Konu: Nutuk
Tekil Mesaj gösterimi
Eski 27.01.09, 23:49   #16
Ekin
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30790
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart

Malatya’daki Müslüman halkla Sıvas’taki Müslüman halkı birbiriyle boğazlaşmaya sürüklemek isteyen bu zavallılardır. Ulusal eylemlerimizin önüne geçeceğim diye Sıvas’a ve ulusal duyarlığın görüldüğü her yere, yabancıların girmesini isteyen bu hayınlardır. Bununla birlikte, bizim kutsal amacımız, tam siz kardeşimin düşündükleri gibi, kötücüllerin bu güzel yurt üzerindeki kara çalmalarını ve açıkça yaptıkları kötülükleri önlemek ve onları umutlarının pususunda kötürüm ve cansız bırakmak ve devlet ile ulusun yürüttüğü işleri ancak yurdun esenliği ile ilgili noktada uzlaştırmaktır. Tanrı’ya şükürler olsun, bu amacın gerçekleştirilmesinde artık ulusumuz her türlü kötücül davranışları kırmış ve bütün yiğitliğiyle dayançlı adımı atmıştır. Yabancılar bile, ulusun yaygın gücünü dönülmez dileklerini, İstanbul Hükümetinin ise, tersine, ne denli köksüz ve ulus ile ilgisi bulunmayan güçsüz bir kurul olduğunu çok iyi anlamıştır. Merzifon’u boşalttılar. Samsun’u da boşaltmaya başladılar. İçişlerimize ve ulusal eylemlerimize karşı tarafsız kalacaklarını söylüyorlar. İşte ulusal girişimlerimizin, bağımsızlığı sağlama yolunda elde edebildiği ilk sonuç budur.

Ulusal akımdan, İstanbul’da Anayasa hükümlerine uyulmakla sonuç alınabilecektir.

Şimdiki hükümetin, geniş ölçüde bir iyi niyet beslediği sanısının yerinde olmadığını bildirmeme izin vermenizi rica ederim.

Ben, daha Erzurum’dan, Ferit Paşa’ya gerçek durumu açıklayarak, ulusun gücüne ve iradesine karşı çıkacak hiçbir güç kalmadığını yazmıştım ve kendisine, karşı gelme ve engelleme davranışını sürdürmemesi gerektiğini anımsatmıştım. Bu aymaz kişi, buna yanıt vermemekle birlikte, ulusal akımın birkaç kişinin kışkırtmasından doğduğunu ilan etti ve azgın bir çıkar isteği ile, bilisizlikten ve aymazlıktan doğan körlükle iki yanı da kollayarak yerlerinde tutunabilecekleri yanlış kanısında bulunan birkaç valisinin aldatıcı raporlarını, benim temiz ve yurtseverce uyarmalarıma üstün tuttu. Bu gün o, her türlü kötülük, hayınlık, güçsüzlük ve uyuşukluk içine daldıktan ve ulus da bütün olup bitenlerin gerçek yüzünü tam açıklıkla öğrendikten sonra, bize düşen ödev, pek çabuk davranarak ulusun isteklerine uyacak yeni bir hükümetin iş başına gelmesini sağlamaktır.

Eğer bugünkü hükümet üyelerinin kişisel durumlar ve canları için herhangi bir kuşkuları varsa, bugün için böyle şeylerle uğraşmak düşüklüğünde bulunulmayacağına, pek yüksek olan ulusumuz adına kendilerine istedikleri sözü ve güvenceyi vermeyi de ulusumuz yararı için gerekli sayarız. Ama, tuttukları yanlış yoldan dönmemede direnirlerse bundan doğacak sonuçların sorumluluğu kendilerine düşecektir.

İşte, yaptığımız iyicil girişim dolayısıyla bir kez daha ve son olarak, yüksek kişiliğiniz gibi yüreği gerçekten yurt ve ulus sevgisiyle ve Padişaha sevgi ve bağlılıkla dolu olan ve kardeşlik anılarını her zaman saygı ile taşıdığım kardeşim Abdülkerim Paşa Hazretleri aracılığıyla da bildirmiş olmak, bizim için her türlü vicdan rahatlığının gerekleşmesine yaramıştır.”

Efendiler, buraya değin söylediğim sözler bir maddenin özetidir.

Bundan sonra gelen maddede:

“Ulusal ayaklanma, olanca genişliği ile İstanbul’a doğru ilerlemektedir. Ferit Paşa ve arkadaşları bunu bilmektedir. Siz de bu bilgiyi isteyip aydınlanınız.” dedikten sonra gerçekten o günlerde yapılmış olan başarılı askeri eylemlerle ilgili raporları özetleyerek anlattım ve: “Artık, bütün bu eylemleri durdurmak, yalnız ve ancak bir şeye bağlıdır. O da, ulusun isteklerine bütün anlamıyla uyacak bir kişiye hükümet başkanlığının verilmesine ve o kişinin de ulusal amaçları anlayarak ona göre önlem almaya girişmesine bağlıdır.” dedim.

“Bütün bu söylediklerimiz karşısında sizin de kardeşçe bir diyeceğiniz varsa bildirmek iyiliğinde bulunmanızı rica ederim.” cümlesinden sonra: “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Temsilciler Kurulu adına Mustafa Kemal” diye imzamı koydum.

Bundan sonra, Kerim Paşa: “Önce sizinle birlikte bulunan sayın kişilerin hepsine selam ve saygılarımı sunmak iyiliğinde bulunmanızı rica ederim.” başlangıcı ile görüşmemizin ikinci evresini açtılar. Kerim Paşa devam etti:

“Başladığım kısa konuşmanın bütün evrelerini siz anlattınız. İki yerde, işin çözümlenmesi için, doğru görüşe varılmadığını söyleyerek özürlü sayılacağımı ileri sürdünüz. Her ne kadar, bütün yurtta olup bitenler bilinemeyince bir işte hakemlik etmek güç ise de, yurtla ilgili işin çözümlenmesinde ışığımız, tertemiz yurt kaygısı olduğundan, dayanılacak temel sağlam ve aydınlıktır. Yurdun alınyazısı için yargıya varılacağı şu sıralarda, bütünlük gösteren bir ulus ve hükümetin göreceli işi göz önünde tutarak, bunun kolay çözüme ulaşması dileğimi bilginize sunmak isterdim.

Çıkış noktası olarak aldığıma parmak bastığınız Padişah bildirisini anlayışta, ben yanılmış olabilirim. Yalnız, izin veriniz de asıl işin çözümlenmesinde en büyük bir dayanak sayılan bu yüksek bildirideki bütün yönleri açıklayarak, Padişahın bildirdiklerinin geniş kapsamını anlatayım. Ben sanıyorum ki, Padişahımız...”

Ben, hemen Kerim Paşa’nın sözünü keserek şunu yazdırdım: “Kerim Paşa Hazretleri, gereğinden çok açıklamalar, asıl amaçtan bizi uzaklaştırabilir; şu da var ki, Padişah bildirisi yorumlarıyla çokça uğraşmak yararsızdır. Rica ederim, anasorun üzerinde görüşelim.”

Kerim Paşa yanıt verdi:

“Ana sorun üzerinde görüşeceğiz, izin veriniz, sözümüzü sürdürelim efendim.”

Ben “Rica ederim, en son söz ve öneri üzerinde anlaşalım.” dedim.

Kerim Paşa “Evet, oraya geleceğiz efendim.”


FERİT PAŞA HÜKÜMETİ ÇEKİLMELİDİR

Sözü ben sürdürdüm ve: “Kerim Paşa Hazretleri, yasal çalışmalarımızın ve ulusal tepkinin artık daha çok kötüye yorulmasına ve düzeltilmesinin gerek görülmesine ve hele, bu düzeltmeler ve değiştirmeler için de cinayeti ve hayır tanıtlanmış olan bir hükümetin üyelerince yapılan yasadışı savunmaların temel olarak alındığını görmeye dayanamayız. Biz son durumu açıkladık ve ulusun kesin isteğini bildirdik. Bilmem yinelenmesi gerekli midir? Siz, ulusun sonuçlandırılması gerekli bu isteğine karşı Ferit Paşa Hükümetinin, devletin en yüce katını daha da kirletmesine aracılık etmek istiyorsanız, bu çabalamalarınızın hiçbir olumlu sonuç vermeyeceğinden başka, siz kardeşimiz için eskiden beri beslediğimiz kardeşlik duygularını da sarsacağından kaygılanırım.

Şimdi, Ferit Paşa, hiç zaman yitirmeden yerini bir namuslu kimseye bırakacaksa ve buna inanıyorsanız çözümlenecek hiçbir güçlük kalmamıştır. Yoksa, aracılığınız, gönlünüzün kırılmasından ve yararsız bir yorgunluktan başka bir sonuca ulaşılmayacaktır.

Ferit Paşa, yerini bırakmazsa kendisinin acıklı bir sonuçla karşılaşmasına yol açacaktır. En son ve en kesin söz şudur: Amacımız bu sarsılmaz gerçeği Padişahın bilgisine sunacaktır. Siz, ancak bu kutlu görevi yapmakla, bugün yurdun ve ulusun yüksek kişiliğinizden beklediği dinsel ve ulusal görevi yerine getirmiş olursunuz.”

Kerim Paşa: “Sözü uzatmamak doğal olarak temel amaçtır.” diye bağlayarak, sözü gereğinden çok uzattı. Bu uzun sözler şu tümce ile sona erdi: “Yurt için burada yaptığım şu girişim elbette Tanrı ve ulus katında, bütün temizliği ile değerli kalır ve işin gerçek sahibi olan Yüce Tanrı, ulus ve yurdun kurtuluşunu sağlamaya neden olacak temellere bağlayarak tamamlar. Ulu Tanrı, güçlükleri çözücüdür. Değerli gözlerinizden öperim.”

Yeniden yanıt vermek sırası bana, gece yarısından sonra saat 4.30’da geldi. Kerim Paşa’nın dokunduğu noktaları yanıtsız bırakamazdım. Ben de uzun düşünceler ileri sürdüm ve sonunda: “Öyleyse”, dedim, “bizim ve sizin gibi özverili ve yurtsever kişilerle yapılacak girişimin amacı ne olmak gerekir? Yönetiminin her dakikasından ulus için, geleceğimiz için yeni bir yıkım yolu hazırlamaktan başka bir sonuç beklenmeyen Ferit Paşa ile ulusun arasını bulmak gibi olmayacak işlerle uğraşmak mı, yoksa bir an önce bu yasadışı kurulun yerine ulusun ve yurdun gereksinmeleri ve alınyazısıyla orantılı yeni bir kurulun devlet işlerini yüklenmesi gereğini Padişaha bildirmeye yol aramak mıdır? Bu iki noktadan biri için evet ya da hayır biçiminde yanıt vermek iyiliğinde bulunursanız, Tanrı ve ulus katında bütün temizliği ile değerli kalacağından kuşku olmayan tertemiz girişiminizin bizlere ilgili yöndeki evresini tamamlamış, olursunuz.”

Kerim Paşa’dan kısa bir yanıt istemiştik. Gene uzun bir yanıt geldi. Ama bu uzun sözler arasında birtakım tümcelerle bize Padişahın aldatılmış olmayıp her şeyi bildiğini anlatıyordu.

Kerim Paşa’nın birtakım tümcelerinde şunlar vardı: “Yüce Padişahlık katı, kesin karar ve çözüm katı olup, yasal bir devlette bu yüksek kat, bütün ulusun yöneleceği bir mihraptır. Anadolu’nun bütün dileklerinin Halifenin bilgisine sunulduğunu bana bildirmişlerdir. Öyleyse, kamu işlerinin kıblesi ve yüce dileklerin kabul yeri Padişahımız Efendimiz her şeyi biliyorlar.”

Kerim Paşa kendine özgü tümcelerle sürdürdüğü düşüncelerini şöylece bitirdi: “Ulu Tanrı, nice yüksek etmenler yaratarak ve kullarına esin vererek, bu çözülmesi güç düğümü büsbütün çözecektir. Kuşkusuz Tanrı’nın buyruğu güzeldir ve yakındır. Tanrı’nın eli her elden üstündür. Tanrının bağışı ile geleceğimiz ve ulusal haklarımız yüceliğinde kutlu ve esenlik1i olacaktır. İşte, bağışlayıcı ruh budur, sevgili ruhum.”

Bu kez efendiler, gece yarısından sonra saat 6.10’a gelmiş olmakla birlikte üçüncü evrenin açılmasına ben yol açtım.

Rahmetli Kerim Paşa’nın, pek hoşlandığını bildiğim bir deyimle, “büyük hazret!” deyimiyle söze başladım:

“Ümmetin ve ulusun yöneleceği yüksek bir kat olduğu içindir ki, ulusun dileklerini bildirmeye yol bulmak için çalışmaktan geri durmadık.

Yalnız, büyük bir yanılmadan sizleri kurtarmak amacıyla bilginize sunalım ki, Anadolu’nun bütün dileklerinin Halifenin bilgisine sunulduğu yolundaki söz1ere, ulusun şimdilik güveni sağlam değildir. Çünkü, ulus inanıyor ki Padişah, hayınlıkları belli olan birkaç kişiyi ulusa üstün tutmazlar.”

Kerim Paşa’nın dokunduğu noktalara karşılık verirken de şunları söyledim: “Pek güzel ve yakın olan Tanrı buyruğunun yerine gelmesiyle, karayazılı ve zulme uğramış soylu ulusumuzun kurtuluşa ve esenliğe ermesi için, tükenmez gücü ve esirgeyiciliği olan Tanrı’ya yakarır ve ufukları her zaman inatçı bir dumanla sarılı İstanbul’daki kimi kişilerin gerçeği görmekten bayağıca kaçınma duygularının ortadan kalkmasını bekleriz. Ulusun yüce ruhu da işte böyle duyarlıdır...

Yalnız, bir daha söylememe izin vermenizi rica ederim ki, evet ya da hayır biçiminde karşılık verilmesini rica ettiğimiz sorular ne yazık ki yanıtsız bırakılmıştır. Azizim, Tanrı’nın eli her elden üstündür; ama, böyle de olsa, güçlükleri ve sorunları çözmeye girişenlerin kararlaşmış bir ereği olmak gerektir.

...Ulus, Tanrı’nın buyruğunu yerine getirecektir ve buyurduğunuz gibi, ulusal haklarımız kutlu ve esenlikli olacaktır. İyicil dualarınızın eksik edilmemesini rica ederim. Çalışmak bizden, yardım ölümsüz Tanrı’dandır.”Mustafa Kemal”

Artık Kerim Paşa’nın yorulduğu anlaşılıyordu. “Son iki sözüm, ruhum.” diye başladı ve: “Ulusal ülkünün ilkelerini yüce bilmek ve korumak koşuluyla öz dileklerin sayılıp döküldüğünü ve Tanrı’nın eli...... yüce ayetinin hayırla kabul buyurulması üzerine dönülmüş” olduğunu söyledikten sonra: “Allahaısmarladık, yine görüşeceğiz...” diyerek çekilmek istedi. Bırakmadık. Son sözü söylemek istedik ve dedik ki: “Kardeşimizin hatırına kalması için son bir tümce söylüyorum. Ulus güçlü, anlayışlı, dayancında kesindir. İşler hızlı yürümektedir. Şevketli Padişahımızın karar vermek ve sorunları çözmek büyüklüğünü göstermelerinin zamanıdır.”

Efendiler, bundan sonra Ferit Paşa Hükümeti daha ancak üç gün dayanabilmiştir. Sonra görüşemediğim dostum rahmetli Kerim Paşa’nın birtakım kişilere söylediğine göre, bu yazışmalarımızı olduğu gibi Padişaha göstermeyi başarmış ve onun üzerine direnme gücü kırılmış.

Kerim Paşa’nın Kara Vasıf Bey’e yazdığı 8 Kasım 1919 günlü mektubunda da bu konuya dokunulmuştur.

Rahmetlinin bu mektubunda şu satırlar vardır:

“Eski sadrazam, en son görüşme üzerine ve bunun pek sürekli etkisi ve önemle tartışılması sonunda artık çekilmek gerektiğine inanarak ve bütün direnme gücü kırılarak, çekilme dilekçesini sundu.............................. İşte, sessiz sedasız, yurt için çalışılan ve tek başına temiz duygulu önemsiz bir girişim ile başarılan büyük olay budur...

Şurası dikkate almalıdır ki, bu yazıları ben yazmıştım, eski sadrazam ile Padişahımız Efendimiz Hazretleri bunun sonucunu öğrendikten sonra yazıların sağlam dayanakları karşısında kararlarını vermişlerdir................Girişimin ve yazılan yazıların ne kerteye dek yüksek esasları kapsadığı ve nasıl bir temiz vicdan ve keskin görüşle günün gerçeklerini kağıda geçirdi elbette Tanrı katında ve ulus tarihinin önünde soyluluk parıltısı olarak kalacaktır...

Bütün bunları sayıp dökmeye beni yönelten nedenler, geçmiş olayların altında yatan gerçekleri saptamaktır.” Rahmetli Kerim Paşa, mektubunun sonunda: “Bu kağıdımın bir örneğini Temsilciler Kuruluna göndermek iyiliğini esirgemezseniz; yüksek gerçeklerin tam olarak ve birlikte yayımlanmasına yardım etmiş olursunuz.” demiş; ama mektubun örneği değil, aslı bana gönderilmiştir. Bu mektubu da yayımlanacak belgeler arasına koyacağım.

Efendiler, bu görüşmenin yapıldığı gecenin ertesi günü, yani 28 Eylül günü, özeti bütün kolordulara kapalı telle bildirildi.
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti