Konu: Nutuk
Tekil Mesaj gösterimi
Eski 27.01.09, 23:55   #24
Ekin
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30788
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart




Nutuk I ( 12.nci Bölüm)


İSTANBUL’DA ULUSAL KUVVETLERE KARŞI KIŞKIRTMALAR

Bu konuda ilk tepkiyi gösteren Ankara oldu. Ankara Vali Vekili Yahya Galip Bey’in Sıvas’a çektiği 15 Ekim 1919 günlü bir kapalı telini, rahmetli Hayati Bey’in imzasıyla gelen başka bir kapalı tel içinde 22 Ekimde Amasya’da aldım. O tel şudur:

Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Paşa Hazretleri, biz yazgımızı ne böyle ulusun yazgısını bilmeyen bir hükümete ve ne de gelişigüzel gönderilecek valilere bırakamayız. Birçok kez yüksek kişiliğinizin bilgisine sunduğumuz düşünceler dikkate alınmadığı için İstanbul Hükümeti, Ferit Paşa Hükümetinin atayıp da gönderemediği Bitlis eski Valisi Ziya Paşa’yı buraya ve görev yaşamı boyunca, hiçbir varlık gösterememiş olan Suphi Bey’i de Konya’ya vali atayarak ilk adımını atmaya başladı. İşte bu gibi düşüncelere dayanarak, Millet Meclisi kurulmadan önce hiçbir göreve dışardan hiç kimsenin getirilmemesini geçende rica etmiştik. İstanbul Hükümetinin buraya yeniden vali göndermeye kalkıştığına bakılırsa, buradaki ulusal eylemlerin söndürülmesi isteniyor, demektir. Nasıl siz askerlikten çekilerek halktan bir kişi gibi çalışmaya karar verdinizse, ben de bu görevden çekilerek sizin yaptığınız gibi ulusal ödevimi yapmaya karar verdim. Vali gelinceye değin vekilliği kime vereceğimi bildirmek iyiliğinde bulununuz efendim. 15 Ekim 1919

Ankara Vali Vekili

Yahya Galip

Bir gün sonrada 23 Ekimde Cemal Paşa’nın, 21 Ekim günlü şu telyazısını aldım:

Sayı 419 Kadıköy, 21.10. 1919

Amasya’da Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Ankara’daki Belediye Başkanı ve Müftü Efendi, dışardan gelecek valiyi kabul etmeyeceklerini, Ankara’ya Ankara’dan vali atanması gerektiğini kendi yetkilerine dayanarak ileri sürüyorlar. Böylece her yandan ayrı ayrı istekler ileri sürülmesi, hükümeti güç duruma sokmaktadır. Kötücüller ve başka azınlıklar bu gibi olayları türlü türlü yorumluyor.....

Hükümete yardım için verilen söz gereğince bu gibi olayların önlenmesini rica ederim. Atanması Padişahça onaylanan valinin yola çıkması gerekeceğini doğal kabul buyurursunuz.

Harbiye Nazırı

Cemal

Gerçekten, başta Müftü Efendi olduğu halde (şimdi Diyanet İşleri Başkanı bulunan sayın Rifat Efendi Hazretleriidi) Ankaralılar, protesto niteliğinde olarak İstanbul Hükümetine başvurmuşlardı.

Ankara’yı yatıştırarak, hükümet erkini kırmamak için, telgraf başında birçok öğütlemelerde bulundum. Fakat, Ankara’nın haklı olduğunu kabul etmemek elde değildi. Sonunda, Cemal Paşa aracılığı ile hükümete yazdığım telyazısından söz ederek, alınacak karşılığa değin durumun iyi idare edilmesini Ankara’da Kolordu Komutanı vekili Mahmut Bey’e yazdım.

Burada, yeri gelmişken bir gerçeği bilginize sunmak uygun olur. Biz, Temsilciler Kurulu, hükümetin durumunu ve içyüzünü pek güzel anlamıştık. Hükümet üyelerinden

kimilerinin hükümete girmekten pişman olduklarını ve bu gibilerin çekilmek için nedensi aradıklarını da anlıyorduk. Bundan başka, iç ve dış düşmanların ve Padişahın, birlik olarak, Ali Rıza Paşa Hükümeti yerine kendi görüşlerini açıktan açığa ve çabucak uygulayacak başka bir hükümeti iş başına getirmeye kararlı bulunduklarını da bilmiyor değildik. Bunun için de, Ali Rıza Paşa Hükümetini kötülerin en yeğnisi buluyorduk. Bir de, Ferit Paşa’nın düşmesinden sonra yeni hükümetle anlaşmak için geçen dört beş gün içinde kimi kişilerin, elden geldiğince çabuk uyuşmamız yolunda yaptıkları öğütlemeler de önemsenecek anlamı ve nitelikte idi. Bundan dolayı, amaca güvenle ulaşıncaya değin, gerekirse biraz da özveride bulunmak zorunluğunu duyuyorduk.

Mahmut Bey’e yazdığım kapalı telde bunlar da sezdirilmişti.

Cemal Paşa’ya verdiğim karşılığı olduğu gibi bilginize sunacağım:

Şifre Amasya, 24.10.1919

Özeldir.

İvedidir.

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine

Y: 21.10.1919 gün ve 419 sayılı kapalı tele:

Ankara’dan, Vali için çekilen telin ve ileri sürülen dileğin, aşağıdaki nedenlerden doğduğu anlaşılmıştır.

Şöyle ki: İstanbul’dan alınan güvenilir haberlerde İngilizler ile İngiliz Muhipler Cemiyeti, İtilaf ve Hürriyet ve Nigehbancıların Hıristiyan azınlıklarla, işbirliği yaptıkları ve Anadolu’ya birçok bozguncular göndererek, ulusal örgütleri bozmaya ve İstanbul Hükümetini düşürmeye giriştikleri; bu karıştırıcı kişilerin Adapazarı ve Bursa’dan yola çıktıkları bildirildiği gibi, Adapazarı’nda da son günlerde birtakım eylemler görülmesi kaygı doğurmuştur. Konya’ya gönderilen Vali Suphi Bey’in, İngiliz Muhipler Cemiyeti İstanbul Yönetim Kurulu üyelerinden olduğunu Konya’da Refet Bey’e söylemiş bulunduğunun yayılmış bulunması, uyanan kuşkuyu artırmıştır. Ankara Valiliğine atanan Ziya Paşa’nın tutumu ve doğruluğu üzerine bir şey denemezse de, kendisinin iş başarma gücü ve yeterliği kuşkulu görüldüğünden, Ankara ili gibi ulusal örgütlerin ve eylemlerin en önemli merkezlerinden biri olan yerde daha durum aydınlanıp dirlik ve tam güven sağlanmadan, buradaki önemli işlerin başına hiç denenmemiş, yetersiz bir valinin atanması duraksamalara neden olmuştur. Ankara’da bulunan Vali Vekili ve Komutan ve Temsilciler Kurulu arasında yapılan yazışmalarda, şimdiki hükümetin, nasıl olursa olsun, buyruklarına ve yürütümüne uymak gerektiği üzerinde durulmuş ve o yolda iş yapılmış ise de; doğrudan doğruya halk, sezdikleri tehlikeye karşı verilen inancayı yetersiz görerek, tam güven sağlanıncaya değin, ulusal isteklere uygun iş gördüğü denenmiş bulunan Vali Vekilinin görevinde bırakılmasını gerekli sayıp doğrudan doğruya hükümete başvurmuşlardır. Son bildiriminiz üzerine Ankara, da gerekenlerle yeniden görüşüldü; sakıncaları olsa, bile, hükümet erkini kırmamak için, Ziya Paşa’nın iyi karşılanmasını sağlamaya çalıştık. Ancak, tehlikelerden ve geçmekte olan karıştırıcı olaylardan çok korkmuş bulunan halkı inandıramadık.

Dahiliye Nazırı Paşa Hazretlerinin, içinde bulunduğumuz durumun inceliğini ve önemini düşmanlarımızın da ne denli hileli ve sıkı çalışmakta olduklarını anlamış bulunduğu kuşku götürmez; Ancak, nazırlık görevine yeni başladıklarından çalıştırılmaya değer görevlileri, daha tanıyamamış olacakları da bir gerçektir. Üstelik, Adil Bey’in de müsteşarlığını yapmış olan Keşfi Bey’in şimdi gene müsteşarlık görevinde bulunduğu göz önüne alınınca, özellikle büyük görevlilerin atanmasında ne ölçüde sağgörüye uygun iş yapılacağı meydana çıkar. Bundan dolayı, Ziya Paşa’nın şimdilik gönderilmemesinin sağ1anmasına aracı olmanızı ve sonucunun bildirilmesini çok rica ederim.

Mustafa Kemal

Efendiler, Ali Fuat Paşa, 28 Ekim 1919 günlü bir kapalı teli ile İstanbul’daki örgütümüzden benim adıma gelen bir teli bildirdi. Bu telde verilen bilgiler önemli idi.

Çerkez Bekir’in çıkardığı, bilinen olay, Adapazarı ve çevresinde Ulusal Kuvvetlere karşı ayaklanma başlangıcı sayılmış. Bundan ne yolda yararlanılacağını görüşmek üzere Padişah, Ferit Paşa, Adil Bey ve Sait Molla ile Ali Kemal Bey’den meydana gelen bir kurul, birtakım tasarlamalarda bulunmuşlar.

Bu telyazısında, yukarda adı geçen Hikmet üzerine de bilgi veriliyordu. Bu Hikmet, iki ay önce Amasya’dan Adapazarı’na gelmiş. O çevrede öteden beri kendisine ve ailesine karşı olanların ulusal örgüte girdiklerini anlamış. Hikmet Bey, Amasya’dan geldiğini ve beni tanıdığını, ulusal örgüt kurma yetkisinin ancak kendisine verilmiş olduğunu ileri sürerek, Sıvas’la haberleşmeye girişmek istemiş. Karşı taraf engel olmuş. Hikmet, karşıt örgüt kurmuş. Bunu sezen Sait Molla, Hikmet’i elde edecek yolu bulmuş. Kendisini Hıristiyanlara karşı bir ayaklanmaya kışkırtmış.

Efendiler, Hikmet üzerine ve düşmanlarımızın Hıristiyanlara karşı kurdukları düzenler üzerine verdiğim bilgi, daha sonra dokunacağımız birtakım durumların kolaylıkla anlaşılmasına yarayacağından gereksiz sayılmamasını rica ederim.

Efendiler, bu bilgiler üzerine Cemal Paşa’ya çektiğim teli, olduğu gibi görmenizi isterim:

Şifre Sıvas, 31.10.1919

Harbiye Nazırı Cemal paşa Hazretlerine

Adapazarı dolaylarında hükümete ve ulusal örgütlere karşı meydana gelen olayı biliyorsunuz. Bu olay, ulusal birliğin dayancı ve yüce hükümetin kesin ve yerinde önlemleri ile bastırılmış ise de daha oralarda bozgunculuk tohumu vardır. Ulusun birliği karşısında, büsbütün ortadan kalkacağına kuşku yoktur. Ancak, bu bozgunculuk olaylarını Damat Ferit Paşa, eski Dahiliye Nazırı Adil ve daha önceki Dahiliye Nazırı Ali Kemal Beylerle Sait Molla’nın kışkırttıkları ve düzenledikleri anlaşılmıştır. Adları bildirilen bu kişiler, kendi vatan hayınlıklarından başka, çok büyük ve tehlikeli bir yanlış iş daha yapmışlardır. O da bu hayınca işlerinden sanki yüce Padişahımızın da bilgisi olduğu söylentisini yaymak gibi bir büyük alçaklıktır. Sayın hükümet üyelerinden tam bir yürek temizliği ile rica ederiz. Zamanında durumu, uygun bir yolla yüce Padişaha bildirsinler. Ulusun ve örgütlerinin bu gibi uydurma ve yalan sözlere önem vermeyeceği açık bir gerçektir. Bozguncuların, yalanlarla ulusal birliği bozmak istedikleri ileri sürülerek, olayın geçtiği yerlerde söylentilerin hükümetçe resmi olarak yalanlanmasını; böylece her türlü yanlış anlaşılmanın ortadan kaldırılmasını ve bu dokuncalı kişiler üzerinde gereken inceleme yapılarak yasa yoluyla kovuşturmaya girişilmesini yaşamsal bir sorun saymaktayız efendim.

Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kemal


ALİ RIZA PAŞA HÜKÜMETİNİ TUTMA KARARI

Efendiler, Ali Rıza Paşa Hükümetinin kuru1uş niteliğini bildiğimiz halde tutmayı ve elden geldiğince desteklemeyi neden gerekli gördüğümü bir parçacık anlatmıştım.

Amasya’dan Sıvas’a dönüşümüzden sonra, Temsilciler Kurulu ve orada bulunan öteki arkadaşlarımızla yaptığımız toplantıda Amasya buluşması ve başka konular üzerinde arkadaşlara uzun uzadıya açıklamada bulundum. Bu toplantıda, Temsilciler Kurulu karar tutanaklarının 29 Ekim 1919 günkü görüşmelere ilişkin sayfasında, olduğu gibi yazılı olan şu kararı aldık:

“Başta Sadrazam Ali Rıza Paşa olmak üzere hepsinin yetersiz, Padişahın gözüne girmek isteyen kişilerden oldukları; kimisinin ulusal eylemlerden yana, kimisinin de buna karşı oldukları; bununla birlikte Padişah, kısa zamanda bunları düşürerek yerine zorbalığı sürdürebilecek bir hükümet getirmek isteyeceğinden, Millet Meclisi kurulup yasama görevini yapmaya başlayıncaya değin Temsilciler Kurulunun bu hükümeti tutmasının yurt ve ulus için hayırlı bir çözüm yolu olduğu kabul olundu.”

Gerçekten bu kararımızı uyguladık. Bunu doğrulayan bir olayı yeri gelmişken bilginize sunayım: İstanbul’daki örgütümüz, güvenilir kaynaklara dayandığını bildirdiği birtakım bilgileri, 31 Ekim 1919 gününde, bize ulaştırdı. O bilgiler şunlardı:

“İki günden beri, Kiraz Hamdi Paşa Saraya giriyor, iki üç saat Padişahın yanında kalıyor ve şu karar saptanıyor; Müşir Zeki Paşa’nın başkanlığında bir hükümet kurulacak, Hamdi Paşa Harbiye Nazırı, Prens Sabahattin Bey Hariciye Nazırı, Tevfik Hamdi Bey Dahiliye Nazırı olacak; Eşref, Mahir Sait ve başkaları öteki nazırlıkları alacaklardır. Bunlardan Sabahattin ve Mahir Sait’e daha öneride bulunulmamıştır. Padişah, Ali Rıza Paşa’ya, uygun bir zamanda, belki bugünlerde çekilmesini söyleyecektir. Bu işin içinde daha önce çalışmalarından söz edilen birleşik bir gizli dernek vardır.

Bu bilgiler alınınca, Cemal Paşa’ya 2 Kasım 1919 da, Sadrazamın hiçbir neden ve nedensi ile yerini bırakmaması gerektiği, bunun kendisine duyurulması; yoksa bütün yurdun İstanbul ile kesin olarak ilgisini keseceği bildirildi. Rumeli ve Anadolu’da bulunan bütün komutanlara da durumdan ve Cemal Paşa’ya çekilen telden bilgi verildi. İlişki kurulmuş olan Müdafaai Hukuk Merkez Kurullarına da bu konuda bilgi verilmesi gerektiği bildirildi.

Efendiler, Salih Paşa’nın İstanbul’a dönüşü üzerine, 21 Ekim günlü protokolda yazılı ve önemli olduğuna önceki sözlerim arasında parmak bastığım nokta Millet Meclisinin toplantı yeri üzerinde, yani Millet Meclisinin toplantı yeri üzerine hükümetle aramızda tartışma başladı. Hükümetin Cemal Paşa aracılığı ile yazdıkları, bizim ileri sürdüğümüz düşünceler, bir kez daha gözden geçirilmeye değer sanırım. Bu yazışmalarımızın ana çizgilerini Büyük Millet Meclisinin ilk toplantı tutanaklarında görebileceğiniz için burada ondan bir daha söz etmeyeceğim.

Ancak efendiler, bu konudaki yazışma ve tartışmalar, yalnız İstanbul Hükümeti ve Cemal Paşa ile aramızda yapılmakla kalmıyor, bütün yurdun ve özellikle İstanbul’daki örgütlerimizin konu ile ilgili görüşünü anlamak gerekiyordu. Burada, bu konulara ilişkin bazı bilgiler sunacağım.

İstanbul’daki örgütlerimizin düşüncelerini öğrenmek için 13 Ekim 1919 günü çektiğimiz ilk tele verdikleri 20 Ekim 1919 günlü yanıtta: “Milletvekillerinin İstanbul’da toplanmalarında bir sakınca ve tehlike olmadığı, İtilaf devletlerini herhangi bir davranışlarının uygarlık dünyasına karşı kötü etki yapabileceği” bildirildikten sonra, yalnız: “Millet Meclisi şimdiki yetkisini genişletmeye girişirse Padişahın da Meclisi dağıtmaya kalkışması ve bize karşı olan kimselerin tehlikeli bir davranışta bulunmaları, İtilaf devletlerinin de bundan yararlanarak sizin gibi yüksek kişilere saldırmaya yeltenmeleri düşünülebilir.” sözleri ekleniyordu. Bu telin sonunda: “Bizim, barış yapılıncaya değin İstanbul’a ayak basmamaklığımız ve milletvekili olmamaklığımız” öğütleniyordu.

İstanbul’daki örgüt merkezimizden Kara Vasıf Bey’in gizli ve Şevket Bey’in açık imzasıyla aldığımız 30 Ekim 1919 günlü kapalı telde örgütümüzden olanların düşünceleri, başka birçok kişilerin düşündükleriyle destekleniyordu. Bu telin birinci maddesi şöyle başlıyordu: “Ahmet İzzet Paşa, Sadrazam, Harbiye Nazırı, Genelkurmay Başkanı, Nafıa Nazırı ve izlencelere gerçekten bağlı ve hizmet eden ve bağlılığı ile birlikte önemli bir gücü de bulunan Göz Hekimi Esat Paşa ile: ayrıca Rauf Ahmet Bey’le ve başkalarıyla gerek istekleri ve gerek ilişkimiz dolayısıyla görüştüm. Bütün görüşlerin birleştiği noktalar aşağıdadır.”

Bundan sonra bütün görüşlerin birleştiği noktaları özetliyordu.

Birinci maddede: “Millet Meclisinin kesin olarak İstanbul’da toplanması zorunludur. Yalnız, İstanbul’a gitmemelisiniz, Sadrazam Paşa, Meclisin, İstanbul’da vicdan rahatlığı ile kararlar alabileceğine, yabancılardan söz alarak güvence verdi. Ama, yalnız sizin için güvence alınamayacağından, milletvekili olursanız izinli olarak ya da milletvekili olmayarak daha yüksek ve gönüllerin sevgilisi kalmanız uygun olur.” deniliyordu.

Birinci maddenin (b) bölümünde: “Aslında hükümet, yapılacak barış antlaşmasında nispi temsili, azınlıkların hakları adına kabul etmek zorundadır. Şu duruma göre azınlıkların da yeniden seçime katılması için Millet Meclisinin dağıtılıp yeniden seçileceği, ilgili çevrelerce kesin olarak umulmaktadır.” gibi yeni bir bilgi veriliyordu.

Birinci madedenin (c) bölümünde: “Hükümet gerçekten iyi niyetlidir ve bu işe istekli değildir” inancası vardı.

İkinci madde de: “Olabildiğince sosyalist, birkaç temiz Hürriyet ve İtilafçı vb. çıkarmak” gibi bizim anlayamayacağımız çapraşık ve karışık bir görüşün belirtisine rastlıyorduk.

Üçüncü maddede: “Hükümeti güç duruma düşürmemek”;

Dördüncü madde ise: “Bize zararı dokunacakları, her ne yolla olursa olsun elde etmek istiyorum. Herkes de bana bunu öğütlüyor. Örneğin Refi Cevat, sosyalistler.” gibi düşünceler yer alıyordu.

1 ve 4 Ekim 1919 günlerinde, İstanbul’daki örgütümüze uzun düşünce ve yorumları kapsayan karşılıklar verdik. Bu karşılıklarda başlıca: “Milletvekillerinin İstanbul’da toplanmaları büsbütün tehlikeli ve sakıncalıdır.” dedik ve açıkladık. Cemal Paşa aracılığı ile hükümete bildirdiğimiz görüşleri özetledik. “Bizim için olan tehlikenin bütün milletvekilleri için de geçerli olduğunu” tanıtlamaya çalıştık. “İlle bizim seyirci durumda kalmamız isteniyorsa gerekçesiyle” bildirilmesini istedik.

Yalnız Kara Vasıf Bey’e çekilen telde:

“Ahmet İzzet Paşa Hazretleri, aslında ulusal eylemlerin İstanbul’da kıyıma yol açacağını sanıyordu. Sözlerinin dikkate alınması her şeyden önce bu inanışlarının değişip değişmediğini bilmemize bağlıdır. Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine gelince, onun da kararsız olduğunu bilmez değilsiniz. Abuk Paşa da bu nitelikte ve bu ruhsal durum içindedir. Göz Hekimi Esat Paşa üzerinde kesin bir düşüncem yoktur. Yalnız, birçokları onu son derece dar görüşlü, şan ve üne pek çok düşkün gösteriyorlar. Kısacası, tutumları ve düşünceleri kararlı ve yerinde olmayan ve İstanbul’da düşman baskısı altında düşünen devlet adamları ve başka kişilerin öğütleri üzerinde iyi düşünülmelidir.” dedikten ve söz konusu toplantı yeri üzerine akla gelebilecek tehlike ve sakıncaları bir daha saydıktan sonra: “Asıl şaşılacak nokta; bize, adları belli iki üç kişiye güven vermeye gücü yetmeyen hükümetin, öteki milletvekillerini nasıl koruyabileceği işidir.

Bizde yavaş yavaş yer etmeye başlayan düşünce ve inanç, ne yazık ki yabancıların değil, belki onlardan daha çok şimdiki hükümet üyeleri ile başka kimselerden kimilerinin bizi sakıncalı görmekte olmalarıdır.” dedik.

Bundan sonraki bölümlerin birinde: “Nispi temsilin kabul edilmesi zorunluğu karşısında Meclisin dağıtılmasını şimdiden düşünen bir çevrede, Millet Meclisinin toplanmamasını doğal saymak gerekir.” görüşünü bildirdik.

Bir bölümde de, hükümetin bu işe istekli olmadığı sözünden bir şey anlayamadığımızı belirterek: “Amacı, bizi sıkışık zamanlarda yalnız bırakmak mıdır?” sorusundan sonra, onların bir düşüncelerine karşılık olarak da: “Hükümete karşı çıkanların iş başına gelmelerinden korkmak yarar sağlamaz. Bundan dolayı gidiş ve tutum değiştirilemez.” dedik.

Efendiler, bu yazışmalardan ve bu yazışmalarda ileri sürülen düşüncelerden kolaylıkla anlaşılmakta idi ki, bizim İstanbul’daki örgütümüzün başında bulunanlar hükümet üyelerinin, şunun bunun ileri sürdüğü düşünceler karşısında güçsüz kalmışlardı ve artık onların sözcüsü olmaktan başka bir iş yapmıyorlardı.

İşte başka bir kapalı tel ki 6 Kasım 1919 günü Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın imzasıyla çekiliyor; ama içinde Kara Vasıf Bey’in düşünceleri ve imzası bulunuyor. Bu telde yine toplantı yerinden söz açılarak, özellikle: “Önce siyasal sakıncalar var. İkincisi, yönetimsel sakıncalar var, üçüncüsü de toplanma olanağı yoktur.... Zorunluluk, duygulara üstün tutulmalıdır... Uygun yanıtınızı tez elden hükümete bildiriniz.” sözleriyle baskı yapılıyor ve: “Japon Rıza Bey’le birlikte pek yakında iyi haberlerle sizin yanınıza geleceğim.” muştusu veriliyordu. “Barışı ve esenliği büsbütün kazandık demektir. Milli Türk de bizim. Milli Ahrarı yıkıyoruz. Milli Kongre yola gelecek.” tümcesiyle de iyi haberlerin neler, ne gibi boş şeylerle ilgili olduğunu belirtmekte ivedi davranılıyordu.

Kara Vasıf Bey’e 7 Kasım 1919’da, tez elden Sıvas’a gelmesini yazdım.”

Kara Vasıf Bey, yine de bu işle ilgili olarak gönderdiği 19 Kasım 1919 günlü kapalı telinde, uzun düşünceleriyle desteklediği yargısını ve mantığını şu tümcede özetliyordu:

“Ulusal Kuvvetlerle düşünce birliğinde olan Meclis, Padişaha karşı düşmanlığını ilan ederse, Anadolu kimin arkasından gider?.. Ulusal Kuvvetlere mi uysun?.. Meclisi Anadolu’da toplamak düşüncesinden vazgeçmek bir yurt borcudur ...”.


KOMUTANLARLA DANIŞMA

Efendiler, çok önemli olan bu toplantı yeri konusunda, kimseye danışmadan karar vermek ve bu kararı ulusa ve seçilen milletvekillerine uygulatmak pek tehlikeli olurdu. Bundan dolayı, çok dikkatle ve duyarlıkla bütün özel görüşleri ve kamuoyunu incelemek; gerçek eğilimi anlayarak uygulanabilecek kararı almak zorunluğu karşısında bulunuyordum.

Bir yandan, gördüğünüz gibi, İstanbul’un ileri gelenleriyle yazışmalar yaparken bir yandan da, türlü yollarla kamuoyunu yokluyordum. Vereceğim kararın uygulanmasını sağlamak için ordunun görüşünü almak da pek önemli idi. Bu nedenle, daha Ekim ayının 29’unda, On Beşinci, Yirminci, On ikinci ve Üçüncü Kolordu komutanlarını Sıvas’ta bir toplantıya çağırdım.

Diyarbakır’daki Kolordu Komutanına, Edirne’deki Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey’e, Bursa’da Yusuf İzzet Paşa’ya, Balıkesir’de Kazım Paşa’ya, Bursa’da Bekir Sami Bey’e de “kendilerini, aradaki uzaklık ve özel durumları dolayısıyla çağıramadığımı ve alınacak kararları bildireceğimi” yazdım.

Efendiler, çağrılan komutanlardan Salahattin Bey, o sırada Sıvas’ta idi. Kazım Karabekir Paşa Erzurum’dan, Ali Fuat Paşa Ankara’dan ve Konya’daki Kolordu Komutanının, cephe ile ilgili birtakım önemli işleri kendisinin düzene koyması gerektiğinden, ona vekil olarak Kurmay Başkanı Şemsettin Bey Konya’dan gelip Sıvas’ta toplandılar. Temsilciler Kurulu üyesi olan ve üye olmayıp da toplantıya katılmalarından yararlanılan kişilerle ve komutanlarla toplanarak 16 Kasım 1919 günü görüşmelere başladık. Görüşme gündemimiz yalnız şu üç madde olacaktı:

1- Millet Meclisinin toplantı yeri.

2- Toplantıdan sonra Temsilciler Kurulunun ve ulusal örgütün alacağı biçim ve çalışma yöntemi.

3- Paris Barış Konferansının bizim için olumlu ya da olumsuz bir karar vermesi durumunda nasıl davranılacağı.


.. / ..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti