Konu: Nutuk
Tekil Mesaj gösterimi
Eski 27.01.09, 23:52   #21
Ekin
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30790
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart




Nutuk1 (11.Bölüm)


DAMAT ŞERİF PAŞA ULUSU ZEHİRLİYOR

Efendiler, yeni hükümete girmiş olan ve Temsilciler Kurulunun delegesi durumunda bulunan Cemal Paşa ile yapılan yazışmaların anlatılması, yüksek topluluğunuza, Dahiliye Nazırı Damat Mehmet Şerif Paşa’dan söz açmayı geciktirdi.

Biz, yeni hükümet ile uzlaşma ortamı ararken Şerif Paşa, çoktan ulusu zehirlemeye başlamış bulunuyordu.

Nazırlığa geçtiğini ilk bildiren 2 Ekim günlü genelgesinde yer alan şeyler anımsanırsa, orada şu tümcelere rastlanır:

“Yurttaşların tam uzlaşık ve birleşik durumda bulunması, devletin, gerçek yararları için gerekli olduğu halde, bir süredir, yurt içinde uyuşmazlık ve bölünme belirtileri görülmesi, güçlükleri bir kat daha artırması dolayısıyla, pek çok üzüntü vericidir.

“..........başarı ............ Hükümetin isteklerine uymakla; yurt yararına aykırı davranışlardan kaçınmakla sağlanacağından hemen merkezlerde ve merkeze bağlı yerlerde bu yolda öğütlemelerde bulununuz.”

Efendiler, Damat Ferit Paşa’dan daha akıllı olduğu söylenen Damat Şerif Paşa, pek acemice işe başlamış oluyor. O günlerde İstanbul’da bizi, başkaldırıp dağa çıkmış değersiz bir asker sayan kimi romancılar gibi, Damat Paşa da ancak bön kişileri aldatabilecek kısa aklıyla, bizi aymaz ve araştırmaz bir kişi sayıyordu anlaşılan!

Oysa biz, hemen Nazır Paşanın alçaklığını anlamış ve daha uyanık bir durum almış bulunuyorduk. Şerif Paşa, bizim yaptığımız işleri ve Ferit Paşa Hükümetini düşürmek için ulusça yapılanları, yurtta uyuşmazlık ve bölünme belirtileri olarak gösteriyor ve pek çok acınıyor.

Hükümetin isteklerine uymak ve dokuncalı davranışlardan sakınmak öğüdünü hemen bütün yurda yaymak için acele ediyor.

Bir de efendiler, hükümetin, Dahiliye Nazırı Mehmet Şerif imzasıyla yayımlanan bildirisinin birkaç noktasına hep birlikte göz gezdirelim.

“Şimdiki hükümet uyumlu.” Çok doğrudur. Bu yön bütünüyle açığa çıkacaktır.

“Temel i1kelerde düşünce birliğindendir. Hiçbir partiden değildir. Çeşitli siyasal grupların hiçbirine de eğilimi yoktur. Hepsinden ruhsal yardım bekliyor.”

Bu tümcelerden çıkan anlam açıktır. Hükümet, ulusal örgütler ve onu yöneten Temsililer Kurulu ile birlik değildir. Buna eğilimi bile yoktur. İtilaf ve Hürriyet Fırkası’ndan, Muhipler Cemiyeti’nden, Kızıl Hançercilerden, Nigehbancılardan ve bunlara benzerderneklerden ne ölçüde yardım bekliyorsa bizden de ancak o ölçüde... Cemal Paşa aracılığı ile bizi oya1arnak ve aldatmak için gelen tellerde sözü edilen şeyler hep yalandır.

Sonra efendiler, şu tümceyi okuyalım: “Yurdun yazgısına ulusun vekilleri aracı1ığı ile yön verilmesi, isteklerimizin en başta gelenidir.”

Bundan çıkan anlam da şudur: Sıvas’ta birkaç kişi toplanmış, ulus adına konuşuyor, ulusun alınyazısıyla ilgileniyor. “Temsilciler Kurulu” diye bir de ad takınarak ulusun ve yurdun işlerine görevleri olmadığı halde karışıyorlar. Bunların sözünü dinlemeyiniz. Çünkü bunlar ulusun vekili değildir!

Hükümet bu bildiride barış üzerindeki görüşünü de şöylece açıklıyor: “Vilson ilkelerinden gereği gibi yararlanılarak, Osmanlı Devleti’nin, birlik halinde ve Padişahının çevresinde toplanmış, bağımsız bir devlet olarak yaşatılması için hiçbir girişimden geri durulmayacaktır.”

Yeni hükümet, bu işi başarabileceği görüşünü desteklemek üzere şunları söylüyor: “Büyük devletlerin adaletli duyguları ve gerçekten gittikçe belirmekte olan Avrupa ve Amerika kamuoyunun ılımlı davranma isteği bu konuda güven vermektedir.”

Efendiler, bütün bu düşünceler, Ferit Paşa Hükümetinin Padişah imzasıyla yayımladığı bildirinin harfi harfine benzeri değil midir?

Bu biçim bildiriler yayımlamanın amacı, ulusu aldatmak ve uyuşukluğa sürüklemek değil midir?

Hangi adaletten söz ediliyor? Hangi ılımlı davranma isteğinden dem vuruluyor? Bunların asılları var mıydı? Yurdun merkezinden başlayarak, her yerde yabancıların davranışları, gerçekte bunun tersini tanıtlayacak açık ve seçik kanıtlar değil miydi?

Gerçekte Vilson, ilkeleriyle birlikte, ortadan çekilmiş ve Osmanlı ülkesine, Suriye’ de, Filistin’de, Irak’ta, İzmir’de, Adana’da ve her yerde, düşmanların girişine ilgisiz bulunmuyor muydu?

Bunca kesin çökme belirtileri karşısında aklı, anlayışı, vicdanı olan adamların kendilerini aldatmaları düşünülebilir mi? Bu gibi adamlar, doğrusu, kendilerini aldatacak kadar bön olurlarsa onların, yurdun yazgısını yönetmelerine, aklı eren, gerçek acıklı durumu gören kişiler dayanabilirler mi? Eğer bu adamlar gerçeği, biliyor ve kendilerini aldatmıyorlarsa, bunların ulusu aldatarak koyun sürüsü gibi düşmanın pençesine bırakmaya canla başIa çalışmalarına ne anlam verilebilir?

Bu yönler düşünülerek yargıya varılmasını kamuoyuna bırakırım.


BİRİCİK SUÇUMUZ

Efendiler, hükümetin bildirisi yersiz ve kapsadığı düşünceler yanlış olduğu halde biz, Temsilciler Kurulu adına o gün, 7 Ekim günü, yeni hükümeti desteklemeye karar veriyoruz. Yeni hükümet ile ulusal amaçlar arasında tam uzlaşma olduğunu ulusa muştuluyoruz ve her yerde hükümet işlerine hiç karışılmamasını sağlayacak ve hükümetin erkini ve yürütümünü berkitecek önlemler alıyoruz. İçerde ve dışarda tam birlik olduğunu işlerimizle tanıtlayacak biçimde davranıyoruz. Kısacası, yurdun esenliğini sağlamayı temiz yürekle ve içtenlikle düşünenlerin, akılca ve vicdanca yapmak zorunda oldukları akla gelebilen her şeyi yapmaya çalışıyoruz. Bir gün önce milletvekillerinin seçimini sağlamak için özendirmelerde ve öğütlemelerde bulunuyoruz. Yalnız bir şey yapmıyoruz. Ulusal örgütleri kaldırmıyoruz ve Temsilciler Kurulunu dağıtmıyoruz. Biricik suçumuz budur.

Damat Ferit Paşa’dan sonra, başka bir Damat Paşa’nın çevresinde, sadrazam diye, nazır diye top1anmış birtakım beyinsizleri, alçak bir Padişahın alçakça düşüncelerini kolaylıkla uygulamakta başıboş bırakmayacağımızı anlatıyoruz.

Delegemiz Cemal Paşa, bizim hükümete karşı iyi niyet ve güven göstermemizi sağlamak için her yola başvurmaktan geri durmuyor. Ahmet İzzet Paşa’ya da, hükümeti övdürerek varlığımızın silinmesi gereği üzerine öğütler verdiriyordu.


AHMET İZZET PAŞA’NIN ÖĞÜTLERİ

Gerçekten Ahmet İzzet Paşa’nın şifre içinde kalan imzasıyla, Harbiye Nazırı Cemal Paşa’dan 7/8 Ekim 1919 günlü şöyle bir telyazısı almıştık:

Harbiye,7/8 Ekim 1919

Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Yeni hükümette çoğunlukla yer alan eski ve yakın arkadaşlarımı yoklayarak olup bitenleri soruşturmuş ve kendileriyle görüşmüştüm. Öğrendiğim bazı durumlar üzerine, yurdun ve ulusun varlığı ile ilgili yararlarını düşünerek ve aramızda kurulmuş olan dostluk bağlarına ve asker kardeşliğine güvenerek, aşağıdaki düşüncelerimi hemen bildiriyorum.

Birkaç aydan beri yurdun uğradığı düşman eline geçme ve dağılma tehlikesinin önüne geçilebilmesinde, şimdiye değin ulusal gidişin ve kuvvetlerin yararlı etki1eri, herkesçe kabul edilmiştir.

Yalnız, bu hizmetin sonuçlarından yararlanmanın, bundan sonra akıllıca ve yasal bir yönetimin kurulmasına bağlı olduğu da, gerçeği görenlerce biliniyor. Artık hükümet ve ulusun, ikilikten ayrılarak tam bir bütünlük göstermesine, değersiz düşünceme göre, tez elden gereklik ve zorunluk vardır. Hükümette yer alan kişilerin iyi niyetlerine ve ılımlı düşüncelerine herkesin güveni olduğuna inanıyorum. Hiçbir hükümetin iş başında kalmasına elverişli olmayan bir iç durumun, dış siyasa üzerine yapabileceği uğursuz etkileri açıklamaya gerek yoktur. Bir gün önce milletvekillerinin seçilmesi ve Meclisin toplanması için yüce hükümetçe ivedi önlemler alınmaktadır. Yurdun korunması yolundaki yiğitçe dayanç ve isteklerinizin hükümet üyelerince nasıl karşılandığı, bugünkü bildiriden anlaşılacağı için, iyi niyetle düşünce birliğinin gerçekleşeceğine güvenim tamdır.

Ancak, bu sabah yanıma gelen durumu bilir ve güvenilir bir kişi, Kütahya ve Bilecik dolaylarında hoşa gitmeyen durumlar olduğundan söz etmiştir. Bizi, erksizliğe ve anlaşmazlığa sürüklemek için dışardan ve içerden birçok özendirme ve kışkırtmalar olması ve beklenmesi doğaldır. Öte yandan, dün nazırlardan birinin gösterdiği, Kastamonu Vali Vekilinden gelmiş bir telyazısıyla da, kimi görevlilerin atanması ve cezalandırılması gibi işlerde İstanbul Hükümetine buyruk verilmek isteniyor gibi idi. Böyle durumlar, devleti bu kerteye getirmiş olan ve sizce de ne denli kötülendiği bildirilerde ve ant belgelerinde sevinçle görülen bozuk yönetime özenme demek olacağından bu gibi adamların yolsuz iş yapmalarına meydan verilmemesini, bilinen uyanıklığınızdan ve anlayışınızdan umarım. Kısacası artık yurtta birliğin sağlanmasını ve temel yasalara göre hükümetle bağlantı kurulmasını temiz yürekle salık vermek ve rica etmek isterim (Ahmet İzzet).

Harbiye Nazırı Cemal

Bu telyazısına elden geldiğince hiçbir özel düşünce ve duygu belirtmemeğe çalışarak, yumuşak ve daha da ileri giderek, güven verici bir yanıt vermek uygun görüldü. Yanıt şudur:

Şifre Sıvas, 7/8 Ekim 1919

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine

Ahmet İzzet Paşa Hazretlerine

Yüksek düşünceleriniz değerine yaraşır önemle gözden geçirildi. Ulusal eylemlerin etkileri üzerindeki iyi görüşünüze teşekkür olunur. Bugüne değin olduğu gibi bundan sonra da, yapılan ulusal hizmetlerin bilgece sürdürüleceğine ve yasal bir yönetimin bütünüyle kurulmasına bütün varlığımızla çalışılacağına inanmanızı rica ederim. Çalışma amacınızın bir yasa çağı açmaya yönelik olduğunu bilginize sunarım. Çok şükür, hükümetle ulus, görüşlerinde tam uzlaşmış olduklarından bundan böyle sürüp gideceğine inandığımız bu karşılıklı ve tam birlik ulus ve yurt yararını sağlayacak biçimde görünecektir.

Kötü gidiş ve siyasası herkesçe bilinen Ferit Paşa Hükümetine ulusun uymaması; isteklerine ve yaptığı işlere katılmaması, dış siyasamız üzerinde hiçbir kötü etki yapmamış; tersine Ferit Paşa Hükümetinin neden olduğu bütün kötü etkileri ortadan kaldırmış ve teşekkür edilmeye, övülmeye değer olan bugünkü elverişli siyasal durumu sağlamıştır.

Ulusun güvenini kazanan bugünkü hükümet ile birlik olmanın, iç durumumuzu dış siyasa üzerinde çok yararlı ve etkili kılacağına kuşku yoktur. Olağanüstü durumlarda kimi yerlerde istenmeyen birtakım olaylar çıkması, kaçınılmaz, zorunlu ve olağan şeylerdir. Özellikle Kütahya, Bilecik ve Eskişehir gibi yerlerin ve bu yerlerdeki haksızlığa uğramış suçsuz halkın gördüğü baskılar ve karşılaştığı kötülükler, bir an insaflıca düşünülürse, sızıltı konusu olarak görülen olayların ne denli haklı olduğu azıcık düşünmeyle saptanmış olur. Buralardaki acıklı ve iç sızlatıcı durumun doğmasına, eski hükümetin uyuşuk durumun neden olduğu düşünülünce, bu olaylardan ulusal örgütleri sorumlu tutmaya kalkışmak, haksızlık olur inancındayım.

Kastamonu Vali Vekilinin görmüş olduğunuz telyazısından dolayı, onu da özürlü saymanızı rica edeceğim. Çünkü, böyle teller, yalnız Kastamonu’dan değil, daha birçok yerlerden de çekilmiştir. Eğer yeni hükümetin kararsız gibi görünen ilk tutumu bir iki gün daha sürseydi, bu türlü başvurmalar yurdun her köşesinden yağacaktı. Bundan böyle, bu gibi olaylara kesin olarak meydan verilmemesi için gereken her türlü önlem alınacak, ilgililere etki yapılacak ve yüksek öğütlemelerinize uyularak tam birliğin sağlanması ve temel yasalara göre hükümetle içten bağlantı kurulması için, temiz yürekle çalışılacaktır. Saygı ile ellerinizden öperim efendim.

Mustafa Kemal


ALİ RIZA PAŞA CUMHURİYET YAPILACAĞINI SEZİYOR

Efendiler, Ahmet İzzet Paşa’nın yazdığı öğüt yazısı ile buna verdiğimiz karşılığın okunması bir anımı canlandırdı. Ulusça bilinmesi ve tarihe geçmesi için onu da söylemiş, olayım:

Ali Rıza Paşa, bir gün Ahmet İzzet Paşa’yı yoklamaya gider. Konuşma sırasında benim için birtakım yersiz sözler söyler ve bu sözlere önemli bir buluşunu da ekler:

“Cumhuriyet yapacaklar, cumhuriyet!” diye bağırır. Doğrusunu isterseniz efendiler, Makedonya’da Osmanlı İmparatorluğunun Batı Orduları Başkomutanı Ali Rıza Paşa’nın, aslanlardan meydana gelmiş koskoca Türk ordularını bozguna uğratıp yok ettikten ve değerli Makedonya topraklarını düşmanlara bırakıp bağışladıktan sonra, devletin en sıkışık bir zamanında Vahdettin’in isteklerine hizmet etmek için gereken nitelikleri kazanmış olduğuna ve bu ünlü ordular başkomutanının, bu kez kendine en usta yardımcı olarak, eski kurmay başkanını Harbiye Nazırlığına getirmeyi düşüneceğine olağan gözüyle bakılabilirdi. Ama, ulusal girişimlerin cumhuriyeti kurma amacı güttüğünü bu kadar çabuk ve kolaylıkla sezip anlayabilmesini beğenmemek elden gelmez.

Efendiler, bana bu bilgiyi veren, olayı İzzet Paşa’nın ağzından işiten ve şimdi aramızda bulunan çok saygıdeğer bir arkadaştır.


SALİH PAŞA TEMSİLCİLER KURULU İLE GÖRÜŞMEK İÇİN GELİYOR

Efendiler, Cemal Paşa, 9 Ekim 1919 gün1ü bir kapalı telle, Temsilciler Kurulu ile yakından görüşmek üzere Bahriye Nazırı Salih Paşa’nın yola çıkmasının uygun görülmekte olduğunu bildirdi. Ama, Salih Paşa biraz rahatsız olduğu için, görüşme yerinin olabildiğince yakın olması ve İstanbul’dan deniz yoluyla gitmesinin düşünüldüğü belirtildikten sonra, Temsilciler Kurulundan kimlerle ve nerede buluşmalarının tasarlandığı soruluyordu.

10 Ekimde verdiğimiz yanıtta, buluşma yeri olarak Amasya’yı bildirdik. Görüşmek üzere, Temsilciler Kurulundan benimle birlikte Rauf ve Bekir Sami Beyler gidecekti. Bunu da bildirdik. Salih Paşa’nın İstanbul’dan hangi gün ayrılacağının ve Amasya’ya hangi gün ulaşabileceğinin günü, saatıyla bildirilmesini rica ettik.

Efendiler, yurdun her yerinde ulusal örgütleri genişletme ve sağlamlaştırma işlerini sürdürüyorduk. Bir yandan da milletvekili seçimini sağlamaya ve çabuklaştırmaya çalışıyor ve bu konudaki görüşlerimizi de gerekenlere bildiriyor ve kimi kişilerin seçilmesini de öğütlüyorduk. Ancak, dernek adına aday göstermemeyi ilke olarak kabul etmekle birlikte, milletvekili olmak için çalışanların “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti” ilkelerini ve kararlarını iyi karşılamış kişilerden olmasını pek çok istiyor ve bu gibi kimselerin, kendiliklerinden Cemiyet adına adaylıklarını koymaları gereğini de duyuruyorduk.

11 Ekim 1919 günü, bu bildirdiğim işlerle ilgi1i o1arak, yeniden birtakım buyruklar verdik.

Ulusal isteklere hizmet eden görevlilerin, birer yolla, yerlerinin değiştirilmesi; ulusal isteklere karşı olduklarından dolayı ulusça kovulan görevlilerin de görev sanlarını bırakmamış olması yüzünden, kimi yerlerden yeni hükümetle uzlaşmamızın ne demek olduğunun anlaşılmadığı yolunda dokundurucu yazılar gelmeye başladı.. Bu durumu, 11 Ekimde Cemal Paşa’ya yazarak, hükümetin dikkatini çekmek istedik.


ASKERİ NİGEHBAN CEMİYETİ

Bir de efendiler, bilirsiniz ki, İstanbul’da Askeri Nigehban Cemiyeti diye bir bozguncu topluluğu türemişti. O zamanki bilgiye göre bu Kiraz Hamdi Paşa, hırsızlıktan dolayı ordudan atılmış Kurmay Albay Refik Bey, eski Ha1askar grubundan Binbaşı Kemal Bey, Bandırma eski Sevkiyat Reisi Topçu Binbaşılarından Hakkı Efendi ve daha bu dernekle ilgisini kesip kesmediği bilinmeyen ordudan atılmış Kurmay Binbaşılardan Nevres Bey gibi, kötü işleri yüzünden ordudan kovulmuş ya da emekliye ayrılmış kimselerle, ahlaksızlıkları ile tanınmış az sayıda başka adamlardı.

İşte bu dernek, 23 Eylül 1919 gün ve 8123 sayılı İkdam gazetesinde bir andırı yayımlamıştı. Bu demek, bu andırısıyla, kendisine yurdun ve ulusun bekçisi süsünü vermek istiyordu. Cevat Paşa’nın Harbiye Nazırlığı sırasında, bu dernek hakkında kovuşturmaya başlanılmıştı. Hükümet değişikliğinden dolayı arkası kesildi.

Bu derneğin varlığı ve çalışmaları, ordudaki subayları sinirlendiriyordu. Bu yüzden Temsilciler Kuruluna başvurmalar başlamıştı.

12 Ekim 1919’da Harbiye Nazırı Cemal Paşa’dan, kendi başarısı bakımından, bu bozguncu yuvasının kökünden sökülüp atılmasını ve üyelerinin şiddetle cezalandırılmalarını ve işlerin sonucunun orduya genelge ile duyurulmasını rica ettim.

Cemal Paşa’dan 14 Ekimde aldığım: “Bu, kesin olarak kararlaşmıştır.” yolundaki kısa ve kesin, teli 15 Ekimde bütün orduya özel olarak ulaştırdım.

Ama, Cemal Paşa’nın bu kesin kararının hiçbir zaman uygulandığını anımsayamıyorum.


İŞGALİ KÖTÜ BULMAYAN BİR SİYASA

Efendiler, anımsarsınız, İngilizler Merzifon’u ve arkasından Samsun’u boşaltmışlardı.. Bunun için ve Ferit Paşa Hükümetinin düşmesi üzerine, Sıvas ha1kı fener alayı yaptı, gösterilerde bulundu. Birtakım söylevler verildi. Bu sırada halk da “Kahrolsun işgal!” diye bağırdılar. Sıvas’ta çıkmakta olan İradei Milliye gazetesi, bu olayı olduğu gibi yazdı. Dahiliye Nazırı Damat Şerif Paşa, bu gazetenin haberini söz konusu ederek Sıvas Valiliğine yaptığı bir bildirimde: “Kahrolsun İşgal! gibi yazılar, hükümetin şimdiki siyasasına uygun değildir.” diyordu.

Bu ne demektir, efendiler? Hükümet, işgali kötü görmeyen bir siyasa, mı güdüyordu? Yoksa: “Kahrolsun işgal!” denildikçe, yurdun düşman eline daha çok geçmesine mi yol açılacaktı? Düşmanın yurda girişi ve saldırıları karşısında ulusun durup susması, bundan üzülmüş görünmemesi mi akla ve siyasaya uygundu?

Böyle bozuk ve hayvanca bir düşünce, batış ve dağılış uçurumuna dek tekmelenmiş bir devleti kurtarabilecek siyasaya temel olabilir miydi?

İşte bunun üzerine, 13 Ekim 1919’da Harbiye Nazırı Cemal Paşa’ya çektiğim bir telde: “Yurdun kimi yerlerinin boşaltıldığını gören ulusun, böylece ve daha da belirgin olarak, duygusunu göstermesini pek uygun ve yerinde gördüğümüzü” bildirdikten ve: “Ulusun gerçek duygularına dayanarak hükümetin, haksız yere düşmanların yurda girişini tanımadığını resmi siyasa diliyle bildirmesini ve Ateşkes Anlaşması hükümlerine aykırı olarak düşmanların bugüne dek işlerimize karışmalarını protesto etmesini ve düzeltme istemesini beklemekteyiz.” dedikten sonra: “Bu durumdan yararlanarak, hükümetin güttüğü siyasada, Temsilciler Kurulunca daha öğrenilmemiş yönleri varsa aydınlatılmasını” rica ettim.

Delegemiz ve Harbiye Nazırı olan Cemal Paşa’nın verdiği yanıt çok ilginçtir.

günlü olan bu yanıtta, şu tümcelerin anlamları ilgi çekicidir: “Ulusal isteklere uygun olarak işleri yürütme sorumluluğunu yüklenen İstanbul Hükümeti, tutumunda ve yürütümünde siyasanın gereklerini kollamak, yabancılara karşı daha konukseverce ve ılımlıca davranmak zorundadır.”


SÜNGÜLERİNİ ULUSUN KALBİNE SAPLAYAN YABANCILARI KONUK SAYAN BİR HARBİYE NAZIRI

Efendiler, Rıza Paşa Hükümeti ve o hükümette Harbiye Nazırı olan kişi, sevgili yurdumuza giren, süngülerini ulusun can evine saplayan yabancıları konuk sayıyor ve onlara karşı konukseverce ve ılımlıca davranmakta zorunluk görüyor! Bu ne düşüncedir, bu ne kafadır? Ulusal istekler bu mu idi?

Harbiye Nazırı: “Ôzellikle ulusal girişimlerin yanlış yorumlanması yolundaki düşmediği şu sıralarda, bildirmiş olduğum sakıngan davranışların yersiz olmadığı kabul buyurulur.” inancında olduğunu söyleyerek, ulusal girişimlerin dokunca vermiş olduğunu kapalıca anlatıyor ve bu yüzden meydana gelen kötülüğü gidermek için aldığı önlemlerin yersiz olmadığını bize de kabul ettirmek ustalığını göstermeye çalışıyor.

Harbiye Nazırı, telyazısını şu tümce ile bitiriyor: “Erginliğini tanıtlamış olan soylu ulusumuzun güvenini kazanmış bulunan şimdiki hükümetin, yürütümünde serbest kaldıkça dışarıya karşı daha çok sözünü dinletebileceği açık bir gerçek olduğuna göre, sayın Temsilciler Kurulundan hükümetin yaptığı iş1eri daha çok destekleyici olmalarını rica ederim.”

Efendiler, Cemal Paşa gerçekten önemli noktalara dokunuyor. Önce, ulusun erginliğini tanıtladığını söyleyerek, bizim ulus adına yol göstermemize ve uyarmalarımıza gereklik olmadığını anlatıyor ve bununla bizi ulus yanında gereksiz birtakım karışıcılar sayıyor. İkincisi, bizim, hükümeti serbest bırakmadığımızı ve bu yüzden dışarıya karşı sözünü dinletmeye engel olduğumuzu söylüyor.

Efendiler, soylu ulusumuzun erginliğini tanıtlayan belirtiler, Erzurum, Sıvas kongreleri ve bu kongrelerde aldığı kararlar ve bu kararların ve dayanışma meydana gelmesi ve Sıvas Kongresini yapanları yok etmeye kalkışan Ferit Paşa Hükümetini devirmek gibi işler, davranışlar ve uyanıklık idi.

Bu kadarla yetinmek, bütün bu çalışma ve davranışlarda olduğu gibi, ulusa yaptığımız kılavuzluk ödevinden, bundan sonra vazgeçerek hükümeti serbest bırakabilmek, ancak bir koşulla olabilirdi. O da, özgür davrandığı anlaşılmış, Millet Meclisine dayanan ulusal bir hükümetin, yurdun ve ulusun alınyazısını tam anlamıyla sağlama bağladığına inanmaktı. Ulusun “Kahrolsun işgal!” diye yükselen sızıltılı çığlığını boğmaya çalışan, duygusuz ve anlayışsız kimselerden kurulmuş, dokusunda hayvanlık ve hayınlık bulunan bir hükümetin, böncesine, bilgisizcesine ve miskincesine davranışlarına seyirci kalmak; aklı, anlayışı ve yurtsever1iği olan kimselerden istenebilir miydi?

Bir de efendiler, Cemal Paşa: “Ulusun güvenini kazanmış bulunan şimdiki hükümet” sözüyle pek büyük ve açık bir yalan söylüyordu. Ulusun hükümete, güveni daha gerçekleşmemişti. Bu söz, ancak ve hiç olmazsa, Millet Meclisi önünde hükümetin güvenoyu almasından sonra söylenebilirdi. Oysa, daha Millet Meclisinin üyeleri bile seçilmiş değildi.

Harbiye Nazırı, bu sözü söylediği dakikada yalnız bir kişinin güvenini kazanmış bulunuyordu. O kişi de, devlet başkanlığını kirletmekte olan hayın Vahdettin’di.

Temsilciler Kurulunun, kendileriyle uzlaşmayı gerekli görmüş olması, ulustan alınmış bir güven gibi sayılmak isteniyor. Eğer amaçları bu idiyse, ulusun güvenini kendilerine bildirmeye güven aracı olan bu Kurulu aradan çıkarmaya çalışmak neden gerekli oluyordu?


../..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti