Tekil Mesaj gösterimi
Eski 28.01.09, 04:03   #6
Kartal
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17569
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler

AKEL'in 1963 saldırılarına ilişkin tavrı neydi?

Her zaman şövenizme karşı çıktığını ve uzlaşmaz olanın Türk liderliği olduğunu söyleyerek, Türklere karşı dostluk politikası güttüğünü iddia eden komünist AKEL Partisi liderleri, Rum çetecilerinin Türklere yönelttiği saldırılara karşı hiçbir tepki göstermediler.


Nitekim AKEL MERKEZ Komitesi'nin 14 Mayıs 1964 tarihli bildirisinde şöyle deniyordu:

"Kıbrıs Rumlarının kurtuluş mücadelesi, şüphesiz ki Türk dostlarımızın gerçek çıkarlarına hizmet edecektir".


Hiç şüphesiz AKEL "Kurtuluş"dan ENOSİSİ anlamaktaydı. AKEL Merkez Komitesi'nin Acheson planına ilişkin olarak 8 Ağustos 1964 tarihinde yaptığı bir açıklamada ise şöyle deniyordu: Kıbrıs halkının isteği emperyalist NATO ile birleşmek değil, Yunanistan'la olacak birleşmedir. Yunanistan'la olacak birleşmeye EVET, NATO ile olacak birletmeye HAYIR".

Yine AKEL eski Genel Sekreteri Papayuannu 22 Ağustos 1964 tarihinde, Ortadoğu Haber Ajansı ile yaptığı söyleşide ise şöyle diyordu:
"Partimiz, her zaman Enosisten yana olmuştur. Kıbrıs Halkı, kendi geleceği için karar verme zamanı geldiğinde biz Enosisten yana oy kullanacağız".

Papayuannu 8 Eylül 1964 günü Associated Press'e verdiği demeçte de şöyle diyordu:
"Partimizin politikası her zaman için Yunanistan'la birleşme yolu ile milli rehabilitasyondan yana olmuttur".


Papayuannu, 16 Eylül 1964 tarihli Merkez Komitesi toplantısında yaptığı konuşmada self-determinasyon hakkından ne anladığını açıklıkla ortaya ko***** şöyle diyordu:
"Kendi kaderini tayin hakkını kullanmak, Kıbrıs'ın Yunanistan'la birleşmesi için oy kullanmak demektir".

Aynı doğrultuda bir açıklama da AKEL Merkez Komitesi'nin Plaza Raporuna ilişkin olarak 5 Nisan 1965 tarihli bildirisi ile yapılmıştır:
"Anti-emperyalist Ulusal Kurtuluş Savaşı mücadelemiz değişmemiştir. Bu hedef, kendi kaderini, tayin hakkını kullanması ile Kıbrıs'ın anavatan Yunanistan'la birleşme hedefidir.

Kıbrıs Türklerine yoğun saldırılar olurken, AKEL'in Enosisten başka söz etmemesi, bu partinin gerçek yüzünü göstermekteydi.

Cumhuriyetin yıkılmasında Yunanistan'ın sorumluluğu nedir?

Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamını sağlayacak garantörlerden biri olarak Yunanistan, bu bağımsız Cumhuriyetin çökmesinde baş sorumlulardan biridir. Çünkü Yunanistan, Cumhuriyeti yıkmayı amaçlayan Rumların silahlanması, eğitilmesi ve örgütlenmesi için her türlü askeri yardımı sağlamıştır. 1964'de gizlice, adaya takviye edilmiş 20000 kişilik bir tümen çıkaran Yunanistan'dır. Örneğin Yunanistan Savunma Bakanı Garafulyas, 28 Mayıs 1964'de Grivas'a gönderdiği bir mektupta şöyle diyordu:
"... Bu amacı gerçekleştirmek için hükümetim, başından beri hemen her gün Kıbrıs'a top dahil, her türlü savaş malzemesini göndermekle yetinmemiş çok sayıda subay da göndermiştir".

Yine Garafulyas'ın Cumhuriyetin iç güvenliğini sağlamakla görevli İçişleri Bakanı Yorgacis'e gönderdiği 30 Haziran 1964 tarihli bir başka mektupta ise şöyle denmektedir:
"Yine biliyorsunuz ki ilk andan Kıbrıs'a her türlü savaş malzemesini göndermeye başlamıştım".

"... Kıbrıs'a 10 bin kişilik daimi bir ordu ile 5-6 bin yedek kuvveti silahlandırabilecek top, tanksavar ve ağır silah dahil her türlü silahı göndermiş bulunuyoruz. Bu kuvvetleri yönetmek için adaya 300 kadar subay da gönderdim. Eğitilmek için Atina'ya 500 kadar öğrenci gönderilmesi üzerine, Kıbrıs'a, onlarlar birlikte asker gönderme olanağı buldum. Şunların hazırlanması gereğini bildirmiştim: Bir gecede Karpaz bölgesi de dahil bütün ada sathının temizlenmesi için bir plan hazırlanması..."

Yine Yunan Savunma Bakanı Garafulyas bir başka raporunda ise, Ağustos 1964'de Enosis planı hazırladığını belirterek,şöyle diyordu: "... Bu düşünceler beni, mevcudiyeti tehlike yaratan ve kanamakta olan bir yarayı tedavi için tek yol, olarak, Enosisi tek yanlı ilan etmemiz gerektiği sonucuna sevk etmiştir..."Garafulyas raporunda daha sonra muhalefet partilerinin de katıldığı bir toplantıda "bu planın kabul edildiğini, Makarios'un da bunu onayladığını ve bu durumu Başbakan Kostopulos'a bildirdiğini" yazıyor...

Yine bu arada Andreas Papandreu'nun yazdığı "Namlunun Ucundaki Demokrasi" adlı kitapta da, babası Yorgo Papandreu'nun adaya 20 bin tam teçhizatlı Yunan askeri gönderdiği belirtilmektedir.1964'de gerçekleştirilen fiili Yunan işgalini saptayan BM belgelerinde ise böyle denmektedir:
"19... Son raporumdan bu yana Yunanlı asker ve subayların sayısında artış olup olmadığı konusunda BM kesin bir bilgi elde edememiştir. Kamuoyuna göre komuta yapısı, milli muhafız ordusunun birer üyesidir" (S/7350 June 1966)

"22... Adadaki Yunan Alayı'nın dışında her rütbedeki Yunanlı askerler adada bulunmaya devam etmektedirler. Rum Milli Muhafız Ordusu üniformalarını giyen bu askeri personelin kesin sayısı hakkında BM'nin elinde kesin bir bilgi bulunmamaktadır.

"Mağusa'nın kuzeyindeki küçük Boğaz limanının adadaki Yunanlı subay ve askerlerin yeni birliklerle değiştirilmesi amacıyla kullanıldığına inanılmaktadır. (S/7969 Haz. 1967).

"24... 11 Temmuz 1967 tarihinde bir yasa geçiren Temsilciler Meclisi, timdiye dek örtülü olarak Milli Muhafız Ordusu'na komuta eden Yunan ordusu subaylarına yasal statü sağladı".

"Bu yasa Rum Bakanlar Kurulu'na Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olmayan birini Rum Milli Muhafız Ordusu Komutanlığı'na atama yetkisi veriyordu".


"Bu yasa ile Yunanlı subay ve askerler Milli Muhafız Ordusu yönetimine atanabilecekler, ancak herhangi bir disiplin suçu için Kıbrıs askeri mahkemelerinde yargılanamayacaklardı".

"41... BM gözlemcileri, Kıbrıs hükümetinin Temmuz ayı boyunca Limasol limanından büyük miktarda silah, askeri teçhizat getirdiğini tesbit etmişlerdir. Aynı yoldan Yunanistan'dan da 5.000 kişi adaya getirilmiştir. Adaya getirilen silah ve askeri teçhizatın 1.000 kasa içinde yaklaşık 3.000 ton civarında olduğu tahmin edilmektedir". (S/6228 Mart 1965).

"37... Büyük çoğunluğu stratejik önemi haiz malzeme, Mağusa'nın 16 mil kuzeyinde olan Boğaz bölgesindeki yeni limandan adaya sokulmuştur. Bu malzemelerin ada içine nakli ise 10 Eylül 1965 tarihli anlaşmaya aykırı olarak BM'den habersiz bir şekilde yapılmıştır". (S/6228 Mart 1965).

"24... Hükümet silahlı kuvvetlerinin etkili bir çoğunluğu, Kıbrıs'taki Yunan subayları ve askeri personelle takviye edilmiş ve bunlar Milli Muhafız Ordusu ile bütünleşmişlerdir. (S/7191 Mart 1966).

"74... Kıbrıs'ta iki toplum arasındaki gerginliğin artmasındaki en önemli faktör, Kıbrıs Hükümeti (Kıbrıs Rum Hükümeti) tarafından adaya silah, cephane ve askeri araç getirilmesidir". (S/7191 Mart 1966).

"21... Rum Milli Muhafız Ordusu'nun yaptığı tatbikatlar ve ordudaki hareketlilik, normal eğitimlerinin dışında oldukça artmıştır. (S/11294 Mayıs 1967)

"25... Yeni yasa ile adada bulunan Yunan askeri personeli Kıbrıs'taki Yunan Alayı'nın bir parçası değildir. Ve BM Barış Gücü'nün de bunların sayıları ve nerede olduklarına ilişkin kesin bir bilgisi yoktur. Fakat hükümetin silahlı güçleri içinde önemli bir yerleri olduğuna inanılmaktadır. Ve yine bunların Mağusa'nın kuzeyindeki küçük Boğaz limanından değiştirildikleri bilinmektedir.

Daha önce de gizli deniz hareketleri saptanmıştı. (Bak. S/7969 para 22. S/8286 December 1967).


"25... Bilindiği gibi binlerce Yunan askeri, beraberinde askeri teçhizatları, askeri araç ve tankları olduğu halde adayı terk etmişlerdir. Bunların hükümetin silahlı güçlerinin bir parçası olduğuna inanılmaktadır. Çok sayıda Yuanlı subay ve askerin Rum Milli Muhafız Ordusu'nun çeşitli yönetici kademelerinde görev yaptığı bilinmektedir. Fakat BM Barış Gücü bunların sayılarını tesbit edebilecek durumda değildir". (S/8446 Mart 1968).

Bu arada eski Yunan Başbakanı Andreas Papandreu da "Namlunun Ucundaki Demokrasi" adlı kitabında şöyle diyordu:
"O zaman Yunan ordusunda Tuğgeneral olan Grivas, Kıbrıs Türklerine karşı gelecekte yer alacak askeri çatışmaları tanzim etmesi maksadı ile Kıbrıs'a yollandı. Aynı zamanda Yunanistan'dan askeri birlikler getireceğine söz verdi ve sözünde durup bu askerleri gizlice Kıbrıs'a çıkardı. Bu işi yönetmeyi Savunma Bakanı Peter Garafulyas üstlendi. Meşhur gazeteci Takis Theodorlecoplus'a göre Garafulyas karanlık altında fevkalede bir darbe yapmayı başardı. Küçük yatlar ve balıkcı sandalları kullanarak 9.000 adam ve 950 subay tamamıyla hazırlanmış ve pek iyi silahlanmış bir şekilde Kıbrıs'a çıktı".


1964-1974 Döneminde Türk halkının yaşantısı nasıldı? Yasak maddeler listesi neydi?

Kıbrıs Türk halkının 1964 saldırılarından sonra Devletin tüm organlarından dışlanması ve 11 yıl sürecek insanlık dışı bir kuşatma altında yaşamaya zorlanması, olumsuz etkisini her alanda gösterdi. Göçmen olan 30 binden fazla Türk, çadırlarda, sinema salonlarında okullarda barınmak zorunda kaldı... Türk Halkı üretimden koptu. Her yaştan tüm erkekler elde silah can güvenliklerini korumak için mevzilere doldu. Adanın % 3'lük bir bölümündeki kuşatma boyunca, dış dünyadan soyutlanan Kıbrıs Türklerinin haberleşmesi, ulaşımı, ekonomik ilişkileri tümü ile yasaklanmıştı. Türk bölgelerine mektup gelmesi, mektupların dış dünyaya ulaşması yabancı turistlerin Türk bölgelerine geçmesi bütünü ile engellenmekteydi. Ulusal gelir günden güne düşerken, Türk Halkı sadece Türkiye Cumhuriyeti'nin gönderdiği yardımlarla ayakta durabilmekteydi. Yıllarca her Kıbrıslı Türk kamu görevlisine 30 KL. maaş eşit olarak verildi. Bu para Anavatan Türkiye'nin gönderdiği maddi yardımdan sağlanmaktaydı. Yiyecek doktor ve ilaç ihtiyacı bütünü ile Türkiye'den Kızılay'ın gönderdiği yiyecek, doktor ve ilaç yardımları ile karşılandı. Bu arada Kızılay, tam teşekküllü bir hastahaneyi de hizmete soktu... Diğer yandan açlığa mahkum etmekle Türk toplumunu çökerteceğini sanan Rum liderliği, aralarında çividen, bot bağına kadar her çeşit malzemenin bulunduğu tam 37 çeşit malın Türk bölgelerine girişini yasakladı. Rum liderliği bu 11 yıl boyunca Türk halkının bütçedeki hakkını, dış yardımların tümünü gasbetti. Vergileri topladı ama, Türk bölgelerine tek bir kuruşluk yatırım yapmadı... Yol, su, elektrik, sağlık hizmetlerinden yararlandırmadı. Halkımız utanç barikatlarında onur kırıcı yoklamalara maruz kaldı. Türk halkı bütün bu ağır koşullara karşın teslim olmadı, direnişini sürdürdü. Bu insanlık dışı koşullar 1974 Türk Barış Harekatı'na kadar devam etti.

Yasak Maddeler Listesi:


Yıllarca Türk bölgelerine girişi yasaklanan ve 37 çeşitli eşyayı içeren liste şuydu:

1. Demir ve demirden araçlar ve etyalar
2. Çelik ve çelik ürünler
3. Kereste ve kereste çivisi
4. Taş, kum, çakıl, çimento
5. Tel
6. Kamuflaj ağı
7. Kablo
8. Tel kesiciler
9. Mayın arayıcıları
10. Patlayıcılar
11. Telsizler, radyolar
12. Telefonlar
13. Saçma
14. TNT, dinamitler
15. Detonaforler
16. Kükürt
17. Amonyum Nitrat
18. Çelik yün
19. Akaryakıt
20. Oto yedek parçaları
21. Oto lastiği
22. Akü ve bataryalar
23. Dikenli tel
24. Ölçümlü aletleri
25. Yangın söndürücü
26. Torba çetitleri
27. Çizme, çizme çivisi, deri, çizmebağı
28. Lastik ökçe
29. Haki kumat
30. Eldiven
31. Deri ceket
32. Çorap
33. Palto ve yağmurluk
34. Yünlü maddeler
35. İthal kömür
36. Termos
38. Plastik boru

Rum baskıları BM belgelerine nasıl yansıdı?

Rum saldırılarını ve insanlık dışı davranışlarını çok yakından izleyen BM Genel Sekreteri, gözlemlerini sürekli olarak BM Genel Kurulu'na aktarmış ve bu insanlık dışı uygulamaları örnekleri ile belgelemiştir. Türk halkının 1964-74 döneminde çektiği ekonomik sıkıntıları uygulanan ekonomik ablukaları, ve bilinçli olarak nasıl geri bıraktırıldığını anlamak için BM Genel Sekreteri'nin sunduğu raporlara göz atmakta yarar vardır. Bu raporlar, dikkatlice incelendiği zaman, Türk halkının içine itildiği, 11 yıl boyunca yaşamak zorunda bırakıldığı ekonomik durum ve bu durumun 1974 sonrasının özgürlük ortamı ile mukayese bile kabul etmeyeceği ortaya çıkar.

Şöyle diyordu BM Genel Sekreteri raporlarında:
S/5950 10 Eylül 1964 tarihli raporun 140. paragrafı "Yılın birinci yarısında tarım ve endüstride meydana gelen zararlara ilaveten, Türk toplumu başka gelir kaynaklarını kaybetmişti ve bunlar içerisinde Kıbrıs hükümetinde ve Kıbrıs Rum bölgelerinde olan kamu ve özel firmalarda çalışmakta olan 4.000 kişinin maaşları da vardır."

"Türk Cemaat Meclisi tarafından yayınlanan rakamlara göre Kızılay'dan şu veya bu şekilde yardım alanlarının sayısı 56.000'di"
31 Mayıs 1973 tarihli S/10940 sayılı raporun 67.paragrafı.


"Tekrar gözden geçirilmekte olan zaman zarfında yaşadıkları yerlerden göç eden Kıbrıslı Türklerin problemlerinin halledilmesine doğru hemen hemen hiçbir ilerleyiş olmamıştır".
S/10842 sayılı 1 Aralık 1972 tarihli raporun 48. paragrafı.

"Kıbrıs Türk göçmenlerinin genel problemlerinin çözümü için hiç ilerleyiş olmamıştır. Lefke kasabasında bulunan Türk köyü Yağmuralan'ın tekrar yerleşime açılması "hükümet" tarafından reddedildi".
S/5950 sayılı 10 Eylül 1964 tarihli raporun 205. paragrafı.

"Gerçi Kıbrıs Türk bölgelerinde açlık görünmedi. Bu kısıntılara tabi tutulanlarda ciddi rahatsızlıklar oldu ve bazı meselelerde şartlar zorluk safhasına erişti".

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Güvenlik Konseyi'ne sunduğu UN Doc. S/8286 sayılı ve 8 Aralık 1967 tarihli raporunda şunları söylüyordu:
"Aralık 1963'te başlayıp da 1964'ün başlarına kadar devam eden olaylarda, sadece arabalarında ve yanlarında taşıyabilecekleri kadar eşyaları ile kendilerine göre daha güvenli olarak gördükleri Türk köy ve bölgelerine sığındılar".

Genel Sekreter, 10 Eylül 1964 tarih ve UN Doc. S/5950 sayılı raporunda ise şöyle diyordu:
" 180. BM Kıbrıs Barış Gücü, adada olayların hüküm sürdüğü dönemde meydana gelen zararları saptamak açısından ayrıntılı bir araştırma yaptı. Çoğu Türk veya karma olan 109 köyde 557 ev tahrip edildi, 2.000 ev de zarara uğratıldı ve tahrip edildi. Kasabada 38 ev ve dükkan tamamen, 122 adet ise kısmen tahrip edildi. Lefkoşa'nın K. Kaymaklı köyünde 50 ev tamamen tahrip edilmiş olup, aynı yöre çevresinde ise 240 ev kısmen tahrip edildi".

10 Eylül 1964 tarihli ve S/5950 sayılı rapordan;
"222 -Durum endite yaratmaktadır. Kıbrıs'taki Türk toplumuna uygulanan ekonomik kısıtlamalar, "Kıbrıs Hükümeti'nin" ekonomik baskı yoluyla olası bir çözümü zorla***** kabul ettirmeye çalıştığını gösterir".

"188 - UNFICYP'nin üzerinde duracağı problemler arasında en önemlisi ekonomik kısıtlamalar sorunudur. Bu kısıtlamalar, Kıbrıs Türk toplumuna olan olumsuz etkisi ve adadaki hukuk düzeninin korunmasını olanaksız hale getirmesi nedeniyle özel önemdedir".

"189 - 21 Aralık 1963'de başlayan karışıklıklardan itibaren Kıbrıslı Türklere 15 Haziran tarihli raporumda da açıkladığım, çeşitli kısıtlamalar uygulanmıştır. Kısıtlamalar ve Türklere yapılan ayırım nedeni ile yollarda dolaşım özgürlüğüne sahip değiller, toplumun temsilcileri zor durumda bırakılıyor ve hiç ekonomik faaliyette bulunmuyorlar. Bu raporda daha önce de belirtildiği gibi UNFICYP kararlı olarak çeşitli alanlardaki zorlukları ortadan kaldırmaya çaba sarfetti. O dönemde, yaklaşık 25.000 Kıbrıslı Türkün göçmen durumuna düşmesiyle işsizlik çok yüksek düzeye çıktı ve buna bağlı olarak Türk toplumunun gerçekleştirdiği ticaret önemli ölçüde azaldı".

"191 - Temmuz ayının ortalarında hükümet, Kıbrıs Türk toplumuna daha fazla zorluk yaratmak için iki önlem daha aldı. 17 Temmuz'da UNFICYP'e resmen 25 maddenin daha Kıbrıs Türk bölgelerine girmesinin yasaklandığını bildirdi. Bu maddeler çimento, demir, elektirikli malzemeler, bataryalar, odun, otomobil aksesuarları, lastikler, kimyasal maddeler, akaryakıt v.b. idi. Ayrıca Kızılay'ın yaptığı yardımlara da kısıtlamalar getirilmiştir".

"192 - Aralık 1963'den beri 6 gemilik Kızılay yardımı Türk Cemaat Meclisi aracılığı ile dağıtım yapılması için gönderildi. Bu malzemelerin çoğunu tıbbi malzeme ve ilaçlar, un ve diğer yiyecek maddeleri oluşturmaktaydı. 5 gemi Temmuz 1964'den önce geldi ve boşaltıldı, fakat 6. gemi 15 Temmuz'da geldiğinden geminin boşaltılmasına zorluklar çıkarıldı. UNFICYP tarafından yapılan yoğun girişimler sonunda hükümet bu malzemelerin boşaltılmasına izin verdi. Fakat bunlardan gümrük talep etti. Türk toplumu bu yardım malzemelerine gümrük ödemeyi reddettiği için, boşaltılan mallar sadece gümrükten muaf olan mallardır. Bunun bir neticesi olarak 900 tonluk kargodan sadece 390 tonu boşaltılmıştı. Hükümet ayrıca bu gelen yardım malzemelerinin dağıtımını da kontrol için ısrar ediyordu. UNFICYP'in bu konuda yaptığı birçok başvuru da başarısız oldu. UNFICYP'in Kızılay konvoylarına refakat etme girişimlerine de sık sık engeller çıkarılıyordu".

"194 - K. Türk toplumu liderleri hükümetin bu yeni kısıtlamalarının Türk halkını açlığa mahkum etmedeki kararlılığını gösterdiğini belirttiler ve Cumhurbaşkan Muavini Dr. Küçük bu kısıtlamaları şiddetle protesto etti.

195 - Bu hükümet girişimlerinin çok ciddi gelişmelere yol açacağının bilincinde olan UNFICYP hükümetin dikkatini bu ek kısıtlamaların yaratacağı tehlikelere çekti.

Aynı zamanda uluslararası Kızılhaç örgütü ile sıkı bir işbirliği yaparak gelen ve zaten kısıtlanmış olan yardım malzemelerinin dağıtımı için gerekli başvuruları yaptı. Fakat bu girişimler 5-10 Ağustos 1964 tarihinde Erenköy çarpışmaları ile sona erdi ve Türk toplumuna yapılan yardımlar durduruldu. Gıda ve diğer gerekli malzemelerin yokluğu bilhassa Erenköy ve bütün Baf bölgesinde çok ciddi sorunlar yarattı ve Türkler insancıl açıdan UNFICYP'in ve Kızılhaç'ın Lefke ve Koççina'ya acil yardımlar yapması için başvurdu.

"196 - Dillirga savaşından sonraki durum:
Dillirga savaşından sonra hükümet Kıbrıs Türkleri tarafından Lefkoşa, Koççino ve Limnidi'de kontrol edilen bölgelere tüm yardımların durdurulacağını ilan etti".
Bu ilandan sonra bu bölgelere girecek olan gıda ve diğer elzem malzeme konvoylarının hedeflerine gitmeleri engellendi. Şayet bu çok aşırı önlemler devam ettirilirse, Türklerin durumu dayanılmaz olacak ve Türklerin silaha başvurmalarını gerekli kılacak".

197 - Özel temsilcim ve Barış Gücü Komutanı üzüntülerini hükümete bildirdiler ve ekonomik kısıtlamalardaki herhangi bir artışın çok ciddi sorunlara yol açacağını bildirdiler. Görütmeler hükümet ve Türk liderleri ile yapıldı ve bu hayati soruna bir çözüm bulunmaya çalışıldı.

Kıbrıs Türkleri açlığa mahkum edildiklerini iddia ediyorlar ve Rumlar da Türklerin depolarda kendilerine aylarca yetecek kadar gıda olduğunu ve gelen gıdaların da Türk savaşçılarına gittiğini iddia ediyorlar.

Ben anlaşmazlığı gözönüne alarak, 16 Ağustos'da, UNFICYP'e Kıbrıs Türklerinin yaşadığı 142 köy ve 5 şehirde, Türklerin gıda ve diğer elzem maddelerini araştıran bir çalışma yaptırdım. Bu çalışma o zaman köylerin % 40'ından fazlasının unu olmadığını ve bazılarının sadece birkaç gün için yetecek kadar yemekleri bulunduğunu ve köylerin % 25'inin bir-iki haftalık unları bulunduğunu ve en çok unu olanların da ancak bir ay dayanabileceğini gösteriyordu.

Bu araştırma ayrıca süt, süt ürünleri, pirinç ve tuz eksikliği olduğunu, gaz yağının ise çok az olduğunu gösterdi. Buna ek olarak tıbbi teçhizatın da köylerde çok az olduğu tesbit edildi. Şehirlerde ise durum köylere nazaran daha iyi olduğunu ama gün geçtikçe durumun oralarda da kötüleştiğini gösteriyordu. UNFICYP'in araştırmasının getirdiği bir diğer sonuç da, bu kısıtlamaların Türk bölgelerinde para sıkıntısı ortaya çıktığını ve bunun işsizlik ve diğer sıkıntılara yol açtığının tesbit edilmesiydi. UNFICYP ayrıca yardım malzemeleri stoğunun çok az olduğunu gösteriyordu. Dolayısıyle Türklere uygulanan ambargonun ve arazilerde yetiştirdikleri sebzelere rağmen çok büyük kısıntılara girdiğini tesbit etti."

"200 - UNFICYP hükümetin, Lefkota, Lefke ve Koççino dışındaki Kıbrıs Türk bölgelerine yapılan ambargonun kaldırılacağına dair verdiği teminat üzerine bu bölgelere gerekli yardımın yapılması için girişimlerde bulundu. Fakat maalesef o bölgelerde hala daha UNFICYP zorluklarla karşılaşmaktadır. 27 Ağustos'da Mağusa'dan Baf'a 39 ton gıda maddesi götüren bir Kızılay konvoyu Rumlar tarafından durduruldu. Fakat UNFICYP'in yaptığı pretesto sonucu sadece bir bölümün yoluna devam etmesine izin verildi. Ama aynı tarihte bir Kızılhaç ekibinin eksikliği hissedilen maddelerle Lefke'ye girmesine izin verilmedi.

"202, 203 - Özel Temsilcim yapılan anlaşmalara karşın süren engellemeleri protesto etti. Hükümet, bu olayların tüm güvenlik kuvvetleri aydınlatılmadan önce olduğunu söyledi. Ancak 3 Eylül'ün ilk haftasında gıda ve diğer malzemeler ile Türk bölgesine et ve peynir taşıyan bir konvoyun Lefkoşa'nın Türk kesimine girmesine izin vermedi. 4 Eylül'de UNFICYP'den gelen raporlar, hükümetin anlaşmayı uygulamak istemediği yönündeydi. Konuyu derhal hükümetle ele aldık. Ama hükümet kısıtlamayı kaldırmak yerine Mağusa ve Larnaka'nın Türk bölgelerini de kısıtlı bölgeler listesine ekledi. Hükümet ayrıca UNFICYP'e diğer bölgelere de ekonomik kısıtlama hakkı olduğunu bildirdi. Nitekim daha sonra engelleme ve el koymalar artmıştır..."

Yine aynı konuda 16 Eylül 1964 tarihinde bir yazı yayınlayan Time dergisi Türk şoförlere yapılanları şöyle anlatmaktadır:
"Bazı barikatlarda Kıbrıslı Türk kamyon şoförleri durdurulup usandırıcı araştırma yapılmaktaydı ki bu arama maksadıyle meyve veya sebze yükleri yere boşaltılıyor ve bazen de kullanılması için hasar veriliyordu".

Purcell ise kitabının 358 ve 369 sayfalarında uygulanan ekonomik baskıları şöyle dile getiriyor:
"Geçen Kıbrıslı Türklere hareket edilmekteydi. Fırsat düştükçe de soyulmaktaydılar".

4 - Kıbrıslı Türklere ait ekilebilen arazinin çoğu Rumların elinde olduğu halde Makarios Hükümeti "Türklerin elinde bulunan Rum arazisini dengelemek" amacıyla Kıbrıslı Türklerin hububat komisyonu vasıtasıyla satılan hubutata % 20 vergi koydu. Bu vergi meselesi Kıbrıslı Türklerin hububatını, Hububat komisyonu vasıtasıyla satmalarını önemli şekilde engellemek suretiyle bir sürü anlaşmazlıklara yol açtı.

5 - Makarios Hükümeti 1963 Aralığından itibaren Kıbrıslı Türklere sosyal sigorta haklarını ödemeyi durdurdu.

6 -1966 Kasım'ına kadar, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk bölgeleri arasındaki posta hizmetleri durduruldu. Yeniden başladığında Kıbrıslı Türklere ait mektuplar sansüre tabi tutuldu.

7 - Makarios Hükümeti Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumların mağazalarından ihtiyaç duydukları emtiayı alırken, Kıbrıs parası yerine döviz (Türkiye'den ithalı zorunlu olan ) vermelerini mecbur tuttu.

Bu sınırlamaların bir sonucu olarak Kıbrıslı Türklerin ekonomisi işlemez hale geldi. Aralık 1966'da Birleşmiş Milletler, Kıbrıslı Türk nüfusunun ortalama üçte birinin yardıma ihtiyacı olduğunu tesbit ediyordu."

Richard Patrick ise Türklerin ekonomik durumu ile ilgili olarak tu bilgileri veriyordu:
"Bu dönemde Türk halkının bütün ulusal gelirine, topraklarına ve dış yardımlara el koyan Kıbrıs Rum toplumu, doğal olarak hızlı bir gelişme gösterdi. Silah zoru ile yokluğa itilen Kıbrıs Türk halkının iç hasılası ise insan başına 1963'te 188 Sterlin'den 1968'e 160 Sterlin'e düşmüştür. Kıbrıs Rumlarının ise 218'den 302 Sterlin'e yükselmiştir. Kıbrıs Rum toplumu eski Başkanı Kiprianu ise sonraları bu yılları mutlu yıllar olarak adlandıracaktı".

Yine aynı konuda New York Herald Tribune'nın 16 Eylül 1964 tarihli sayısında yayınlanan bir yazıda ise şöyle deniyordu:
New York Herald Tribune (16 Eylül 1964) "Ambargo herhangi bir amaç için kabul edilebilir bir araç olarak görülebilir. Ta ki bu uygulama insan haklarını ve insan yaşamını tehdit eder boyuta ulaşmasın. Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün Hindistanlı Komutanı General Thimayya'nın da belirttiği gibi, Koççino bölgesinde kapana kıstırılmış olan 1.500 Kıbrıslı Türke uygulanan kuşatma, artık kabul edilebilir boyutları aşmış ve insan hakları ile yaşamını tehdit eder bir boyuta ulaşmıştır. Bu durum Kıbrıs'taki uluslararası Kızılhaç'ın İsviçreli Başkanı Max Stolder tarafından da teyit edilmiştir".

Ekonomik ambargoya BM Genel Sekreteri'nin S/7350 sayılı ve 10 haziran 1966 tarihli raporunun III. paragrafında da değinilmekte ve şöyle denmektedir.
"Resmi liste, hala daha 31 maddeyi içeriyor. Bu maddelerin çoğu inşaat malzemesi, otomobil yedek parçaları gibi sivil maddeleri içermektedir.
Buna ek olarak listede bulunmayan diğer sivil mallara da "Kıbrıs polisi" tarafından el konmaktadır".

Kıbrıslı Türklerin 1964-74 döneminde karşılaştığı zorluklardan biri de eğitim alanındaydı. Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklere vermek zorunda olduğu bütçe gelirini ani olarak kesmesi sonucu, 2.000'den fazla Türk öğretmenin maaşları ödenmemiş 10 binlerce Türk çocuğu eğitim olanaklarından ve ders kitaplarından mahrum edilmişti. Göçler sonucu köylerini ve okullarını terk eden Türk çocukları altı aylık bir zaman kaybından sonra tekrar okullarına başladıklarında, gayri sıhhı koşullarda, kitapsız, deftersiz, kalemsiz, silgisiz eğitim görmeye başladılar. Adanın dört bir yanındaki 103 köydeki okullar ya tamamı ile ya kısmen tahrip edilmiş, ya da RMMO tarafından el konmuştu. Diğer taraftan 1963'den sonra doğan Türk çocuklarının kaydı yapılma*****, nüfus kağıdı verilmemişti.

Yurt dışında öğrenime giden Türklere ise her türlü kolaylık gösterilmekteydi. Ama burada bilinmeyen nokta, gidenlere dönüş izni verilmeyeceğiydi. Nitekim yüksek öğrenim için ada dışına çıkan Türk öğrencilerin bu ülkenin vatandaşları olmalarına, aileleri Kıbrıs'ta bulunmalarına karşın, adaya girmelerine izin verilmiyor ve uçak alanlarından geri çevriliyordu.
Bu durum, BM Genel Sekreteri'nin 8 Aralık 1967 tarihli S/8286 sayılı raporunda da belirtilmekte ve şöyle denmekteydi:
"108 -Kıbrıslı Türklere dış seyahatlerinde uygulanan kısıtlamalar bu dönemde çok az değişmiştir. Örneğin: Türkler de Rumlar gibi adayı terk etmekte serbesttirler. Ama Türk öğrencilerin adaya dönütleri engellenmektedir. Türkiye'ye çok kısa bir süre için bile giden Türkler Kıbrıs'a dönüşlerinde çok zorluklarla karşılaşmaktadır". Ne var ki seyahat ve dolaşım özgürlüğünden tek etkilenen öğrenciler değildi.

BM Genel Sekreteri aynı raporunda şöyle diyor:
"87 -31 Ekim 1967 günü erkenden 1964'den beri adaya sokulmayan ve Türkiye'de yaşayan Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi Başkanı Sn. Rauf Denktaş, gizlice Kıbrıs'a tekrar girmeye çalıştı. Fakat adaya ayak bastıktan kısa bir süre sonra kendisi ile birlikte gelen diğer iki Kıbrıslı Türkle tutuklanmışlardı".

"88 - Türk Cemaat Meclisi Başkanı Rauf Denktaş'ın 1964'ün başında Güvenlik Konseyi'nde konuştuktan sonra adaya dönüşü, Kıbrıs hükümeti tarafından yasaklanmıştı".

Örneğin BM Genel Sekreteri'nin S/5764 sayılı 15 Haziran 1964 tarihli raporunda şöyle deniyordu:
"49 - Ekonomik nedenlerden dolayı şehirler dışına çıkan Kıbrıs Türkleri bir çok Rum polisi tarafından yoklamalara tabi tutulmaktadır ve şahsi güvenceleri de yoktur".

"100 - 1 Temmuz'da hükümetin Lefkoşa'nın Türk kesimini 3 günlüğüne kapatması ve tüm Türklerin buraya giriş ve çıkışlarını yasaklaması ile çok ciddi bir kısıtlama daha getirildi ve Kıbrıslı Türklerin dolaşma özgürlügü ortadan kaldırıldı"./S/7350 10/6/66"

"55 - Son raporumda (S/ 7976 para. 74)'de belirttiğim gibi Hala Sultan Tekkesi'nin durumu, Kıbrıslı Türklerin şikayet gerekçesi olmaktadır. RMMO'nun oradaki birliklerini biraz uzağa kaydırmalarına rağmen, Tekke'yi ziyaret etmek isteyen Türkler, Rum askerlerinin çok yakınından geçmek zorunda kalmaktadırlar ve Türk liderliği hala daha bu camiye serbestçe girme olanağına sahip olmadıklarını belirtmektedirler.
..
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Kartal'in Mesajına Teşekkür Etti.