Tekil Mesaj gösterimi
Eski 28.01.09, 03:18   #7
Kartal
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17570
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

Millî dava ve sarsılmaz gücümüz
Dış siyasetimizde başka bir devletin hukukuna saldırı yoktur. Ancak hakkımızı, hayatımızı, memleketimizi, namusumuzu savunuyoruz ve savunacağız. Günümüz uygarlığının devletlerarası ilişkilerde ortaya attığı ve en yüce, temiz emel ve düşüncelerin bir özü demek olan "Her milletin kendi yazgısına kendisinin egemen olması" hakkını biz yeryüzünde yaşayan milletlerin hepsi için tanıyoruz, bizim de bu hakkımızın kayıtsız şartsız tanınmasını istiyoruz. Bu meşru ve haklı isteğimizi tanımamak yüzünden akan ve akacak olan kanların sorumluluğu, şüphesiz sebep olanlara aittir. Bizi, millî davamızı izlemekten yıldıracak hiçbir araç, hiçbir kuvvet düşünülmüş değildir. Millî davamız, bizim hayatımızdır. Öldürmeye kalkışılan en zayıf yaratıkların bile, bu isteğe karşı isyan ve nefretle son nefese kadar kendisini savunmaya çalışmasından daha doğal bir şey yoktur.
1922 (Atatürk'ün S.D. 1, s. 229)

Birinci Büyük Millet Meclisi'nin Üçüncü Toplantı Yılı'nı açış konuşmasının sonunda söylemiştir:
Bizim için yaşam alevi ve gelecek kuşaklar için kurtuluş ümidi olan kutsal amacımıza durmaksızın yürüyeceğiz ve fakat, Allah'ın yardımıyla kesinlikle başaracağız.
Ölmez bu vatan farz-ı muhal ölse de hatta
Çekmez kürenin sırtı o tabut-u cesimi.*
1922 (Atatürk'ün S.D.I, s.238)
Milletin bağımsızlığını, yine milletin gayret ve kararı
kurtaracaktır. 1919 (Nutuk I, s. 31)
1921 yılında, Amerikalı gazeteci Shaw Moore'a verdiği demeçten:
Biz, Türkiye'nin bağımsızlığını ve bütünlüğünü kurtarmaya çalışıyoruz. Allah'ın yardımı ve Türk milletinin yenilmez kuvveti sayesinde amacımıza ulaşacağız!
1921 (Atatürk'ün S.D. III, s. 28)
"Hazır ol cenge eğer ister isen sulh u salâh!"** gerçeğini bir an akıldan çıkarmamak millî davamızın istediği gereklerdendir. Bu görüş açısından, uyanık ve hazır bulunmaktan ibaret olan kuralımıza uymağa devam edeceğiz.
1922 (Atatürk'ün S.D.I, s.233)
Çizdiğimiz bir sınır vardır; bu sınırı yabancıların elinde bırakmayacağız! İnancımız pek kuvvetlidir.
1919 (Atatürk'ün S.D.11, s.3)
Anadolu, her türlü sataşmalara, saldırılara karşı bütün varlığıyla kendini savunmaktadır ve bunda başarı kazanacağından emindir. Anadolu bu savunmasıyla yalnız kendi yaşamına ait görevi yerine getirmiyor, belki bütün doğuya yönelik hücumlara engel oluşturuyor. Bu hücumlar elbette kırılacaktır, bütün bu sataşmalar kesinlikle son bulacaktır. İşte ancak o zaman batıda, bütün dünyada gerçek huzur, gerçek refah ve insanlık geçerli olacaktır.
1921 (Atatürk'ün S.D.II, S.21)
Bizi yok etmek görüşü karşısında varlığımızı silâhla korumak ve savunmak pek doğaldır. Bundan daha doğal ve daha haklı bir hareket olamaz.
1921 (Atatürk'ün S.D. I, s. 181)

Tarihin bu memlekette şimdiye kadar oluşturmadığı bu millî birlik ve beraberliğin bozulmasına ait her hareketi, bir vatan ihaneti sayarak ona göre gereken karşılığı vermede tereddüt etmeyeceğiz.
1920 (Nutuk 1, s. 385)
Bütün dünyanın bilmesi gerekir ki, Türkiye halkı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun Hükümeti, uşak davranışına katlanamaz. Her uygar millet ve hükümet gibi varlığının, özgürlük ve bağımsızlığının tanınması isteğinde kesin olarak direnmektedir. Ve bütün davası da bundan ibarettir! Biz savaşçı değiliz; barışseveriz. Ve bir an evvel barışın gerçekleşmesini görmek ve ona yardım ve hizmet etmek isteriz.
1921 (Atatürk'ün S.D. 1, s. 181)
Amerika, Avrupa ve bütün uygarlık dünyası bilmelidir ki, Türkiye halkı her uygar ve yetenekli millet gibi, kayıtsız şartsız özgür ve bağımsız yaşamaya kesin karar vermiştir. Bu haklı kararı bozmağa yönelen her kuvvet, Türkiye'nin ebedî düşmanı kalır. Bu hususta insanlık ve uygarlık âleminin temiz vicdanı, kesin olarak Türkiye ile beraberdir.
1922 (Atatürk'ün S.D.III, s. 48)
Biz mağlûbiyetimizin karşılığını çok ağır ödedik. Elimizden köyler, iller değil, ülkeler alındı. Fakat son lokmasını da ağzından kapmak için bir milletin yaşamına kıymak, canice bir harekettir. Öldürülen bir adamınsa kendini son nefesine kadar cesaretle, mertlikle savunması doğal ve zorunludur.
1919 (Atatürk'ün S.D. III, s. 11)
Düşmanın pek büyük gayretlerle, özverilerle oluşturduğu ve diğer bazı devletlerin de büyük yardımlarıyla destekledikleri gerçekten eksiksiz ve kuvvetli ordularını mağlûp etmek için kendimizde bulduğumuz kuvvet ve kudret, davamızın haklılığındadır. Gerçekten biz, millî sınırlarımız içinde özgür ve bağımsız yaşamaktan başka bir şey istemiyoruz. Biz, Avrupanın diğer milletlerinden esirgenmeyen, haklarımıza saldırılmamasını istiyoruz.
1921 (Atatürk'ün S.D. I, s. 178)
Biz bir amaç izliyoruz. Bu amacımız öteden beri çeşitli vesilelerle ifade edilmiştir. Ben şimdi de onu tekrar ediyorum: Milletin, devletin bağımsızlığını korumak! Bunun içinde namus ve şeref bütünüyle yer alacaktır. Bağımsız olarak milletimizin belli sınırlar içindeki bütünlüğünü korumaktır. Bunun için savaşıyoruz. Efendiler! Memleketimizin ellide biri değil, her tarafı tahrip edilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıka
cağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız. Bundan dolayı iki karış yer işgal edilmiş, üç beş köy tahrip edilmiş diye burada feryada gerek yoktur. Ben size açık söyleyeyim;
efendiler bazı yerler işgal edilmiştir ve bunun üç misli daha işgal olunabilir. Fakat bu işgal hiçbir zaman da bizim imanımızı sarsmayacaktır.
1920 (Atatürk'ün S.D. I, s. 78)
Birinci T BM.M.'inde yaptığı bir konuşmadan:
Milletimiz bugün, bütün geçmişinde olduğundan daha çok ve atalarından daha çok ümitlidir. Bunu ifade için şunu arz ediyorum. Kendilerinin* deyişiyle cennetten vatanımıza gözcü olan merhum Kemal** demiştir ki:
Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini
İşte bu kürsüden, bu yüce Meclis'in başkanı olarak yüksek kurulunuzu oluşturan bütün üyelerin her biri adına ve bütün millet adına diyorum ki:
Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini
1921 (Atatürk'ün S.D.I, s. 150)
5 Ağustos 1921 günü, kendisine geniş yetkilerle Başkomutanlık veren Yasa'nın kabulünden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmadan:
Efendiler! Zavallı milletimizi tutsak etmek isteyen düşmanları, Allah'ın yardımıyla ne olursa olsun mağlup edeceğimize dair olan inan ve güvenim bir dakika olsun sarsılmamıştır. Bu dakikada bu kesin inancımı yüksek kurulunuza karşı, bütün millete karşı ve bütün dünyaya karşı ilân
ederim! 1921 (Atatürk'ün S.D.I, s.169)


Milli birlik ve başarı
20 Eylül 1919 günü Sivas'ta Amerikan Generali Harbord'la görüşmesi sırasında, General'in "Fakat millet ve siz, her türlü çalışmada ve özveride bulunmanıza rağmen başarılı olamazsanız ne yapacaksınız?" sorusuna verdiği cevap:

-Millet ve biz yok, birlik halinde millet var! Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz. Ve şunu kesin olarak söyleyeyim ki bir millet, varlığı ve bağımsızlığı için her şeye girişir ve bu amaç uğrunda her özveriyi yaparsa, başarılı olamaması mümkün değildir. Elbette başarılı olur. Başarılı olamaz ise o millet ölmüş demektir. Şu halde, millet yaşadıkça ve her türlü özveride bulundukça başarılı olamaması düşünülemez ve böyle bir şey söz konusu olamaz!
1919 (Mazhar Müfit Kansu, E.Ö.K. Atatürk'le Beraber, Cilt: II, s. 346)
Birlik ve emelde kararlı ve ısrar eden millet, gururlu ve saldırgan her düşmanı eninde sonunda gurur ve saldırısında pişman edebilir.
1920 (Nutuk II, s. 464)

Toplu bir milleti istilâ etmek, darmadağınık bir milleti istilâ etmek gibi kolay değildir.
1919 (Atatürk'ün S.D.III, s.12)


Temel görev
Bizim önemli ve asıl olan görevimiz, siyaset yapmak değildir. Bizim ve bütün memleket ve milletin bugün biricik görevi, topraklarımızda bulunan düşmanı süngülerimizle püskürtmektir. Bunu yapamadıkça, siyaset anlamsız bir sözden ibaret kalır. Ben, millî amacın temini için, tek çarenin,savaş ve savaşta başarı olduğunu söylüyorum. Bütün kudretimizi, bütün kaynaklarımızı, bütün varlığımızı orduya vereceğiz. Gücümüzü dünyaya tanıtacağız ve ancak ondan sonra milleti insan gibi yaşatmak mümkün olacaktır diyorum.
1922 (Nutuk II, s. 657-658)


Kudret ve yeteneğin belirtilmesi
Memleketimizde bulunan düşmanları silâh kuvvetiyle çıkarmadıkça, çıkarabilecek millî varlığımızı ve kudretimizi fiilen kanıtlamadıkça diploması alanında ümide kapılmanın yeri olmadığı hakkındaki görüşümüz kesin ve sürekli idi. En doğru görüşün bu olduğunu, bu olacağını, doğal olarak kabul etmek uygundur. Gerçekten, bugünün yaşam şartları içinde bir birey için olduğu gibi, bir millet için de kudret ve yeteneğini, fiilî eseriyle gösterip kanıtlamadıkça değer ve önem beklemek boşunadır. Kudret ve yetenekten mahrum olanlara değer verilmez. İnsanlık, adalet, yiğitlik gereklerini, bütün bu niteliklerin kendilerinde bulunduğunu österenler isteyebilirler.
1927 (Nutuk II, s. 645)

Zayıf olan, kuvvetli olanın kesinlikle mahkûmudur. İnsanlık, adalet, bütün ilkeler, kurallar ikinci derecede kalır.Her şeyden evvel kuvvettir.
1920 (G.C.Z., cilt: i, s. 139)


Milli Mücadele'de millete tavsiyeler
Osmanlılar, girişecekleri askerî hareketlerin genişliğine uygun hazırlıklı ve önlemli davranmadıkları için, daha çok, duygu ve tutkularının etkisi altında hareket ettikleri için Viyana'ya kadar gittikleri halde, çekilmek zorunda kalmışlardır. Ondan sonra, Budapeşte'de de duramadılar, geri döndüler; Belgrat'ta da mağlûp ve çekilmeye mecbur edildiler. Balkanları terk ettiler. Rumeli'den çıkarıldılar. Bize, içinde henüz düşman bulunan bu vatanı miras bıraktılar. Bu son vatan parçasını kurtarırken olsun tutkularımızdan, duygularımızdan vazgeçerek dikkatli olalım. Kurtuluş için... Bağımsızlık için eninde sonunda düşmanla bütün varlığımızla vuruşarak onu mağlûp etmekten başka karar ve çare yoktur ve olamaz!..
1922 (Nutuk II, s. 636-637)

Birinci T.B.M.M.'nin 24 Nisan 1920 günkü gizli birleşiminde söylemiştir:

Amacımızın, yüce amaçlarımızın elde edilişi için düşmanlara silâh verecek her türlü husustan sakınmamız gerekir. Yalnız ve yalnız bir şey düşünmek zorundayız; o da memleketin kurtuluşudur! Millete bağımsızlık temin edileceği güne kadar, bir birey olarak bütün varlığımla çalışmaya kutsal bildiğim her şey adına söz vermişimdir. Bu sözü burada tekrar etmekle şeref kazanırım.
1920 (G.C.Z., cilt: 1, s. 10)

Sinir gevşetici sözlere önem verilmemelidir
Millete Sinir gevşetici sözlere, telkinlere, önem ve itimat göste-rilmemelidir. Osmanlı tarzı yönetim ve siyasetinin yarattığı bu çeşit düşünüş biçimleri reddedilmelidir. Ordu ile, savaş ile, inat ile bu işin içinden çıkılmaz tarzındaki, kaynağı dışarıda bulunan öğütlere uymakla, bir vatan, bir millet bağımsızlığı kurtulamaz. Tarih, böyle bir olay kaydetmemiştir. Bunun tersini düşünerek hareket edeceklerin acı sonuçlarla karşılaşacaklarına, şüphe yoktur. Türkiye, işte, bu yoldaki yanlış fikirlere., yanlış düşünüş biçimlerine sahip olanlar yüzünden, her yüzyıl, her gün, her saat biraz daha gerilemiş, biraz daha çökmüştür. Bu çöküş, yalnız maddiyatta olsaydı, hiçbir önemi yoktu. Ne yazık ki çöküş, ahlâk ve manevî değerleri de içine almış görünüyor. Hiç şüphe yok ki, bu büyük memleketi, bu koca milleti yok olma uçurumuna götüren başlıca sebep, bu olmuştur.
1922 (Nutuk II, s.637)

Millete yeni bir iman vermek gerekir
Güçsüz ve korkak insanlar, herhangi bir felâket karşısında milletin de hareketsiz kalmasına, çekingen bir hale gelmesine yol açarlar. Beceriksizlik ve tereddütte, o kadar ileri giderler ki, âdeta kendi kendilerini küçük görürler. Derler ki, biz adam değiliz ve olamayız! Kendi kendimize adam olmamıza imkân yoktur. Biz kayıtsız ve şartsız, varlığımızı bir yabancıya bırakalım. Balkan Savaşı'ndan sonra milletin, özellikle ordunun başında bulunanlar da, başka tarzda ve fakat aynı düşünüş biçimini izlemişlerdir. Türkiye'yi, böyle yanlış yollarda batma ve yok olma alanına sürükleyenlerin elinden kurtarmak gerekir. Bunun için, bulunmuş bir gerçek vardır, ona uyacağız. O gerçek şudur: Türkiye'nin düşünen kafalarını, büsbütün yeni bir imanla donatmak... Bütün millete taze bir manevî güç vermek!
1922 (Nutuk 11, s. 637-638)


Olumsuz propagandalar ve milletin kararlılığı

Şurada acıklı bir gerçek olmak üzere söyleyeyim ki,memleketimizde pek çok yabancı parası ve birçok propagandalar dolaşıyor. Bundaki amaç pek bellidir ki, millî hareketi sonuçsuz bırakmak, millî emelleri felce uğratmak,Yunan, Ermeni emellerini ve vatanın bazı önemli parçalarını işgal amaçlarını kolaylaştırmaktır. Bununla beraber herdönemde, her memlekette ve her zaman görüldüğü gibi bizde de kalbi ve sinirleri zayıf, kavrayışsız insanlarla beraber vatansız ve aynı zamanda refahını ve kişisel çıkarını vatan ve milletinin zararında arayan adî kimseler de vardır. Doğu işlerini çevirmede ve zayıf noktaları arayıp bulmakta pek usta olan düşmanlarımız, memleketimizde bunu âdeta bir örgüt haline getirmişlerdir. Fakat kutsal bildiği her şeyini kurtarma amacıyla çırpınan bütün millet, bu kararlılık ve mücadelesinde her türlü güçlükleri kesinlikle ve ne olursa olsun kırıp süpürecektir.
1919 (Nutuk III, s. 930-931)

Birinci T.B.M.M.'nin gizli birleşiminde söylemiştir:
Efendiler, varlığımızı korumak için, geleceğimizi, bağımsızlığımızı temin için, karşımızdaki düşmanların emellerini yakından biliyoruz ve düşmanların bu emellerini elde etmek için uygulayacakları kuvvetleri de biliyoruz. Fakat düşmanlarımız, kendi tutkularını bizim yok olmamızla temin etmek için, sahip oldukları kuvvetlerden hiçbirini kullanmıyorlar. Tersine, amaçlarına erişebilmeleri için en kuvvetli buldukları yol, yine bizi birbirimize vurdurmaktan ibaret olmuştur. Ne yazık ki, İstanbul ortamında düşmanlarımıza, düşmanlarımızdan daha çok hizmet edenler, amaçlarını kolaylaştıranlar bulunuyor. İşte, asıl onların yardımı ile yazık ki, vatanımızın bazı noktalarında milletin bütünlüğünü, dayanışmasını dışarıya karşı yokmuş gibi gösterecek ve memleketimiz içerisinde karışıklığa işaret edecek durum vardır. Meselâ hepimizce bilinen Anzavur durumunu hatırlayabilirsiniz. Anzavur, çok zamandan beri İngilizlerin parasıyla, silahıyla, kışkırtmasıyla ve şüphesiz, İstanbul'da nitelik ve ahlâklarını göstermeye çalıştığım kimselerle beraber faaliyet gösteriyordu.
1920 (G.C.Z., cilt: 1, s.7)

Az rastlanmakla beraber üzüntüyle işitiyoruz ki, milletin tarihini okumamış veya millî duygudan mahrum kalmış olması gereken bazı kişiler, yabancıların aleyhimizde ileri sürdükleri suçlamaları reddetmedikten başka, vatanlarını suçlu göstermekten çekinmiyorlar, bu gibilere lanet!
1919 (Atatürk'ün S.D.II, S. 9-10)


Damat Ferit Paşa Kabinesi ve yaydığı gerçek dışı söylentiler
Amaçlarımızın niteliğinin açıklamalarımızdan ve aynı zamanda hareketlerimizden anlaşılması gerektiği halde bir kısım kötü niyetli kişiler, uydurma söylentiler ve gerçekleri saptırma kampanyasına giriştiler ve amaçlarımıza aklımızdan hiçbir zaman geçmemiş ve gerçekle hiçbir ilgisi olmayan şekiller vermeğe çalıştılar. Bu hususta en ileri gidenler, İngilizler ve onların elinde sadece bir oyuncak olan Ferit Paşa Kabinesi'dir.
Ferit Paşa ve arkadaşları, yönetimin meşrutî ve özgür şartlar altında devam etmesi, millî kuvvetlere dayanması durumunda ellerinde hiçbir kuvvet kalmayacağına inanmışlardır. Bu sebeple olgunluğunu kanıtlamış olan ve uygar ve doğal hakları üzerinde gücünü ve bilincini gösteren millet, bu kabinenin biricik düşüncesinin millî örgüt ve onun hareketlerini bastırmak olduğunu anlamıştı. Bu bastırma girişiminde hükümetin başlıca silâhlarından biri, millet tarafından İttihatçılar'a karşı duyulan korkudur. O İttihatçılar ki, milletin zararına birkaç yıl süren kötü yönetimleriyle ve memleketi içinden güçlükle sıyrılmaya uğraştığı bir uçuruma sürüklemek suçuyla bütün dünyada kıskanılmayacak bir şöhrete sahiptir. Bu korku üzerinde işleyen şimdiki hükümet boş yere, her türlü kişisel tutkudan uzak olan ve bütünüyle millî amaçlar izleyen bizim hareketimizi İttihatçılarla ilgili göstererek küçültmeye uğraşıyor. Kabine'nin tutunduğu diğer silâh, bolşevizm korkusudur. Valilere yapılan resmî bildirilerde, Bolşeviklerin Anadolu'ya girdiklerini ve bizim faaliyetlerimize bunların ilham verdiğini söylemekten çekinmiyorlar.
Gerçekte İttihatçılar tarafından memleketin içine sürüklendiği acı sonuçlan, Ferit Paşa ve onun gibilerden çok daha iyi anlıyor ve takdir ediyoruz. Amacımız, anavatanın ve milletin varlığına son bir darbe vurmak demek olan maceralara girmekten çok uzak olarak, büyük bir dikkatle ve uyanıklıkla ilerlemek ve kurtuluş ve refahı sağlayacak yolları bulmaktır. Bu sebeple bizlerle İttihatçılar arasında herhangi bir ilişki olamaz.
Bolşeviklere gelince, bizim memleketimizde bu doktrin'in hiçbir şekilde bir yeri olamaz. Dinimiz, âdetlerimiz ve aynı zamanda sosyal yapımız tamamıyla, böyle bir fikrin yerleşmesine uygun değildir.
... Son olarak, sosyal bakımdan dinî ilkelerimiz bolşevizm'i benimsemekten bizi uzak tutmaktadır. Türk milletinin bu doktrin'e karşı hiçbir eğilimi olmadığının ve hatta gerektiğinde mücadeleye hazır olduğunun en iyi kanıtı, Ferit Paşa'nın bolşevizm'in memleketi istilâ ettiği veya etmek üzere olduğu yolundaki aslı olmayan söylentilerine karşı milletin duyduğu dehşet hissidir. Ferit Paşa Kabinesi, tam anlamıyla İngilizlerin istilâ tutkuları için biçilmiş kaftandır.
1919 (Atatürk'ün T.T.B.1V, s.78-79)

Sivas Kongresi'ni açarken söylemiştir:
Efendiler! Burada büyük üzüntülerle yüksek kurulunuzun bilgisine sunacağım ki, memleketin ve milletin kutsal amaçlarını sağlamada acizlik ve beceriksizlikten başka bir kudret gösterememiş olan İstanbul Hükümeti milletin sesini boğmak, millî ortak bağları kırmak ve bu suretle milleti daima mağlup göstermek gibi ancak düşmanlarımızın çıkar hesabına kaydolunan son çırpmış ve tutarsız hareketlerinde bütün yiğitliğini takındı. Bu hal millî tarihimizde elbette İstanbul Hükümeti hesabına pek lekeli bir dönemdir. Teşekkür olunur ki efendiler, millet ve millî kudretin bütünüyle yardımcısı olan namuslu ordumuz, İstanbul Hükümeti'ni uyararak zararlar sonuçsuz bırakılmıştır. Bununla beraber kötü etkiler bir miktar gecikmelere sebep olmuştur.
1919 (Atatürk'ün S.D.l, s.9)

Millî Mücadele'de İttihatçılık iftirası
Bize İttihatçı diyenler unutuyorlar ki, millî hareket bütün millet tarafından yapılmaktadır. Eğer işin içinde İttihatçılık olmak gerekse bütün millet İttihatçılıkla suçlanmış olur: Fazla olarak gerek şimdiye kadar yayınladığımız bildirilerde ve gerekse genel kongrede kabul edilen yemin metniyle, hiçbir partiye mensup olmadığımız ve İttihatçılıkla ilgimiz bulunmadığını dünyaya ilân ettik.
1919 (Atatürk'ün S.D.1I1, s.3)

Canlandırılmasından en fazla kaçınılan şey İttihat ve Terakki Partisi'dir. Bir kere kongreye katılan üyelerin her biri kesinlikle böyle bir girişimde bulunmayacaklarına dair yemin etmişlerdir. Yemin kutsal bir üstlenme demektir. Namus sahibi olan kimse, verdiği sözden geri dönmez. Diğer taraftan İttihat ve Terakki, siyaseti bakımından da değerini yitirmiştir. Öyle değil mi? O partiye mensup olan kişiler iktidarda iken milletimizin gereksinimi, mizacı ile ilgisi olmayan istilâcı bir politika izlediler. Kendi toprağı emek ve özene muhtaç iken, bu milletin gözlerini başka noktalara yöneltmeye çalışan bir siyaset, doğal bir siyaset değildi. Bu nedenle yenilgiye uğramaya mahkûm idi. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Ceraiyeti'nin emeli ise o siyaset nedeniyle bu hale gelen zavallı memleketi ve toprakları haksız emperyalizm ve kolonizasyon siyasetleriyle istilâya, parçalamaya çalışan yabancı ve saldırgan kuvvetlere çiğnetmemek! Bu düşünce ile hareket eden bir cemiyet, ruh ve varlık sebebi olarak, kendisini kapatmış İttihat ve Terakki Partisi'ni tekrar diriltecek yetenekte değildir.
1919 (Atatürk'ün S.D.III, s.8)

Cemiyetimizde İttihatçı olarak kimse mevcut değildir. İttihatçılık tarihe karışmıştır. Hükümet Merkezi'nin, Batı'nın siyasal hatası onların yeniden canlanmasına sebep olmadığı takdirde millet bunun canlandırılmasını aklına bile getirmeyecektir.
1919 (Atatürk'ün S.D.V, s.79)

Herkesçe bilindiği gibi, adı geçen cemiyet Mütareke'nin ertesinde o zamanki İttihat ve Terakki Genel Merkezi'nin davetiyle merhum Talât Paşa'nın başkanlığı altında yapılan kongresi kararıyla Teceddüt Partisi'ne dönüşmüş ve bütün hukuk ve mallarını anılan partiye devrederek İttihat ve Terakki adının tarihe emanet edildiğini ilân etmişti. Vaktiyle zaten birçoğumuz o cemiyetin kurucu ve üyelerinden bulunuyorduk. Son kongresi kararıyla tarihe göçen anılan cemiyetin mensuplarıyla sonradan kurulan Teceddüt Partisi mensuplarının büyük kısmı, büyük milletimizin yüce kararından doğan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ne katılmış ve bu cemiyetin programını kabul etmiştir.
1923 (Atatürk'ün S.D. III, s.62-63)


Milli Mücadele ve Türk Milleti
Millî Mücadele Millî Mücadele'yi yapan, doğrudan doğruya milletin ve Türk milleti kendisidir, milletin evlâtlarıdır. Millet analarıyla, babalarıyla, kız kardeşleriyle mücadeleyi kendisine ülkü edindi. Biliyorsunuz ki, yüzyıllarca süren mücadeleler ve bunların sonuçları olarak da yüksek tarihî zaferler vardır. Fakat o zaferlerin etkenleri kendi ülküleri olarak değil, şunun bunun tutkusu peşinde kul köle olarak bulunmuşlardır. Halbuki Millî Mücadele'de kişisel tutku değil, millî ülkü, millî onur gerçek etken olmuştur.
1925 (Atatürk'ün S.D.II, s.231)

Hepinizce bilinmektedir ki, milletimiz yüzyıllardan beri iki kuvvetin, iki zorba kuvvetin, iki yok edici kuvvetin baskısı altında üzüntü ve elem duymakta idi. O kuvvetlerden birisi: Doğrudan doğruya memleket ve milleti yönetmek iddiasında bulunan zorbalar, ikincisi: Bütün bir emperyalist ve kapitalist âlemidir.
Yüzyıllarca bu iki kuvvetin baskısı altında kalmış olan millet, şüphesiz ki gayet zayıf bir haldedir. Fakat, baskıların sonucunda büyük uyanmalar oldu. İşte, bizim milletimizde de o uyanış oluşmuştur ve biz, böyle bir uyanış döneminin içinde bulunuyoruz. Gerçekten bir buçuk yıl evvel, bir yıl evvel millet, aynı zamanda bu iki kuvvete karşı isyan etmiş ve mücadeleye başlamıştır. Emperyalist kuvvetler, milletimizi, hukuk ve onur ve bağımsızlıktan mahrum ve bunları kavramayan bir hayvan sürüsü saydığı için böyle bir sürünün elinde sayısız doğal hazinelere sahip, değerli ve geniş bir memleketin bırakılmasını uygun göremezdi. Onların görüşüne göre, bu memleketi parçalamak ve bu memleketteki insanları tutsaklık altına almak gerekli idi. Böyle bir emel, böyle bir amaç izliyorlardı ve Genel Savaş'ın sonucuyla oluşan fırsattan yararlanarak, Ateşkes ile milletin ve ordunun elinden silâhlarını da aldıktan sonra işe girişmişlerdir. Bir taraftan içeride bulunan dalgın veya hain kuvvetler, memleket ve milleti âdeta bu dış kuvvetler gibi, bu dış görüşler gibi telâkki ediyorlardı. Bu sebeple onların da çalışması, en hain düşmanların çalışması niteliğinde belirtisini göstermiştir. İşte, bundan bir yıl önceki durumumuz böyle bir şekil ve renk ve manzara gösteriyordu. Halbuki, milletimiz hiçbir zaman düşmanlarımızın anladığı gibi hukukuna ve bağımsızlığına yabancı değildir. Tam tersine büyük bir aşkla ve aşkî bağ ile, vicdanî bağ ile bağımsızlık ve onuruna bağlıdır ve yine milletimiz içerideki cahil ve dalgınların ve hainlerin telâkki ve ifade etmek istedikleri nitelikte de değildir. İşte bir yıldan beri devam etmekte olan savaşımlarımız sonucunda millet, içeriye karşı, dışarıya karşı ve bütün dünyaya karşı varlığının yüksek niteliğini bütün kanıtlarıyla kanıtlamış bulunuyor. Bugünkü durumumuzu ifade etmek gerekirse, milletin doğal temsilcilerinden kurulan Meclis ve onun hükümeti, istisnasız bütün memlekete egemendir ve egemenliğini korumak kuvvet ve kudretine sahiptir.
1921 (Devre: 1, İçtima: 1, Toplantı .139, I. T.B.M.M. Zabıt Cerideleri, 1944)

Milli Mücadele'de Türk Ordusu
Bilmek gerekir ki, ordu millî örgüt kadrosu dışında değil, belki onun ruh ve esasını oluşturmaktadır.
1919 (Nutuk 1, s.350)

İnanabilirsiniz ki, ordumuzun hiçbir eri dışarıda kalmamak üzere bütünü izlediğimiz kutsal davayı tamamen kavramıştır. Ordularımız Türkiye'nin düşmanlarını, dostlarını da tamamen anlamıştır. Ne için savaştığını biliyor ve hangi sonucu amaçlayıncaya kadar savaşma zorunluğunda olduğunu tam bir kararlılık ve vicdan rahatlığıyla takdir ediyor. Arkadaşlar! Yüce Meclisinizin bilinen ağır güçlükler içinde oluşturmayı başardığı ordular, gerçekte Viyana surlarına dayanan eski Osmanlı ordularından biri değildir. Ancak sahip olduğu yüksek ve insanî ülkü bakımından onlardan daha yukarı üstünlükte, değerde bir çelik parçasıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti'nin ordusu, istilâlar yapmak veya saltanatlar yıkmak veya saltanatlar kurmak için şunun bunun elinde tutku aracı olmaktan uzaktır. İnsanca ve bağımsız yaşamaktan başka amacı olmayan milletin, aynı ülkü ile duygulanmış ve yalnız onun emrine uyan ve ona bağlı öz evlâtlarından oluşmuş saygıdeğer ve kuvvetli bir topluluktur.
1922 (Atatürk'ün S.D. I, s. 239)

Ordu, milletini böylece manen ve madden kendine yardımcı gördükçe, gösteregeldiği özveride daha pek çok ileri gidecektir.
1921 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s.412)

Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının görevi, Mi-sak-ı Millî kararlarını sağlamaktır.
1922 (Atatürk'ün S.D. 111, s.40)

Ordumuz, vatanımız içinde bir tek düşman askeri bırakmayıncaya kadar izlemesine, baskısına ve saldırısına devam edecektir.
1921 (Atatürk'ün S.D. I, s. 181-182)

Ordumuz, yaşam ve onur mücadelesinde milletin ve milletin amaçlarının biricik dayanağıdır. Ordu, kendisine düşen bu yüce görevinde hakkıyla başarılı olabilmesi için gereken niteliklerin birincisi, demir gibi bir disiplindir. Orduda disiplinin biricik belirti aracı aydın, kahraman, özverili subaylardır.
1920 (Atatürk'ün S.D.V, s. 27)

Ordumuz, bağımsızlık mücadelesi yapan kahraman ve kararlı milletimizin haklı isteklerini güvenle elde etmeye gücü yeter bir haldedir. Ordumuz her türlü saldırı görevini
başarıyla yapmaya hazırdır. Her denetlemede gördüğüm olumlu fark ve özellikle orduda mevcut manevî kuvvet,sağlamlık, kararlılık ve iman, istek ve neşe çok defalar gözlerimi sevinç yaşlarıyla dolduracak derecede etki bırakmaktadır.
1922 (Atatürk'ün S.D.III, s.34)


Milli Mücadele'de Türk Kadını
Bu son senelerin devrim yaşamında, ateşli özverilerle Mücadele'de dolu mücadele yaşamında, milleti ölümden kurtararak kur-Türk kadını kurtuluşa ve bağımsızlığa götüren gayret ve faaliyet yaşamında her millet bireyinin çalışması, çabası, yardımı, özverisi olmuştur. Bu arada en fazla kutlanarak anılması ve daima gönül borcuyla tekrar edilmesi gereken bir yardım vardır ki, o da Anadolu kadınının göstermiş olduğu çok yüce, çok yüksek, çok değerli özveridir. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde, Anadolu köylü kadınının üstünde kadın çalışmasından söz etmek imkânı yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını "Ben, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim" diyemez.
1923 (Atatürk'ün S.D. 11, s. 147-148)

Belki erkeklerimiz, memleketi istilâ eden düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüslerini germekle düşman karşısında hazır bulundular. Fakat, erkeklerimizin oluşturduğu ordunun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Memleketin yaşama araçlarını hazırlayan kadınlarımız olmuş ve kadınlarımız olmaktadır. Kimse inkâr edemez ki, bu savaşta ve ondan önceki savaşlarda milletin yaşama yeteneğini tutan, hep kadınlarımızdır. Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, ürünleri pazara götürerek paraya çeviren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber, sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla, yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip cephenin savaş gereçlerini taşıyan hep onlar, hep o yüce, o özverili, o kutsal Anadolu kadınları olmuştur. Bu nedenle hepimiz, bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı gönül borcu ve teşekkürle sonsuza dek analım ve kutlayalım.
1923 (Atatürk'ün S.D. 11, s. 148)


Millî Mücadele'de telgraf memurlarının hizmeti
İstanbul Telgraf Başmüdürlüğü aralığıyla tüm telgraf memurlarına gönderdiği telgraf:
Millî örgüt kutsal amacını izlerken en büyük engel olarak karşısında, düşen hükümeti gördüğü halde büyük milletimizin temiz evlâdından olan devlet memurlarının ve özellikle memleketimizin çeşitli bölgeleri arasında ilişki aracı olan telgraf memurlarının, her türlü güç şartlara rağmen
haklı isteklerimizi iletmesi millî birliğin pek değerli bir etkeni olduğundan bütün millet adına hepinizi tebrik ile gönül borcumu sunarım.
1919 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s.101)

Bütün telgrafçılarımızın, millî girişim ve hareketlerimize yaptıkları özverili hizmetlerinin millî tarihimizde önemli yeri vardır. Kendilerine bugün açıkça teşekkür etmeyi bir görev sayarım. 1927 (Nutuk I, s.194-195)


Millî Mücadele ve malî olanaklar
Ben, memleket ve milleti düştüğü felâketten çıkarabileceğim inancıyla Anadolu'ya geçtiğim ve amacın gerektirdiği girişimlere başladığım zaman cebimde, emrimde beş para olmadığını söyleyebilirim. Fakat, parasızlık benim milletle beraber atmayı başardığım hedefe yönelik adımlan durdurmaya değil, zerre kadar azaltmaya dahi sebep oluşturamamıştır. Yürüdük, başardık; yürüdükçe, başardıkça maddî güçlükler, kendiliğinden ortadan kalktı. Ankara'da, kutsal topraklarımızı her taraftan sarmış ve fiilen işgal etmiş düşman ordularını, bu kutsal topraklardan atmak imkânından söz ettiğim zaman bana, en bilinçli, ileri görüşlü oldukları iddia olunan kimseler, bütün bu girişimlerin paraya bağlı olduğundan söz ediyor ve "Ne kadar paran vardır?" veya "Nereden, nasıl para bulabilirsin?" gibi sorular soruyorlardı. Benim verdiğim cevap şu idi: "Türk milleti kendi hayat ve kurtuluşuna yönelmiş olduğuna inanacağı girişimleri başarabilecek bir kudrete sahiptir. Bu girişimin ciddiyetine inanması durumunda onun gerektirdiği kadar servet kaynağını, işe girişenlerin emrine hazır hale koyar." Bu dediklerim, sözden işe geçmiş gerçekler değil midir? Bu noktada hemen şunu da ilâve edeyim ki, Ankara'da ilk millî hükümet kurulduğu zaman etraf ve çevrelerin tereddüdünden söz etmeyeceğim. Fakat, o hükümeti oluşturan kimselerin de bana "Hükümet oluştu; fakat, devlet ve hükümeti yönetmek için nereden para alacağız?" dediklerini hatırlarım. Verdiğim cevap pek sade olmuştur: "Çalışmalarınız, devleti, milleti kurtarmaya yönelmişse ve bu çalışma hedefiniz büyük Türk milletince belli olunca sorunuz tekrar etmeyecektir. Türk milleti, kendisi için, kendi geleceği ve kurtuluşu için çalışan girişimcileri, kurulları güçlükler karşısında bırakmayacak kadar yüksek vatanseverlik ve yüksek şeref duygularıyla donanmıştır."
1926 (Atatürk'ün B.N., s. 103-104)

Malî olanaklar ve ordu kurulması
Gelir kaynaklarımızla ne yapabileceğimiz hakkındaki endişe, belki herkesten daha fazla beni meşgul etmektedir. Yalnız, ben, ordumuzun varlığını ve kuvvetini, paramızla orantılı bulundurmak görüşünü kabul edenlerden değilim: "Paramız vardır, ordu yaparız; paramız bitti, ordu dağılsın..." Benim için böyle bir sorun yoktur. Efendiler, para vardır veya yoktur, ister olsun ister olmasın, ordu vardır ve olacaktır. Bu noktada bir anımı da canlandırayım; ben ilk defa bu işe başladığım zaman, en akıllı ve düşünür sayılan birtakım kişiler bana sordular: "Paramız yar mıdır? Silâhımız var mıdır?" Yoktur, dedim. O zaman, "O halde ne yapacaksın?" dediler. "Para olacak, ordu olacak ve bu millet bağımsızlığını kurtaracaktır!" dedim. Görüyorsunuz ki hepsi oldu ve olacaktır. Birtakım Efendiler de, Başkomutan,millete angarya yaptırıyor demişler, halbuki yasanın memlekette angaryayı menettiğinden söz etmişler. Bu doğrudur Efendiler; fakat gereksinim, tehlike, bize her şeyi haklı göstermektedir.
Ordunun gereksinimleri, millete angarya yaptırmayı gerektiriyorsa bunu yapıyoruz ve en doğru yasa, budur. Milletin ve ordunun mağlûp olmaması için, yasa buna engeldir diye, gerekli gördüğüm önlemleri almakta duraksamayacağım.
1922 (Nutuk II, s. 658-659)


Türkiye'nin savunduğu, bütün mazlum milletlerin davasıdır
Türkiye'nin bugünkü mücadelesinin yalnız Türkiye'ye ait olmadığını, bütün arkadaşlarımız ifade etmiş iseler de,bunu bir defa daha doğrulamak gereğini hissediyorum. Türkiye’nin bugünkü mücadelesi, yalnız kendi ad ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye, büyük ve önemli bir çaba harcıyor. Çünkü savunduğu, bütün mazlum milletlerin, bütün doğunun davasıdır ve bunu sonuna getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan doğu milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir. Türkiye, şimdiye kadar mevcut tarih kitaplarının gereklerini değil, tarihin gerçek gereklerini izleyecektir. Gerçekten, mevcut tarihlerin kaydettiği olaylar, milletlerin gerçek fikirleri, emelleri, hareketleri değildir.

Doğu milletleri, kendi iradeleri, kendi duygularıyla hareket etmiyorlardı. Onların başında birtakım zorba, keyfi hareket eden çarlar, hükümdarlar vardı. Tarihte yazılanlar,daha çok onların tutkularını doyurmak için yaptıkları olaylardır. Biz onların hepsini yırtacağız, yeni bir tarih yapacağız.
1922 {Atatürk'ün S.D. II, s. 40)

Millî sınırlarımız içinde özgür ve bağımsız yaşamak istiyoruz. Bu haklı emelimizi elde etmek için uğraşıyoruz. Şu kutsal mücadelede milletimiz, İslâm'ın kurtuluşuna, dünya mazlumlarının refahını artırmaya hizmet etmekle övünmektedir.
1921 (Atatürk'ün S.D.II, s.19)

Biz, haddimizi bilir kimseleriz. Erişilmez emel sahibi değiliz. Bugün, tutsaklık acıları altında inleyen birçok dindaşlarımız vardır. Bunlar için de, kendi yörelerinde bağımsızlıklarını kazanmaları ve tam bağımsızlık ile memleketlerinin refah ve yükselmesine çaba harcamaları en büyük temennilerimizdendir.
1922 (Atatürk'ün S.D. II, s, 54)

Ümit ederim ki uygun bir barış yapıldıktan sonra durumumuz iyi yönetilirse evvelki sınır içindeki durumumuzdan daha iyi olur. Bu noktada bir fikir açıklamak istiyorum. Cemiyetimiz*in görüş açısından, çizdiğimiz sınır dışında kalan dindaşlarımızla, bu muhterem kardeşlerimizle aynı sınır içinde yüzyıllardan beri vatandaşlık ettik. Bu kardeşlerimiz her tarafta, Suriye'de, Irak'ta, Yemen'de, doğuda kendi içlerinde varlıklarını korumak ve bağımsızlıklarını sağlamak için çaba harcıyorlar. Bütün bu İslâm parçalarının bağımsızlıklarına kavuşmaları İslâm âlemi için ne büyük mutluluk olur. Bunun oluşmasında İslâm âleminin durumunun ne kadar sağlam olacağını şimdiden düşünmekle pek büyük mutluluk duyuyorum. Uyanış gösterdiğine şüphe kalmayan İslâm âleminin başarısını o kadar kuvvetli görüyorum ki, bu imanla duygularımı açıkladığımdan dolayı duyduğum vicdanî zevk pek büyüktür.
1919 (Atatürk'ün S.D.III, s.15)


Milli Mücadele ve insanlık
16 Mart 1920'de İstanbul'un İtilâf Devletleri tarafından işgali üzerine, çeşitli millet temsilcilerine gönderdiği protesto'dan:
Osmanlı Devleti'nin siyasal egemenliğine ve özgürlüğüne yöneltilen bu son darbe, hayat ve varlığını, ne pahasına olursa olsun savunmaya karar vermiş olan biz Osmanlılardan daha fazla, yirminci uygarlık ve insanlık yüzyılının kutsal saydığı bütün esaslara, özgürlük, milliyet, vatan duyguları gibi bugünün insan topluluğuna esas olan bütün kurallara ve bu kuralları koyan insanlığın genel vicdanına yöneliktir.
1920 (Nutuk I, s. 417)

Biz, Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda batı emperyalistlerinin kuvvetleri ve bilinen her imkânlarıyla Türk milletini emperyalizme araç yapmak istemelerine engel oluyoruz. Bu bakımdan bütün insanlığa hizmet ettiğimize inanmaktayız.
1920 (A.T.T.B.IV, s.339)
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla