Tekil Mesaj gösterimi
Eski 28.01.09, 04:02   #5
Kartal
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17569
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler

Akritas Planı nedir?


Rum liderliği Cumhuriyeti yıkma girişimini AKRİTAS adlı bir plan uyarınca gerçekleştirdi. 21 Nisan 1966 tarihli PATRİS GAZETESİ'nde yayınlanan bu plana göre Türk halkı ani bir saldırı ile yok edilecek ve ada Yunanistan'a bağlanacaktı. Bu planın hazırlayıcıları arasında AKRİTAS kod adlı İçişleri Bakanı Yorgacis, Cumhurbaşkanı Makarios, Meclis Başkanı Klerides gibi isimler de bulunmaktaydı...7 Şubat tarihli PATRİS gazetesi bu planda görev alan Rum liderlerini şöyle sıralamıştır:
Başkan : Polikarpos Yorgacis
Başkan Vekili : Çalışma Bakanı Thassos Papadopulos
Kurmay : Milletvekili Nikos Koçit
Kurmay Daireleri Md : Meclis Başkanı Glafkos Klerides

Planın anahtarı şöyleydi:
"Makarios'un verdiği demeçler milli davanın alacağı yönü göstermiştir. Esas gaye değişmemiştir. (İlhak, Enosis) Amaca ulaşmak için iç ve dış tahrikler izlenecektir.

- EOKA müdahalesinin son safhasında Kıbrıs davası dünya kamuoyuna ve diplomatik çevrelere "Kıbrıs Halkının self-determinasyon hakkına kavuşması" şeklinde sunulmuştu. Şimdi ilk hedefimiz uluslararası alanda Kıbrıs probleminin çözümlenmediği ve yeniden gözden geçirilmesi gerektiği kanaatını yaymak olmalıdır. Bu amaçla, bulunmuş olan çözümün tatminkar olmadığı adil olmadığı, iki toplumun birarada yaşayabileceği belirtilmelidir.
- Kıbrıs liderliği yerinde bir davranışla anlaşmaları halk oyuna sunmamış ve elimizdeki bu durum koz olmuştur.
- Kıbrıs'ın şimdiye kadar Rumlar tarafından idare edildiğini, Türklerin ise sadece olumsuz, köstekleyici bir fren rolü oynadığını gösterdik.
- Gizliliğe uyulacaktır..."

Planın diğer bölümlerinde imhanın yeraltında çalışmalarını sürdüren EOKA aracılığı ile nasıl gercekleştirileceği anlatılmaktadır. Buna göre her bölgede ne kadar kuvvet bulundurulacağı, silah miktarı, bölge sorumluları, saldırı planları, ayrıntılı olarak şemalar üzerinde gösterilmiştir. 21 Aralık günü Atatürk Heykeli ve Türk Lisesi Rum polisleri tarafından yine kurşunlanırken, Türk bölgeleri bütün gece kurşun yağmuruna tutuluyor ve 22 Aralık günü Matyat köyü yakılıyordu. 23 ve 24 Aralık'ta çarpışmalar bütün gün sürdü. Silahlı Rumlar Küçük Kaymaklı ve Kumsal bölgelerine saldırdı. Kaymaklı yakıldı, Kumsal'da binbaşı İlhan'ın çocukları ve eşi banyo içinde katledildi. Birçok Türk evlerinden alınıp götürüldü.

Bu arada Türk memur ve milletvekilleri silah zoru ile yönetimden uzaklaştırılarak devlet gasbedildi. Tüm devlet daireleri, Radyo-TV işgal edildi. Böylece Cumhuriyet bir Rum devletine dönüştü. Nitekim saldırıların da aynen bu planda öngörüldüğü gibi gerçekleştirildiği daha sonra ortaya çıkmıştır. Ne ki Türk Halkının mukavemeti, planda öngörülen sonuçların, bütünü ile gerçekleşmesini önlemiştir.

Planın tam metni şöyleydi:

Çok Gizli Karargah
Başpiskopos Makarios'un verdiği son demeçler Milli davanın yakın bir gelecekte alacağı yönü gösterir. Geçmişte de belirttiğimiz gibi milli davalar bir günde halledilemez. Milli davaların çeşitli gelişim merhalelerinin tamamlanması için belli zaman tahditleri koymak da mümkün değildir. Davamız şimdiye kadar yer almış olan gelişmelerin, bu süre içinde belirmiş şartların ve alınmış tedbirlerin ışığında, bu tedbirlerin ayarlanması ve tatbiki de göz önüne alınarak incelenmeli ve alınacak tedbirler iç ve dıştaki politik duruma uygun olmalıdır. Bütün bu işlem gerçekten güçtür ve birçok safhadan geçirilmesi şarttır; çünkü sonucu etkileyecek olan çok ve çeşitli nedenler vardır. Herkesin, alınan tedbirlerin esaslı bir inceleme sonucu alındığını ve gelecekte alınacak tedbirlerin temelini teşkil ettiğini bilmesi kafidir. Ayrıca, şimdi düşünülen bu tedbirlerin, `ilk adım'ı ve `self-determinasyon' hakkımızı kayıtsız şartsız ve tam olarak tatbiki olan gayemizin `yalnız bir safhasını' teşkil ettiğini de bilmesi kifayet eder.

Esas gaye değişmeyip aynı kaldığına göre, incelenmesi gereken bu gayenin gerçekleştirilmesi için izlenecek yol ve usüldür. Bunlar da, zaruri olarak iç ve dış (uluslararası) taktikler diye ikiye ayrılmalıdır. Çünkü, davamızın, içte ve dıştaki takdimi ve yönetilmesi ayrıdır.

A. Dıtta Kullanılacak Metod
EOKA mücadelesinin son safhasında Kıbrıs davası dünya kamu oyuna ve diplomatik çevrelere "Kıbrıs halkının self-determinasyon hakkına kavuşması: şeklinde sunulmuştu. Fakat hatırlanacağı gibi bu arada 'Türk azınlığı sorunu', bilinen şartlar altında ortaya atılmış ve toplumlararası çarpışmalardan sonra iki toplumun birleşik bir idare altında beraber yaşayamayacağı fikrini kabul ettirmek için büyük çaba harcanmıştı. Sonunda problem birçok uluslararası çevrelerin zannınca Londra ve Zürih anlaşmaları ile halledilmiş ve bu anlaşmalar, mücadele eden taraflar arasındaki görüşmeler sonunda varılan çözüm olarak gösterilmişti.

a. Bu sebeple ilk hedefimiz, uluslararası alanda, Kıbrıs probleminin çözümlenmediği ve yeniden gözden geçirilmesi gerektiği kanısını yaratmak ve yaymak olmuştur.
b. Aşağıda belirtilen kanıların yaratılması ilk gaye olarak kabul edilmiştir:
i. Bulunmuş olan hal çaresi tatminkar ve adil değildir.
ii. Varılan anlaşma, çatışmakta olan tarafların iradesi sonucu elde edilmemiştir.
iii.Anlaşmaların tadili arzusu Rumların imzalarını inkar etme niyetinden değil; onların varolması için elzem oluşundan doğmaktadır.
iv.İki toplumun birarada yaşaması mümkündür, ve
v. Yabancıların güvenmesi ve dayanması gereken kuvvetli unsur Türkler değil, Rum ekseriyetidir.
c. Yukarıdaki gayeleri gerçekleştirmek çok güç ise de tatminkar sonuçlar alınmıştır. Birçok diplomatik temsilci, anlaşmaların tatminkar ve adil olmadığına gerçek görüşmeler sonucu değil de, gözdağı ve baskı ile imzalandığına ve birçok tehditler sonunda empoze edildiğine inandılar. Anlaşmalar sonucu varılan hal çeresinin halkın tasvibine sunulmamış olması elimizde önemli bir kozdur. Liderliğimiz de aklıselimle hareket ederek bir referandumdan kaçındı. (Aksi halde, 1959'daki atmosfer içinde halk anlaşmaları mutlaka tasvip ederdi). Genel olarak dıtarıya Kıbrıs'ın şimdiye kadar Rumlar tarafından idare edildiğini, Türklerin ise sadece olumsuz, köstekleyici bir fren rolü oynadığını gösterdik.
d. Birinci safhadaki faaliyetlerimizi ve gayelermizi böylece tamamladıktan sonra ikinci safhayı uluslararası bir seviyede gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bu ikinci safhadaki gayemiz aşağıdaki hususları belirtmek ve kabul ettirmektir:
i. Rumların gayesi Türkleri ezmek değil, idari mekanizmanın aykırı ve makul olmayan kısımlarını ortadan kaldırmaktır.
ii. Bunların hemen ortadan kaldırılması gerekir, çünkü `yarın' çok geç olabilir.
iii. (yayınlanmamıştır)
iv. Bu gözden geçirme sorunu Kıbrıslıların bir iç sorunudur ve bunun için kimseye, dıştan herhangi bir müdahale -güç kullanılsın veya kullanılmasın- hakkını vermez; ve
v.Öngörülen değişiklikler makuldür, adildir ve azınlığın makul addedilen haklarını da korur.
e. Genel olarak denilebilir ki bugünün uluslararası düşünüşü her türlü baskının -bilhassa azınlıklara yapılan baskının- karşısındadır. Şimdiye kadar Türkler dünya kamu oyunu Adanın Yunanistan'a ilhak edilmesinin kendilerini köle durumuna sokacağına inandırmakta başarı gösterdiler. Bu şartlar altında mücadelemizi "Enosis" değil de "self-determinasyon" temeline daya***** dünya kamu oyunu etkileyebiliriz.

Self-determinasyon hakkımızı tamamen ve engellenmeden kullanabilmemiz için de anlaşmalardan (Garanti ve İttifak anlaşması vs) ve anayasanın halk iradesinin kayıtsız bir şekilde ifadesini engelleyen ve dış müdahale tehlikesi arz eden hükümlerinden kurtulmamız gerekiyor. Bu sebeple ilk hedefimiz Kıbrıslı Rumlarca kabul edilmemiş diye belirtilmesinde karar kıldığımız Garanti Anlaşmasının elimine edilmesidir. Garanti anlaşması ortadan kalktıktan sonra önümüzde bizi bir plebisitle kendi geleceğimizi seçmekten alıkoyabilecek hiçbir hukuki ve manevi engel kalmayacaktır.


Yukarıdaki izahattan anlaşılacağı üzere planımızın başarısını temin etmek için kademeli bir "çaba ve gelişme" yolu seçilmesi gerekiyor. Bu çabalar ve gelişmeler gerçekleşmezse gelecekteki davranışlarımız kanun bakımından haksız, politik yönden ise başarısı imkansız bir hale girer. Ayrıca Kıbrıs'ı ve halkın (Rumları) büyük tehlikelerle karşı karşıya bırakmış oluruz.

İzlenecek hareket hattı şöyledir:

a. Anayasanın olumsuz maddelerini tadil etmek ve bunun sonunda "Garanti ve İttifak anlaşmalarını" de facto olarak ortadan kaldırmak.
Bu adım kaçınılmazdır; çünkü herhangi bir anlaşmanın olumsuz yönlerini tadil etmek ihtiyacı, genellikle bütün dünyaca kabul edilmiştir ve makul addedilmektedir. (Burada bir pasaj yayınlanmamıştır). Buna karşılık böyle bir tadil çabasını önlemek gayesini güden herhangi bir dış müdahale haksız ve gereksiz sayılmaktadır.
b. Bunu gerçekleştirir gerçekleştirmez Garanti Anlaşması (müdahale hakkı) kanunen ve esas olarak tatbik edilmez.
c. Garanti ve İttifak anlaşmalarının self-determinasyon hakkını kısıtlayıcı hükümleri böylece ortadan kaldırıldıktan sonra Kıbrıs halkı (Rum toplumu) kendi iradesini serbestçe ifade edip uygulayabilecektir.
d. O zaman, devlet kuvvetlerinin (Polis Gücü) ve buna ek olarak dost ülke askerlerinin, dıştan veya içten gelen herhangi bir müdahaleye karşı koyması mümkün olacaktır, çünkü o zaman tamamen bağımsız bir durumda olacağız.

Görülüyor ki harekatın (a) maddesinden d maddesine kadar olan kısımlarının belirttiğimiz sıraya göre tatbik edilmesi şarttır.

Bunun sonucu olarak da belirtilen gerçek şudur: Eğer Uluslararası alanda başarı şansı umuyorsak mücadelemizin herhangi bir safhasını, bir önceki safha tamamlanmadan açıklamamak zorundayız. Örneğin, yukarıda bellirtiğimiz dört safhanın gerekli sırayı teşkil ettigi kabul edilirse, bu sıranın (d) maddesi önceden açıklandığı zaman (a) maddesindeki tadillattan söz etmek anlamsız ve faydasız olur, çünkü anayasanın olumsuz hükümlerini tadil etmek yollarını ararken böyle bir revizyonun Devlet ve Anlaşmaların fonksiyonu için gerekli olduğu bahanesini öne sürmekle gülünç bir duruma düşmüş oluruz.

Yukarıda belirtilenler, hedef ve gayelerimiz ve uluslararası alanda izlenecek usul ile ilgili noktalardır.


B. İç Cephe
İç alandaki hareketlerimiz Türklerin yapacakları tepkiye, dışta bu hareketlerin yorumlanmasına ve yapacaklarmızın milli davamız üzerindeki etkisine göre düzenlenecektir.

`Aşılmaz' diye tanımlayabileceğimiz tek tehlike asker kullanarak yapılacak bir dış müdahale ihtimalidir. Kısmen veya tüm olarak kendi gücümüzle karşılayabileceğimiz bu tehlike, yaratması muhtemel maddi zarardan ziyade politik alanda yapacağı olumsuz etki yönünden önemlidir. Eğer dış müdahale, planımızın 'c' safhası uygulanmadan önce yapılırsa, böyle bir müdahale tamamen haklı görünmese de hukuki yönden geçerli sayılabilir ki bu da uluslararası alanda ve Birleşmiş Milletler'de aleyhimize olur. Son zamanlarda yer almış olan buna benzer olayların tarihi gösteriyor ki, hiç bir müdahale olayında -müdahale hukuk dayanağından tüm olarak yoksun olsa bile- mütecaviz,saldırıya uğrayandan önemli tavizler koparmadan, ne Birleşmiş Milletler ne de diğer kuvvetler tarafından sökülüp atılmıştır. İsrail'in 1959'daki Süveyş saldırısında, harekatın Birleşmiş Milletler tarafından takibine ve Sovyetler Birliği'nin duruma müdahale tehdidine rağmen, saldırıyı yapan İsrail, geri çekilmesine karşılık Kızıl Deniz'deki Eliat limanını elde etmesini bilmiştir. Kıbrıs için böyle bir durumda çok daha büyük tehlikeler vardır.

İyi çalışır ve yukarıda (a) safhasında belirtilen teşebbüsümüzü başarılı kılarsak, göreceğiz ki hem müdahaleyi haksız gösterecek, hem de bütün dünyanın desteğini kazanmış olacağız, çünkü Garanti anlaşmasına göre garantör devletler (İngiltere, Yunanistan ve Türkiye) arasında müzakereler yer almadan müdahale yapılmaz. Asıl uluslararası desteğe işte bu devrede (müdahale öncesi temas devresi) ihtiyacımız olacaktır. Böyle bir desteği de ancak Anayasada yapılmasını teklif ettiğimiz değişiklikler haklı ve akla yakın görüldüğü zaman kazanabiliriz. Bu sebeple öne süreceğimiz değişiklikleri kararlaştırırken çok dikkatli olmamız gerekir. Bu durumda, ilk adım, müdahale tehlikesini ortadan kaldırmak için Anayasayı tadil etme teklifi yapmaktadır. İzlenecek taktik (yayınlanmamıştır).


Aşikardır ki müdahalenin haklı gösterilmesi için anayasadaki basit bir revizyon teklifinden daha ciddi bir sebep, daha yakın bir tehlike olması gerekir. Bu sebepler tunlar olabilir:
a. 'a' ve 'c' hareketi yerine getirilmeden ENOSİS'in ilanı.
b. 'Türklerin katliamı' diye aksettirilecek ciddi toplumlararası huzursuzluk ve çarpışma.

İlk sebep, birinci safha için hazırlanan plan gereğince kendiliğinden ortadan kalkmıştır; böylece geriye `toplumlararası çatışma' tehlikesi kalmış oluyor. Tahrik edilmeksizin Türklere karşı bir katliam girişmek veya hücum etmek niyetimiz yoktur. Bu sebepten...(Bu kısım Rum yayın organlarınca gizli tutulmuş yayınlanmamıştır) Türkler şiddetli reaksiyon göstererek olaylar ve çatışmalar yaratabilirler, veya çarpışmalar yaratarak Rumların kendilerine hücum ettiği ve bu yüzden can ve mal emniyetleri için müdahalenin kaçınılmaz olduğu intibaını yaratmaya çalışabilirler.

İzlenecek taktik: Anayasayı tadil etme çabalarmız gizli olmayacak. Daima barışçı görüşmelere hazır görüneceğiz ve hareketlerimiz hiç bir zaman tahrik edici veya sert bir şekilde olmayacak. Patlaması muhtemel her olay, başlangıçta kanun çerçevesinde ve kanuni kuvvetler -Devletin Polis Gücü- tarafından, belli bir plana göre karşılanacaktır. Bütün hareketlerimiz hukuki bir çerçeve içinde yapılacaktır.

(Bu madde gizli tutulmuş yayınlanmamıştır).

Türklerin, Anayasayı tadil için girişeceğimiz ciddi hareketlere tepki göstermeyeceğini düşünmek ve genel planımızın yukarıda anlatılan birinci safhasını gerçekleştirme çabalarımıza karşı olaylar ve çatışmalar yaratmayacaklarına inanmak safdillik olur. Bu sebeple Teşkilatımızın varlığı ve kuvvetlenmesi zaruridir. Çünkü:
a. Türklerin içten gelen bir direnmesine karşı bizim karşı hücumumuz ani olmazsa, Rumlar arasında -özellikle kasabalarda- panik yaratılması tehlikesi vardır. O zaman geniş ve çok önemli bölgelerde Türklere 'hücum gücümüzü' ani olarak ve etkili bir tekilde gösterebilirsek, kendilerine gelecekler ve hareketleri önemsiz, tecrid edilmit olaylara inhisar edecektir.
b. Türklerin planlı veya plansız herhangi bir hücumu karşısında- bu hücum bir gösteri olsun veya olmasın- hemen harekete geçmek, şiddet kullanarak böyle bir hücumu en kısa bir zamanda bastırmak zorundayız. Çünkü durumu bir iki gün içinde tam olarak kontrol edebilirsek, dış müdahale mümkün olmayacağı gibi haklı da görülmeyecektir.
c. Herhangi bir Türk tetebbüsünün kuvvet kullanarak, kat'i olarak bastırılması, bizim sonradan gireceğimiz ve Anayasada yeni tadilata matuf hareketlerimizi kolaylaştıracak ve aynı zamanda tatbikatta bir Türk reaksiyonunu önleyecektir. Çünkü Türkler, gösterecekleri herhangi bir reaksiyonun toplumları için ciddi sonuçlar doğurabileceğini kavramış olacaklardır.
d. Çatışmaların yayılıp büyümesi halinde plandaki (a) ve (d) safhalarını uygulamaya ve ENOSİS'i derhal ilan etmeye hazır olmalıyız. Çünkü o zaman diplomatik faaliyete ihtiyaç kalmamış olacaktır.


Bütün bu safhaların tatbikinde büyük rol oynayacak bir faktörü unutmamak lazım. Üyelerimizi ve halkı aydınlatmak ve planlarımızı bilmeyen veya bilmesine imkan olmayan `tutucu' çevrelerin propagandalarına karşı koymak. Bellirttiğimiz gibi mücadelimizin en azdan dört safhadan geçmesi şarttır. Ayrıca bu süre içinde planlarımızı ve niyetlerimizi, zamansız olarak açıklamamak zorunluğundayız.

Görüleceği gibi bu konuda her şeyi gizli tutabilmek milli görevden de üstün bir görevdir. "Gizlilik" başarımız ve bekamız için hayati bir önem taşır. Bunun böyle olması 'tutucu' zümreyi ve sorumluluk duygusundan yoksun demagogları, tahrik edici konuşmalar yapmaktan, sözde millici beyannameler dağıtmaktan alıkoymayacaktır. Planlarımızın geçiş safhaları onlara bir çok fırsatlar verecek niteliktedir. Liderlermizin esas gayesi'nin 'milli hedef' olmadığını ve yalnız anayasayı tadil etme peşinde koştuğumuzu söyleyecekler, ithamlar yağdıracaklardır. Anasyasayı, kararlaştırdığımız gibi aralıklı merhalelerle ve hüküm sürülen şartlar çerçevesinde tadil etmek gerekliliği işimizi daha da güçleştiriyor. Bütün bunlar bizi sorumsuz demagojiye, sokak politikasına ve millicilik yarışına itmemelidir. İcraatımız bizi, inkar edilmeyecek bir şekilde, haklı gösterecektir. Her halukarda, hepimizin iyi bildiği nedenler yüzünden, bu Planın gelecek seçimlerden çok önce tatbik edilmesi ve başarı ile sonuçlanması gerektiğine göre, önümüzdeki kısa devre içinde göstereceğimiz itidal ve soğukkanlılıkla temayüz etmeliyiz. Buna paralel olarak vatansever kuvvetlermizin birliğini ve disiplinini korumak ve bununla da kifayet etmeyip bu birliği takviye etmek zorunluluğundayız. Bu konuda başarı sağlamak için üyelermizi iyice aydınlatmalıyız ki onlar da halkı aydınlatabilsinler.

Herşeyden önce 'tutucuların' gerçek kimliklerini açıklamalıyız. Bunlar küçük, sorumsuz demagoglar ve fırsatçılardır. Son yılların tarihi bunu açıkça ortaya koymuştur. Bunlar, liderliğimize kuduz köpekler gibi saldıran, fakat geçerli, pratik ve akla yakın herhangi bir çözüm yolu göstermekten aciz, başarı yoksunu,menfi ruhlu gerici insanlardır.

Hareketlerimizde başarı sağlayabilmemiz için, son dakikaya kadar kuvvetli ve istikrarlı bir hükümete ihtiyacımız vardır. Bu böyle bilinmelidir. Bu tutucular güruhu, nutuk çekmekten başka bir şey yapmaktan aciz gürültücü parolacılardır. Daima, ciddi ve kesin bir hareket gerektiği zaman, fedakarlık gerektiği zaman, ortada güçsüz zavallılar olarak kalmışlardır ve kalacaklardır. Bunun en tipik örneği şimdiki tutumlarıdır: En iyi hareketin Birleşmiş Milletler'e başvurmak olduğunu teklif ediyorlar. Bu yüzden bunların tecrid edilmeleri ve daima uzakta tutulmaları şarttır.

Planımızı üyelerimize YALNIZ SÖZLÜ olarak anlatmalıyız. Toplantılar teşkilatın Alt-Karargahlarında (bölge karagahlarında) yapılmalı ve üyelerimizin halkımızı aydınlatabilmeleri için, bölge karargah lideri ile üyeleri, planımız ve niyetlerimiz konusunda iyice aydınlatılmalıdır. HERHANGİ BİR YAZILI İZAHAT YAPILMAMALIDIR. YUKARIDAKİLERLE İLGİLİ HER HANGİ BİR DÖKÜMANIN KAYBI VEYA DIŞARIYA SIZDIRILMASI VATANA İHANET SUÇU SAYILIR. Bu dökümanın açıklanması, ihbarı veya muhalefet tarafından yayınlanması kadar zararlı ve mücadelemize bu kadar ağır bir darbe indirecek başka bir hareket düşünülemez.

Üyelerimizin sözlü aydınlatılması dışındaki bütün çalışmalarımız, bilhassa basındaki yayınlarımız çok ılımlı olmalı ve planımız hiçbir şekilde ifşa edilmemelidir. Yalnız sorumlu üyeler halka hitab edebilir, nutuk söyleyebilir beyanat verebilir. Onlar da planımıza temas ederken kendi şahsi sorumluluklarına ek olarak alt-karargah başkanlarının sorumluluğu ile hareket ederler. Yazılı plandan söz etmek gerekirse, bu, alt-karargah başkanlarının izni ile yapılır. Başkanlar yapılacak konuşmayı veya verilecek demeci iyice kontrol ederler. Hemen şunu de bildirelim: Böyle bir konuşma veya demecin HİÇ BİR ŞEKİLDE BASINDA VEYA BAŞKA YAYINLARDA YER ALMASINA İZİN VERİLMEMELİDİR.

İzlenecek taktik: Üyelerimizi ve halkı SÖZLÜ OLARAK aydınlatmak için büyük çabalar harcanmalıdır. Kendimizi "ılımlı" gösterebilmek için hiç bir çaba esirgenmemelidir. Hiç bir yazıda, veya basında, veya herhangi bir dökümanda planımızdan bahsedilmemelidir, böyle bir konuya temas edilmemelidir. Sorumlu üyelerimiz halkı aydınlatmaya devam edecekler, moral yükseltmek, halkın mücadele ruhunu takviye etmek için gerekli çalışmayı -basın veya diğer kanallarla planlarımızı ifşa etmeden- en iyi şekilde yapacaklardır.

NOT: Bu döküman, alındığı günden itibaren on gün içinde, alt-karargah başkanının sorumluluğu altında ve bütün kurmay üyelerinin huzurunda yakılmak suretiyle yok edilecektir. Bu dökümanı kısmen veya tüm olarak kopya etmek şiddetle yasaktır. Alt-karargahın kurmay üyeleri, başkanlarının sorumluluğu altında planı alıp inceleyebilirler. Lakin bölge başkanı dahil hiç bir üye bu dokümanı alt-karagah binasından çıkaramaz.


Batkan

AKRİDAS
Olaylardan Kıbrıs Türkü'nü sorumlu tutanlar için, yukarıda açıklanan belgede bir çok cevap bulunmaktadır. Kimin kurulu düzeni bozmak için planlar hazırladığı, şu kadar zaman sonra atılacak adımı hesapladığı ve sonuca dolu dizgin ilerlemek için kan akttığı bu sayede açığa çıkmıştır. Rum-Yunan ortak cephesi, 1960-1963 devresinde geçirilen tüm krizlerin nedenini teşkil etmiştir. İstenen, Anayasanın işlemediğini isbat idi. Bu uğurda belediye, ordu, memur meseleleri, vergiler üzerinde tartışma yaratılmış, hatta Anayasa Mahkemesi başkanının yıpratılmasına kadar gidilmiştir. Amaçları, sunduğumuz belgeden de anlaşıldığı gibi, halk oyu ile Enosisi tahakkuk ettirmektir. Sadece dikkat edilen husus, Türk müdahalesinin bertaraf edilmesi idi. Nitekim, Aralık 1963'e yaklaşıldığında, "Garanti Andlaşması"nın silahlı müdahale hakkı tanımadığı tezinin ortaya atıldığı görülmüştür.

Bu belge ile şunu ortaya koymaktayız: Rumlar Cumhuriyetin devamında samimi değildir. Rumlar Cumhuriyeti bir ara aşama kabul etmekteydiler. Bir takım kişilerin Makarios'u bağımsızlığın timsali yapmaları, tepeden tırnağa kadar hatadır. Makarios, icabında kan dökerek adayı ilhak etmek kararında idi ve bunu Aralık 1963'de uygulamıştır. Niçin Aralık 1963 seçilmiştir? Yayınlanan belgede de belirtildiği gibi, Cumhuriyet'ten Enosise geçişi başarabilmek için ortaya konan plan kademe kademe uygulanmalı idi. Bunun için 1961'de yahut 1962'de silahlı hareket olamazdı. Çünkü Anayasanın işlemediği isbat edilmemiş, belediye, ordu, memur meseleleri dışa duyurulmamıştır. Ve uygulama bir sıraya göre oluyordu.

Siyasi planlama yanında ismi konmaksızın, "Teşkilat" olarak anılmakta olan bir Rum Yeraltı Teşkilatı kurulmuştur. Kademe kademe gidişin bir gün silahı gerektireceği zaten kendilerince teslim edilmiştir. Yeraltı Teşkilatı kurulmuştur. Kademe kademe gidişin bir gün silahı gerektireceği zaten kendi PATRİS Gazetesinin 22 Ocak 1967 tarihli sayısında da silahlı Rum teşkilatı hakkında gerekçe şu şekilde verilmiştir: (Yukarıda geçen (a),(,©, ve (d) maddelerini burada da özetliyerek tekrarlamayı faydalı görüyoruz) "TEŞKİLAT NASIL KURULDU: Kayıtlar AKRİDAS (Yorgacis) tarafından hazırlanmıştır. Kuvvetli bir teşkilatın varlığı zaruridir.

Çünkü:
a. Türkler tepki gösterirse ve ani hücumumuz olmazsa, Rumlar arasında paniğe sebep olacağız. O zaman tamiri imkansız bir durum doğacaktır. Bir çok bölgeleri kaybetmiş olacağız. Bu bölgeler Türklerin eline geçecektir. Gayelerimizden biri Türkleri dar bölgelere sıkıştırmaktır.
b. Türklerin, sebeplerini perdeleyerek girişecekleri hareketlerini, kısa zamanda durdurmak zorundayız. Türkleri birkaç günde bertaraf edersek, bir dış müdahale imkan dahilinde olmayacaktır. Ve böyle bir müdahale haklı görülmeyecektir.
c. Yukarıda belirtildiği gibi istenen olursa, ilerdeki hareketlerimiz kolaylaşacak ve tepki ile karşılaşmayacağız. Çünkü Türkler, tepkilerinin kendilerine zararı dokunacağını anlayacaklardır.
d. Eğer çarpışma genelleşirse ve adaya yayılırsa yukarıdaki planlara göre hareket etmeli ve derhal Enosisi ilan etmeliyiz. Çünkü diplomatik faaliyet için sebep olmayacaktır.


Akridas'ın görüşleri: Tek tehlike dıştan şiddet yoluyla bir müdahale ihtimalidir. Böyle bir müdahaleye karşı koyabileceğimiz için, maddi zararımız ağır olmayacaktır. Sadece tamamlanması gereken, siyasi sahadaki güçlüklerdir". Bu gerekçe ile Cumhuriyetin İçişleri Bakanı Polikarpos Yorgacis başkanlığında silahlı bir teşkilat kurulmuştur. Yorgacis "Akridas" takma adını kullanmıştır. Teşkilat, Lefkoşa esas alınarak kurulmuş ve vuruş kabiliyeti buna göre ayarlanmıştır. Patris gazetesinin 27 Ocak 1967 tarihli sayısında ilgili evrakın listesi de verilerek "Genel Harekat Planı" açıklanmıştır. Plan Türk bölgelerinin kontrol altına alınması ve Türk liderlerinin kaçırılmasını öngörmekte idi. Esas noktalar şöyle belirtilmektedir.

Plan 1:
(Lefkoşa ve Varoşları Karargahının Harekatı Planı) Lefkoşa ve civarı "Karargah" adı altındaki bölgeyi teşkil etmektedir. Bölge beş kesime ayrılmıştır.

Birinci Kesim: Şehrin Batı kesimi (Ayios Pavlos-Ayios Demotios) (Hava alanı yolu)
İkinci Kesim: Eski Şehir (Dereden Mağusa kapısına kadar)
Üçüncü Kesim: Kuzey Kısım (Yenişehir-Kızılbaş)
Beşinci Kesim: İç Kısım (Şehir ve civarlarının diğer kısımları) bu kesime yedek kuvvetler de dahildir.

- Her "kesim", bölge komutanı tarafından idare edilecektir.
- Bu komutan "Karargaha" bağlıdır. "Karargah" aynı zamanda Lefkoşa kazasındaki grupları da idare eder.
- "Karargahın görevi": Türklerin planlı ve plansız her hücumuna karşı, Kıbrıs Rum halkının can va malını, okulları ve saireyi korumak ve Türklere karşı büyük çapta misillemeye girişmektedir.
- Her bölgenin komutanı da aynı görevi paylaşır. Ve bu gaye için kuvvetler bulunmaktadır.
Savunma grupları: Türklerin hareketlerini püskürtmek için.
Yedek grupları: Savunma gruplarını takviye için.
Sabotaj grupları: Bu gruplar, Türklerin herhangi bir hareketine karşı, misillemeye giriteceklerdir.
Emniyet grupları: Bu gruplar, binalar çevresinde devriye gezeceklerdir.

Yukarıdakilere ilaveten karagahın emrinde yedek ve sabotaj grupları bulunmaktadır. Bu gruplar her hangi bir bölgenin imdadına koşabilecektir.

- Her bölge ve yedek kuvvetler için ayrı harekat planları vardır. Bu planlar, genel planın bir parçasıdır.
- "Karargah", durumu izleyip, yedek kuvvetleri ihtiyaçlı yerlere gönderir.
- "Karargah" Planların engelsiz çalışması için gerekli personeli, kararlaştırıp herkesi yerine sevkedecektir. Yukarıdakilere ilaveten, şehir ve civarı karargahı aşağıdaki işleri yapmalıdır:
(Bu kısım Rum yayın organlarınca mahzurlu buluna-rak yayınlanmamıştır).

- Türk semtlerine giritilecek sabatoj hareketleri için genel bir plan hazırlanmalıdır. Ve plana göre her bölgenin sabotaj grupları faaliyete geçirilmelidir.
- Daha büyük bir plan hazırlanması ve "karargah'a" bağlı olan grupların bunu tahakkuk ettirmeleri gerekmektedir.
Örnek: Patlayıcı madde taşıyan arabaları uçurmak Benzin arabaları ile yangın çıkarmak v.s.
- Silahsız halkı teşkilatlandırmak ve kendilerine av tüfekleri vermek. Böylelikle her evde bir av tüfeği bulundurmak ve ailenin emniyetini temin etmek mümkün olacaktır. Bu takdirde yoldan her geçen Türke atet edilebilecektir.
Şimdi elde bulundurulmakta olan zırhlıların varlığını tamamiyle gizli tutmak ve sırası geldiğinde bunları kullanmak önemlidir. Bu zırhlıları kullanacak kişiler eğitim göreceklerdir".

Rum toplumunun "tetkilatlanması" hakkında 29 Ocak 1967 tarihli Patris gazetesinde aşağıdaki belge ile yeni bilgiler elde edilmiştir. Önemli olduğu için tercümesini aynen veriyoruz:

Plan 2:
Lefkoşa ikinci harekat planı

1- Kıbrıs Türklerinin nümayiş yapmaları ve daha sonra Rum semtlerine girip sabotaj hareketlerinde bulunmaları muhtemeldir. İlaveten ani ve gizli olarak, bilhassa geceleyin Rum semtlerine, Rumların can ve mallarına tecavüz etmeleri mümkündür. Ayrıca daha büyük harekatlara girişimleri muhtemeldir. Aynı zamanda açık veya kapalı yerlerde toplu halde bulunan Rumlara hücum etmeleri ve hükümete veya fertlerine ait binaları bombalarla havaya uçurmaları mümkündür.
2- Bölge emirleri: Türk nümayişlerine karşı koymak kudretinde olmalıdır.
- Baf sokağı ve Ermu sokağı güneyinde, Ayluka ve Aykasyanos'taki Rum evlerini, Türk hücumlarına karşı korumak ve Türklerin Rum semtlerine akmalarına mani olmak.
- Türklerin harekatları püskürtüldükten sonra Türk semtlerine sızmak ve cetvel 2'de gösterilen hedeflere sabotaj yapmak.
(Cetvel 2 Rum yayın organlarınca yayınlanmamıştır).
- Ermu sokağına yakın Türk evlerini yok edecek durumda olmalıdır. Türk semtlerine yakın olan önemli binaları kilise, okul v.s.'yi korumak.
- Cimnasyo, Fanoromani Kilisesi ile Fanoromani Okulunu korumak.

3- Eski Şehirdeki bütün Rum semti bu bölge komutanlığına bağlıdır. Ortak bölgedeki sokaklar şunlardır:
Baf, Ermu, Karababa, Ayyakavos, Büyük Konstantin, Yuannu Çimitku, Kraliçe Elizabeth, ayiospridanos, Franro, Su Deposu.
4- Bu bölgeye şu gruplar bağlıdır:
9 Savunma grubu :109 kiti
2 Emniyet grubu : 24
4 Yedek grubu : Normal kadro
4 Sabotaj grubu : 20 kiti
Mevcut Silahlar : 25 otomatik (sten tipi), 2 bren,
19 piyade, 91 av tüfeği, 4 tabanca. Ayrıca
Bazuka, havan ve el bombası.
(Yedek grupların silahları dahil değildir)"

31 Ocak 1967 tarihli Patris gazetesinde Rumların silahlı harekatları ile ilgili tamamlayıcı bilgi yayınlanmıştır. Aynen aktarmaya devam ediyoruz:

Plan 3:
Lefkoşa şehri 4.bölge harekat planı:


1- Kıbrıs Türklerinin özellikle Ortaköy, Gönyeli ve Mandrez'den, Yenişehir ve Kızılbaş bölgelerine büyük ve küçük gruplar halinde sızıp Rum emlakine karşı mevcut irtibatını kesmeleri, nihayet açık ve kapalı yerlerdeki Rum topluluklarına hücum etmeleri mümkündür.
2- Bölge emirleri: Bu iki bölgedeki Rumları Türk bölgelerinden gelecek hücumlara karşı korumak.
- Yenitehir'in savunması, normal savunma ile yapılacaktır. Kızılbaş'ın ise Gönyeli ve Ortaköy'den gelen yolların üzerinde mevziler yerleştirilerek yapılacaktır.
Görevlerden biri de iki bölge arasındaki irtibatı temin etmektedir. Türk semtlerinde Cetvel 4'de görüldüğü gibi.(Cetvel 4 Rum yayın organlarınca açıklanmamıştı)
- "Karargahtan" alınacak emirler üzerinde sabotaj hareketlerinde bulunacaklardır.
Üçüncü bölgedeki grupların Türklere karşı girişecekleri hücumlarda kendilerine yardım edilecektir. Bu bölge "Doğudadır". Bu bölgedeki Türk aileleri bertaraf edilecektir.
3- Bölgedeki gruplar:
4 Savunma grubu : 44 kiti
2 Emniyet grubu : 8 kiti
3 Yedek grubu :.....(Rakam gizlenmiştir)
2 Sabotaj grubu :10 kiti
Silahlar : 3 tabanca, 11 otomatik (sten tipi),
1 ağır makineli, 1 bren, 32 av tüfeği,
bazuka ve el bombaları." Yedek
grupların silahları dahil değildir.

1 Tubat 1967 tarihli Patris gazetesinde Rum silahlı teşkilatı hakkında tamamlayıcı bilgi yayınlanmıştır. Beşinci bölge hakkında bilgi verilmemiş, altıncıya geçilmiştir.
6- Birinci Savunma Grubu: (Grup komutanının adı verilmedi. Bu grup 16 kişiden kuruludur. Silahları: 2 Otomatik (sten tipi), 1 bren, 11 av tüfeği ve el bombaları.
Hilarion sokağından, benzin istasyonuna ve oradan Trafik polisine kadar görev yapacaktıi. Daha sonra Cavella sokağından Kilisenin üstüne kadar mevzilenip Türklerin sızmasına mani olacaktır. Trafik polisinin işgalini planlayacak ve "Karargahın" emrinden sonra harekete geçecektir. Kızılbaş ve Un fabrikasındaki Rumlarla irtibat kurup Girne yolunun kapanmasını sağlayacaktır.
7- İkinci Savunma Grubu: Bu grubun kuvveti 12 kişidir. Silahları: 1 Bren,1 Otomatik, 1 tabanca, 2 piyade, 7 av tüfeği. (Grup komutanın adı ile el bombası adedi verilmedi).
Görevi: Truman sokağından, Dangli sokagına kadar mevzilenip, Türklerin sızmalarına mani olmak. Devamlı olarak buzhanenin önünden Türk okulları ile civardaki Türk evlerine ateş açılacaktır. Birinci ve üçüncü gruplarla iplik fabrikası ve buzhane grupları ile irtibat halinde bulunacaktır. Toplanma yeri iplik fabrikasıdır.
8- Üçüncü Savunma Grubu: Grubun kuvveti 18 kişidir. Silahları: 3 Otomatik (sten tipi), 2 piyade, 13 av tüfeği. (El bombaları ve komutanın adı verilmedi).
İşgal edeceği mevkiler: Dangli sokağı ile Truman sokağından, Yenişehir'deki okullar arasındaki bölgeden sorumlu olacaktır. Türklerin sızmasına mani olacak. Yenşehir'deki okulda, kuvvetli bir mukavement kuracaktır

Devamlı atışla, Tepedelen sokağı kontrol edilecektir. Kaymaklı'nın batısında olan gruplara yardım edecek durumu yaratacaktır. Ateş saha ile Kızılbaş grubuyla irtibat temin edecektir. Toplanma yeri isidoru sokağıdır".
Gazete 9 ve 10. maddeleri yayınlamaktan sakındı.
11- Birinci Yedek Grupları: Bu gruplar tam kadrolu ve silahlı olup, ismi verilmeyen bir komutanın emrindedir. Bölge komutanı tarafından emir alır almaz derhal sabotaj hareketlerine girişecektir. Dangli sokağının doğusundaki Türk semtine sızma yapacak ve cetvel 4'teki gibi, (cetvel 4 Rum yayın organlarınca yayınlanmadı) sabotaj hareketleri yapacaktır. Toplanma yeri Saray Sokağıdır.
12- İkinci yedek grubu: Yenişehir
Tam kadrolu ve silahlıdır. Emir verilince şu görevleri yapacaktır:

İkinci grupla beraber Yenişehir'de kalan Türk ailelerini bertaraf edecektir. Bir ve İkinci savunma gruplarını takviye edecektir. "Karargahtan" emir çıktıktan sonra Trafik polisini işgal için birinci gruba yardımcı olacaktır. Güney ve batıdaki Türk semtlerine sızacak, cetvel 4'deki gibi sabotaj hareketleri yapacaktır. Toplanma yeri Bidinu sokağıdır.
Aşağıdaki savunma gruplarını teşkilatlandırmak ve silahlamak, bu bölgenin sorumluluğundadır:

Un fabrikası, İplik fabrikası, Buz fabrikası, Dianellos Tütün fabrikası.

Bu grupların kadrosu ve silahları yeterli derecede tutulmalıdır. Kadrosu, bu fabrikalarda çalışan işçilerden olacak ve silahlar bu fabrika sahipleri tarafından satın alınacaktır. Fabrikaların savunma grubu komutanları, Kızılbaş ve Yenişehir'deki gruplarla temas edip, birbirlerine yardımcı olmaya çalışacaklardır. Fabrikaların gözetimi daimi olacaktır. Silahlar şimdiden fabrikalarda saklanacaktır".


Mart 1964 tarihli kararın önemi nedir, Yeşil Hat ne zaman çizildi?

Saldırıların sürmesi üzerine 24 Aralık 1964'de bir toplantı yapan Türkiye Hükümeti, ateş-kes anlaşmasına uyulmaması halinde ateş-kesin Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından sağlanması yönünde bir karar aldı. Ancak saldırılar yine durmadı, tam aksi, Yunan Alayı da saldırılara katıldı. Küçük Kaymaklı düştü. Lefkoşa'ya saldırılar yoğunlaştı. Bunun üzerine 25 Aralık 1963'de, Türk Savaş uçakları Lefkoşa üzerinde alçak uçuşlar yaptı. Bir müdahaleden korkan Rumlar, İngiltere'nin arabuluculuğu ile bir ateş-kesi kabul etti.


27 Aralık günü bir İngiliz generalin komutasında üç garantör ülkenin askerleri "Barışı Koruma Kuvveti" adı altında göreve başladı. Bu arada 30 Aralık günü görevli İngiliz general tarafından mevcut durum çerçevesinde YEŞİL HAT çizildi. Bu hat, Lefkoşa'nın Türk ve Rum kesimini ayıran ve Rum saldırılarının durdurulduğu hattı. Yeşil bir kalemle çizildiği için adına YEŞİL HAT denmişti. Diğer yandan Denya, Ayvasıl, Şillura köyleri işgal edildi. Ayvasıl köylüleri toptan kadledilerek toplu mezara gömüldüler. 24 Aralık günü yer alan bu katliamda 21 sivil insan katledildi.

1 Ocak 1964'de ise Makarios 1960 anlaşmalarını tek yanlı olarak feshettiğini açıkladı. Ardından Şubat ayı içinde Arpalık, Limasol, Baf, Mağusa, Poli Türkleri saldırıya uğradı. Bunun üzerine Türkiye 13 Tubat 1964'de Güvenlik Konseyi'ne bat vurdu. Güvenlik Konseyi 4 Mart 1964 tarihinde bir karar aldı. Bu kararda Kıbrıs'ta durumu kötüleştirecek davranışlardan kaçınılması, bu amaçla bir BM. Barış Gücü kurulması ve bir arabulucunun tayini istenirken "Kıbrıs Hükümeti"nden şiddet ve kan dökülmesini önleyecek her türlü tedbiri alması isteniyordu. İşte bu "Kıbrıs Hükümeti" ifadesidir ki, yasadışı Rum yönetiminin yasal Kıbrıs Hükümeti olarak tanınmasını sağlamıştır. Çünkü bütün dünya bu karara dayanarak yasal hükümet olarak devleti ele geçiren Rum yönetimini tanıdı. Türkiye de, gerek Kıbrıs'ta Türk kanı akıtılmasını önlemek için bir an önce ateş-kes olmasını sağlamak, gerekse Güvenlik Konseyi üyelerinin kendisine Rumları yasal hükümet olarak tanımayacakları şekilde verdikleri güvenceye dayanarak, bu karara olumlu oy vermiştir. BM Güvenlik Konseyi üyeleri ise verdikleri sözleri tutma*****, gayrı meşru, gaspçı Rum idaresini tüm Kıbrıs'ın meşru hükümeti olarak tanımıştır. Bundan sonra bu karar gaspçı Rum idaresinin Kıbrıs hükümeti olarak tanınmasını sağladığı için anlaşmanın önündeki en büyük engel olmuş, bizim yalnızlığa itilmemize neden olmuştur.


BM Barış Gücü adaya ne zaman gelmiştir ve fonksiyonları ne olmuştur?

4 Mart 1964 tarihli meshur kararın alınmasından sonra, bu karar uyarınca bir BM Barış Gücü Ordusu kurulması çalışmaları başladı. BM Barış Gücü Ordusuna asker verecek ülkeler hazırlıklarını sürdürürken, Rum, liderliği, Barış Gücü askerleri adaya gelmeden önce mümkün olduğu kadar çok Türk köyünü ele geçirmek için Mart ayı boyunca saldırılarını sürdürdüler. Baf, Malya, Yayla, Larnaka, Bağlarbaşı, Kazafana, Gaziveren, Lefkoşa Türk bölgesi yoğun saldırılara uğradı, ağır kayıplar verildi. Bu arada 17 Mart 1964'de Barış Gücü'nün (UNFICYP) kurulması tamamlanmış, 24 Mart'ta Sakari Tuomiojia arabulucu olarak atanmış, 27 Mart 1964'de ise BM Barış Gücü göreve başlamıştı. Ne ki, Nisan ayı içinde de saldırılar durmuyor ve Erenköy, Lefkoşa, Boğaz,bölgeleri saldırıya uğruyor, yollardan alınan Türkler kurşuna diziliyor, köylere yapılan saldırılar sonucu, onbinlerce Türk daha salim bölgelere göç etmeye devam ediyordu. Bu dönemde tam 103 köyden onbinlerce Türk göç etmiş, 1203 yaralı, 203 kayıp ve 500'ü üzerinde şehit verilmiş, büyük oranda maddi kayba uğranılmıştı. BM Barış Gücü ise saldırıya uğrayan Kıbrıs Türklerine yardım edeceği ve saldırıları durduracağı yerde, Rum liderliğine yardımcı bir tavır içinde giriyordu. BM'nin sadece yaptığı; saldırılar başladığı zaman aradan çekilmek ve dışarıdan bir gözlemci gibi, ölenlerle yaralananların kendine göre raporunu tutmaktı.

Türk bölgelerine girişlerde kurulan barikatlarda, sivil halkın, insan haklarına aykırı ve insanlık onurlarını yaralayıcı bir şekilde aranmasına seyirci kalınıyor, Rum yönetiminin izin verdiği oranda, açlık çeken bölgelere sadece yiyecek götürülmesine aracılık ediyordu. Bu durum 26 Nisan 1964'de yapılan büyük bir mitingle protesto edilerek BM'nin tarafsız davranması istendi. 20 Haziran 1964'de ise BM Barış Gücünün ilgisizliğini protesto için kayıp aileleri büyük bir miting yaptı. Bu durum Barış Gücünün Türklerin güvenliğini sağlayamayacağını ortaya koydu.


Erenköy Direnişi nedir? Türkiye'nin ilk fiili mücadelesi ne zaman olmuştur?

Rum saldırılarının başlaması ile birlikte Erenköy merkez olmak üzere Süleymaniye, Alevkaya, Bozdağ, Mansura ve Erenköy'den oluşan bir Türk kantonu meydana gelmişti. Rum EOKA çeteleri bu kantonu işgal etmek için Nisan ayından itibaren düzensiz saldırılara başladılar. Ne var ki gördükleri şiddetli direnç yüzünden bu saldırıları başarıya ulaşmadı. Bu arada ingiltere ve Türkiye'de yüksek öğrenimde bulunan Kıbrıslı Türk gençler de, 40-50 kişilik, gruplar halinde önceleri sandallar, daha sonraları ise hücumbotlar aracılığı ile Erenköy bolgesine çıkarak köylülerin oluşturduğu savunma cephesine katılmaya başladılar. Diğer yandan Erenköylü balıkçılar da küçük sandalları ile ANAMUR'a giderek, silah ve cephane getirmeye başladılar.

Bu silah getirme işine TMT sözlüğünde BEREKET, silah getirenlere de BEREKETÇİ deniyordu. Getirilen silahlar gizli olarak tüm adadaki direniş ve savunma yuvalarına dağıtılmaktaydı. Denebilir ki Türk Halkının saldırılar karşısında yok olmamasının en büyük etkeni, Erenköy'lü balıkçıların getirdiği bu silahlardı.

Bu arada 9 Haziran 1964'de adaya gelen Grivas, Nisan ve Mayıs ayları boyunca süren saldırılarla bir sonuç alamayan Rum-Yunan birliklerinin başına geçti ve Yunan Genel Kurmayı tarafından Başkomutanlığa atandı. Grivas, ilk olarak 5 Ağustos'da Mansura ve Bozdağ'a, ardından Selçuklu ve Alevkaya'ya saldırdı. 10 binin üzerinde bir kuvvetle tank ve topçu desteği ile gerçekleşen saldırılar sonucu, bu köyler düştü, mücahitler ise Erenköy'e çekildi. 30 km.'lik bir cepheyi savunan 500 üniversiteli ile 200 köylü mücahit, Erenköy'de son savunmayı yaparken, 8 Ağustos'da Türk jetleri sınırlı bir polis harekatı gerçekleştirildi. Bu harekat, saldırılar durdurmayınca operasyon 9 Ağustos'da da devam etti. Sonuçta Rum Yunan ordusu, ateş-kesi kabul etti, ancak işgal ettikleri bölgelerden de geri çekilmediler. Türkiye'nin bu harekatı, Rum liderliğine, Enosisin gerçekleştirilmesine Türkiye'nin izin vermeyeceğine dair kesin bir ihtar oldu. Ve bu direniş Enosis canavarına vurulan İLK HANÇER oldu. Olayın en önemli yanı ise Türk köylerine yapılan saldırıları izleyen BM Güvenlik Konseyi'nin derhal toplanarak Türkiye'ye "Dur" çağrısı yapmasıydı. Rum saldırıları sürerken onlara "Dur" çağrısı yapma gereğini duymayan BM'nin bu tutumu, tarafsız davranmadıklarının ve Türk halkının güvenliğini sağlayamayacağının kanıtıydı.

....
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Kartal'in Mesajına Teşekkür Etti.