efendiler, Kerim Paşa i1e 27/28 Eylül, gece yarısından önce saat 11’de başlayan bu görüşmemiz, gece yarısından sonra saat yedi buçuğa dek, tam sekiz buçuk saat sürdü. Üç evreye ayrılabilen bu görüşmemiz, “esericedit” denilen büyük tabaka kağıtlardan yirmi beş sayfa doldurdu. Bunların hepsini burada okuyarak, dinlemeye katlanışınızı kötüye kullanmaktan korkarım. Rahmetli Kerim Paşa’nın, köklü görüşlere ve kendisinin anlayışına uymasa da yazık ki, güçlü bir mantığa dayanmamakla birlikte tatlı sözlerinin ve gösterişli tümcelerinin okunup işitilmesini sağlamak için, yayımlayacağım belgeler arasına, bu görüşmemizi de olduğu gibi katacağım.

Yalnız bu görüşmede iki yanın, güttükleri amaç ve dayandığı temel noktalar üzerinde, özellikle sonuç üzerinde kısaca bir fikir verebilmek için izin verirseniz her evresinden bir parçacık olsun söz edeceğim.

Kerim Paşa’nın, bilginize sunduğum ilk teline yanıt verirken biraz da onun yöntemine, anlatım özelliğine uymuş olduğum görülecektir.

Yanıtımda ben de şöyle başladım:

“Kerim Paşa Hazretlerine: Kutuplar kutbu, deyiniz, anlar.” diye başladıktan sonra: “Şimdi yanıt veriyorum.” dedim.

“Pek saygıdeğer ve temiz yürekli kardeşim Abdülkerim Paşa Hazretlerine: Tanrı’ya şükürler olsun sağlığım yerindedir. Büyük ve soylu ulusumuzun yasal haklarını anlamış ve onu korumaya ve savunmaya bütün varlığı ile girişmiş olduğunu görmekle pek mutluyum... Görüşmek için gösterilen isteğe candan teşekkür ederiz........................... Fuat Paşa Hazretleri aracılığı ile çekilmiş olan telyazısının özünü öğrenmiş bulunuyoruz.

Temel olarak alınan Bildiri içindekilerin Ferit Paşa ve arkadaşlarına yönetilmiş bir haykırış ve çıkışma olduğunun, azıcık düşünme ve inceleme ile ortaya çıkacağı besbellidir. Padişahın yüreğini derin üzüntülere uğratan davranışlar ve işler, ulusumuzca değil, ama Ferit Paşa, Dahiliye Nazırı Adil Bey, Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşa ve bunların çalışma arkadaşları bulunan Harput Valisi Ali Galip Bey, Ankara Valisi Muhittin Paşa, Trabzon Valisi Galip Bey, Kastamonu Valisi Ali Rıza Bey, Konya Valisi Cemal Beylerce işlenmiştir.

Malatya’daki hayınca girişim, Çorum’daki haince düzen, Konya’da yapılan ölüm kalım girişimi, gerçek evreleriyle size bildirilmemişse sizi de çözüme başlangıç olmak üzere düşündüğünüz noktadaki yanılmanızdan dolayı özürlü sayarız.

Yabancıların görüşlerinin bizden yana değişmesi gerçeğin kendisidir. Ancak bu değişme, hiçbir zaman Ferit Paşa Hükümetinin güttüğü siyasa sonucu değildir. Bu sonuç, ulusumuzun varlığını gösterme ve tanıtlama yolunda kendisinin yaptığı dayançlı girişimlerin meyvesidir. İşte bu konuda, Padişahı aldatıyorlar.

Kurtuluş çaresi ve yaşama ilkesi ancak ve ancak “Ulusal Kuvvetlerin etken ve ulusal buyrumun egemen” olmasındadır. Bu sağlam ve yasal ilkeden en küçük sapma Tanrı korusun, devlet, ulus ve yurdumuz için çok acı bir yıkım doğurur...

Temiz duygularla yapılan ulusal eylemlerimizi kötüye yormaktan ve böylece yaymaktan geri durmayan aşağılık kötücüllerin çok olduğu bir gerçektir. Ama, ne çok yazıktır ki, hep kötülük düşünen bu adamların başında, sonsuza dek yaşayacak olan devletimizin Sadrazamı Ferit Paşa ve nazırlık görevinde bulunan Adil Bey, Süleyman, Şefik Paşa gibi devlet adamları var.

Yurdumuza takım takım Bolşevikler girdiğini ve ulusal ayaklanmanın Bolşevik ayaklanması olduğunu resmi olarak ilan eden ve dile düşüren bu karayazılı kişilerdir.

Yüksek ve temiz duygularla yapılan ulusal eylemlerimizin, İttihatçıların son ölüm kalım çabası olduğunu ve İttihatçıların parasıyla yönetildiğini resmi olarak ve açıkça dünyaya, yabancı gazetecilere söyleyen bu şaşkınlardır.

Anadolu’da karışıklık olduğunu ajanslarla resmi olarak duyuran ve Ateşkes Anlaşmasının özel maddesine göre sevgili yurdumuzun düşman eline geçmesine yol açmak isteyenler bu bilisizlerdir.

../..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti