Tekil Mesaj gösterimi
Eski 28.01.09, 03:20   #8
Kartal
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17570
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

BAĞIMSIZLIK

Bağımsızlık nedir?

Tam bağımsızlık, bizim bugün üzerimize aldığımız görevin temel ruhudur. Bu görev, bütün millete ve tarihe karşı üstlenilmiştir. Bu görevi yüklenirken, uygulama yeteneği hakkında şüphe yok ki çok düşündük. Fakat, sonuç olarak edindiğimiz görüş ve iman, bunda, başarılı olabileceğimize dairdir. Biz, böyle işe başlamış adamlarız. Bizden evvelkilerin işledikleri hatalar yüzünden, milletimiz sözde var zannolunan bağımsızlığında sınırlı bulunuyordu. Şimdiye kadar Türkiye'yi, uygarlık dünyasında kusurlu gösteren neler düşünülebilirse hep bu hatadan ve bu hataya uymadan doğmaktadır. Bu hataya uyma sonucu, kesinlikle, memleket ve milletin bütün onurundan ve bütün yaşama yeteneğinden soyunma ve uzaklaşmasını gerektirebilir. Biz, yaşamak isteyen, onur ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz. Bir hataya uyma yüzünden bu özelliklerden mahrum kalmaya katlanamayız. Bilgin, cahil, ayrıcasız bütün millet bireyleri, belki içinde bulundukları güçlükleri tamamen anlamaksızın, bugün yalnız bir nokta etrafında toplanmış ve fakat sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir. O nokta, tam bağımsızlığımızın temini ve devam ettirilmesidir.

Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasî, malî, ekonomik, adlî, askerî, kültürel ve benzeri her konuda tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. Biz, bunu temin etmeden barış ve huzura erişeceğimiz inancında değiliz.
1921 (Nutuk II, s. 623-624)
Türkiye'nin bütün felâket sebeplerinin ekonomi alanında uğradığı engellerden doğduğunu tekrara gerek görmem. Yaşam ve tam bağımsızlığın, ekonomiden ve tam bağımsızlıktan ibaret olduğuna inanıyorum. Bunu bütün anlamıyla sağlamak milletimizce kesinkes kararlaştırılmıştır. Tesadüf olunacak güçlüklerin ve tehlikelerin derecesi ne olursa olsun bunu kesinlikle başaracağımıza inanıyorum.
1923 (Atatürk'ün R.Y.G.S., s.204)
Bağımsızlığın önemi
Bağımsızlık ve özgürlüklerini her ne pahasına ve her ne karşılığında olursa olsun zedeleme ve kısıtlamaya asla hoşgörülü davranmamak; bağımsızlık ve özgürlüklerini bütün anlamıyla koruyabilmek ve bunun için gerekirse, son bireyinin son damla kanını akıtarak insanlık tarihini şanlı örnek ile süslemek; işte, bağımsızlık ve özgürlüğün gerçek niteliğini, geniş anlamını, yüksek değerini, vicdanında kavramış milletler için temel ve ölmez ilke! Ancak bu ilke uğrunda her türlü özveriyi, her an yapmaya hazır milletlerdir ki, devamlı olarak insanlığın değer verilişine ve saygısına lâyık bir topluluk olarak düşünülebilirler.
1928 (Atatürk'ün S.D. II, s.249)
Bağımsızlığı için ölümü göze alan millet, insanlık değer ve onurunun gereği olan bütün özveriyi yapmakla teselli bulur ve elbette tutsaklık zincirini kendi eliyle boynuna geçiren miskin, onursuz bir millete göre dost ve düşman gözündeki yeri, farklı olur.
1927 (Nutuk i, s. 13-14)
Gerçekten tam kararlılık ve ısrar ile sürdürülen ve savunulan bağımsızlık, hak ve özgürlük davalarının başarısını kökünden engelleyecek hiçbir kuvvet düşünülemez.
1922 (Atatürk'ün T.T.B. IV, s. 479)

Milletimiz ve bağımsızlık

Esas, Türk milletinin saygın ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas, ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir. Ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun, bağımsızlıktan mahrum bir millet, uygar insanlık karşısında uşak olmak durumundan yüksek bir davranışa lâyık olamaz. Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık özelliklerinden yoksunluğu, beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağı dereceye düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.
Halbuki, Türk'ün saygınlığı ve onuru ve yeteneği çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet, esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. Bu nedenle, ya bağımsızlık, ya ölüm!
1919 (Nutuk I, s. 13)
Türkiye halkı, yüzyıllardan beri özgür ve bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı yaşama gereği saymış bir milletin kahraman evlâtlarıdır. Bu millet, bağımsızlıktan uzak yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır!
1922 (Atatürk'ün S.D. II, s. 35)
Arzumuz, dışarıda bağımsızlık, içeride kayıtsız ve şartsız millî egemenliği korumadan ibarettir. Millî egemenliğimizin hatta bir zerresini bozmak niyetinde bulunanların kafalarını parçalayacağınızdan eminim.
1923 (Atatürk'ün S.D. II, s. 71-72)

Türkiye tam bağımsızlığını sağlayacak bir barış ister. Bu uygun görülmedikçe uygarlık dünyasının insanî hissine ve memleket ve milletimizin kuvvet ve kudretine dayanarak insanca yaşayabilmek için muhtaç olduğumuz yaşam sebeplerini ve bağımsızlığı sağlayıncaya kadar, başladığımız işte devam olunacaktır. Milletin gerçek kararı budur.
1923 (Atatürk'ün S.D.II, s.82)
Biz "Barış istiyoruz" dediğimiz zaman "Tam bağımsızlık istiyoruz" dediğimizi herkesin bilmesi gerekir. Bunu istemeye hakkımız ve kudretimiz vardır. On yıl, yirmi yıl sonra aşağı görülerek ölmektense, şimdiden şeref ve saygınlıkla ölmeyi üstün tutmalıyız.
1923 (Atatürk'ün s.D. II, 89)
Bir devlet tam bağımsızlığına ve bir millet kayıtsız şartsız egemenliğine sahip bulunmadıkça o devlet ve millet için yaşam, refah ve şeref olamayacağını takdir eden milletimiz, bu gereçleri temin etmedikçe yaşamak mümkün olamayacağına inanmıştır. Milletimizin bütün gerçekleri anlamakta gösterdiği olgunluk ve yetenek övünülmeye değerdir.
1923 (Atatürk'ün S.D.II, s. 82)
Bütün millet, bütün dünya bilsin ki, en sonunda ve en sonunda millet tam bağımsızlığının sağlandığını görmedikçe yürümeğe başladığı yolda bir an duraksamayacaktır.
1923 (Atatürk'ün S.D.II, s. 110)
İzmir'de Harp Oyunları'na başlarken komutanlara yaptığı konuşmadan:
Özverili ve kahraman ordumuzun araç ve gereçlerini, öğretim ve eğitim esaslarını gerçek gereklere uygun düşürmeye çok dikkat edeceğiz. Arkadaşlar! Önem ve ciddiyetle ifade ederim ki, Türkiye Cumhuriyeti kutsal tanıdığı bağımsızlık ve egemenliğini korumada hoşgörülü davranamaz.
7924 (Atatürk'ün S.D.II, s.167)
Türkiye Devleti'nin bağımsızlığı kutsaldır. O, sonsuza kadar sağlanmış ve korunmuş olmalıdır. Devletin bağımsızlığının, millet yaşamının ve memleketin biricik bekçisi ise kahraman ordumuzdur. Bu nedenle askerî kuruluşumuzun özel itina ile düzenlenmesi ve yükseltilmesi en önemli esaslardandır.
1923 (Atatürk'ün S.D. I, s. 307)



MİLLİ EGEMENLİK

Milli egemenliğin anlamı
"Kayıtsız şartsız" ifadesiyle belirtilen egemenliği, milletin üzerinde tutmak demek, bu egemenliğin bir zerresini, sıfatı, ismi ne olursa olsun, hiçbir makama vermemek, verdirmemek demektir. Bununla demek istediğim anlamı kolaylıkla anlayabilirsiniz.
1923 (Atatürk'ün S.D. II, s. 80)
Süngü ile, silâhla, kanla elde ettiğimiz zaferden sonra,kültür, bilim, teknik, ekonomi gibi alanlarda zafer kazanmak için çalışacağız. Milleti refah ve mutluluğa götürecek bu alanlarda güvenle, başarıyla yürüyebilmek ise, yalnız bir şarta bağlıdır. Bu şart bulunmazsa o alanlarda başarımız imkânsızdır. Bu şart şudur: Milletin, doğrudan doğruya kendi egemenliğine kendisinin sahip olmasıdır!
1923 (Atatürk'ün S.D.II, s.135)
Toplumda en yüksek özgürlüğün, en yüksek eşitlik ve adaletin devamlı şekilde sağlanması ve korunması, ancak ve ancak, tam ve kesin anlamıyla millî egemenliğin kurulmuş bulunmasına bağlıdır. Bu nedenle özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası, millî egemenliktir. Toplumumuzda, devletimizde özgürlük sonsuzdur. Ancak, onun sının, onu sonsuz yapan esasın korunmasıyla mevcut ve çevrilidir. Bir insan, belki kendi arzusuyla kişisel özgürlüğünü yok etmek ister; fakat bu girişim koca bir milletin hayatına ve özgürlüğüne zarar verecekse, çok büyük ve şerefle dolu bir millet hayatı bu yüzden sönecekse ve o milletin çocukları ve torunları bu yüzden yok olacaksa bu girişimler hiçbir vakit haklı ve kabule değer olamaz. Ve hele böyle bir hareket hiçbir zaman özgürlük adına hoşgörü ile kabul edilemez. Hiç şüphe yok, devletimizin sonsuza kadar yaşaması için, memleketimizin kuvvetlenmesi için, milletimizin refah ve mutluluğu için, yaşamımız, namusumuz, şerefimiz, geleceğimiz için ve bütün kutsal kavramlarımız ve en sonunda her şeyimiz için elbette en kıskanç hislerimizle, bütün uyanıklığımızla ve bütün kuvvetimizle millî egemenliğimizi koruyacak ve savunacağız.
1923 (Atatürk'ün S.D. I, s. 298)
Millî emeller, millî irade, yalnız bir kişinin düşünmesinden değil, bütün millet bireylerinin arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir.
1923 (Atatürk'ün S.D. II, s. 95)
Egemenlik, kayıtsız ve şartsız milletindir.
1923 (Atatürk'ün S.D. II, s.58)

Kuvvet birdir ve o, milletindir.
1937 (Atatürk'ün S.D.I, s. 389)
Egemenlik, hiçbir anlam, hiçbir şekil ve hiçbir renkte ve
belirtide ortaklık kabul etmez. 1922 (Nutuk II, s.700)

Milli egemenliğin gücü ve değeri
Millet önünde, onun bağımsızlığının temini önünde,onun yeteneği, ilerleme ve yenileşmesi önünde her kuvvet,ancak milletin irade ve emeline uymakla yaşayabilir. Milletin irade ve emeline uymayanların talihi acıdır, yok olmaktır.
1923 (Atatürk'ün S.D. 1, s. 299)
Millî egemenlik öyle bir ışıktır ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin tutsaklığı üzerine kurulmuş kurumlar, her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar. 1929 (Atatürk'ün B.N., s. 82-83)
Bir millet, varlığı ve hukuku için bütün kuvvetiyle, bütün fikrî ve maddî güçleriyle ilgilenmezse, bir millet kendi kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını temin etmezse şunun, bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Millî yaşamımız, tarihimiz ve son dönemde yönetim şeklimiz,buna pek güzel kanıttır. Bu sebeple kuruluşumuzda millî güçlerin etken ve millî iradenin egemen olması esası kabul edilmiştir. Bugün, bütün dünyanın milletleri yalnız bir egemenlik tanırlar: Millî egemenlik!
1920 (Nutuk III, s. 1185)

Türk milleti ve egemenlik
Dünyanın belli başlı milletlerini tutsaklıktan kurtarmak için egemenliklerine kavuşturan büyük fikir akımları, köhne kurumlara ümit bağlayanların, çürümüş yönetim şekillerinde kurtuluş kuvveti arayanların amansız düşmanıdır.Avusturya, Almanya, Rusya ve hatta dünyanın en tutucu bir
uygarlığına mensup Çin İmparatorlukları o büyük fikir cereyanlarının kahredici vuruşlarıyla, gözlerimizin önünde devrilmiştir. İşte Efendiler, yeni Türkiye Devleti, cihana egemen o büyük ve güçlü fikrin Türkiye'de belirmesi ve gerçekleşmesidir. Cihan toplumsal ve siyasal gereklerinden
doğan ve binlerce yıllık Türk tarihinin gelişim sonucu olan devletimiz,süreklilik ve oturmuşluğun bütün niteliklerine ve şartlarına sahiptir.
1923 (Atatürk'ün S.D. I, s. 309)
Yalnız, bildiğim ve bilinmesi gereken bir gerçek varsa,o da milletimiz, hiçbir kimsenin uygun görmesine gerek görmeden, uygun görmeyenlere karşı isyan ederek, millî egemenliğimizi ele almış ve öylece kullanmakta bulunmuştur.
1921 (Neşet Halil, Büyük Meclis ve İnkılâp, Ankara 1933)

Millî egemenliğimiz için tehlike yoktur ve olamaz! Çünkü milletimiz yüzyılların çok acı darbelerle, çok acı felâketlerle vermiş olduğu derslerden tam olarak uyanmıştır. Bu uyanışı da fiilen kanıtlamıştır. Artık bu milleti dalgınlığa, bilgisizliğe götürmenin imkânı kalmamıştır. Milletimiz, en gerçek kuralını kendisi eline almıştır. Bu kurala dayalı hükümet şeklini, hükümet yapısını belirlemiştir.
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 26.12.1929)
Arkadaşlar! Türkiye Devleti'nde ve Türkiye Devleti'ni kuran Türkiye halkında hükümdar yoktur, diktatör yoktur! Hükümdar yoktur ve olmayacaktır; çünkü olamaz!
Bütün dünya bilmelidir ki, artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır, o da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır, o da milletin kalbi, vicdanı ve varlığıdır.
1923 (Atatürk'ün S.D. I, s. 300)
Yeni Türkiye Devleti'nde saltanat, millettedir.
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 26.12.1929)
Egemenlik kesinlikle milletin elinde olmalıdır! Egemenliğine sahip olmayan bir insan veya bir toplum, hiçbir zaman iradesini kullanamaz. Egemenliğini herhangi birisine bırakan bir insan, kendi iradesinin kullanılacağından ve uygulanacağından emin olamaz. Şimdiye kadar milletimizin başına gelen bütün felâketler, kendi kader ve yazgısını, başka birisinin eline bırakmasından kaynaklanmıştır.
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 7.12.1929)
Halk, millî egemenliği benimsemeli ve memlekette tek egemen ve etkenin kendisinden ibaret olduğunu unutmamalıdır.
1923 (Atatürk'ün S.D. 11, s.53)

Milli egemenliğin korunması
Kurtuluş ilkemiz olan Misak-ı Millî'yi tarih sayfasına yazan, milletin demir elidir. Elde edilecek sonuca da milletin kendisi gözcü olacaktır. Millet, yalnız kendi kolları ve
kendi kanıyla değil, aynı zamanda kendi başı ve kendi beyni ile kazandığı egemenlik ve bağımsızlık cevherini, son felâkete kadar büyük bir saflık ve dalgınlıkla kendisine rehber tanıdığı ve derin bir teslimiyetle hayatını koruyucu saydığı kişi ve yönetim şekillerine artık güvenemez. Millet, bundan sonra, hayatına, bağımsızlığına ve bütün varlığına doğrudan kendisi gözcü olacak ve vatanın her tarafında yine yalnız kendisi ve kendi iradesi egemen olacaktır.
1923 (Atatürk'ün S.D.I, s. 297)
Yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin yapısının ruhu, millî egemenliktir. Milletin kayıtsız şartsız egemenliğidir. Bir milletin egemenliğini anlayabilmesi ve onu güvenle koruyabilmesi, birtakım özel niteliklere ve üstün eğitime sahip olmasına bağlıdır. Bir milletin ki siyasî eğitiminde, sosyal eğitiminde, vatan sevgisinde eksik vardır, öyle bir millet, egemenliğini gerektiği derecede kuvvetle elinde tutamaz.
1923 (Atatürk'ün S.D. I, s. 299-300)
Olaylar ve tarihsel deneyimlerimiz bize, milleti koyun sürüsü halinde keyfin, arzu ve tutkuların ve hiçbir şekilde doyurulamayan çıkarların elde edilişine sürüklemekle yok olmasına sebep duruma sokan yönetim biçimlerinin, artık memleketimizde uygulanma yeri kalmadığını göstermiştir. Millet, egemenliğini değil, egemenliğin bir zerresini dahi başkasına terk edip bırakmanın sebep olabileceği felâketin, yok olmanın, zararın elemini her an kalp ve vicdanında
duymaktadır.
1923 (Atatürk'ün S.D. II, s. 57-58)
Egemenliğine doğrudan doğruya sahip olmanın değerini pek iyi anlayan ve pek iyi bilen millet, bu kutsal egemenliğine karşı belirecek her tehlikeyi yok edecektir.
1923 (Atatürk'ün S.D. II, s. 135)
Millî egemenlik uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu Olsun!
1923 (Atatürk'ün S.D. II, s. 76)

Millî ruha karşı konulamaz!
Kendilerine bir milletin talihi bırakılan adamlar, milletin kuvvet ve kudretini, yalnız ve ancak yine milletin gerçek ve elde edilmesi mümkün çıkarları yolunda kullanmakla görevli olduklarını bir an akıllarından çıkarmamalıdırlar. Bu adamlar düşünmelidirler ki, bir memleketi ele geçirmek ve işgal etmek, o memleketin sahiplerine egemen olmak için yeterli değildir. Bir milletin ruhu ele geçirilmedikçe, bir milletin kararlılığı ve iradesi kırılmadıkça, o millete egemen olmanın imkânı yoktur. Oysa ki yüzyılların getirdiği bir millî ruha, hiçbir kuvvet karşı koyamaz.
Mahkûm olmak istemeyen bir milleti, tutsaklığı altında tutmaya gücü yetecek kadar kuvvetli zorbalar, artık dünya yüzünde kalmamıştır.
1924 (Atatürk'ün B.N., s. 81)

Millî egemenlik düşmanlığı

Sınırsız bir özgürlük düşünülemez. Hakların en büyüğü olan yaşama hakkı bile sınırsız değildir; intihara karar veren bir kimsenin suçunun sonucu, sınırı yalnızca kendisine ait olduğu halde polis onu önlemekle görevlidir. Aynı kimsenin aynı hareketini biraz daha büyük ölçüde düşünür ve
düşündüğümüz suçu bir kimseden, bir aileye kadar uzatırsak girişimcinin durumu, derhal zalim bir cani manzarası gösterir. Bu sebeple millî egemenlik düşmanlığı, benzersiz bir saygı ve şeref düzeyine sahip bulunan bir milletin her şeyine, bir anda kastetmek suçundan başka bir şey değildir.
1923 (Atatürk'ün S.D. I, s. 298)
23 Nisan'ın anlamı
23 Nisan, Türkiye millî tarihinin başlangıcı ve yeni bir dönüm noktasıdır. Bütün bir düşmanlık dünyasına karşı ayağa kalkan Türkiye halkının, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni meydana getirmek hususunda gösterdiği harikayı ifade eder.
1922 (Atatürk'ün S.D.V, s. 96)
Kurtuluş ve bağımsızlık davasıyla baş kaldıran tüm Anadolu'nun bu kutsal davası temsil ve savunma için oluşturduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1920 yılı Nisanının yirmi üçüncü günü açılmıştır. Yeni ve yüce bir tarihe başlangıç olan bu kutlu günü milletin belleğinde sonsuza kadar yaşatmak üzere Meclisimiz bugün, 23 Nisan tarihinin Millî Bayram sayılmasını bir özel yasa ile kabul etmiştir.
1921 (Atatürk'ün T.T.BJV, s.381)

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin yüzyıllar süren arayışlarının özü ve onun kendi kendisini yönetmek bilin cinin canlı bir simgesidir. Türk milleti, yazgısını Büyük Millet Meclisi'nin yeterli ve vatansever eline bıraktığı günden itibaren karanlıkları sıyırıp kaldırmış ve ümitleri boğan felâketlerden milletin gözlerini kamaştıran güneşler ve zaferler çıkarmıştır.
1927 (Atatürk'ün S.D.1, s.340-341)
Memleketin alın yazısında biricik yetki ve kudret sahibi olan Büyük Millet Meclisi, bu memleketin düzeni için, iç ve dış güvenliği ve dokunulmazlığı için en büyük kefildir.
Büyük millî dertler şimdiye kadar ancak Büyük Millet Meclisi'nde şifa buldu. Gelecekte de yalnız orada kesin önlemlerini bulabilecektir. Türk milletinin sevgi ve bağlılığı
daima Büyük Millet Meclisi'ne yöneldi ve daima oraya yönelmiş olacaktır.
1930 (Atatürk'ün S.D.I, s.352)
İlk meclisimiz, memleketi düşman ayaklarından kurtarmak, milleti yaşam veren bir barışa götürmek amacına yürürken aynı zamanda yeni Türkiye Devleti'nin yapısını kuruyor ve sağlamlaştırıyordu. Bu amaçla yasalar koydu, kararlar aldı, devletin çeşitli kuruluşlarının gerek gösterdiği bir çok sorunu çözdü.
1923 (Atatürk'ün S.D.l, 305-306)

Türkiye tarihinde daima yüksek bir yer koruyacak ve gelecek kuşakların takdirlerini kazanacak olan ilk meclisimiz, milletin kendi alın yazısına bizzat el koyduğunu ilân etti. Millî egemenlik esaslarını hareket kuralı kabul etti ve kuvvetli bir halk hükümetinin esasını kurdu.
1923 (Atatürk'ün S.D.I, s.304)
Her şey, Ankara Millî Meclisi'nin elindedir. Bu Meclis'in amacı, millî sınırlar içinde millî bağımsızlığı temindir. Türk milleti, bir bağımsız varlık halinde hukukunun onaylanmasından başka bir şey istememektedir.
1921 (Atatürk'ün S.D.V, s.82)
Osmanlı Devleti, yazık ki ölmüştür; Babıâli Hükümeti,yazık ki ölmüştür. Affedersiniz, hata ettim! Yazık ki demeyecektim, övünmeye değer ki ölmüştür. Çünkü, onlar ölmeseydi milleti öldüreceklerdi. Sonra, devamlı olarak hakaret ve saldırıya uğratılan meclis-i mebusanlar da ölmüştür. Onun yerini meclis-i mebusan değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi almıştır.
1923 (Atatürk'ün S.D. 11, s. 88)
Efendiler! Millet bizi buraya gönderdi. Fakat, ömrümüzün sonuna kadar biz burada ve bu milletin yönetimini ve egemenliğini, miras kalmış mal gibi temsil etmek için toplanmış değiliz ve sizi toplamak ve dağıtmak kudretine hiç kimse sahip değildir. Millet bilmelidir ki, bir günde vekillerini toplar ve gönderir. Burayı, hiçbir kimsenin kayıt ve şarta bağlamaya hak ve yetkisi yoktur ve olmamalıdır.
1921 (Atatürk'ün SD. I, s. 185)
Zavallı milletimiz esir olmaya razı olmadığı için en büyük cezaya mahkûm bulunuyor: İdama! Hayır efendiler, hayır! Bütün dünya inansın ki, bu millet idama, yok edilmeye değil canlandırılmaya, güçlendirilmeye lâyıktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi üzerine aldığı bu tarihî görevi tam bir başarı ile yapıyor ve en yüksek zaferlerle tamamlayacaktır.
1922 (Atatürk'ün S.D.II, s.38)
Millet ve memleket adına ve hesabına tek başvurulacak yer burasıdır; yani Yüksek Meclisinizdir. Bu yasal hakkı,bu millî hakkı, bu doğal hakkı hiçbir sebep ve bahane ile ve hiçbir düşünce ile, hiçbir kimseye ve hiçbir kurula terk edemeyiz.
1921 (Atatürk'ün S.D.V, s.16)
Efendiler! insanlar kuvvet kullanmaya ve özellikle başkalarının kuvvetini kullanmaya doğuştan yatkın oldukça, bu ilkeyi çok kıskanç olarak korumakta direnmelisiniz. Şimdiye kadar bu milletin meclisinin devam edememesi, bu "Gerektiğinde Meclis'in kapatılması" kaydının bu yapraklarda, bu kitaplarda ve bu dünyada var olmasından doğmuştur. Bu yetkiyi istediğiniz kurula veriniz, kesinlikle kötüye kullanır. Padişahlar, işte bu noktaya dayanarak, milletimizin meclislerini hor göre göre kovmuşlardır. Bu sebeple böyle bir sınırlama ve şartın, Anayasa'da hiçbir zaman da yeri olmayacaktır.
1921 (Atatürk'ün S.D. I, s. 185)

Halkçılık ve halk devleti
Dünya tarihinde bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osman Devleti kuran ve bunlarını hepsini olaylarla deneyen Türk milleti, bu defa doğrudan doğruya kendi ad ve sıfatında bir devlet kurarak, bütün felâketlerin karşısında, doğuştan taşıdığı yetenek ve kudretle yerini aldı. Millet, yazgısını doğrudan doğruya eline aldı ve millî saltanat ve egemenliğini bir kişide değil, bütün bireyleri tarafından seçilmiş vekillerden meydana gelen bir yüce mecliste temsil etti. İşte o Meclis, Yüce Meclisinizdir, Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir ve bu egemenlik makamının hükümetine, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti derler. Bundan başka bir saltanat makamı, bundan başka bir hükümet kurulu yoktur ve olamaz.
1922 (Nutuk III, s. 1250)
Bugün haklı olarak övünebileceğimiz bütün başarının sırrı, yeni Türkiye Devleti'nin yapısındadır. Gerçekten, Türkiye Devleti'nin, bu yeni kuruluşun dayandığı esaslar, nitelik bakımından kendinden önceki tarihî kuruluşların esaslarından başkadır. Bunu bir kelime ile ifade etmek gerekirse, diyebiliriz ki yeni Türkiye Devleti, bir halk devletidir, halkın devletidir. Geçmişin kuruluşları ise bir kişi devleti idi, kişiler devleti idi. Bir milletin yeryüzünden tamamen silinmesi için, bir milletin insanlık topluluğundan tamamen çözülüp dağıtılabilmesi için Nuh Tufanı kadar olağanüstü felâketler ve olaylar gerekir. Fakat kişiler, kendiliğinden yok olmaya mahkûmdur. Bu nedenle halk kuruluşu ile kişi kuruluşu arasında yaşama ve son bulma oranları da bunun aynıdır.
1923 (Atatürk'ün S.D. I, s. 309)
Bugünkü varlığımızın asıl niteliği, milletin genel eğilimlerini kanıtlamıştır, o da halkçılıktır ve halk hükümetidir.
1920 (Atatürk'ün S.D. I, s. 87)
İç siyasetimizde özelliğimiz olan halkçılık, yani milleti doğrudan kendi yazgısına egemen kılmak esası, Anayasamızla belirlenmiştir.
1921 (Atatürk'ün S.D. I, s. 161)

Yeni Türkiye'nin, eski Türkiye ile hiçbir ilgisi yoktur. Osmanlı Hükümeti tarihe geçmiştir. Şimdi yeni bir Türkiye doğmuştur. Gerçi millet değişmemiştir; aynı Türk unsuru bu milleti oluşturuyor. Ancak, yönetim biçimi değişmiştir.
1922 (Atatürk'ün S.D. III, s. 51)
Uygarlık âleminin unutmaması gereken bir önemli nokta daha vardır. Büyük Millet Meclisi tarafından yönetilmekte olan yeni Türkiye, Babıâli'nin yönetimindeki eski Osmanlı İmparatorluğu değildir. Yeni Türkiye şeref ve değerini, kudret ve kuvvetini bilmektedir ve hukukunu koruma için varlığını tehlikeye atmaya da hazırdır.
1922 (Atatürk'ün S.D.III, s.58)

T.B.M.M.Hükûmeti ve özellikleri
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, bir halk hükûmetidir. Memleket çıkarlarına ait hususlarda millet bireyleleriyle hükümet arasında görev bakımından ortaklık vardır.
1921 (Atatürk'ün T.T.B., IV,s 421)
Osmanlı İmparatorluğu'na yüklenmiş olan kayıtlamalar ki yüzyıllar boyunca memleketimizin derece derece gerilemesine sebep olmuştu- son zamanda hakkımızda bir idam hükmü niteliğinde olarak Sevres Antlaşması adı altında bize uygulanmak istenildi. Bizzat kendi alın yazısına sahip olmamaktan dolayı bu birbiri ardınca gelen felâketlere uğradığına inanan ve Sevres Antlaşması'nın da kendisine uygulanmak istenilmesinin aynı sebepten doğduğunu anlayarak isyan eden milletimiz, bugün yalnız kendi egemenliğine dayalı bir hükümet kurmuş ve alın yazısına bizzat egemen olmuştur ve olacaktır. Bu yönetim şekli memleketimizin durumuna ve şartlarına ve milletimizin gereksinimlerine ve yaşayışına bütünüyle uygundur.
1921 (Atatürk'ün R.Y.G.S, s.123)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti'nin değişmez,olumlu, maddî bir siyaseti vardır: O da Efendiler, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin belli millî sınırı içinde yaşamını ve bağımsızlığını sağlamaya yöneliktir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümeti, temsil ettiği millet adına çok alçak gönüllüdür ve hayalden bütünüyle uzak ve bütünüyle gerçekçidir.
1921 (Atatürk'ün S.D.I, s.193)
Herkesin açık olarak bilmesi gerekir ki, bugünkü Türkiye halkı, yüzyıllarca kendi iradesini ve kendi yönetimini başkasının elinde görmeye katlanan halk değildir ve asıl bilinmesi gereken taraf da, bugünkü Türkiye halkının ve hükûmetinin tükenmez emeller peşinde koşup kendi evini unutan ve harap bırakan serüvenci insanlardan olmadığıdır. Bu sebeple, tam bir kesinlikle söyleyebilirim ki hükümetimiz zafer sevinciyle gerçek ve hayatî çıkarlarını unutacak kadar kendinden geçmemiştir. 1922 (Atatürk'ün S.D. II, s.41)

Hükümet programının temeli
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, millîdir; tam olarak maddîdir; gerçekçidir. Kuruntuya dayanan ülküler arkasında, o ülkülere erişmek için değil, fakat ulaştırmak hulyasıyla milleti kayalara çarparak, bataklıklara batırarak en sonunda kurban ederek yok etmek gibi cinayetten kaçınan bir hükümettir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bütün programlarının dayanağı şu iki esastır: Tam bağımsızlık, kayıtsız ve şartsız millî egemenlik. Birinci dayanağının ifadesi "Misak-ı Millfdir. İkinci ve hayatî olan dayanağının ifadesi "Anayasa"dır. Millet, Misak-ı Millî'nin anlamını seçkin evlâtlarından oluşturduğu kahraman ordularıyla eser olarak elde etmiştir. Anayasa'nın asıl ruhu ise, bu yasanın kitaplara geçmesinden önce milletin kafasında ve vicdanında yoğunlaşmış olmasıyla ve ancak bunun ifadesi olmak üzere kurduğu Meclis'e verdiği temel görev ile Ve yıllardan beri ilkelerini fiilen uygulamakta olmasıyla ve en nihayet yasa şeklinde bütün dünyaya göstermesiyle gerçekleşmiştir. 1923 (Atatürk'ün, S.D. II, s. 57-58)
Eğer milletimiz, kendi egemenliğini kayıtsız şartsız elinde tutan bir hükümet oluşturmamış olsaydı, bugün elde ettiğimiz zaferlere hiçbir zaman erişemezdik ve memleketimizde şimdiye kadar Sevres Antlaşması uygulanacak, bütün millet yabancıların kölesi olacaktı.
1923 (Atatürk'ün S.D.II, s.71)




KURTULUŞ SAVAŞI (ASKERÎ VE SİYASÎ ZAFERLER)

Doğu Cephesi'nde başarılar

Ermeniler tarafından işgal edilen Kars Kalesi'nin, 30 Ekim 1920'de geri alınması üzerine Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa'ya çektiği telgraftan:
Kars gibi bir kalenin zaptı, her milletin tarihinde nadir olan olağanüstü bir askerî başarıdır. Fakat bugün asıl önemi, iç ve dış her taraftan karşılaştığı insafsız, ortadan kaldırıcı saldırılar karşısında yaşama hakkını kanıtlama görevine düşen soylu ve mazlum milletimizin bu kesin başarı sonucu ile büyük bir teselli hissi ve güven duymasıdır. Sizi ve komutan ve asker bütün şanlı arkadaşlarımızı tam bir övünç ve güvenle takdir ve tebrik ediyoruz.
1920 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s 359)

Batı Cephesi ve Birinci İnönü Savaşı

Birinci İnönü Meydan Savaşı, Devrim Tarihimizin çok önemli, çok verimli bir sayfasıdır. Gelecek kuşaklar ve bütün dünya bu sayfayı araştırıp inceledikçe, Türk inkılâbını yapan bugünkü Türk ordusunu ve bu orduyu bağrından çıkaran bugünkü Türk topluluğunu, elbette saygı ile anacak ve takdir edecektir.
1925 (Atatürk'ün S.D. II, s. 205)
Yaşama ve bağımsızlık amacımız, istilâ ve saldırı tutkusuyla çarpışıyordu. Sonunda Ocak ayının on birinci günü sabahı savaş meydanı, haklı amacın zafer olarak doğuşuna bir belirti alanı oldu. Yeni Türkiye Devleti'nin küçük, fakat millî ülkülü genç ordusu, en dar bir hesapla üç misli düşmanı İnönü Meydan Savaşı'nda mağlup etti. Strateji sanatının en ince gereklerini isabetle uyguladı. Yeni Türkiye Devleti'nin bağımsızlık tutkusu, gösterişten uzak bir varlık içinde söndürülmesi imkânsız bir ateşin yok edici alevleriyle kendini ve yeni devletin yapısındaki manevî sağlamlığı Birinci İnönü Meydan Savaşı'nda dünyaya kanıtladı.
1924 (Atatürk'ün S.D.III, s. 73)
Birinci İnönü savaş meydanının ufuklarında yükselen zafer güneşi, Türk milletinin yüksek erdem ve maneviyatının belirtisidir. Bu doğuş karşısında, büyük bozgunlar oldu! Birinci İnönü Zaferi, İkinci İnönü Zaferi'nin, Sakarya büyük kanlı savaşının ve en sonunda Türk vatanının, Türk bağımsızlığının ilk zafer müjdecisi olmuştur. Bu sebeple Birinci İnönü Meydan Savaşı'nı kazanan Türk ordusunun bütün mensupları, dünya tarihinde unutulmaz şanlı bir destan sahibi olarak sonsuza dek yaşayacaklardır.
1925 (Atatürk'ün S.D. 11, s. 206)

Birinci İnönü Zaferi üzerine, Batı Cephesi Komutanı Albay İsmet (İnönü) Bey'e gönderdiği telgraf:
İnönü Meydan Savaşı'nda Batı Cephesi kıt'alarının üstün komutanız altında kazandıkları kesin galibiyet nedeniyle size ve kahraman ordunuzun bütün komutanlarıyla subay ve erlerine Büyük Millet Meclisi'nin kalpten tebriklerini takdim ve bu başarının kutsal topraklarımızı düşman istilâsından toptan kurtaracak olan kesin zafere bir hayırlı başlangıç olmasını Allah'tan diler ve bu tebriklerin bütün Batı Ordusu er ve subaylarına ulaştırılmasını rica ederim.
1921 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s.368)
İkinci İnönü Savaşı
İkinci İnönü Savaşı, milletimizin davasındaki isabet ve kutsallığı bütün dünyaya duyurdu. Yunan iddialarındaki sahtelik de bütün dünyaca anlaşıldı. ..Yunanlılar, sorunun tahmin ettikleri kadar basit olmadığını İkinci İnönü Savaşı'nda anladılar. Bunun üzerine genel seferberlik şeklinde esaslı bir şekilde önlemlere başvurdular. Bütün ordularıyla ciddî bir savaşa karar verdiler. 1922 (Atatürk'ün S.D.I, s. 234)
İkinci İnönü Zaferi üzerine, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa'ya gönderdiği telgraf:
Bütün dünya tarihinde, sizin İnönü Meydan Savaşları'nda üstlendiğiniz görev kadar ağır bir görev üstlenmiş komutanlar enderdir. Milletimizin bağımsızlığı ve hayatı, dâhiyane yönetiminiz altında şerefle görevlerini yapan komuta ve silâh arkadaşlarınızın gönlüne ve vatanseverliğine büyük güvenle dayanıyordu. Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin ters giden talihini de yendiniz. İstilâ altındaki talihsiz topraklarımızla beraber bütün vatan, bugün en uzak köşelerine kadar zaferinizi kutluyor. Düşmanın istilâ tutkusu, çabanızın ve vatanseverliğinizin yalçın kayalarına başını çarparak paramparça oldu.
Adınızı, tarihin övünç yazıtına kaydeden ve bütün milleti hakkınızda sonsuz gönül borcu ve teşekküre yönelten büyük kutsal savaş ve zaferinizi tebrik ederken, üstünde durduğunuz tepenin size binlerce düşman ölüleriyle dolu bir şeref meydanı seyrettirdiği kadar, milletimiz ve kendiniz için yükselme pırıltısı ile dolu bir geleceğin ufkuna da baktığını ve egemen olduğunu söylemek isterim.
1921 (Nutuk II, s. 580-581)


Sakarya Meydan Savaşı'na hazırlanmada Anadolu halkının özverisi

Gerçekten milletimiz, düşmanın hazırlıklarına karşılık verme için hiçbir özveriden çekinmedi. Ordumuzu kuvvetlendirmek için para, insan, silâh, hayvan, araba kısacası her ne gerekse son derece istekle verdi. Avrupa'nın en eksiksiz araçlarıyla donatılmış olan Konstantin ordusundan ordumuzun araç ve gereç bakımından da geri kalmaması ve hatta ona üstünlüğü gibi inanılmaz mucizeyi Anadolu halkının özverisine borçluyuz.
Millî amaç uğrunda millet bireylerinin özel çıkarlarını küçümseme hususunda gösterdikleri harikalar, torunlarımız ve evlâtlarımızın daima övünme konusu olacaktır. Bu genel çabalar sayesindedir ki ordumuz ölümü küçümseme için hiçbir dakika tereddüt etmeyecek şekilde yüksek bir manevî kuvvetle düşman üzerine atıldı. Canımızı, namusumuzu almak üzere Haymana ovalarına kadar gelen düşman askerleri esir düştükleri zaman onurlu askerlerimizden ilk yalvarma seslenişi olarak bir parça ekmek istemeleri manzarası, mağrur düşmanlarımızın sonunu gösteren anlamlı bir levhadır. Bu derece büyük bir özveri duygusuyla topraklarını savunan milletimiz ne kadar övünse haklıdır. Bağımsızlık mücadelemizde ilâhî yardımını Türk milletinden esirgemeyen Cenab-ı Hakk'a minnet ve teşekkürü asla unutmayalım.
1921 (Atatürk'ün T.T.B.1V, s.411)


Atatürk'ün Başkomutan oluşu, ordu ve millete seslenişi
Başkomutan olduğu gün ordu ve millete yayınladığı bildirgeden:
Bütün kahramanca meziyetlerini ve yüksek niteliklerini en önemli savaş meydanlarında tanıdığım ordumuzun yönetici ve yüksek komuta kuruluyla özverili subaylarına ve kahraman erlerine ve atalarımızdan geçen seçkin niteliklerle belirgin bütün millet bireylerine sesleniyorum: Milletin alın yazısına el koymuş bulunan Büyük Millet Meclisi bugün beni, ordunun başarı sağlamasını üstlenen bütün önlemlerde tam yetkiyle donatarak Meclis Başkanlığından başka bütün Ordular Başkomutanlığı ile görevlendirdi.
Sizlere bu bildirgeyi yazdığım dakikadan itibaren Allah'ın yardımına dayanarak ve övünerek bu büyük ve şerefli görevi yapmaya başlamış bulunuyorum. Bana bu görevi vermiş olan Meclis'in ve o Meclis'te beliren milletin kesin iradesi hareket şeklimin odağını oluşturacaktır. Hiçbir sebep ve şekilde değiştirilmesine imkân olmayan bu kesin irade, ne olursa olsun düşman ordusunu yok etmek ve bütün Yunanistan'ın silâhlı kuvvetlerinden oluşan bu orduyu anayurdumuzun kutsal ocağında boğarak kurtuluşa ve bağımsızlığa kavuşmaktır. Memleket ve milletin maddî ve manevî bütün kuvvetlerini bu sonucun elde edilmesi yoluna yöneltme için hiçbir önlem ve girişimde ihmal gösterilmeyecek ve ne yer ve zaman ile, ne de vatan kavramı karşısında ayrıntılardan ibaret kalan diğer düşüncelerle ilgisi olmayarak düşman ordusunun yok edilmesinden ibaret olan bu tek amacın elde edilmesi için gereken her şey yapılacaktır. Yardım ve başarı Allah'tandır.
1921 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s393)

Sakarya Meydan Savaşı
Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun Sakarya'da kazanmış olduğu meydan savaşı, pek büyük bir meydan savaşıdır. Savaş tarihinde benzeri belki olmayan bir meydan savaşıdır. Büyük meydan savaşlarından biri olan Mukden Meydan Savaşı* bile yirmi bir gün devam etmemiştir.
1921 (Atatürk'ün S.D. I, s. 177)
13 Eylül 1921 günü Sakarya nehrinin doğusunda düşman ordusundan eser kalmadı. Böylece 23 Ağustos gününden 13 Eylül gününe kadar, bu günleri de içine almak üzere, yirmi iki gün ve yirmi iki gece aralıksız devam eden Sakarya Büyük Kanlı Savaşı, yeni Türk Devleti'nin tarihine,dünya tarihinde ender olan büyük bir meydan savaşı örneği kaydetti.
1927 (Nutuk II, s.618)
Kendisine yasa ile Gazi ünvanı ve Mareşal rütbesi verilmesi üzerine, orduya yayınladığı bildirgeden:
Arkadaşlar! Milletimizi yabancıların elinde köle olmuş görmemek için giriştiğimiz bu savaşta, Sakarya Zaferi gibi adı daima anılacak yeni ve büyük bir zafer kazandınız. Benim gibi ömrünü yıllardan beri saflarınızın yanında geçirmiş olan bir silâh arkadaşınız, ezilmiş, kahredilmiş düşmanın geri çekilişinden sonra hakkınızda duyduğum takdir ve hayret, gönül borcu ve teşekkürü ordunun her bireyi, memleketin her tarafından duyacak kadar yüksek sesle söylemeye gerek gördüm. Sakarya boyunda verdiğimiz savaş, çok önceki savaşlarımızda olduğu gibi anavatanın yalnız bir köşesini, ufak veya büyük bir parçasını tehlikeye düşürmüyordu. Orada biz bütün memleket, bütün varlığımız ve bağımsızlığımız uğruna denecek kadar önemli büyük bir savaşa giriştik. Yirmi bir gün yirmi bir gece milletin bağımsızlık fikriyle bir milletin istilâ ve yağma fikri birbiriyle boğuştu. Sizin başını eğmeye razı olmayan bağımsızlık fikriniz, ilerleyen düşmanı bozularak geri çekilmek zorunda bıraktı. Kızgın bir ufuk üzerinde tüten ve yanan yüzlerce köylerimizi arkasında bırakarak düşman ordusu, ceza önünde kaçan bir cani gibi geldiği yerlere gidiyor. Halbuki o, bir savaş değil yalnız bir akın düşünüyordu. Fikir ve imanın kayıtsız şartsız kuvvetine, kazandığınız zafer kadar büyük bir kanıt olamaz. Mazlum milletimizi tarihin en tehlikeli bir zamanında yeniden ışığa ve kurtuluşa kavuşturan bu savaşta,sizin Başkomutanınız olmaktan dolayı bir insan kalbi için alında yazılı olabilecek en derin mutluluk ve övüncü duydum.
1921 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s.413-414)
Afyon*, kesin sonucu teminde çok hesaplı ve belki bu itibarla daha büyük harekâta sahne olmuş ise de Sakarya'nın değer ve büyüklüğü hiçbir zaman eksilmez. Gerçi, Sakarya da hesapsız bir meydan savaşı değildi. Fakat bunun hesabı yalnız çok büyük milletimizin yurtseverlik ve yüceliğine dayandırılmıştı. Millet, kendisinde var olduğuna emin bulunduğumuz bu yurtseverlik ve yüceliği fazlasıyla gösterdi. Büyük Millet Meclisi'nin verdiği yetkilerle donanmış Başkomutan, bir iki bildirge ile millete durumu ve görevleri hatırlattı. Bu sesleniş, bütün bir milleti, bütün bir hükümet örgütünü şahlandırmaya yetti. O zaman her taraftan koşuldu ve ancak böylelikledir ki Sakarya'da Türk tarihinin harikası gerçekleşti.
1924 (Atatürk'ün S.D.V,s. 104)

Sakarya Meydan Savaşı 'nda subay ve erlerimizin kahramanlıkları
Subaylarımızın kahramanlıkları hakkında söyleyecek söz bulamam, yalnız ifadede isabet edebilmek için diyebilirim ki, bu savaş subay savaşı olmuştur. Bu sebeple subay arkadaşlarımın en ufak rütbelisinden en büyük rütbelisine kadar değer ve özverilerini bütün kalp ve vicdanımla ve takdirlerle anarım. Bireylerimizi övüşten, övmeden çok yüksek görürüm. Zaten bu milletin evlâdı başka türlü düşünülemez. Bu milletin evlâtlarının özverileri, kahramanlıkları için ölçü bulunamaz. Askerlerimiz hakkında yeni bir şey ilâve etmek isterim: Kahraman Türk askeri, Anadolu savaşlarının anlamını anlamış, yeni bir ülkü ile savaşmıştır. Böyle evlâtlara ve böyle evlâtlardan oluşmuş ordulara sahip bir millet, elbette hakkını ve bağımsızlığını bütün anlamıyla korumayı başaracaktır. Böyle bir milleti bağımsızlığından yoksun bırakmaya kalkışmak hayal ile zaman geçirmektir.
1921 (Atatürk'ün S.D. I, s. 178)


Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla