Tekil Mesaj gösterimi
Eski 28.01.09, 03:31   #20
Kartal
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17569
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

Askerlik sanatı
Ben, askerliğin her şeyden fazla sanatkârlığını severim.
1912 (Atatürk'ün Özel Mektupları, Sadi Borak 1961, s. 11)
En büyük askerlik budur: Çeşitli olasılıkları çok iyi hesap etmeli; en iyi görüneni hızla uygulamalı!
(Oğuz Kâzım Atok, Ülkü Dergisi, Cilt: 6, Sayı: 71, 1944, s. 12)
Silâh arkadaşlığı, fikir arkadaşlığı demektir.
(Burhan Cahit, Atatürk'ün İki Cephesi, s 36)
İnsanların mücadelesinde saldırıya en kuvvetli karşı koyucu yer, iman dolu göğüslerdir.
1922 (Atatürk'ün s.D. III, s. 37)
Tarihte yarılmamış ve yarılmayan cephe yoktur. Özellikle, söz konusu cephe, verilen kuvvetle tam olarak orantılı dar bir cephe olmayıp da böyle yüzlerce kilometre uzunluğunda bulunursa, bu cephenin şurasında ve burasında bulunan zayıf bir kuvvetin sonuna kadar savunmasını kabul etmek, bütün plânları ve kararları yanılgıya yöneltir. Cepheler delinebilir, buna karşı önlem, delinen kısmı derhal kapamaktan ibarettir. Bu ise, cephe üzerindeki kuvvetlerden başka, geride, yedekte, kuvvetli birlikler bulundurmakla mümkündür.
1920 (Nutuk İl, s. 464-465)
Savaşta kuvvetten çok, kuvveti amaca uygun yönetmek Önemlidir.
1915 (Mustafa Kemal, Anafartalar M.A.T., s. 23)
Savaşta yağan mermi yağmuru, o yağmurdan ürkmeyenleri, ürkenlerden daha az ıslatır.
1914 (Mustafa Kemal, Z. ve K. Hasbıhâl, s. 15)
Bazı düşünceler vardır ki onların hesap ve mantıkla açıklanması pek güçtür; özellikler savaşın kanlı ve ateşli anlarındaki duyguların doğurduğu düşünceler... Şüphesiz her düşünce ve karar, içinde bulunulan durum ve şartları inceleme ve bu incelemelerin sonuçlarını sezme ve değerlendirme sayesinde doğar.
1915 (Mustafa Kemal, Anafartalar MAT., s. 51)

Toprağın ve birtakım durumların, şartların, olağanüstü fırsatların savaşın sonucu üzerine etkileri inkâr olunamaz.Fakat daima güvenilecek ve dayanılacak olan, sayı ve değerdir.
1924 (Atatürk'ün S.D. II, s.. 169)
Saldırı ve savunma hakkında
Kesin sonuç daima saldırıyla alınır; fakat savunma ile yerine getirilen birçok görevler de vardır. Kesin sonuç istenilen zamana gelmeden evvel, tam ve gerçek saldırı zamanından evvel birliklerin savaşma gücünü azaltmaktan, sayıca miktarını eksiltmekten kaçınmak gerekir. Bunun için saldırı, savunma, işgal savaşı ve kesin savaşın niteliği, uygulanacağı zaman ve durumun ayırt edilmesi hususunda, arkadaşların zaten mevcut olan karar verme yetenekleri korunmalıdır. Buna teorik ve pratik çalışmalarımızda çok dikkat etmeliyiz. Bir de alınan görev ile harcanacak askerî faaliyetin önemli bir ilgisi vardır. Bunun için görev verenlerin, görev alanların kullanacağı aracı, askerî faaliyeti belirlemede kararsızlığa düşmelerine sebep olmamaları gerekir. İstenilen şeyde açıklık çok önemlidir.
1924 (Atatürk'ün S.D. II, s. 170)
Bir yer düşer; ne zaman? Eğer bir kale gibi savunulursa, eğer bir yerin etrafında mevcut kuvvet, savaş araçlarıyla sonuna kadar karşı koyarsa, düşman o savunma kuvvetlerini altüst eder ve o yere gelirse o yer düşer.
1920 (Atatürk'ün S.D.I, s. 79)
Saldırı hazırlığı ve koşulları
Düşmana saldırı için, verilmiş olan kesin kararımızı uygulamaya başlamadan evvel hazırlamaya ve tamamlamaya mecbur bulunduğumuz savaş araçlarının ne olduğunu söyleyeyim: Tam üç aracın hazırlığının yeterli derecede olduğunu görmek gereğini hissediyorum. Onlardan birincisi ve en önemlisi ve temel olanı, doğrudan doğruya milletin kendisidir. Milletin, yaşam ve bağımsızlığı için kalbinde, vicdanında beliren, gelişen arzu ve emellerin sağlamlığıdır. Millet bu içten gelen arzusunu ne kadar kuvvetli gösterirse, bu arzu ve emelinin gerçekleşmesi için ne kadar çok kararlı ve imanlı olursa, düşmanlara karşı başarı için o kadar kuvvetli bir araca sahip olduğumuza inanırım. İkinci araç, milleti temsil eden Meclis'in millî arzuyu belirtmede ve bunun gereklerini inanarak uygulamada göstereceği kararlılık ve yiğitliktir. Meclis, ne kadar çok beraberlik ve birlik halinde millî arzuyu belirtirse, düşmana karşı o kadar kuvvetli üstünlük aracına sahip oluruz. Üçüncü araç, milletin silâhlı evlâtlarından ibaret olup düşman karşısında toplanmış bulunan ordumuzdur.

Bu üç çeşit araç veya kuvvetin düşmana karşı kurduğu cepheler, iki nitelikte düşünülebilir. Kolay anlaşılmak için şöyle diyeyim: iç cephe, dış cephe... Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin meydana getirdiği cephedir. Dış cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silâhlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, mağlûp olabilir; fakat bu durum, hiçbir zaman bir memleketi, bir milleti yok edemez. Önemli olan, memleketi temelinden yıkan, milleti tutsak ettiren, iç cephenin çökmesidir. Bu gerçeği bizden daha çok bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bugüne kadar başarılı da olmuşlardır. Gerçekten "kaleyi içinden almak", dışından zorlamaktan çok kolaydır. Bu amaçla şahıslarımıza kadar temasa gelebilen bozguncu mikropların, araçların varlığını iddia etmek doğrudur.
Meclis'in düşünüş biçimi, çalışması, vaziyeti, düşmana ümit verici olmadıkça iç ve dış cephelerimizin yerinden oynamasına olanak ve olasılık yoktur. Meclis'te, bir veya birkaç üyenin karamsarlık aşılayan sözlerinden bile aleyhimizde yararlanma çareleri aranılmakta olduğuna şüphe edilmemelidir. Dışişleri Bakanlığı'nın dosyaları buna dair belgelerle doludur. Kesin şekilde söylüyorum ki, istemeyerek olsa dahi düşmanlara ümit verecek en küçük belirtiler oldukça millî davanın sonuçlanması tehlikeye düşer.
1922 (Nutuk II, s. 638 - 639)
Yarım hazırlıkla, yarım önlemlerle yapılacak saldırı, hiç saldırıda bulunmamaktan daha çok fenadır.
1922 (Nutuk, II, s. 636)

Saldırıda kesin sonuç
Çanakkale Savaşları sırasında bir tümen komutanına emri:
- Ben, şu haberi bekliyorum: "Siperlere giren düşman yok edilmiş, düşman siperlerine askerimiz girmiştir!" Bundan başka hiçbir haber, bence önemli değildir!
1915 (Mustafa Kemal, Anafartalar MAT., s. 67)
Savunma yüzeyi
Savunma sınırı yoktur, savunma yüzeyi vardır. O yüzey,bütün vatandır. Vatanın, her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. Onun için küçük, büyük her birlik, bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük, büyük her birlik, ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı
cephe oluşturup savaşa devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler, ona uyamaz. Bulunduğu mevzide sonuna kadar direnmek ve dayanmak zorundadır.
1921 (Nutuk II, s. 618)


Birinci derecede hedefi meydana çıkarmak
Memleketin savunması ve milletin yüksek çıkarlarının korunması sorumluluğunu yüklenen büyük komuta katlarının, sahip oldukları bütün kuvvetleri ve bütün araçları en önemli hedef üzerinde toplaması gerektiğine dair hepinizce bilinen kuralı, ilkeyi bu münasebetle hatırlatmak isterim. Birinci derecede önem taşıyan hedefi meydana çıkarmak, ciddî ve esaslı inceleme ve düşünmeye değer. En önemli hedef üzerinde elde edilecek başarı, ikinci üçüncü derece hedefler üzerinde, başlangıçta göze alınacak özverileri daima karşılar. Bu kural, bütün barış zamanındaki tertip ve önlemlerde hâkim ve etkili olduğu gibi, savaşın başlangıcından sonuna kadar ihmal edilmemesi gereken bir noktadır. Bu esasa göre düşünülecek ve kararlaştırılacak önlem ve tertiplerin uygulamaya konulmasına engel durumlar, önemle göz önüne alınmalıdır. Şüpheli önlemlere, yazgıyı emanet etmekten, son derece kaçınmak gerekir. Birçok felâketler gördük, talihin bunca darbeleriyle karşılaştık. Bunlar bize, memleket savunmasında her zaman çok dikkatli olmak için gereken dersi kesinlikle vermiştir zannederim.
1924 (Atatürk'ün S.D. II, s. 169)
Zırhlı savunma hakkında
Geçen gün bana zırhlı savunma hatlarından söz ediliyordu; diyelim ki Majino*'dan... Benim görüşüm belki biraz aykırı düşecek amma... ısrar ederim ki bu hatların yararına inanamıyorum. Zira savaşı insan yapar. Bunun için insanın toprak üstünde bulunması gerekir. Köstebek gibi toprak altında, beton borularda veya zırhlı kulelerde oturtulacak bir kuvvet, evvelden savaş dışı edilmiş bir kuvvet sayılmalıdır. Manevra yeteneğini kendi kendine yok eden bir ordu, bir savaşta mağlubiyetten başka ne kazanabilir, bilmem...
1938 (Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Bilinmeyen Taraftarıyla Atatürk, s. 95)

Orduda piyadenin yeri
Orduda, esas sınıf piyadedir, piyadesiz savaş yapılamaz; çünkü piyade saldırır, kazanır ve kazandığını koruyadabilir. Halbuki makineli silâhlar, motorlu araçlar, tanklar vb. bu görevin ikisini birden yalnız başına, piyadesiz yapamazlar. Bununla beraber piyade, süvarisiz, topçusuz ve diğer silâhlar ve araçlar olmaksızın bir ordu oluşturamaz.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, s. 111)

Hava savunması ve Hava Kuvvetlerimiz
Türk milletinin, Hava Kuvvetlerimizin desteklenmesi gereğini anlaması ve takdire değer özveriler göstermesi, siyasal ve uygar erginliğinin en büyük kanıtıdır.
1926 (Atatürk'ün S.D. III, s. 79)
Çok emekle kurduğumuz, canımızla korumaya ant içtiğimiz kutsal yurdun, havadan saldırılara karşı güvenlik altında bulunması demek, bize saldıracakların, kendi yurtlarında bizim aynı zararları yapabileceğimize güvenimiz demektir. Bu güveni her gün artıracak araç bulmakla, büyük Türk ulusunun, ne göksel bir duyguyu kalbinde taşıdığını her bireyinin vatan için tutuşan gözlerinde okumaktayız.
Havacılarımız, bütün ordu ve donanmamız gibi vatanı korumaya yetenekli kahramanlardır. Büyük millet, bu soylu evlâtlarıyla kendini mutlu sayabilir.
1935 (Atatürk'ün S.D.I, s. 371)
Türk Donanması hakkında
Sınırlarının önemli ve büyük kısımları deniz olan Türk Devleti'nin donanması da önemli ve büyük olmak gerekir. O zaman Türk Cumhuriyeti, daha gönlü rahat ve güvenli olacaktır. Eksiksiz ve güçlü bir Türk Donanması'na sahip olmak amaçtır. Buna ilk gidiş noktası, savaş gemileri sağlanmasından önce onları başarıyla yönetecek güçlü komutanlara, subaylara, uzmanlara sahip olmaktır.
1924 (Raşit Metel, Atatürk ve Donanma, 1966, s. 90)
Tarihte büyük deniz komutanlarımız vardır. Fakat modern donanma oluşturulmasına giriştikten sonra bu gibi kahramanlıklara, parlak hareketlere pek tesadüf olunamaz. Millî Mücadele esnasında donanmamızın toplu olarak kullanılmasına imkân yoktu. Bununla beraber, ayrı ayrı ve vatanseverce hizmetler pek çoktur. 1924 (Atatürk'ün S.D.V, s. 33)
Deniz silâhları
Deniz silâhlarına önem veriyoruz. Denizcilerimizin iyi silâhlı ve iyi eğitimli olarak hazırlanmaları büyük emelimizdir.
1936 (Atatürk'ün S.D.I, s.375)
Askerî hareketin incelenmesinde yöntem
Herhangi bir askerî hareketin, herhangi bir görüş noktasından araştırılıp incelenmesi, onu başından sonuna kadar hatalı gösterebilir. Yine aynı askerî hareketin başka görüş noktasından incelenmesi, onu başından sonuna kadar doğru gösterebilir. Bunu, bugünkü olaylar ile karşılaştırmamak, oluş tarihindeki durumuyla incelemek gerekir. Burada zaman ve şartlar, özellikle içinde bulunulan şartlar, tek etken olur. Bir askerî harekete uzaktan bakmak ve bakanın kendisinin bulunduğu şartlar içinde onu incelemek, onu hiçbir zaman doğru sonuçlara ulaştırmaz. İnsanları, hareketleri incelerken, hareketleri yapan komutanların, subayların içinde bulunduğu durumu ve sahip olduğu araçları, karşısında bulunduğu baskıyı, karşılaştığı güçlükleri o anda araştırmak gerekir. Yoksa, aradan zaman geçtikten sonra huzur içinde düşünüp yapılacak incelemeler, orada düşünülmüş incelemelere uymayabilir.
1920 (Atatürk'ün S.D.I, s. 103)
Askerî görüşler eleştirilmelidir.
1936 (TTK. Belleten, Sayı: 10, Lev: XCV.)
Askerî plân arzuya değil, hesaba dayanarak düzenlenmelidir.
(Oğuz Kâzım Atok, Ülkü Dergisi, Cilt: 6, Sayı: 71, 1944 s. 12)
Durumu gözden geçirirken ve önlem düşünürken, acı olsa da gerçeği görmekten bir an uzaklaşmamak gerekir. Kendimizi ve birbirimizi aldatmak için gerek ve zorunluk yoktur.
1920 (Nutuk II, s. 466)
Şehitlik ve gazilik
Savaşa "ya şehit veya gazi olmak için" gidilir. Genel olarak yiğitlik meydanında ölenlerin hepsine şehit derlerse de, sağ kalanların hepsine gazi unvanı verilmez. Bu unvanı ancak yasa verir. Uygar bir milletin, yüksek çıkarlar gereği, yapmak zorunluğunda bulunduğu savaşlar, Arap aşiretlerinin savaşı değildir. Öyle de olsa, savaştan sağ salim çıkanlara belki, yalnız, anaları, babaları takdir amacıyla, "benim gazi oğlum" diyerek övünür. Fakat, millet, tarih, unvan verişinde o kadar cömert değildir.
1927 (Nutuk II, s. 749)
Çok şükür, askerlerim pek cesur ve düşmandan daha dirençlidirler. Bundan başka özel inançları, çok defa ölüme götüren emirlerimi yerine getirmelerini çok kolaylaştırıyor. Gerçekten onlara göre iki tanrısal sonuç mümkün: Ya gazi ya da şehit olmak! Bu sonuncusu nedir bilir misiniz? Dosdoğru cennete gitmek!
1915 (Melda Özverim, M.K. ve C.L., s. 56-57)
Her başarılı savaşa katılan kişinin, hakkı olmadığı halde kendisini tek etken, galip ilân etmesi, örnek alınacak bir ahlâk kuralı oluşturmaz. Memleket çocuklarına, böyle gerçeğe uymayan durum ve davranışlar göstermek alışkanlığını veremeyiz; gelecek kuşaklara, böyle havadan, galip, fatih olunabileceği gibi yanlış bir fikri miras bırakamayız!
1927 (Nutuk II, s. 748)

Asker ocağı bir okuldur
Asker ocağı, örgütüyle, millet ve hükümetin güvenine sahip, bilim ve ahlâkça yüksek, özveri fikirleri ve özellikleri ile belirgin, görev aşkıyla dolu subay kurullarından oluşan eğitim kurullarıyla, milletin yetişmiş gençlerini yalnız askerlik açısından değil bilgi açısından da eğiten ve yetiştiren bir okul, bir eğitim ocağıdır. Bu ocakta vatandaşlar, eşitliği öğrenirler; cesaret ve girişim fikirlerini geliştirirler. Bu ocakta bütün vatandaşlar, hep aynı toprağın evlâdı olduklarını en iyi duyarlar. Bütün vatandaşların millet ve memlekete faydalı ve yararlı olmak gereği, orada en iyi anlaşılır. Vatandaşlar, milletin değerli, kuvvetli ve yüksek uygarlıklı olabilmek için biricik koruyucunun ordu olduğunu ve yine milleti dünya karşısında saygıya lâyık bir durumda tutan biricik aracın ordu bulunduğunu en iyi ordu içinde öğrenir. Japonya, ancak çarlıkta Ruslara karşı kazandığı zaferle uygarlığını Avrupalılara onaylatabilmişti. Bağımsızlık zaferimiz olmasaydı milletimizin maddî ve bilhassa manevî varlığı, bugün tarihe karışmış olacaktı.Bir milletin yükselmesi için bilim, sanat, fikrî ve ekonomik ilerlemeler ne derecede önemli ise, ordu da bu öneme paralel önemde görülmelidir. Geçmişte nice yüksek uygarlıklar görülmüştür ki, korunma ve savunulmasında kusur edildiği için, istilâlar altında çiğnenmiş ve yıkılmıştır. Bir yenilgiden sonra, ordunun kıymet ve gerekliği kolay anlaşılır. Mağlubiyetten ders alan böyle bir millet, dört elle orduya sarılır. Fakat ordunun önemini anlamak için mağlûbiyet deneyimi geçirmeyi beklememelidir. Bir millet için takdire değer olan şudur ki, galibiyetten sonra hiç gurur göstermeyerek ve düşmanı önemsiz görmeyerek ordusunun eksiksiz oluşuna çalışır ve çocuklarını, askerlik görevini özveriyle yapabilecek yüksek duygu ve yetenekte yetiştirir.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, s. 122-123)
Gerçek olgunluk verebilecek asıl okul, kıt'alardır.
1914 (Mustafa Kemal, Z. ve K. Hasbıhâl, s. 13)
Bir kıt'a ve özellikle subaylar kurulu, yalnız iyi örnek olacak rehberlerle yetiştirilir.
1914 (Mustafa Kemal, Z. ve K. Hasbıhâl, s. 13)
Ben, kışlanın bir okul olmasını, orada zor ve şiddetin değil, bilginin, sevgi ve saygının egemen olmasını isteyenlerdenim.
1916 (Rıdvan Nafiz. Edgüer, Hayatı ve Eserleri, s. 16)

Ordu ve kalkınma
Büyük millî disiplin okulu olan ordunun, ekonomik, kültürel, sosyal savaşlarımızda bize aynı zamanda en gerekli elemanları da yetiştiren büyük bir okul haline getirilmesine, ayrıca özen gösterileceğine ve yardım edileceğine şüphem yoktur.
1937 (Atatürk'ün S.D.l, s. 387)
Askerlik sanatını yalnız tüfek kullanmakla sınırlamayacağız; askerlerimiz ailesi ocağında, tarlalarında çalıştıkları zaman, çevreleri için faydalı olabilecek şeyleri de öğretmeye çalışacağız.
1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 8. 2. 1930)

Ordu ve siyaset
Bir ordunun cevheri ne olursa olsun siyasete karışırsa, birlikte hareket ve savaşma yeteneğini esasından kaybeder ve vatanın savunma gücünü hiçe indirir. Siyasete karışmış bir ordunun, karışmadan önceki disiplinini ve savaşma yeteneğini yeniden kazanabilmesi için çok zaman ister.
(Ali Fuat Cebesoy, Atatürk'ün Yüksek Kumandanlık Kudret ve Meziyetleri, Atatürk Görüşler ve Hatıralarla, s. 88)
Memleketin genel yaşamında orduyu siyasetten ayırmak ilkesi, Cumhuriyet'in daima göz önünde tuttuğu bir temel noktadır. Şimdiye kadar izlenen bu yolda, cumhuriyet orduları vatanın güvenilir ve sağlam bekçisi olarak kuvvetini ve saygınlığını korumuşlardır.
1924 (Atatürk'ün S.D.I, s. 318)

Subay ve refah sağlama
Subaylarımızı yaşam kaygısı içinde bırakmak asla doğru olamaz. Yaşam dediğim zaman, savaş meydanlarında terk edeceğimiz yaşamı amaçlamıyorum. Bizim subaylarımız bunu tam bir övünçle terke hazırdırlar. Yaşamdan amacım, gerek kendilerinin ve gerek ailelerinin geçim derdinden uzak bulunmalarını temin edecek esas -ki refahtır-bunu temin etmektir; etmeyen bir millet en esaslı bir noktada ilgisizlik göstermiş demektir.
1923 (Atatürk'ün S.D.H, s. 90)
Millî savaş endüstrisi
Silâhlanma ve donatım programımızın uygulaması, başarıyla ilerliyor. Bunları memleketimizde yapmak emelimiz, gerçekleşme yolundadır. Savaş sanayii kuruluşlarımızı, daha çok geliştirme ve genişletme için alınan önlemlere devam edilmeli ve endüstrileşme çalışmamızda da ordu gereksinimi ayrıca göz önünde tutulmalıdır. Bu yıl içinde denizaltı gemilerini memleketimizde yapmaya başladık. Hava Kuvvetlerimiz için yapılmış olan üç yıllık program, büyük milletimizin yakın ve bilinçli ilgisiyle, şimdiden başarılmış sayılabilir. Bundan sonrası için, bütün uçaklarımızın ve motorlarının memleketimizde yapılması ve savaş hava sanayiimizin de bu esasa göre geliştirilmesi gerekir. Hava Kuvvetlerinin aldığı önemi göz önünde tutarak, bu çalışmayı plânlaştırmak ve bu konuyu lâyık olduğu önemle milletin gözünde canlı tutmak gerekir.
1937 (Atatürk'ün S.D.I, s. 387)
Ordunun beslenmesi ve bundan başka tekniğin ve sanatların her türlü ilerlemelerine uygun olarak yapılan silâhlar ve savaş gereç ve araçları, memleketin ekonomisiyle ilgilidir. Ordunun saydığımız gereksinimlerini, memleket içinde hazırlamak esas olmalıdır; her zaman, ordunun gereksindiği silâh, cephane ve benzerlerini dışarıdan satın alarak temin etmek mümkün olmayabilir.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, s. 114)
Seferberlik ve vatandaşın görevi
Vatanın iç ve dış herhangi bir tehlikeden en az özveriyle en az zamanda kurtulması için tek çare, herhangi bir seferberlik çağrısına her vatandaşın derhal ve bir an kaybetmeksizin uymasıdır. Vatandaşlarım! Türk vatanının gelişmesi, bütünlüğü ve her tehlikeden korunması, bir seferberlik çağrısına derhal uyup gitmektir. Bu ilkeyi, yetişmişlerimizin ve yetişecek evlâtlarımızın daima aklında bulundurmalıyız. Türk vatanseverliğinin birinci özelliği, vatan savunması çağrısı karşısında her işi bırakarak silâh altına koşmaktır.
1925 (Atatürk'ün T.T.B.IV, s. 524)

Barışı koruma amacıyla askerî hazırlık
Hiçbir millet ve memlekete karşı saldırı fikri beslemeyiz. Fakat varlığımızı ve bağımsızlığımızı korumak için, bir de milletimizin iç rahatlığı ve gönül huzuru ile çalışarak rahata kavuşup mutlu olmasını temin için, her zaman memleket ve milletimizi korumaya gücü yeter bir orduya sahip olmak da ülkümüzdür.
1922 (Mustafa Baydar, Atatürk'le Konuşmalar, s. 42)
I. Dünya Savaşı'ndan sonra bütün dünya barış ve huzura muhtaçtır. Türkiye ki birçok savaşlara sahne olmuştur; sayılamayacak felâketler görmüştür. Onun barış ve huzur gereksinimi daha fazladır. İşte, biz bu hazırlığımızla muhtaç olduğumuz barış ve huzuru temin etmek istiyoruz. Tarafsızlıkları bütün dünyaca kabul edilen ve onaylanan devletler vardır ki, onlar da barış ve huzurları için, elbette savunmalarına önem vermekte, ordularına olağanüstü özen göstermektedirler. Biz de herkes gibi doğal olarak savunmamıza gerektiği kadar önem vermek zorundayız.
1924 (Atatürk'ün S.D.11, s. 170)
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla