Konu: Nutuk
Tekil Mesaj gösterimi
Eski 27.01.09, 23:56   #26
Ekin
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30790
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart




Nutuk I ( 13.ncü Bölüm)


REFET PAŞA DEMİRCİ EFE’NİN ADAMLARI İLE

Efendiler, Nazilli’ye giden Refet Paşa, Demirci Mehmet Efe’den komutayı almayı gerekli ve yararlı görmemiş. Kim bilir, belki de komuta kendisine, verilmemiş.. Demirci Efe’nin yanında, kurmay gibi çalışmayı daha yararlı görmüş ve bunu yeğlemiş. Refet Paşa bunu bize bildirdi. Oranın koşullarını, yakından görmüş olan bir kişinin kararını bozmak, çoğu zaman güçtür. Çünkü, ya gerçekten Refet Paşa’nın gördüğü ve yeğlediği gibi, Efenin komutasını sürdürmek ve ona yardımcı olmak yararlı idi; ya da Refet Paşa, o cephenin komutanlığını bilinmeyen bir nedenden ötürü ele alamıyordu. Öyle de olsa böyle de olsa ille komutayı al, diye buyruk vermek yararsız olurdu.

Asıl şaşılacak durum bundan sonra görüldü. Bir süre sonra Refet Paşa Nazilli’den kayboldu. Birkaç gün sonra, Balıkesir’de olduğunu, birtakım yabancı subaylarla ilişki kurayım mı diye bizden sorması üzerine anladık.

22 Aralık 1919 günü verdiğimiz karşılıkta: “Ulusal örgütten olanların özellikle Temsilciler Kurulu üyesi olarak tanındığı için kendisinin, yabancılarla hiçbir türlü ilişki kurmasını istemediğimizi” bildirdik. Refet Paşa bir daha kayboldu. En sonunda bir gün Bursa’dan Refet imzalı kısa bir tel aldık: “İstanbul üzerinden Bursa’ya geldim.”

Bu telin anlamını bir türlü kavrayamıyordum. Refet Paşa’nın İstanbul’la ne ilişkisi vardı? Bir de Nazilli-Balıkesir-Bursa yolu İstanbul’dan mı geçer? Bu bilmeceyi bir türlü çözemedim. Sonunda iş anlaşıldı.

Refet Paşa, Nazilli’den ayrıldıktan ve Balıkesir’de Kazım Paşa’ya uğradıktan sonra Bandırma’ya inmiş, oradan da bir Fransız torpidosuyla İstanbul’a gitmiş. Orada bir takım arkadaşlarıyla görüşmüş; sonra da Bursa’ya dönmüş.

Efendiler, bu bilmeceyi şimdi bile çözemiyorum. Bunun için beni bağışlayacağınızı umarım.

Refet Bey’in, bir İngiliz gemisine binip Samsun’a gelen Salahattin Bey’le değiştirildiğini ve kendisinin o gemi ile İstanbul’a dönmesinin istendiğini; bunun üzerine gitmeyip görevinden çekildiğini; ve İstanbul Hükümetinin benimle birlikte onun da yakalanmasını ve İstanbul’a gönderilmemizi genelge ile buyurduğunu biliyorsunuz. Bu kadar çok bilinenle bir bilinmeyeni çözememek, cebir bilenlerce pek bağışlanmazsa da, benim bu noktada güçsüz kaldığımı açıkça söylemek isterim. Ferit Paşa Hükümetinin yerine Ali Rıza Paşa Hükümeti geçmiş idiyse de, yeni hükümetin haber alma ve yürütme araçlarının gene öncekiler olduğunu biliyoruz.

Efendiler, Refet Paşa’nın bu yeğnice davranışı, düzenli ordunun kurulmasına değin, Aydın ve Salihli cephelerinde güvenilir bir komuta düzeni sağlanamamasına yol açtı.


DAHİLİYE NAZIRI KUŞKU UYANDIRAN DAVRANIŞLARI

Efendiler, bu garip öyküden sonra, olayların yine bıraktığımız noktadan izlemeye başlayalım:

Cemal Paşa, bizim 5 Kasım 1919 günlü kapalı telimizin bir noktasını anlayamamış. Babıali merkezinden çektiği kısa bir kapalı telle şu yolda bizden açıklama istiyordu: “Dahiliye Nazırının kuşku uyandırabilecek eylemlerine dikkatinizi çekmeyi gerekli görürüz, sözleriyle ne demek istendiği anlaşılamadı. Bu noktanın ivedi olarak açıkça bildirilmesi.”

Bu kısa soruya verdiğimiz yanıt biraz uzundur. Sıkılmazsanız, olduğu gibi sunayım:

Şifre Sıvas, 12.11.1919

Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine

Y: 8.11.1919 gün ve 8084 sayı:

Dahiliye Nazırı Paşa Hazretlerinin kuşku uyandıran işlerinden ve davranışlarından akla gelenler aşağıda bilginize sunulur:

1- Ankara gibi birtakım illerdeki yüksek sivil görevlileri telgraf başına çağırtarak, ulusal eylemler sırasında Ferit Paşa Hükümetine karşı davranışta bulunanların durumlarını, hükümeti neden suçladıklarını; bu işin yasalara ne den1i uygun olduğunu gözdağı verici bir biçimde soruşturmak.

2- Uzun süre hasta yattıktan sonra tifodan ölen Tokat Mutasarrıfının ölümünün, nedeni bilinmeyen bir olay sayılarak Sıvas Valiliğinden kapalı telle sorulması.

3- Adliye Nazırı ile birlikte, Balıkesir cephesinden gelen ulusal kurul ile gizli buluşmaları sırasında Adliye Nazırının ulusal eylemleri yönetenlere karşı bir işlem yapılıp yapılmayacağını kendisinin yanında söz konusu edebilmesi.

4- Dahiliye Nazırlığını üzerine aldığı zaman, ilk yurtseverce iş olarak, vatan hayınlığı açıkça tanıtlanmış olan eski Dahiliye Nazırı Adil Bey’in düşünce ve iş ortağı Dahiliye Müsteşarı Keşfi Bey’i kovması gerekirken, onu bugün bile görevinde tutması ve onun aracılığı ile kamu görevlilerinin yerlerini değiştirmesi.

Doğaldır ki, bu müsteşar aracılığı ile atanacak görevliler, pek haklı olarak ulusal güveni kazanamazlar. Örneğin, ulusal eylemlerin başından sonuna değin karşı tutum içine giren ve sonunda halkın işten el çektirdiği fakat hasta olması dolayısıyla o zaman tutuklanmamış ve sürülmemiş olan eski Kayseri Mutasarrıfı Ali Ulvi Bey, yönetici niteliklerinden büsbütün yoksun ve yetersiz takımından olduğu halde, Burdur’a atanmıştır.

Gene yetersizliğinden ve Canik sancağı için uygun görülmediğinden, kendinin de istemesi üzerine epey zaman önce İstanbul’a gönderilen Ethem Bey de, Menteşe’ye atanmıştır. Aydın mutasarrıflığına eski Niğde Mutasarrıfı olup Sıvas’a getirilen Cavit Bey atanmıştır. Bütün bunlara karşın, eski Konya Valisi vatan hayını Cema1 Bey’in adamı olan Antalya Mutasarrıfı, birçok başvurularımıza ve halkın sızlanmalarına karşın şimdi gene yerinde oturuyor.

5- Özlük İşleri Müdürlüğü gibi en önemli görev, bir Ermeni elinde bulunduruluyor.

6- Basın Müdürlüğünde ve Ajansın durumunda bir değişiklik görülmemektedir.

7- Yurdun geleceğini güven altına alacak tek kuvvetin ulusal birlik olduğu ve bu birliği de ulusal örgütlerin sürdüreceği bilinmektedir. Bu birlik ve örgütün, yurdu bölünmekten kurtarmak, devletin ve ulusun bağımsızlığını sağlamaktan başka bir şey olmayan kutsal amacını bozmaya çalışanlar da, İstanbul’daki karıştırıcı takımıdır. Bunların kötülüklerini önlemek, ancak güçlü ve sağlam bir sıkıdüzene bağlıdır. Bunun da başlıca yolu; polis müdürünü, namuslu, ulussever, yeterli, girişken kişiler arasından seçmek ve atamaktır. Oysa, sizler de bilirsiniz ki bugünkü Polis Genel Müdürü, vatan hayını olan düşük hükümetin ve adamlarının biricik koruyucusudur. Sait Molla’nın Bay Fru’ya yazmış olduğu mektuplardan anlaşıldığına göre de, bu adam, karşıcıl kimselere, yani ulus düşmanlarına şimdi bir barınak ve sığınak oluyor. Amasya’da Salih Paşa Hazretleri de bunu kabul buyurmuşlardı.. Oysa Dahiliye Nazırı, yurdun ve ulusun yazgısını böyle bir kişinin elinde bırakmakta bir sakınca görmüyor, belki yarar görüyor demektir. Jandarma Komutanı Kemal Paşa’nın ise, gerek ulusal amaçlar ve gerekse sizler için dokuncalı bir kişi olduğu kuşku götürmezken şimdi gene yerinde durması da, Dahiliye Nazırlığının iyi niyetine mi verilmelidir?

Temsilciler Kurulu adına

Mustafa Kemal


ALİ RIZA PAŞA HÜKÜMETİ, ULUSAL ÖRGÜTÜ DÜŞMAN ÖRGÜTLE,
BİZİ DE ALİ KEMAL VE SAİT MOLLA İLE BİR TUTUYOR


Efendiler, Harbiye Nazırının 9 Kasım 1919 günlü bir telyazısı vardı; onun içindekiler de ilgi çekicidir. Bu telyazısında Cemal Paşa, hükümetin düşüncesini şu noktalar üzerinde topluyordu:

1- Seçimlerin iyi ve doğru yapılması;

2- Millet Meclisinin İstanbul’da toplanması;

3- Ulusal örgütler adına hükümet işlerine karışılmaması için hükümetin size öteden beri yaptığı bildirimler kesindir.

4- Pek çok telyazılarınızda ileri sürülen isteklerin de bu özellikte yani işe karışma niteliğinde olduğu apaçıktır.

5- Hükümet, bildirisinde saptayıp yaydığı gibi, tarafsızlıktan ayrılmayacaktır. Bu bakımdan, ulusal örgütlere karşıt görüşte olanlara baskı yapmak ve onları cezalandırmak yoluna gidemez.

Telin sonunda şöylece gözdağı da veriliyordu: “Şimdiki durum, biraz daha sürecek olursa hükümet yüzde yüz çekilecektir.”

Sayın efendiler, bu maddelerden çıkan anlam, aslında bütün gerçekleri ortaya koymuş bulunuyordu. Hükümet, ulusal örgütlere karşı görüşte olanların yurda ve ulusa düşman olduklarını kabul etmiyordu. Ulusal örgütler ile düşmanların hayınca örgütlerini; Ali Kemal ve Sait Molla ile bizi eşit tutuyordu. Adapazarı, Karacabey, Bozkır, Anzavur olaylarını suç saymıyordu.

Cemal Paşa’ya verdiğimiz yanıtta bu noktaları açıkladıktan sonra, hükümetin duygu ve eğilimini açıkladıktan sonra, hükümetin duygu ve eğilimini açık söyletmek amacıyla şu tümceyi de ekledik: “Sözlerinizden anladığımıza göre, yüksek hükümet, ulusal örgütün varlığını belki gereksiz görüyor. Gerçekten durum böyle ise, yani ulusal örgüte dayanmaksızın yurdu kurtaracak kuvvet varsa, ona göre gereği yapılmak üzere, açıkça bildirilmesini, her türlü yanlış anlamaların ortadan kalkması için çok rica ederiz.”


DAMAT ŞERİF PAŞA ULUSAL BİRLİĞİ BOZMAYA, DELEGEMİZ HARBİYE NAZIRI CEMAL PAŞA DA
HÜKÜMETİN YAPTIKLARINI SAVUNMAYA ÇALIŞIYOR

Efendiler, Cemal Paşa’nın özel olarak Sıvas’a gönderdiği ve kendi eliyle yazdığı 10 Kasım 1919 günlü bir mektubunu da, ancak 18 gün sonra yani 28 Kasım 1919 günü- almıştım. Cemal Paşa bu mektubunda, yapılan yazışmaların ilgili olduğu sorunları birer birer özetliyor ve her biri üzerinde açıklamalarda bulunuyordu.

Özellikle, Millet Meclisinin İstanbul’dan başka bir yerde toplanması sorunundan söz ederken: “Bu işe Padişahın olur demeyeceği kesin olarak anlaşılmıştır. İstanbul’daki düşman kuvvetlerinin Millet Meclisine saldırmalarının belki Osmanlı Devleti için yararlı sonuçlar doğurabileceğini, Amerikalılar sezdirdiler; üstelik açıkladılar da; fakat böyle bir saldırının olabileceğini olasılık içinde göremediler.” diyordu.

Cemal Paşa: “Yüreği ulusal güçlerden yana çarpmayan görevlilerin kodamanları, arkalarını yurttaki düşman ordularına dayamış gibidirler.” yollu, sanki bilinmeyen bir bilgi de verdikten ve bu bilgiyi: “Eski hükümet üyelerinin çoğu böyledir.” tümcesiyle tamamladıktan sonra: “Örneğin Polis Müdürünün değiştirilmesinde bu durum iyice belli oldu.” diye bir de örnek veriyor.

Cemal Paşa, hükümet birçok işler yapmayı düşünmüşse de: “Köklü bir girişim için, dayandığı gücün sağlamlığına daha inanamadı.” sözleriyle bizi suçladıktan sonra şu kanısını ortaya atıyordu: “Dahiliye Nazırı bu kuvvete yani Ulusal Kuvvetlere gereksinme gösterenlerin başında desem abartmış olmam.”

Cemal Paşa’nın, mektubunu imzaladıktan sonra yine kendi imzasıyla mektubuna eklediği bir özette şu tümceler vardı: “Karşıcılar ve yabancılar, Meclisin açılmasını engellemeye karar vermişlerdir. Temsilciler Kurulu da, toplantı yeri üzerindeki çekişmeyle bu engellemeyi sürdürürse işimiz Tanrı’ya kalıyor demektir.”

Efendiler, bu mektuptaki, bundan önce gelen yazılardaki ve bundan sonra boyuna bildirilecek olan düşüncelerdeki mantık yorumlama ve görüş sağlamlığı üzerinde söz söylemeyeceğim. Yalnız, bu mektuba 28 Kasım 1919 günü verdiğimiz açıklamalı yanıtın bir tümcesini, olduğu gibi bildirmekle yetineceğim. O tümce şudur: “Yüksek hükümetin köklü bir girişim için dayandığı gücün sağlamlığına güvenemediğini ortaya koyan sözleri, gerçeğe uygun bulmuyoruz.”

Efendiler, Dahiliye Nazırı Damat Ferit Paşa, durmadan dinlenmeden ulusal birliği bozmaktan; ulusu, her gün sürüp giden ve genişleyen saldırılar karşısında sessiz ve kıpırtısız tutacak önlemler almaktan geri durmuyordu. Öteki nazırlıkları da bu ilkeye göre iş görmeye kışkırttığı görülüyordu. Örneğin, Eskişehir’de Hamdi Efendi adında bir kadı vardı. Ulusal Kuvvetlere karşı olduğu için orada duramamış, geri gelmemek üzere İstanbul’a gitmişti. Bu Kadı Efendi’yi, yeni hükümet gene Eskişehir’e göndermiş. Durumu bildirerek, kendisinin değiştirilmesi gerektiğini Mutasarrıf, Adliye Nazırlığına yazmış, fakat bu yazıya karşılık alamamış. Mutasarrıf ve Eskişehir Bölge Komutanı, bu durumu Temsilciler Kuruluna bildiriyor ve:

“Eğer Adliye Nazırlığı bu öneriyi dikkate almayacak olursa, kadının kovulması gereklidir. Yüksek düşüncenizin ve buyruğunuzun bildirilmesi rica olunur.” Diyordu. Bizde düşüncemizi soranlara şu yanıtı vermek zorunda kaldık: “Ulusal amaçlara uyacağına söz veren ve bu ilkeye göre ulusal örgütten her türlü yardımı gören yüksek hükümete kadının değiştirilmesi işi dinletilemezse, en sonunda kovulması gerekeceği apaçık bir gerçektir. “Kuşkusuz bu durumda bulunan İstanbul görevlileri az değildi.

Buna benzer birtakım işler üzerinde hükümetin görüşünü bildiren Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın 24 Kasım 1919 günlü bir kapalı telinin ilk tümcesi, şu idi: “Devletin içişleri ve siyasası kesinlikle ortaklık kabul etmez.”

Bu tele 29 Kasım 1919 günü verdiğimiz ayrıntılı yanıtta, biz de şöyle dedik: “Devletin içişlerinin ve siyasal kesinlikle ortaklık kabul etmediği bir gerçek olmakla birlikte, bir benzeri bulunmayan bugünkü durumda yurdun ve ulusun geleceğini güven altında tutacak olan ulusal örgütleri bilerek ya da bilmeyerek güçsüz bırakacak ve ulusal birliği bozacak hiçbir işi ulusun kabul etmemesi de pek olağan ve türeye uygundur.” Bu telin son tümcesi şöyle idi: “Kurulumuz, imza ederek vermiş olduğu sözlere yüz de yüz bağlıdır. Şu var ki bunun karşılıklı olması gerektir. Oysa, hükümet Salih Paşa’nın imzaladığı protokollerle notlarda sözü geçen işlerin daha hiçbirini yapmamış ve engelleyici nedenler varsa onu da bildirmemiştir.”

Efendiler, şimdi vereciğim kısa bir bilgi ve göstereceğim belgeler –ki bu bilgiyi doğrulamaktadır- Ali Rıza Paşa Hükümetinin bizi suçlamada ne denli haksız ve hükümet işlerinde, en hafif deyimiyle, ne denli ilgisiz olduğunu gözlerinizin önünde canlandıracaktır sanırım.

Efendiler, İstanbul’daki gizli dernekler ve bu derneklere önderlik eden bir takım kişiler –Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın mektubunda da açığa vurulduğu gibi- sırtlarını yabancılara dayamışlardı. Bunlar, gerek ellerindeki bol paradan, gerekse Ali Rıza Paşa Hükümetinin çokça hoş görüsünden ve gevşekliğinden yararlanarak yurdu, baştan başa ateşe vermek için olanca güç ve çabalarıyla çalışıyorlardı. Bu konudaki bilgiler ve elde edilen belgeler de Hükümetin bilgisi dışında bırakılmış değildi. İstanbul’daki örgütümüzle ve çabalarımızla elde edilmiş bir bölük belgeler, olduğu gibi Cemal Paşa’nın ve Sadrazam Paşa’nın ellerine verilmişti. Bu belgeler, o günlerde, yabancı devlet temsilcilerine de verilmiş ve böylece işi, İtilâf devletleri hükümetlerinin çoğu öğrenmişti. O zaman özetleri de bütün komutanlara ve başka gerekenlere bildirilmiş olduğuna göre, artık olayın tarihe karışmış olduğu bugün, yüksek topluluğunuzca ve ulusça bilinmesinde bir sakınca görmüyorum.


SAİT MOLLA NASIL ÇALIŞIYORDU ?

Ulusal savaşlar sırasında karşılaştığımız açık ve gizli güçlükler üzerinde köklü bir bilgi edinmeye ve gelecek kuşakların ders almasına ve uyanmasına yarayacak nitelikte olan, söz konusu belgeleri, olduğu gibi bilginize sunmayı uygun buluyorum. Bu belgeler, İngiliz Muhipler Cemiyetinin sözde başkanı olarak tanınan Sait Molla’nın, Bay Fru adındaki rahibe gönderdiği mektupların örnekleridir.

Efendiler, bu mektupların örneklerinin alındığını sezen Sait Molla, Türkçe İstanbul gazetesinin 8 Kasım 1919 günlü sayısında, bu mektuplardan söz açarak uzun ve sert bir dille bir yalanlama yayımlamış olsa da, gerçeği örtmenin yolu yoktur. Bu mektupların örnekleri, Sait Molla’nın evinden ve mektup karalamalarının yazılı bulunduğu bir defterden, olduğu gibi çıkarılmıştır. Bunlar bir yana, mektupların içindekiler, yurtta beliren durumlara, olaylara ve kimi kişilerin tutumuna tam bir uygunluk göstermektedir. Şimdi izin verirseniz, bu mektupları yazılış sırasıyla sunayım:

Birinci Mektup

Sayın dostum.

Verilen iki bin lirayı Adapazarı’nda Hikmet Bey’e gönderdim. Orada ki işlerimiz pek yolunda gidiyor. Birkaç gün sonra verimli sonucunu elde edeceğiz. Şimdi aldığım şu bilgiyi, şu pusulamla size tezelden iletmek istedim. Yarın sabah kendim gelip geniş bilgi vereceğim.

Ulusal Kuvvetlerden yana olanların Fransa’ya pek çok eğilim gösterdiklerini ve General Despere’nin (Franchet d’Esperey) Sıvas’a gönderdiği subayların, Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek İngiltere Hükümetine karşı birtakım kararlar aldıklarını Ankara’daki adamımız “N.B.D. 285/3”, özel bir postacı ile gönderdi, mektupla bildiriyor. “D.B.K. 91/3” her kadar demeğimiz üyesi ise de bu adamın Fransızlara çaşıtlık ettiği ve sizin bu örgüte başkanlık ettiğinizi söyleyip yaydığı kanısı bende uyanmıştır. Bu iş üzerinde de, yüksek kanılarınıza ve güveninize aykırı düşecek sözlerimle şimdiye dek o adam için göstermiş olduğunuz güvendeki yanılgıyı belirtmiş olacağım. Dün sabah Âdil Bey’le birlikte, Damat Ferit Paşa Hazretlerinin yanına gittim. Biraz daha sabretmeleri ve beklemeleri gereğini sizin adınıza kendilerine bildirdim. Damat Ferit Paşa Hazretleri verdiği karşılıkta, size teşekkür etmekle birlikte, ulusal örgütlerin Anadolu’da büsbütün kök saldığını ve karşı bir saldırışla hayın başkanları tepelettirilmedikçe, kendisinin Sadrazam olamayacağını ve böylece Padişahın da onayından geçen sözleşme hükümlerinin Konferansta savunulamayacağını söyledi. Ayrıca, Ulusal Kuvvetlerin dağıtılması için yüksek İngiltere Hükümeti katında tezelden girişimlerde bulunularak, ortak bir notanın milletvekilleri seçiminden önce İstanbul Hükümetine verilmesini ve çetelerimizin Adapazarı, Karacabey ve Şile’de Rumlara karşı girişecekleri saldırıları tutamak yapıp Ulusal Kuvvetlerin güvenliği bozduğu gerekçesiyle işi çabuklaştırmaya çalışmamızı; İngiliz basının, ulusal örgütlere karşı yayın yapmasının sağlanmasını ve özel olarak torpido ile gönderilen “E.B.K. 19/2” ye, dün görüştüğümüz işler üzerinde telsizle yönerge verilmesini rica ediyorum. Bu gece, saat on birde Âdil Bey “K.”de sizi görecek ve Ferit Paşa’nın bazı özel ricalarını daha bildirecektir. Daha sonra, Padişah Hazretleri ile Bay “T.R.” görüşebilecektir. Refik Bey’e artık güvenmeyiniz. Sadık Bey de bizimle çalışabilecektir. Saygılarımı sunarım. 11.10.1919

Sait

Ekleme: Karacabey’le Bozkır’dan daha bir haber alamadık.


.. / ..

.....
Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti