Tekil Mesaj gösterimi
Eski 28.01.09, 04:03   #7
Kartal
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17570
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler

Acheson Planları neydi?

1963 saldırılarından sonra devreye giren ABD ve İngiltere 31 Ocak 1964'de ortak bir plan sundu. Bu plana göre adaya 10 bin kişilik bir NATO birliği gelecek. Bu arada 1200 kişilik bir ABD birliği de gelerek Türk, Yunan, İngiltere birliklerine katılacak, bu birlikler bir İngiliz Komutanın emrinde olacak ve NATO tarafından bir arabulucu tayin edecektir. Bu planın Makarios tarafından reddinden sonra, ABD Dışişleri Bakanı George Ball tarafından sunulan bir barış planı da, Makarios tarafından reddedildi. Bu arada Makarios, 4 Nisan 1964'de ittifak anlatmasını feshettiğini açıkladı. Bu gelişmelerin ardından 15 Temmuz 1964'de ABD, Acheson aracılığı ile bir plan sundu. Bu plana göre Karpas'da ada yüzölçümünün %5'ini oluşturan bir bölge üs olarak Türkiye'ye verilecekti. Türkiye buna karşılık Enosisi kabul edecekti. Kıbrıs 6 yerel yönetime ayrılacak, bunlardan 2'si Türk denetiminde bırakılacaktı. Enosis'e karşılık Meis adası Türkiye'ye verilecekti. Kıbrıslı Türklere azınlık hakları tanınacaktı. Makarios, planı, "Enosis'i şartsız olarak öngörmediği için" reddetti.

Yunanistan ise sunduğu karşı tekliflerde El-Greco burnunda 32.km. karelik bir alanı üs olarak 25-30 yıllık bir süre için Türkiye'ye vermeyi ve Türklere azınlık hakları önerdi. Türkiye de bunu reddetti. Bunun üzerine Ağustos ayı içinde Acheson 2.planını sundu.

- Buna göre Komikebir'in 2 mil batısından geçen bir Kuzey-Güney çizgisinin doğusu, yaklaşık 200 mil kare, 50 yıl için Türkiye'ye kiraya verilecekti.
- Ada Türklerine azınlık hakları verilecek ve Lefkoşa'da Türk işlerine bakan bir yüksek memur bulunacaktı.
- Ada Yunanistan'a verilecekti.
- Türk Hakları ABD garantisi altına verilecekti.
- Türkiye prensip olarak bu planı reddederken, Makarios da yine aynı gerekçe ile "kayıtsız ve şartsız Enosis öngörmediği için" bu planı kabul etmez.

Sonuç olarak, Makarios, "koşulsuz Enosis" öngörmeyen hiçbir planı kabul etmeyceğini bir kez daha ortaya koymuştu.

Plaza Raporu nedir ve Türkler ilk federasyon önerilerini ne zaman sunmuşlardır?

Acheson'un batarısızlığa uğramasından sonra, Galo Plaza'nın önerileri gündeme gelir. Galo Plaza, 4 Mart 1964 tarihli Güvenlik Konseyi kararı uyarınca arabulucu olarak atanan Sakari Tumioja'nın 9 Eylül 1964 tarihinde ölümü üzerine, 16 Eylül 1964'de arabulucu olarak görevlendirilen Ekvator Devlet Başkanıdır. Plaza taraflarla bir dizi temaslar yapar. Bu temaslarda Rumlar, Kıbrıs'ın üniter devlet olmasını garanti-ittifak anlaşmalarının kaldırılmasını, Türklere azınlık hakları ve bazı konularda muhtariyet verilmesini kendilerine ise self-determinasyon hakkının tanınmasını isterler. Bundan hareketle Enosise ulaşmayı planlamaktaydılar. Türkler ise, 1960 anlaşmaları ile kurulan düzene coğrafi bir temel sağlanmasını isteyerek, ilk kez resmi bir coğrafi federasyon önerisinde bulunurlar. Buna göre Yayla köyünden Lefkoşa'nın merkezine ve oradan da Mağusa'ya çekilecek bir hatla ayrılan ve ada yüzölçümünün % 38'ine eşit olan 1084 mil karelik Kuzey kesimi Türk Toplumuna bırakılmalıdır. Bu çözüm, her bir taraftan 10 bin ailenin göç etmesi ile sağlanabilir. İki Toplum kendi bölgelerinde federal devletin yetkilerine girmeyen bütün konularda muhtariyete haiz olmalı ve anavatanları ile doğrudan ilişki kurabilmelidir.


Dışişleri, Savunma, federal bütçe, gümrük, ticaret, bankacılık, para basımı ölçü ve standartların saptanması, vatandaşlık, pasaport, posta telekominikasyon ve ceza işlerinde yasama ve yargı yetkisi federal devletin yetki alanına girecekti. Federal Yasama organı; üyelerinin %30'u Türk ve %70'i Rum olan bir Temsilciler Meclisi ile, Toplumların eşit sayıda üyelerle temsil edilecekleri Senato'dan meydana gelmelidir. Bakanlar Kurulunda 70-30, ordu ve poliste 60-40 oranı saklı tutulmalıdır. Federal devletin bir başka devlet ile birleşmesi, ve taksimi yasaklanmalıdır, ittifak ve garanti anlaşması anayasanın ayrılmaz bir parçası olmalıdır.

Plaza, görüşlerini içeren raporunu taraflara 26 Mart 1965'de sunar ve BM Güvenlik Konseyi önüne getirir. Buna göre Plaza Rum görüşlerini benimsemiş, Türklere azınlık haklarını önermiş ve anlaşmayı beğenmeyen Türklerin de Türkiye'ye göç edebilmesini öngörmüştür. Türkiye ve Kıbrıs Türkleri buna karşı çıkarak Plaza'nın yetkisini aştığını, rapor yerine, görüş-öneri sunduğunu ve arabuluculuk yetkisinin sona erdiğini duyurur. Görüldüğü gibi federasyon görüşünü ilk kez ortaya atan ve bunu istikrarlı bir şekilde 1965'den itibaren savunan Türk tarafı olmuştur.

AKEL ve Rum meclisi'nin aldığı Enosis kararları nedir?

a. AKEL'in Enosis Kararı
1964-1974 döneminin en çarpıcı gözlemlerinden biri, bir komünist partisi olarak ezilen halkın ve mazlumların yanında olması gereken AKEL'in, 1960 öncesinde olduğu gibi, ısrarla Enosis politikasını sürdürmesidir. EOKA çetelerinin Enosis hedefi ile Kıbrıs Türklerine saldırdığı günlerde saldırılara ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yıkılıp adanın Yunanistan'a ilhakına karşı çıkması gereken AKEL, ne ilginçtir ki tam aksi bir politika ile Mart 1966'da toplanan 11. Kurultayında Enosis konusunda kendi kendini daha çok bağlıyor ve bu yönde bir karar alıyordu. Karar töyleydi:

"Kurultay, AKEL'in ulusal kurtuluş savaşımızdaki sürekli ve değişmez tutumunun bağlantısızlık, bağımsızlık tam egemenlik, Kıbrıs'ın toprak bütünlüğü ile, yabancı üslerin ve casusluk için kullanılan radyo istasyonlarının Kıbrıs'tan kaldırılamasını teyit eder. Ancak bu amaçların gerçekleşmesiyledir ki, Kıbrıs Halkı geleceğini her türlü yabancı baskılardan ve müdahalelerden uzak olarak ve dünyaca kabul edilmiş olan self-determinasyon ilkesi çerçevesinde serbestçe kararlaştırmak olanağına sahip bulunacaktır. Ancak bu tutum çerçevesindedir ki Halkımızın ULUSAL REHABİLİTASYONU - KIBRIS'IN YUNANİSTANLA BİRLEŞMESİ etrafındaki haklı emelleri, herhangi bir şantajın veya zorlamanın sonucu olarak değil de halkın öz iradesinin ÖNCE BAĞLARINDAN KURTULMUŞ OLAN HALKIN zorlanmadan, özgürce ifade edilecek İRADESİNİN SONUCU OLARAK GERÇEKLEŞECEKTİR..."

AKEL'in özetle verdiğimiz bu kararından sonra, 1974 yılına kadar, yani Türk Barış Harekatına kadar bu parti Enosisi açıkça savunmaya devam etmiştir. Bu tarihten sonra Enosisi ağzına almayan AKEL, artık bağımsızlığı savunduğunu iddia etmektedir... Oysa bir parti için geçerli olan Kurultay kararları ile programıdır ve AKEL, bugüne kadar 11. Kurultay kararını iptal eden bir karar almadığı gibi, programında Türklerden AZINLIK diye söz eden ifadeyi de çıkarmış değildir.

Sonuç olarak geçerli olan sözler değil, program ve Kurultay kararlarıdır. Bu arada önemle vurgulanması gereken nokta AKEL'in Enosisi iki aşamada öngörmesidir. Birinci aşamada "tam bağımsızlık" dediği Türk askerinin adadan çıkarılması KKTC'nin yıkılarak "Toprak Bütünlüğünün" sağlanması, ikinci aşamada ise self-determinasyon yolu ile Enosis'dir. AKEL'in, kararı dikkatli bir gözle yorumlandığı zaman çıkan sonuç budur.


b. Rum Meclisinin Enosis Kararı
AKEL'in Enosis kararı almasından sonra, Enosis konusunda her zaman AKEL'le yarış içinde olan Rum sağı, bayrağı AKEL'e kaptırmamak ve tüm Rum halkının Enosisten yana olduğunu vurgulamak için konuyu Meclise getirmeyi uygun gördü. Böylece aynı zamanda, Yunanistan'da darbe ile iş başına gelen ve Makarios'u Enosis konusunda samimi olmamakla suçlayan cuntaya karşı da samimiyeti kanıtlanmış olacak, imkan doğduğu anda Meclise tekrar başvurmadan bir Bakanlar Kurulu kararı ile Enosis'in ilan edilmesi şansı doğacaktı. 26 Haziran 1967'de yapılan Meclis Birleşiminde, oy birliği ile alınan Enosis kararının tam metni şöyleydi:

"Temsilciler Meclisi Kıbrıs Rumluğunun ezeli emellerine tercüman olarak ulusal ereklerini yakın zamanda gerçekleştirmek konusundaki değişmez kararını dile getirip açıklarken,
a. Ne tür güçlüklerle karşılaşılırsa karşılaşılsın, şu anda tüm ELEN dünyasının desteği ile yürütmekte olduğu savaşımı başarıya ulaşıncaya kadar durdurmayacaktır. Başarı derken, arada bir durak yapmadan Kıbrıs'ın bir bütün olarak anavatanla birleştirilmesi kastedilmektedir...
b. Kıbrıs Rum halkı ile anavatan arasındaki gönül birliğinin ve ulusal uğraşımızın başarısı için kaçınılmaz bir koşul olan Yunanistan-Kıbrıs sıkı işbirliğinin güçlenmesi için elindeki tüm vasıtalarla yardımcı olacaktır..."

Rum Meclisinin bu kararı hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıktadır ve Rum toplumu içindeki tüm siyasi parti ve görüşlerin Enosis yanlısı olduğunu ortaya koymaktadır...

Yine 1974 Barış Harekatı'ndan sonra bu konuyu ağzına almayan Rum Meclisi, yeni bir karar alarak Kıbrıs'ın bağımsızlığı ve bağlantısızlığını içerecek bir çözümü savunduklarını ileri sürmüşlerdir. Ne ki bu karar incelendiği zaman 1967 yılında alınan kararın iptal edilmediği ve 1967 kararının artık geçersiz olduğuna ilişkin bir ifade içermediği de çok açık bir gözle görülecektir... Bu durumda iptal edilmeyen hiçbir kararın hukuken geçerliliğini yitirmediği bilinen bir geçektir. Bunun yanında zaten bağımsızlık, -AKEL kararında da belirtildiği gibi- bir ARA AŞAMA'dır. Nihai amaç Enosis'dir. Dolayısı ile Rum Meclisinin aldığı bağımsızlık kararı ilk aşamayı anlatır, nihai amaç olan Enosis'i dışlamıyor, tam aksi o kapıyı açık bırakıyor. Tüm çağrılara karşın Enosis'i yasaklayan bir karar alamamaları ve Enosis propagandasına ceza getirmemeleri bunun kanıtıdır.

Türk Milletvekilleri Meclis'ten nasıl kovuldular?

Rum liderliği dış dünyaya yaydığı yalanlarda, Türk milletvekillerinin, devlete isyan ederek, Meclis'ten kaçtıklarını iddia etmektedir. Oysa gerçekte Türk milletvekilleri ölümle tehdit edilerek meclisten kovulmuşlardır. 1963 saldırıları ile birlikte can güvenliği nedeni ile meclise gidemeyen Türk milletvekilleri, ortalığın biraz sakinleşmesi üzerine meclise dönmek istedikleri zaman, Rum yönetiminden aldıkları yanıt, "Gelirseniz Can Güvenliğinizi Garanti Edemeyiz" şeklindeydi. Bu durum 1965 yılı yaz aylarına kadar devam etti. 50 kişilik ortak Meclisin 35 üyesini oluşturan Rum milletvekilleri anayasaya aykırı olarak tek başlarına toplanıp, gayrı meşru kararlar aldılar.

Bu arada anayasaya aykırı olmasına karşın Rum Milli Muhafız Ordusu (R. M. M. O.)"yasasını" çıkarıp, yasa dışı bir ordu kurdular. Yunanlı subayların bu yasa dışı orduda görev yapma, yargılama ve hizmet koşullarını düzenleyen hukuk dışı yasalar yaptılar. Polis, jandarma ve belediye yasalarını diledikleri gibi değiştirdiler. Türk halkının anayasada tanınan haklarını gasbettiler. 21 Temmuz 1965'de ise Seçim Yasasını değiştireceklerini ilan ettiler. Getirecekleri değişikliklerde, sadece Rum Cumhurbaşkanının, Rum Bakan ve Milletvekillerinin görev süresinin uzatılması, öngörülmekteydi. Yapacakları ikinci önemli değişiklik ise Türk ve Rum milletvekili adaylarının tek bir listeden seçime girmeleri, bu listelere Rum ve Türklerin birlikte oy vermesi ve ayrı seçim bölgelerinin birleştirilmesiydi. Bunun anlamı Türk adayların ayrı liste çıkarma ve Türk halkının kendi temsilcilerini seçme haklarının fiilen yok edilmesi demekti. Birleşik listelerden aday olacak Türklerin hiç bir zaman seçilme şansı olmayacaktı. Çünkü Rumlar nüfus olarak çoğunluktaydı. Bunun bir diğer anlamı da Türk adayların Rum partilerinden seçime girmelerini zorlamaktı.

Böylece Türk halkının özerkliği, meclisteki temsil hakkı, politik eşitliği ve tüm anayasal hakları fiilen yok edilerek devlet, Rumların egemenliğinde ÜNİTER bir yapıya büründürülecek ve Türkler de Maronit, Ermeni, Latinler gibi önemsiz birer azınlık durumuna indirgenecekti.

Türk Milletvekilleri bu anayasa dışı tutum karşısında 22 Temmuz 1965 tarihinde yeniden Meclis Başkanı Klerides'e başvurarak, Meclis çalışmalarına katılmalarına olanak sağlanmasını istediler. Klerides bu istemi reddetti. Bunun üzerine BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisini arabulucu koyan Türk Milletvekilleri Klerides'den randevu talep ederler. 23 Temmuz 1965 sabahı BM Barış Gücü'nün koruması altında Rum işgali altındaki bölgeye geçip Klerides'le görüşen Türk Milletvekillerinden A. M. Berberoğlu, Ümit Onan ve Ramadan Cemil, bir kez daha Meclis çalışmalarına olanak sağlanmasını isterler.

Klerides ise bunun 3 koşulla mümkün olacağını belirtir:

1-Türk milletvekilleri, Rum temsilcilerin 1963-1965 döneminde tek başlarına geçirdiği (anayasaya aykırı olan) tüm yasaları tanıyacaklardı.

2-Bundan böyle geçirilecek yasalarda veto ve ayrı oy çoğunluğu haklarını kullanmayıp Meclis'deki Rum çoğunluğun kabul ettikleri yasaları olduğu gibi onaylayacaklardı.

3-Seçim yasasında yapılacak değişiklikle, diğer önemli bazı yasalarda yapılması tasarlanan değişikliklere engel olunmayacaktı.

Bunun anlamı Türk halkının daha önce reddettiği 13 değişiklik maddesini kabul edip AZINLIK statüsüne indirgenmeyi, devletin tümü ile bir Rum Devletine dönüşmesini, Enosisin önündeki engellerin kaldırılmasını ve o güne kadar anayasaya aykırı olarak yapılan değişiklikleri onaylayıp anayasa dışı eylemlere ortak olmayı kabul etmesiydi. Bir başka deyişle iki yıllık direnişten sonra teslim olmasıydı. Türk milletvekilleri, bu anayasa dışı koşulları kabul etmeyip, meclis çalışmalarına katılmalarının anayasal hakları olduğunu ve Meclise geleceklerini belirttiler.


Klerides ise onlara şu yanıtı verdi:
"Eğer gelirseniz, sizi, fiziki güç kullanarak içeriye sokmam".

Ertesi gün yayınlanan Rum gazeteleri Türk Milletvekillerinin "Meclisten Kovulduklarını" ilan ediyorlardı. Türk Milletvekilleri ve Cemaat Meclisi üyeleri bu durum üzerine Lefkoşa'nın Türk bölgesinde kendi aralarında toplanarak 24 Temmuz 1965'de ikinci bir YASAMA MECLİSİ meydana getirdiler ve Türk Cumhurbaşkan Muavini ile Türk Milletvekillerinin görev sürelerini uzatan ayrı bir yasa yaptılar.

Bu yasa 26 Temmuz tarihinde Dr. Fazıl Küçük tarafından imzalanarak, basılan bir RESMİ GAZETE'de yayınlandı ve yurürlüğe kondu. "1" no'lu Resmi Gazete işte bu kararın yer aldığı gazetedir ve Kıbrıs'ta resmen iki ayrı yasama meclisinin kurulduğu tarihi anlatır. Rumlar ise 23 Temmuz 1965'de öngördükleri değişiklikleri kendi aralarında onaylayıp ayrı bir Resmi Gazete'de yayınlamışlardı. Rumların bu tutumu Türkiye, İngiltere ve BM Güvenlik Konseyi tarafından tanınma***** kınandı. Türkiye ve İngiltere Makarios'a birer sert nota verdiler, ama o bildiğini okumaya ve yarattığı emrivakileri kalıcı hale getirmeye devam etti. Bir anlamda Kıbrıs'ın ilk resmi bölünmesi böyle olmuştur. 1963'de başlayan fiili bölünme 1965'de Rumların zorlaması ile resmi bir bölünmeye dönmüttü.

Ne yazık ki ilk günler Makarios'un bu emrivakilerini tanımayan ülkeler, zaman içinde sessizce tanımaya ve bir Rum devletine dönüşen Makarios'un gayrı meşru yönetimini, Türk-Rum ortaklığına dayanan meşru yönetimmiş gibi tüm Kıbrıs'ın yasal hükümeti olarak kabul etmeye başladılar. Oysa o yönetimin, anayasanın öngördüğü Türk-Rum ortaklık devleti ile uzaktan yakından ilgisi olmadığı, Türklerin gasbedilmiş devletin hiçbir organında temsil edilmedikleri, o devletin Türk halkının iradesini hiçbir şekilde yansıtmadığı ve tam bir DARBE yönetimi olduğu çok açıktı. Dünyanın kendi çıkarları gereği bunu görmek istememesi, Kıbrıs'ın bölünmesinin ve 35 yıldır kangren haline gelmesinin başlıca nedenidir.

Geçitkale Boğaziçi saldırıları ve bu saldırıların sonuçları nedir?

AKEL ve Rum Meclisi'nin aldığı bu kararlardan hemen sonra 15 Kasım 1967'de Grivas liderliğindeki Rum-Yunan ordusu Geçitkale ve Boğaziçi köylerine saldırdı... Aslında, Rum Meclisi'nin Enosis kararından 4.5 ay sonra gerçekleştirilen bu saldırının bir amacının da, ileride planlanan Enosis hareketine karşı, Türkiye'nin mukavemetini ölçmek olduğu ileri sürülebilir...

15 Kasım 1967 tarihinde bu iki köye saldıran binlerce Rum-Yunan askeri, sert bir çarpışmadan sonra köylere girmeyi başardı. BM Barış Gücü askerlerinin gözleri önünde 28 kişiyi öldüren, yaşlı bir ihtiyarı canlı canlı üzerine benzin dökerek yakan, köyleri yağmalayan ve tüm köylüleri esir alan Rum-Yunan Kuvvetleri Türkiye'nin çok sert tepkisi ile karşılaştı. Türkiye derhal Trakya, Ege ve Mersin bölgelerine asker kaydırmaya başladı. Türk donanması Kıbrıs'a gelmek üzere denize açıldı. Türk savaş uçakları işgal edilen köyler üzerinde ihtar uçuşları yapmaya başladı. Bu arada 17 Kasım'da toplanan TBMM, köylerin boşaltılmaması, ve Yunan askerlerinin, geri çekilmemesi halinde adaya müdahale ve gerekirse Yunanistan'la savaş kararı aldı... ABD, İngiltere ve Kanada her zaman olduğu gibi yine devreye girerek Türk müdahalesini önlemeye çalıştı. ABD Cyrus Vance'i barış girişimleri için adaya gönderdi. 24 Kasım'da toplanan NATO Bakanlar Kurulu, iki üyesinin savaşmaması için, konuyu görüştü, NATO Genel Sekreteri Manlio Brasio temaslar yapmakla görevlendirildi. Sonuçta, Türk müdahalesini önlemek için Türkiye'nin istediği koşullar kabul edildi.

Buna göre Grivas adadan ayrıldı, Yunanistan'ın gizlice adaya soktuğu askerlerden 12 bini geri çekildi, sürgünde olan Denktaş'ın adaya dönmesine izin verildi, işgal edilen köyler boşaltıldı ve esirler serbest bırakıldı, Türk bölgelerine uygulanan kuşatmalar gevşetildi. Türk bölgelerini korumak için UNFICYP'in yetkileri ve sayısı artırıldı. Bu arada işgal edilen köylerin halkı tazmin edilecek, RMMO dağıtılacak, toplumlararası görüşmeler başlayacaktı. Ne var ki, ne tazminatlar ödendi, ne de RMMO dağıtıldı. Böylece tehlike geçtikten sonra Rumların anlaşmalara uymadığı bir kez daha ortaya çıktı.
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Kartal'in Mesajına Teşekkür Etti.