Tekil Mesaj gösterimi
Eski 28.01.09, 04:04   #8
Kartal
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17569
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler

Genel Komite ve Geçici Türk Yönetimi nedir?

Kıbrıs Türk Halkı kurucusu olduğu Cumhuriyetten dışlanınca devletsiz kaldı. Hiçbir halkın devletsiz, yönetimsiz, bir kabile gibi yaşa***** varlığını sürdürmesi olası değildi... Bu nedenle 1964 yılı Ocak ayının ilk günlerinde yönetim işini yüklenecek GENEL KOMİTE adlı bir organ oluşturuldu. Bu organda (diğer bölgeler kuşatma altında olduğu için) sadece Lefkoşa'da bulunan eski Kıbrıs Cumhuriyeti Temsilciler Meclisi ve Bakanlar Kurulu üyeleri ile Anayasa Mahkemesi üyesi Necati Ertekün ve Hakim Mehmet Zekâ Bey bulunmaktaydı. Komitenin başkanı ise Cumhurbaşkan Muavini Dr. Fazıl Küçük'tü. Bu Komite, 1967 yılına kadar Türk Halkı adına zorunlu yasama ve yürütme görevlerini yerine getirdi. Ama artık değişen koşullar yeni ve daha kapsamlı bir örgütlenmeyi dayatıyordu.

Geçitkale saldırılarından sonra sağlanan diplomatik zafer bu amaçla uygun koşulları yaratmıştı. Nitekim bu saldırılardan 1.5 ay sonra 28 Aralık 1967'de Geçici Türk Yönetimi ilan edildi. Geçici Türk Yönetimi, Cumhurbaşkan Muavini ile üç Cumhuriyet Milletvekilini, Cemaat Meclisi Başkanı ile icra heyetinin belirli sayıdaki üyesini, Mücahit Teşkilatını ve Maliye'den tarafsız bir maliyeciyi ihtiva edecek şekilde organize edildi. Buna göre G. T. Y. Başkanlığına Dr. Küçük , yardımcılığına da Cemaat Meclisi Başkanı Denktaş getirildi. Temsilciler Meclisi ile Cemaat Meclisi üyeleri de Türk Yönetimi Meclisi olarak görevlendirildi. Başbakan ve yardımcısı dışında 11 kişilik Yürütme Kurulu, Bakanlar Kurulu olarak göreve başladı. Hemen ardından, 4 yıllık sürgünden sonra 13 Nisan 1968'de Denktat adaya döndü.

Geçici Türk yönetimi bir süre devam ettikten sonra, ismindeki "geçici" ifadesi düşürülerek adı "Kıbrıs Türk Yönetimi"ne dönüştürüldü. Bu arada 1973 yılında seçimler yapılarak yönetim yenilendi. Cumhurbaşkan Muavinliğini ve Türk Yönetimi Başkanlığını Rauf Denktaş tek aday olarak üstlendi. Bu yönetim biçimi, Otonom Türk Yönetiminin ilan edildiği 1974 yılına kadar devam etti.

"EOKA B" nedir?

1968 yılı içinde başlayan toplumlararası görüşmeler sürerken, Kıbrıs Rum Toplumu içinde iki esas görüşün belirginleştiği gözlenir... Bu görütmelerden biri, ani bir askeri harekatla Kıbrıs Türk direnişinin kısa yoldan kırılarak Enosisin ilan edilmesini; diğeri de uzun vadeli bir program çerçevesinde ekonomik ve siyasi baskılarla Türk direnişinin kırılarak, Enosise ulaşılmasını öngörmekteydi... Bu görüşlerden birincisini eski EOKA'cılar ve Cunta yanlısı güçler, diğerini de askeri bir harekatın Türk müdahalesi ile başarısızlığa mahkum olacağını iyi kavrayan Makarios savunmakta idi... Nitekim Makarios Türkler üzerinde ekonomik baskıyı ağırlaştırırken, adadan göç etmek isteyen Türklere her türlü kolaylığı sağlıyor, bir yandan da süren Toplumlararası görüşmeleri uzatarak, Türklere otonomi verilmesini dahi kabule yanaşmıyordu...

Enosis konusunda askeri kısa yolu tercih edenler EOKA'yı canlandırarak "EOKA B" adlı Cunta destekli ve Yunanistan tarafından yönetilen gizli bir örgüt kurdular. Gizli örgüt adada bulunan ve RMMO'yu yöneten Yunanlı subayların yönetimindeydi. İlk etkili eylem olarak 1970 yılı Mart ayı başlarında Makarios'un bindiği helikoptere ateş edildi. Helikopter zorunlu iniş yaptı, Makarios kurtuldu. Bunun üzerine 11 eski EOKA'cı tutuklandı, İçişleri eski Bakanı Yorgacis bu olaydan sonra şüpheli şekilde öldürüldü...

Bunun ardından 28 Ağustos 1971'de Grivas gizlice adaya döndü ve EOKA B'nin başına geçti. RMMO kamplarından silah çalmalar, sabotajlar başladı. Kilisenin Sen-Sinod Meclisi üyesi 3 papaz, Makarios'a karşı cephe aldı, Grivas, Enosis demeçleri vermeye başladı. Makarios 21 Şubat 1971 'de Grivas'a bir mektup yazarak işbirligi yapmalarını istedi. Grivas ise bunu reddetti. 29 Ekim 1971'de bir başka açıklama yapan Makarios, "bütün Yunan hükümetlerinin rızası bulunduğu taktirde, Enosisi ilan etmekte tereddüt etmeyeceğini, fakat bu tür bir girişimin başarısına ve başarısızlığına yol açacak çeşitli faktörler makul olarak değerlendirildikten sonra bunun olanaksız olduğunu" belirtti. Makarios'u devirip kısa yoldan Enosis'e ulaşmayı isteyen EOKA B ise, sabotaj eylemlerini yoğunlaştırdı.

Bu arada şiddet ve terör olayları artarken, 31 Ocak 1973'de yeni bir açıklama yapan Makarios, EOKA B'nin eylemlerini" Enosis'in mezar kazıcıları" olarak niteliyordu.

15 Temmuz 1974 Darbesi nasıl gerçekleşmiştir? Makarios gerçekten Enosis'e karşı mıydı?

Yunanlı subayların yönetimindeki Rum Milli Muhafız Ordusunun lojistik desteği ile her geçen gün artan şiddet olayları karşısında Makarios kendisine bağlı kişilerden bir yedek polis birliği oluşturdu. Bu birliklerle EOKA B elemanları arasında şiddetli çarpışmalar meydana gelmeye başladı. Bu gelişmeler olurken Makarios da hazırladığı bir mektubu 2 Temmuz 1974 tarihinde Yunan cuntasına gönderdi. Makarios, 10 Temmuz 1974'de Yunan Cuntasını, EOKA B ile işbirliği yapmak, kendisini devirmek için komplo düzenlemek, EOKA B'ye silah ve para desteği sağlamak ve RMMO'da görevli subayları EOKA B'yi yönetmek için görevlendirmekle suçla*****, Kıbrıs'ta görevli 650 Yunan subayının geri çekilmesini istiyordu... Cuntanın bu mektuba yanıtı, 15 Temmuz 1974'de yapılan darbe oldu...

Yunanlı subayların komutasında harekete geçen RMMO ve EOKA B, Makarios'un sarayını top ateşine tutarak ele geçiriyor, Polis karakolları ile yedek polis birliklerine karşı tankların desteğinde saldırılara girişiyor ve kendilerine karşı ko***** Makarios'u destekleyen AKEL ve EDEK partisi yanlılarını katledip, iktidara el koyuyordu... 2000 civarında Rum bu iç savaş sırasında ölürken, birçok yaralı Rumun da Cuntacılar tarafından diri diri toprağa gömüldüğü, bizzat onları gömen Papaz Papatsestos tarafından TANEA gazetesinde açıklanmştır. Darbe başarıya ulaştıktan sonra Türk kasabı olarak bilinen Nikos Samson Cumhurbaşkanlığına getiriliyor ve EOKA B yanlılarından oluşan yeni bir hükümet kuruluyordu. Bu arada önce Baf'a, sonradan İngiliz üslerine ve daha sonra Malta'ya kaçan Makarios, İngiltere'ye gidip görüşmeler yapıyor, oradan da BM'e giderek yaptığı konuşmalarla derbeden Cuntayı sorumlu tutuyordu.

Makarios'un o kritik anlarda bile Enosisi düşlediğinin en önemli kanıtı Cuntaya gönderdiği 2 Temmuz 1974 tarihli mektuptur. Bu mektupta şöyle diyordu: "Kıbrıs'taki devlet temellerini yıkma çabasında Yunanistan hükümetlerinin çabaları büyüktür. Kıbrıs devleti ancak ENOSİS durumunda dağılmalıdır". Bu satırlar Makarios'un Enosisciliğinin ve Yunan Cuntası ile aralarında sadece taktik farklılıkları olduğunun en güzel kanıtıdır.

Darbeden iki hafta önce bile Enosis'ten söz eden Makarios nasıl bağımsızlıkçı olarak nitelenebilir?


Makarios, cuntaya gönderdiği 2 Temmuz 1974 tarihli mektupta ne diyordu?


Makarios'un Yunan Cuntası ile çatışmasının en kızgın anında Cuntaya gönderdiği mektup şöyleydi:
Sayın Yunanistan Cumhurbaşkanı
Fedon Gizikis'e
Atina
Lefkoþa, 2 Temmuz 1974.

Sayın Başkan,

Büyük bir üzüntüyle sorumluluğu Yunanistan Hükümetine ait olduğuna inandığım Kıbrıs'taki bazı kabul edilmez durum ve olayları gözler önüne sermek zorundayım. General Grivas'ın Kıbrıs'a kaçak olarak gitmesinin, Atina'daki bazı çevrelerin desteği ve daveti üzerine gerçekleştiğine dair söylenti ve kanıtlar var. Ne var ki ilk geldiği günden itibaren, Milli Muhafız Kuvvetlerinde görev yapan Yunanlı subaylarla görüşüp, onların da desteğiyle sözde Enosis için savaşarak, yasa dışı bir örgüt kurmak için faaliyete geçtiği kesindir. Ve Kıbrıs için birçok kötülüğün kaynağı olan, "EOKA-B" cinayet şebekesini kurdu. Yurtseverlik örtüsü altında ve Enosis sloganlarıyla, siyasal ve bir sürü başka cinayet işleyen bu örgütün faaliyeti bellidir. Yunanlı subaylar tarafından meydana getirilen ve denetlenen Milli Muhafız Ordusu içindeki "EOKA-B"nin üyeleri kendi kendilerine, övücü, "Enosis taraftarları" ve "Enosis Cephesi" adlarını da aldılar.

Birçok kere, yasadışı ve ulusal çıkarlarımıza zararlı, iç cephede bölünmelere ve uyumsuzluklara yol açıp, Kıbrıs Hellenizmini iç savaşla karşı karşıya getiren, bir örgütün neden Yunanlı subaylar tarafından desteklendiğini kendi kendime sormuşumdur. Ve ayni şekilde, birçok kez, bu desteğin ne oranda Yunan Hükümeti tarafından onaylandığını yine kendi kendime sormuşumdur. Bu sorularıma mantıklı bir cevap bulabilmek için, değişik fikir ve varsayımları gözden geçirdim. Ne var ki hiçbir cevap mantıklı bir temele dayanmıyordu. İnkar edilemeyecek tek olaysa, Yunan subayları tarafından "EOKA-B"ye sağlanan destektir. Ada'nın değişik bölgelerindeki ordugahlar çevrelerindeki bölgelerde, Grivas ile "EOKA-B"nin lehine propaganda yapılıyor. Belli ve inkar edilmez bir başka olaysa,"EOKA-B" nin canice faaliyetini destekleyen Kıbrıs'taki Yunan basınının, Atina'dan mali yardım gördüğü ve izleyeceği çizginin Yunan istihbarat Teşkilatı (KİP) VE 2. Genelkurmay bürosu tarafından saptandığıdır.

Yunan hükümetine, bazı subayların tutum ve davranışlarından dolayı şikayette bulunduğum her seferinde, bana bunların Kıbrıs'tan geri çağrılmaları için isimleriyle ve işledikleri suçları belirterek, ihbar etmemi istedikleri doğrudur. Bunu yalnız bir sefer yaptım. Böyle bir harekette bulunmak benim için üzücüdür. Ne var ki kötülükler böyle bir muamele karşısında düzelmiyor. Önemli olan kötülüğün sonuçlarını düzeltmek değil, kötülüğün kökünü sökmektir.

Sayın Başkan, kötülüğün kökünün çok derin olduğunu ve Atina'ya kadar vardığını söylemekle üzüntü duyuyorum. Kıbrıs Hellenizminin, acı meyvelerini bugün tatmakta olduğu, kötülük ağacının, gelişmesini sağlayan bakımı Atina'da yapılıyor. Daha da açık olmak için Yunanistan'daki üyelerin, "EOKA-B" tedhiş örgütünün hareketlerini destekleyip yönelttiklerini söylüyorum. Milli Muhafız Kuvvetlerinde görevli Yunanlı subayların da yasadışı, komplo ve başka kabul edilmez durumlara karışmaları böylece açıklanıyor. Askeri rejimin suçluluğunu, "EOKA-B" yöneticilerinin üstünde bulunan belgeler ispatlıyor. Milli Merkez tarafından, bu örgütün bakımı için bol miktarda para yollanıyordu. Grivas'ın ölümünden ve onunla beraber Ada'ya gelen kumandan Karasu'nun geri çağrılışından sonra, başkanlık için emirler veriliyordu, yani genel olarak herşey Atina'dan yönetiliyordu. Bu belgelerin gerçekliği tartışma konusu yapılmaz; çünkü bunlar tarafından daktiloya alınmış olan yazılarda bile, elle yapılmış düzeltmeler var ve yazanın yazma stili de bellidir. Belirtici olarak böyle bir belgeyi buraya ekliyorum.

Her Yunan hükümetiyle işbirliği yapmanın hem ülkem hem de benim için milli bir görev olduğunu birçok kere açıklamışımdır. Milli çıkar, Atina ile Lefkoşa'nın barışcıl ve sıkı işbirliğini şart koşuyor. Yunanistan'da hangi hükümet olursa olsun, benim için anavatanın hükümeti olduğundan onunla işbirliği yapmam gerekiyor. Askeri rejimlere karşı özel bir sempatim olduğu söylenemez, özellikle bu durumda bile işbirliği konusundaki ilkemden caymadım.

Sayın Başkan, Yunanistan hükümetinin adamlarının bana karşı devamlı komplo hazırlamalarının ve daha kötüsü, Kıbrıs Hellenizmini bir iç savaş aracılığıyla yıkıma itmelerinin, beni ne kadar üzdüğünü umarım anlıyorsunuzdur. Atina'dan uzanan ve benim varlığımı ortadan kaldırmayı amaçlayan eli, birçok kereler görüp hissetmişimdir.

Ne var ki Milli çıkarlar uğruna sessizliğimi gene korudum. Kıbrıs Killisesinde büyük bunalımlara yol açıp, sonra da görevlendirilen üç Piskopos'a hakim olan kurnaz kötü niyetin de doğum yeri yine Atina'dır. Bu konuda hiç bir açıklamada bulunmadım. Yalnızca bütün bunlar niye diye düşünüyorum. Ve eğer bunun Kıbrıs'ta sürmekte olan dramdan tek acı çeken ben olsaydım, Yunan hükümetlerinin rolü ve sorumluluğu konusunda yine susacaktım. Ama bundan tüm Kıbrıs Hellenizmi etkilediği zaman ve Atina'nın emri üzerine Milli Muhafız kuvvetlerinde görevli Yunan subayları, "EOKA-B"yi, siyasal cinayetleri ve genel olarak Devlet'in dağılmasını da içeren, canice siyasetinde destekledikleri zaman sessizliğe ve saklanmalara yer yoktur.

Kıbrıs'taki devlet temellerini yıkma çabalarında Yunanistan hükümetinin sorumluluğu büyüktür. Kıbrıs devleti ancak Enosis durumunda dağılmalıdır. Yunanistan Hükümeti, Milli Muhafız sorununa karşı takındığı tutumla, Kıbrıs Devleti'nin üstüne bir siyaset uyguladı. Birkaç ay önce, Milli Muhafız Kuvvetlerinin Genel Kurmay'ı özel okullarda eğitilip daha sonra askerlikleri süresince subay yapılması düşünülen yedek subay adayları listesini Kıbrıs Cumhuriyeti'nin onayına sunmuştur. Bakanlar Kurulu, listede yeralan 57 adayı onaylamadı. Genel Kurmay bu durumdan bir yazı ile haberdar edildi. Buna rağmen, Atina'nın talimatı üzerine Genel Kurmay, kanunun kendisine verdiği Milli Muhafız'daki tüm subayları atama yetkisine dayanarak, Bakanlar Kurulunun bu kararına hiç bir önem vermedi. Keyfi ve bağışık bir tutum takınan Genel Kurmay, Kıbrıs Hükümetinin kararına aldırmadan ve yasaları çiğneyerek, onaylanmayan adayları subay okuluna kaydetti. Yunan hükümetine bağlı olan Milli Muhafız Kuvvetleri Genel Kurmay'nın bu tutumunu tamamen kabul edilmez sayıyorum. Milli Muhafız Kıbrıs Devleti'nin bir organıdır ve Atina değil, Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından denetlenmelidir. Yunanistan-Kıbrıs birleşik savunma bölgesi teorisinin duygusal yönü var. Ne var ki gerçekte durum değişiktir. Milli Muhafız Kuvvetleri bugünkü yapısı ve üyelerinin niteliği yüzünden amacından sapmış yasadışı hareketlerde bulunan kişilerle, Devlet'e karşı komploların hazırlandığı merkez ve "EOKA-B"yi destekleyen kaynak haline gelmiştir.

Bu konuda, son zamanlarda artmış olan, "EOKA-B"nin tedhiş faaliyetleri süresince, Milli Muhafız Kuvvetlerine ait araçların, silahlarla birlikte tutuklanması sözkonusu olan kişileri güvenlik içinde taşıdıklarını söylemem yeter herhalde. Milli Muhafız Kuvvetleri'nin bu sapmasndan da Yunanlı subaylar sorumludur. Bunlardan bazıları "EOKA-B" faaliyetine tepeden tırnağa kadar karışmış durumdalar. Tabii ki bundan da Milli Merkez'in sorumluluğu olmadığı söylenemez.

Yunan hükümetinin bir işareti üzerine bu üzücü durum sona erebilirdi."EOKA-B" belgelerinde kanıtladığı gibi bakımı ve gücü için gerekli olanakları Atina'dan sağladığından, Milli Merkez şiddetin sona erdirilmesi için emir verebilirdi. Ne var ki Yunan hükümeti böyle bir harekette bulunmamıştır. Bu kabul edilmez durumun bir başka işareti olarak da, son zamanlarda Atina'da kilise ve Kıbrıs Büyükelçiliği de dahil olmak üzere başka binaların duvarlarında, benim aleyhime ve "EOKA-B"nin lehine yazıların yeralması gösterilebilir. Suçluları tanımasına rağmen Yunan hükümeti, bunların yakalanıp cezalandırılması için hiç bir gayret sarf etmemiştir. Böylelikle "EOKA-B" lehine yapılan propagandaya da göz yummuş oluyordu.

Söyleyecek çok şeyim var Sayın Başkan, ama sanıyorum ki sözü daha fazla uzatmaya lüzum yok. Sözlerimi bitirirken de, düştüğü durumdan dolayı, Kıbrıs halkının ona olan güveni yitirdiği Milli Muhafız Kuvvetlerini yeni temeller üstünde yeniden düzenleyeceğimi bildirmek istiyorum. Askerlik süresinin tavanını azaltıp, ulusal bir tehlike karşısında görevini yerine getiremeyecek duruma getirdiğimi belirtebilirsiniz.

Burada açıklamak istemediğim nedenlerden dolayı bu görüşe katılmıyorum. Ayrıca Milli Güvenlik Muhafız Kuvvetlerinde görev yapan Yunanlı subayların geri çağrılmalarını rica ediyorum. Bu subayların Milli Muhafız Kuvvetlerinde kalıp, onları yönetmeye devam etmeleri halinde Lefkoşa-Atina ilişkileri zarar görebilir. Bununla beraber eğer, Kıbrıs Silahlı Kuvvetlerinin yeniden düzenlenmesinde görev almak üzere Kıbrıs'a eğitici subay ve askeri danışman gönderirseniz mutluluk duyacağım. Umarım bu arada, Atina, tarafından "EOKA-B" faaliyetine son vermek için gerekli emirler verilmiştir, çünkü, eğer bu örgüt kesin şekilde dağılmazsa yeni bir şiddet ve cinayet dalgası görülebilir.

Sayın Başkan, Kıbrıs'ta uzun zamandan beri sürmekte olan içleracısı durumu belirlemek için birçok üzücü şeyi içten kelimelerle anlatmak zorunda kaldığım için üzgünüm. Ne var ki, her zaman göz ününde bulundurduğum ulusal çıkarlar, böyle bir şey zorunlu kılıyordu.

Yunanistan hükümeti ile işbirliğimi kesmek niyetinde değilim. Ne var ki, benim Yunanistan'ın Kıbrıs'a atadığı vali değil, Hellenizmin büyük bir bölümünün seçtiği önder olduğum anlaşılmalı. Ulusal Merkezin bana karşı tavrı buna göre ayarlanmalıdır.

Bu mektubun içeriği gizli değildir.

İçten dileklerle

Makarios'un 19 Temmuz tarihli konuşması nedir?

Makarios, darbecilerin elinden kurtulduktan sonra durumu görütmek üzere toplanan BM Güvenlik Konseyi'nde konutmak üzere ABD'ye gider. 19 Temmuz 1974'de toplanan Güvenlik Konseyi'nde konuşan Makarios, EOKA B'yi terörist bir örgüt olarak niteleyerek, bu örgütü Yunanistan'ın yönettiğini açıklıyor ve garantör bir ülke olan Yunanistan'ın Kıbrıs'ta darbe yaptırarak adayı işgale yeltendiğini vurguluyordu.

Makarios konuşmasında şöyle diyordu:
"... Darbe, Yunanistan'daki askeri rejim tarafından planlanmış ve RMMO yönetimindeki Yunanlı subaylar tarafından gerçekleştirilmiştir".

"... Yunan askeri rejimi Kıbrıs'ın bağımsızlığını acımasızca katletmiştir. Kıbrıs halkının demokratik haklarını ve bağımsızlığı ile egemenliğini çiğneyerek, kendi diktatörlük sistemini Kıbrıs'a yaymıştır..."

"... Kesinlikle biliyorum ki, yasadışı EOKA-B'nin kökleri Yunanistan'dadır ve en büyük destekçisi de, kaynağı da Yunanistan'dır..."

"... RMMO kamplarında bu yasadışı örgütün propagandasını yapan Yunanlı Subaylar, devletin bir organı olan RMMO'yu yıkıcılığın bir aracı haline getirmişlerdir..."

"... Birkaç gün önce Kıbrıs polisinin eline geçen belgeler, EOKA-B'nin Yunan cuntasının bir uzantısı olduğunu kanıtlamıştır. Eylemleri için gerekli para ve ayrıntılı direktifler doğrudan doğruya Atina'dan gelmekteydi..."

"... General Gizikis'ten RMMO'daki Yunanlı subayları geri çekmesini istedim ve RMMO'nun sayısını azaltarak, bu orduyu devletin bir kuruluşu yapma niyetimi ona bildirdim. İzlenimim, Atina rejiminin, ordunun mevcudunun azaltılması ve Yunanlı subayların geri çekilmesi lehine olmadığıydı. Nitekim Yunan elçisi, Atina'dan aldığı talimat doğrultusunda bana bunu bildirdi ve böyle bir durumun Kıbrıs'ın Türkiye karşısındaki savunmasını zayıflatacağını söyledi... Mantıki gibi görünen bu gerekçenin arkasında başka hesaplar ve menfaatler gizli olduğunu biliyordum. Kendilerine Türkiye'den gelecek tehdidin kendilerinin yarattığı tehdidin yanında hiç olduğunu bildirdim ve kısa süre sonra bu konularında haklı olduğum kanıtlandı..."

"... Şu anda Yunan askeri rejimi tarafından yaratılan durumun ayrıntılarını bilmiyorum fakat, korkarım ki mal ve can kaybı çok ağırdır..."

"... Darbe, dışarıda yapılan çok açık bir işgal olayıdır ve aşikar bir şekilde Kıbrıs'ın bağımsızlığı ile egemenliğini çiğnemiştir. Bu darbe RMMO'daki Yunanlı subayların ve personelinin işidir. İttifak Anlaşması çerçevesinde Kıbrıs'ta bulunan 950 kişilik Yunan kontenjanının da Kıbrıs'a karşı girişilen bu saldırıda belirleyici bir rol oynadığının özellikle altını çizmek isterim... Operasyonları yöneten Yunanlı subayların EOKA-B terör örgütü üyeleri tarafından da desteklendiği ve bunların RMMO silahları ile teçhiz edildikleri bir gerçektir..."

"... Eğer çarpışmalarda Yunanlı subaylar yer almasaydı, cesetleri Yunanistan'a götürülüp gömülenler kimlerdi?... Eğer Yunanlı subaylar darbeyi yönetmeseydi, Yunanistan'dan gece karanlığında gelen uçakların sivil elbiseler içinde getirdikleri personel ve geri götürdükleri ölü ve yaralı kişiler nasıl izah edilecektir? Darbenin Yunan Cuntası tarafından organize edildiğine ve RMMO'daki Yunanlı subaylarla adadaki Yunan Kontenjanı tarafından gerçekleştirildiğine dair en ufak bir şüphe yoktur ve bu gerçek zaten dünya basınında da açıklıkla vurgulanmıştır. Darbe, çok kanlı olmuş ve çok büyük miktarda insan hayatına mal olmuştur..."

"... Darbe, Cumhuriyetin bağımsızlık ve egemenliğini ayaklar altına alan bir işgal olayıdır. Ve, bu işgal, Yunan subayları adada durdukça devam edecektir... Normal anayasal düzene dönülmemesi ve demokratik özgürlüklerin yeniden tesis edilmemesi halinde, bu işgalin sonuçları çok acı olacaktır. Yunan Cuntası dünya kamuoyunu yanıltmak amacıyle RMMO'daki Yunanlı subaylarındeğiştirileceğini açıklamıştır. Fakat konu onların değiştirilmesi değil, geri çekilmesidir. Yunanlı subayların geri çekileceği yönündeki açıklama,bunların darbeyi gerçekleştirmiş olduğunun da kabulu demektir. Ancak bu subaylar darbeyi kendi insiyatifleri ile değil, Atina'dan aldıkları talimatlar doğrultusunda gerçekleştirmişlerdir. Yerlerine gelecek olanlar da Atina'daki rejimin talimatlarını uygulayacaklardır. Böylece RMMO, daima Yunan askeri rejiminin bir aracı olacaktır. Eminim ki BM Güvenlik Konseyi üyeleri bu tuzağı anlamışlardır..." "... Görüşmelerin şimdiye kadar tatmin edici olduğunu söyleyemem. Fakat ATİNA REJİMİNİN iki yüzlü politikası nedeniyle nasıl ilerleme sağlanabilirdi? Görüşmeler, bütün tarafların üzerinde anlaştığı şekilde bağımsızlık temeli üzerinde sürdürülmekteydi. Atina rejimi, bu konuda hem fikir olduğunu belirtmiş ve Yunan Dışişleri Bakanlığı da Yunanistan'ın bu konudaki politikasının açık olduğunu vurgulamıştı... Eğer gerçek buysaydı, Yunan askeri rejimi, amacı adanın Yunanistan'la birleştirilmesi ( ENOSİS) olduğunu açıklayan ve üyeleri kendilerini Enosisci, ilhakçı olarak tanımlayan EOKA-B terör örgütünü niye yaratmış ve desteklemiştir?"

"... RMMO kamplarında görevli Yunanlı komutanlar, sürekli olarak Enosis'in gerçekleştirilmesinin mümkün olduğunu ve benim tarafımdan hasıraltı edildiğini söyleyerek, bana saldırmışlardır. Kendilerine bunları ve Yunanistan'ın bağımsızlığı desteklediği yolundaki açıklamalarını anımsattığımda, bana diplomatların sözlerine fazla önem vermememi" söylediler. Bu koşullar altında görüşmelerin olumlu bir sonuca ulaşması olası mıydı? Yunanistan'ın bu iki yüzlü politikası görüşmelerin önündeki en büyük engeldi..."

"Yunan Cuntasının bu darbesi, görüşmelerin ilerlemesi için en büyük engeldir. Daha da ötesi, bu durumun kısa bir süre devamı dahi sürekli bir huzursuzluk kaynağı olacak ve tamiri güç derin yaralar açacaktır. Güvenlik Konseyi üyelerine çağrıda bulunarak, Atina tarafından yaratılan darbenin son derece olumsuz sonuçlarına ve yaratılan anormal duruma son vermesini ve bütün yolları deneyerek anayasal düzeni ve demokratik hakları daha fazla gecikmeden yeniden tesis etmesini istiyorum. Bu, Kıbrıs Rumlarının bir iç meselesi değildir. Kıbrıslı Türkler de olumsuz şekilde etkilenmiştir. Yunan Cuntasının darbesi bir işgaldir ve bunun sonuçlarından Kıbrıs'ın bütün halkı, Tükler ve Rumlar acı çekmektedir. Adada bulunan BM Barış gücü,bu askeri darbe koşullarında barışı koruma görevinde etkili olmaz. Güvenlik Konseyi, Yunanistan'daki askeri rejime, RMMO'da hizmet yapan Yunanlı subayları geri çekmesi çağrısında bulunmalı ve onların Kıbrıs'ta süren işgallerine son vermelidir... BM Güvenlik Konseyi'nin bu yönde alacağı bir kararın, işgalin sona erdirilmesi ve ihlal edilen bağımsızlığın ve Kıbrıs Halkının demokratik haklarının yeniden tesis edilmesini sağlayacağı konusunda hiçbir şüphem yoktur..."

Türk Barış Harekatı'nın nedeni neydi?

Makarios'un Cuntaya gönderdiği mektup ve darbenin bizzat Yunanlı Subaylar tarafından yönetilmesi, adanın bir yabancı ülke tarafından işgal edildiğinin bir kanıtıydı... Kaldı ki Makarios, 19 Temmuz 1974'de Güvenlik Konseyi'nde yaptığı konuşmada bunu açıklıkla ortaya koymuştu. Adanın kısa sürede fiilen Yunanistan'a bağlanacağı da açıktı.

Nitekim, bir Yunan subayları grubunun Atina'da Ajans France Press'e verdiği belgeye göre, darbenin amacı "bir yıllık süre içinde yapılacak halkoylamasından sonra, Kıbrıs'ın Yunanistan'la birleştirilmesiydi..." Zaten daha önce de EOKA-B'nin amacının "adanın Yunanistan'a ilhakı olduğu" defalarca açıklanmıştı... İç politikada sıkışmış durumda olan Yunan Cuntası ise, dış politikada ulusal bir heyecan yaratarak, asırlardır süren Kıbrıs'ın ilhakı mücadelesini sonuçlandırmak, adayı Yunanistan'a bağlamak, böylece Ulusal Kahraman olmak ve dikkatleri dışa çekmek niyetindeydi... Türkiye, bunları yakından izlemekteydi...

Nitekim, daha sonra Samson'un yayınlanan anılarında da belirtildiği gibi Türk müdahalesinin gerçekleştiği sıralarda, Yunanistan'dan beklediği yardımın gelmesi halinde, Yunan Devlet Başkanı Gizikis'le vardığı anlaşma uyarınca Samson, ENOSİS için hazırladığı mesajı radyodan, okuyup "ilhakın gerçekleştiğini" duyuracaktı.

Bu mesajda şöyle deniyordu:
"Kıbrıs Yunan Halkı Tanrı, insanlık ve Kıbrıs Hellenizmin özgürlük için yaptığı fedakarlıklar adına, Kıbrıs'ın birleştiğini ilan ediyorum. Halkımızın oldum olası var olan isteği ve ülküleri bu an için haklılığa kavuşmuş bulunuyor. Yaşasın Birleşmiş Ulus".

İşte, Türk Barış Harekatı, adanın Yunanistan'a ilhakını, Türklerin ilhaka karşı çıktıkları için yok edilmesini önlemeyi ve Kıbrıs'ın bağımsızlığını koruyup, adada her iki halk için geçerli olacak barışı gerçekleştirmeyi amaçlamaktaydı.

20 Temmuz Barış Harekatı'nın gelişimi nasıl olmuştur?

Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit, adadaki Yunan işgalini önlemek amacı ile müdahaleye karar verdikten sonra, diğer bir garantör devlet olarak İngiltere ile birlikte müdahale etmek amacıyla görüşme yapmak için, 16 Temmuz 1974'de İngiltere'ye gitti. Yapılan görüşmeler sonucu İngiltere'nin ortak müdahaleye yanaşmayacağını anladı. Ecevit, 17 Temmuz tarihinde yapılan görüşmede Başbakan Harold Wilson ve Dışişleri Bakanı Callaghan'dan hiç olmazsa daha az kan dökülmesi için İngiliz üs bölgelerinden çıkartma yapma izni istedi. Bu teklif de reddedildi. Bu durum üzerine Türk birlikleri 20 Temmuz sabahı Girne bölgesinde Pladini Plajı, (Yavuz Çıkarma Plajı) denen bölgede adaya çıktı. Aynı anda da Türk Hava Kuvvetlerine mensup uçak ve helikopterler Boğaz ve Ortaköy bölgelerine indirme harekatı başlattı.

Bu arada Türk halkının yaşadığı ve Türk mücahitlerinin savunduğu bölgelere saldırıya geçen Rum birlikleri, bir çok küçük Türk köyünü yakıp yıkıyor, sivil halkı esir alıyordu. Mağusa ve Lefkoşa hariç olmak üzere, birçok büyük kasaba da Rum-Yunan birliklerinin eline geçmiş bulunmaktaydı. Bu arada özellikle Boğaz, St. Hilarion, Lefkoşa, Ortaköy ve çıkarma bölgesinde yoğun çarpışmalar, sürmekteydi. Harekatın ilk gecesi Türk Alayına doğru saldırıya geçen Yunan alayı ile yapılan göğüs göğüse çarpışmalar, Türk Alayının üstün mukavemeti ile karşılaşıyor ve başarısızlıkla sonuçlanıyordu.

Kıbrıs'ta çarpışmalar sürerken 20 Temmuz günü toplanan BM Güvenlik Konseyi, 353 sayılı kararı alarak, yabancı askerlerin derhal adadan çekilmesini istiyordu. 22 Temmuz tarihinde yeniden toplanan Güvenlik Konseyi, bu kez de 354 sayılı kararı alıyor ve aynı talebi tekrarlıyordu. Türkiye, 22 Temmuz'da saat 17'den itibaren bu karara u***** ateş kesi kabul etti. Bu süre içinde Girne-Lefkoşa Hattı birleştirilmişti.

Kıbrıs'ta ateş-kes sağlanması ile birlikte Yunan hükümeti istifa etmiş, Karamanlis Fransa'dan Atina'ya dönerek bir ulusal birlik hükümeti kurmuş, Kıbrıs'ta ise Samson çekilerek yerine eski Temsilciler Meclisi Başkanı Glafkos Klerides geçmişti. Bunun ardından Cenevre'de Cenevre görüşmeleri başlamıştı


1. Ve 2. Cenevre görüşmeleri nedir? 2. Barış Harekatı nasıl gerçekleşmiştir?

Ateş-kesin sağlanmasından sonra 25-30 Temmuz tarihleri arasında 1. Cenevre görüşmeleri yapıldı. Konferansa; Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, Dışişleri Bakanları düzeyinde katıldılar. ABD, Sovyetler ve BM de gözlemci bulundurdular. 31 Temmuz günü 1. Cenevre Anlaşması imzalanmıştır. Kıbrıs'ın bağımsızlığının teminatçısı olan üç ülkenin imzaladığı anlaşmaya göre, adada iki otonom yönetimin varlığı kabul edilmiştir. Kıbrıs Rumları ve Türk Birlikleri arasında BM örgütü tarafından bir güvenlik bölgesi oluşturulmuştur. Rumlar işgal ettikleri bölgelerden çekileceklerdir. Karma köylerin güvenliğini BM Barış Gücü sağlayacaktır.

1. Cenevre görüşmeleri sırasında Türkiye'yi; Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Yunanistan'ı; Dışişleri Bakanı Mavros, İngiltere'yi; Dışişleri Bakanı Callaghan, Kıbrıs Türklerini Denktaş ve Rum tarafını da Klerides temsil etmişti.

1. Cenevre anlaşmasından sonra Rum tarafının samimiyetsizliği bir kez daha ortaya çıktı. Çünkü anlaşmanın amir hükümlerine karşın, daha önce Rumlar tarafından işgal edilen Türk yerleşim yerleri boşaltılmamış, BM'e teslim edilmemiş, esirler serbest bırakılmamıştı. Bu arada karma köylerde bulunan RMMO askerleri de geri çekilmemişti.

2. Cenevre görüşmeleri bu koşullar altında 8 Ağustos 1974'de başlamıştır. Konferansın başında Türk tarafı, 1. Cenevre anlaşmasının uygulanması için kesin bir tarih saptanmasını istemiştir. Ne var ki Rum tarafı konuyu uzatarak zaman kazanmak eğilimi içindeydi. Bu süre içinde de adadaki askeri gücünü artırmak ve dünya kamuoyunu aleyhimize çevirmek için büyük bir çaba harcıyordu.

Türk tarafı son önerilerini 12 Ağustos günü sundu. Rum tarafı yine oyalama taktiğine başvurunca, görüşmeler 13 Ağustos tarihinde kesildi. 14 Ağustos sabahı ise 2. Barış Harekatı başladı. Harekat, Doğu'da Mağusa ve Batı'da da Lefke'ye kadar ulaşılarak bu bölgelerin ve işgal edilen Türk köylerinin kurtarılmasını amaçlıyordu. Türkiye, 16 Ağustos tarihinde belirlenen hedeflerine ulaşarak ateş-kes kararına uydu. Bu süre içinde Güvenlik Konseyi 357, 358, 359, ve 360 sayılı kararları alarak, ateş-kes sağlanması ve görüşmelere başlanması çağrısı yapıyordu. Bu sırada Türk ordusunun ulaşamadığı bölgelerde bulunan Türklerin tümü esir alınıyor, yeni toplu katliamlar yapılıyordu... Kurtarılan bölgelerde ise adeta bir bayram sevinci yaşanıyordu...

....
Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Kartal'in Mesajına Teşekkür Etti.