Tekil Mesaj gösterimi
Eski 29.01.09, 07:20   #1
Kartal
Müdavim

Kartal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 1414
Mesajlar: 5,633
Ettiği Teşekkür: 17569
Aldığı Teşekkür: 24297
Rep Derecesi : Kartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardırKartal şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Muhammed Barzanî-Şeyh Ahmed Barzanî-Barzanîlerin T.C. ile Savaşı


Mühtedîlikten Osmanlı'ya, İngilizler'e ve Türkiye Cumhuriyeti'ne isyana...


Yirminci yüzyilin baslarindan itibaren Kuzey Irak Kürtlerinin tarihinde mühim rol oynayan Barzanî aşireti ve bölgedeki ilk faaliyetleri hakkinda bizde ciddî bir araştırma yapılmamıştır. Son zamanlarda Mesut Barzanî'nin bazı açıklamaları ile bir kez daha gündemimize gelen bu ailenin tarihî serüveninin özeti, dikkate değer...

Kuzey Irak'ın Hakkâri'ye yakın uç noktalarından birinde, dağlık bir arazide kurulan Barzan Köyü, çevre köylere hâkim bir noktada bulunmakta, Musul vilâyetine bagli "Zibar" nahiyesinin de merkezini teşkil etmekteydi. Osmanli Arşivi belgelerine göre 1909'da yine Barzan merkez olmak üzere üçüncü sınıf bir kazaya dönüştürülmüştü. Bu kaza ve çevresinde Barzan, Zibar, Beçil ve Fakih Abdurrahman aşiretleri ayrı ayrı yerleşim birimlerinde yaşamakta ve çoğu kez de birbirleriyle "aşiret kavgası" yapmaktaydılar. Bu nedenle Osmanlı yönetimi bölgede güçlü askerî karakollar kurmuş ve önemli miktarda güç bulundurmak zorunda kalmıştı. Aslında bu aşiretler çok büyük aşiretler değildi. Meşhur Kürt tarihçilerinden Mehmed Emin Zeki, "1931'de Barzan aşiretinin 2750 hane olduğunu, yerleşik hayata geçip bağcılık, tütüncülük ve hayvancılıkla ugraştıklarını" yazar.


Nakşibendîliğin Yayılışı

Barzan Köyü'nün ne zaman kurulduğunu kesin olarak bilmesek de bu köyün kurulmasında ve gelişmesinde Barzanî Ailesi'nin rolünü biliyoruz. Bu aileden bilinen ve Barzan Kalesi'ni yapan ilk lider, Mesud'dur. Büyük Zap ırmağının sol kıyısında kurulan bu köye, başka bir yerden damat olarak gelen Mesud, oğlu Said'i bölgedeki meşhur medreselerde okuttu. Said'den sonra oğlu Mesud da benzer bir eğitimden geçti. Özellikle onun oğlu Taceddin, tasavvufa ilgi duyarak Barzan Köyü'nde bir tekke kurdu. Bu yıllarda bölgede Kadirîlik ve Nakşîlik önem kazanmıştı. Bölgede Nakşibendîliğin ilk yayıcısı Mevlânâ Halid-i Bağdadî'dir (1777-1837). 1809 yilinda Hindistan'a giderek Abdullah-i Devlevî'den (ks.) hilâfet alan Halid, kısa sürede bölgenin en etkin şeyhi olmustu. Özellikle Hakkârili Abdullah Nehrî ve Palulu Ali Septî (Seyh Said'in dedesi) aracılığıyla Kuzey Irak ve Doğu Anadolu'da yayılan Halidîye, Barzanîleri de tesir sahasina almakta gecikmemişti. Nehrîlerden Seyyid Taha, Barzanlı Şeyh Taceddin'e hilâfet vererek Barzan'daki tekkenin aktivitesini hızlandırmıştı.

Şeyh Taceddin'den sonra yerine geçen oğlu I. Abdüsselâm, Seyyid Taha tarafindan fıkıh dersleri almış olmanın da avantajıyla ilişkilerini sıklaştırmış, hatta zaman zaman Halid-i Bağdadî'yi (k.s.) bile ziyaret etmişti. Kürt kaynaklarına göre I. Abdüsselâm bu ziyaretlerinin birinde Mevlânâ Halid'den bölgenin Nakşî halifesi olma iznini de almıştı. 1872'de şeyhliği oğlu Muhammed'e bırakarak vefat etti.

Siyasî Kürtçülerden M. Sıraç Bilgin, "I. Abdüsselâm, Osmanlıların mecburî iskânına ve zorla askere almalarına karşı ayaklanmış, görüşmelere gittiği Musul'da asılmıştı" dese de elde ne Osmanlı kaynakları ne de konuyla ilgili Kürt kaynakları bu bilgileri doğrulamamaktadır.

I. Abdüsselâm'ın öldürülmesi olayı ile ilgili Hollandalı Kürdoloji uzmanı Martin Van Bruinessen oldukça farklı ve ilginç şeyler anlatmaktadır. Onun verdiği bilgiye göre, Seyyid Taha'nın kardeşi Şeyh Saleh'den hilâfet alan I. Abdüsselâm, şeyhinin ölümü üzerine kendisini şeyh ilân etti. Buna kızan Seyyid Taha'nın oğlu ve yeni şeyhi Ubeydullah, "Abdüsselâm ve müridlerinin delirdiklerini, şeytanın kurbanları olduğunu" ileri sürerek, ona savaş açtı. Şeyhlerinin yenilmesine rağmen Abdüsselâm'ın müridleri onu mehdi ilan ettiler. Abdüsselâm da korkusundan saklandı. Daha sonra da öldü. Yerine oğlu Muhammed geçti. Muhammed, Şeyh Ubeydullah'a bağlılığını bildirdi. Fakat Ubeydullah'ın Hicaz'a sürülmesinden sonra bu kez de Muhammed Barzanî mehdiliğini ilan etti. Bu, bölge halkı tarafından benimsenmedi. Bölgede Barzanîler "divâne" olarak adlandırılmaya baslandılar.


Muhammed Barzanî

Kürt kaynaklarina göre I. Abdüsselâm'in yerine geçen Muhammed, zâhid, aşiret ve kabile kavgalarından kaçanların sığınağı, aktif bir insandı. Osmanlıya yapılan şikâyetler sonucu Bitlis'e sürülmüs ve bir kaç yıl sonra da sürgünden dönmüştü. Ondan sonra da kimseyi kabul etmemiş ve 1903'de yerini oğlu II. Abdüsselâm'a bırakarak vefat etmişti. Şeyh Muhammed'in oğlu Molla Mustafa Barzanî anılarında, "1903-1904'de bir gün köylerini basan Hamidiye Alayı mensuplarınca tutuklanarak, ailece Diyarbakır hapishanesine konduklarını, bir buçuk yıl kaldıktan sonra döndüklerini" anlatmaktadir. Diyarbakır ya da Bitlis'te sürgün kalan ailenin bu felâketinde Osmanli Arşivlerindeki belgelere göre Osmanlı'nın tavrı değil aşiret ve tarikat kavgaları rol oynamıştı. 1888 başlarında Barzanî aşiretinin katıldığı bir kavgayı Osmanlı ordusu bastırmıştı. Barzanî aşireti 1898'de Becil ve Fakih Abdurrahman aşiretleriyle siyasî, Eylül 1903'de Semdinanli Şeyh Muhammed Sıddık Nehrî'yle dinî nüfuz mücadelesi olarak değerlendirebilecek çatışmalar yaşamıstı. Aslında Şeyh Muhammed ilginç bir insandı. Kekeme olmasi nedeniyle tam bir medrese eğitimi alamamış ve babasının daha onun medrese talebeliği döneminde vefatıyla henüz talebe iken; postuna oturmuştu. Rus Kürdolog Bazil Nikin'e göre, kaba yöntemlerle kendi nüfuzunu sürdüren Şeyh Muhammed, Şeyh Ubeydullah Nehrî'nin Osmanlı yönetimince 1880 Kürt isyani nedeniyle Hicaz'a sürülmesinden sonra bölgedeki nüfuzunu daha da arttırmış, civardaki aşiret liderlerine birer birer boyun eğdirmişti. Bundan sonra o da babası I. Abdüsselâm gibi mehdiliğini ilân etti. Mehdiliğini ilân etmekle kalmadı, Musul'a ve dolayısıyla Osmanlı'ya "cihad-ı mukaddes"(!) ilân etti. Mehdiliğini ve cihad çağrısını kabul etmeyenleri acı bir son, feci ölümler bekliyordu. Zibar aşireti liderlerinden Molla Perisey'in başına gelenler korkunç ve tüyler ürpertici idi. Molla parça-parça edilerek öldürülmüş, bu parçalar oyulmuş yaşlı bir ceviz ağacının gövdesine konarak yakılmıştı.

Barzanîlere bağlı Becil Şeyhi Nehrili Şeyh Muhammed Sıddık'a yazdığı bir mektupta, "Burada adlarını bile ağza almak istemediğim bu rezil aşiretin ve bu kötü ruhlu ailenin bana ettikleri namussuzca işler, onur kırıcı işler de var ayrıca. Burada senin tarafsız kararını istiyorum. Bilirsin ki, onlar Kur'an-ı Kerim'e bile acımamış ve onun sayfalarını çöpe atmışlardır. Benim mescidimi kirletmişlerdir" diyordu.


Yahudi Barzanîler

Kuzey Irak'ta asırlardır "Tat" diyelekti ile konuşan, ticaret ve küçük zenaatlarla uğraşan, bir çok kasaba ve köyde sayıları az da olsa bulunan Yahudilere rastlanmakta idi. Bunlar giyim konusunda da Kürtlere benziyorlardı. Kürtler arasında "Yahudî olmadım, olmayacağım" deyimi yaygın olarak kullanılsa da Yahudiler, Kürtler tarafindan hor görülmezlerdi.

Kürtçe konuşan Yahudilerle ilgili ilk ciddî çalışmaları, kendisi de Kürtçe konusan bir Yahudi olan Kaliforniya Üniversitesi İbranî Dili Profesörü Yona Sabar yapmıştı. Sabar, Tudelali Benjamin ve Haham David'in seyahatnamelerine dayanarak Kürtçe konuşan Yahudilerin tarihî ve etimolojik geçmişleri hakkında bilgi vermişti. Sabar'a göre, Kuzey Irak'ta onikinci yüzyıl ve sonrasında zaman zaman İbn Duği, David Al-roy ve Menahem gibi Yahudi önderlerin öncülük ettiği ve onlarin mesih (kurtarıcı) ilân edildiği Yahudi isyanlari görülmüştü. Sabar'ın ilginç iddiasına göre bölge Yahudileri daha yoksullar arasında yer alırken, özellikle ünlü Barzanî ailesinden gelen hahamlar Kürdistan'ın bir çok yerinde dinî çalışmalar ve eğitim için merkezler kurmuslardı. Bu dinî merkezler, Mısır ve Filistin gibi uzak yerlerden bile öğrenci kabul ediyorlardı. Sabar bu ailenin daha sonra ne zaman Müslüman olduğu konusu üzerinde durmamaktadir. Ancak daha ileride de aktaracagımız gibi özellikle Şeyh Ahmed Barzanî'nin söz ve tavırları Barzanî Ailesi ile ilgili sis perdesini yoğunlaştırmakta, özellikle gizli dinî kitapların varlığı, Müslüman, ehl-i sünnet ve Naksibendî aile görüntüsüyle çelişmektedir.


İkinci Abdüsselâm

1903'de Şeyh Muhammed ölmüş ve geride bes oğlu kalmıştı. Abdüsselâm (II), Şeyh Ahmed, Muhammed Sıddık, Muhammed Babu ve Mustafa Barzanî. Bunlardan en büyüğü Abdüsselâm adıyla başa geçti. II. Abdüsselâm başa geçer geçmez bölgesinde sosyal ve iktisadî yönden hızlı bir atak başlatmıştı. II. Abdüsselâm bir şeyhden çok bağımsız bir siyasî lider gibi davranmaya başlamıştı. Toprak reformu yapmış, fakir gençleri zorlayan, mehirdeki taşkınlık kaldırılmış, toplumsal ilişkiler yeniden düzenlenmeye çalışılmış, güvenlik önlemleri arttırılmış, köylerde camiler daha aktif hale getirilmiş, sorunlar Osmanlı yönetimine aktarılmadan şeyhin atadığı imamlar tarafından çözülmüştü.


İlk Kürt Bağımsızlığı Talebi

Şeyhin 1907'de bölgedeki Kürt aşiret temsilcilerini toplayarak Bâb-i Âlî'ye müracaat ettiği söylense de Osmanlı Arşivi belgelerine göre şeyhin isyanı 1909'da olmuştur. Muhtemelen 23 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânından yararlanmak isteyenler gibi II. Abdüsselâm da "ayrılık" sevdasına tutulmuştu. Hemen Kürt aşiret ve örgütlerle irtibat kurarak onlarla bir toplantı yaptı. Kürt istiklâline meşru zemin hazırlamak için Şeyh Nur Muhammed Berifkanî'nin evinde yapılan bu toplantıda II. Abdüsselâm'ın şu talepleri tartışıldı:

1. Osmanlı, bölgede Kürtçe'yi resmî dil olarak kabul etmeli
2. Öğrenim dili Kürtçe olmalı
3. Bölgedeki yerel yöneticiler Kürt olmalı.
4. Alınan vergilerin bir bölümü okul ve yol yapımı için bölgeye kullanılmalı.

M. Sıraç Bilgin, meseleye dinî bir muhteva da kazandırmak için "Devletin resmî dini İslâm olduğundan, İslâm hukukunun da uygulanması" talebini ekliyorsa da bu doğru değildir. Bu, onun değil, Şeyh Said'in 1926'daki isyan gerekçesidir.

İşin ilginç yanı, toplantıya katılanlar, şeyhin bu taleplerini ve ayrılıkçı tavrını onaylamadılar. Şeyhin aşiret-medrese ve Kürt aydınların ortak hareket edeceği teminatı da onları iknaya yetmedi. II. Abdüsselâm hazırladığı talepleri kendisi gibi ayrılıkçı olan Emin Ali Bedirhan, Seyyid Abdülkadir Nehrî ve Süleymaniyeli Şerif Pasa'ya da teyid ettirdikten sonra kendi adına Bâb-i Alî'ye gönderdi. Bâb-i Âlî hemen bölgeye Dağıstanlı Mehmed Fazıl Paşa komutasında bir ordu gönderdi. Bu ordu da iki ay içinde II. Abdüsselâm'ın bu ilk isyan hareketini bastırdı.

Şeyh II. Abdüsselâm'ın isyanları bundan sonra da birbiri ardına sürdü. Şeyh, Akra ve Hemund Aşireti ile birlikte Eylül 1909'da bir kez daha isyan etti. İsyana Kürdî ve Herki aşiretleri de katıldı. Osmanlı yönetimi 21 Eylül 1909'da "Barzanî Şeyh Abdüsselâm ve avanesinin yerel halk üzerindeki zulmünü ortadan kaldırmak" gerekçesiyle Barzan üzerine yeni bir operasyon baslattı. İsyanın Van bölgesine de yayılabileceği düşüncesiyle bölgeye gönderilen kuvvetlere Yemen için hazırlanan kuvvetler ve Revanduzlu Abdullah Pasa'nın da iştiraki kararlaştırıldı. Musul Valiliği operasyonu sürekli Bâb-i Âlî'ye bildiriyordu. 7 Ekim 1909'da Barzanîlerin bir daha toparlanmayacak şekilde tenkil edildiği, kaçmayı başaran Abdüsselâm ve bazı müritlerinin takip edilmekte olduğu bildiriliyordu.

Ancak bu iş beklenildiği gibi çok da çabuk bitmemişti. 14 Ekim'de şeyh ve yanındakilerin Hakkâri'deki Nestûrî Tayyari Aşireti'ne sığındıkları öğrenilmiş, 20 Ekim'de Barzanîlerin köylerini ve evlerini nakledemedikleri, zahireleri yakarak dağlara firar ettikleri öğreniliyordu. Barzanî şeyhi ve yakınları, çok iyi bildikleri dağlarda sürekli dolaşıyor, ama bir türlü yakalanamıyorlardı. 23 Ekim'de Püreys Boğazı'nda Barzan âsîleri tarafından kuşatılan Osmanlı askerleri kurtarilmıştı.


Barzanîlere İngiliz Desteği

Osmanlı Devleti Barzan isyanını bastırmak, isyanın yayılmasını önlemek için her türlü önlemi alıyordu. Merkezi Barzan olmak üzere Zibar nahiyesi kazaya dönüştürülmüş, Sirvan nahiyesi Revanduz'dan ayrılarak Zibar kazasına bağlanmış, Revanduz'daki tabur Sirvan'a kaydırılmış, Barzan şeyhinin yakalanması için civar vilâyetlerle işbirliği yapılması kararlaştırılmıştı. İsyanın bastırılması ve Şeyh Abdüsselâm'ın takibinde gevşeklik gösterenler yanında Çal mütegallibesi Sadi Ağa gibi şeyhe kucak açanlar da cezalandırılmıştı. Van ve Musul vilâyetleri dışında İmadiye taraflarında da şeyh araştırılıyor, gerekli cephane ve Dördüncü Ordu'dan gerekli takviye yapılıyor, operasyonu yürütmekle görevli Muhyiddin Paşa basarısız bulunarak görevden alınıyordu. Bu arada teminat verildiği takdirde şeyh ve avanesinin de teslim olacağı haberi geliyordu. Bu arada "Lloyd Ottoman" vb. gazetelerde, Barzanîleri takip eden müfrezenin telef edildiği ve Akra kaymakamının da kaçtığı haberi yayınlanmıştı. Gerçekten de isyan gün geçtikçe yayılmış, Semdinan, Gevar, Hemund, Samir ve Dilim aşiretleri de isyana katılmış, isyana katılmayı reddeden Mizuri aşireti Reisi İsmail Ağa, üç çocuğu, eşi ve hizmetçileriyle birlikte katledilmişti. Başarısızlık, Bâb-i Âlî'yi kızdırıyordu. Musul Valisi Fazıl Paşa, Süleymaniye Mutasarrıfı, Zaho ve Dahok kaymakamlarıyla birlikte azledilmişti. Musul ve Süleymaniye'de kurulan Divan-ı Harpler, yakalanan isyancıları acilen yargılıyordu. Bu arada azledilenlere kötü yönetimi ve yolsuzlukları ile tanınan Akra Kaymakamı Ali Niyazi de katılmıştı.

Bu arada isyanin ardındakı asıl güç de ortaya çıkmıştı. Şeyh Abdüsselâmla buluştuğu tespit edilen İngiltere'nin Musul Konsolosu'nun görev yerinin değiştirilmesi, 3 Şubat 1910'da İngiltere Hükümeti'nden istenmişti. Nisan 1910'da Barzanî Aşireti mensupları, hükümete itaat ve isyandan vazgeçme sözü vererek teslim oldular. Heriki, Hemund ve Sirvan aşiretleri de isyandan vazgeçtiler. Barzan Şeyhi Abdüsselâm ve Sirvan Ağası Ahmed de isyandan vazgeçtiğini açıklamıştı. Ancak henüz yakalanmamışlardı. Onlarca kişinin katili Molla Abdurrahman yakalanarak idam edilmişti. Osmanli Devleti, şeyhin takibini yavaşlatmış; Barzanîlerin bir çoğunu affettiği gibi 21 Mayıs 1910'da Barzan halkına, mağdur ve fakir olanlara Hazine'den, 1.000 lira dağıtılması kararlaştırılmıştı. 20 Mart 1913'de af dileyen sekiz arkadaşının takibinden geçici olarak vazgeçilmişti.

Osmanli Devleti bu firsattan istifade, merkezi Barzan olan Zibar kazasının örgütlenmesini tamamlamış, Zibar ile Barzan yerleşim birimleri arasına, Zap Suyu üzerine bir köprü yapılmış, askerî güçler takviye edilmiş, telgraf ulaşımı sağlanmış, kaza bütçesine ilâve yapılmış, kazanın bütün yerel yöneticileri değiştirilmiş ve yenilenmiş, kaza mahkeme ve üyeleri vilâyet dışından tayin edilirken kazanın bağlı olduğu Musul vilâyetinden de Zibar'a (Barzan'a) bir komiser muavini ve yedi polis memuru gönderilmişti. Erkeklere mahsus hapishanenin bir odası kadınlara tahsis edilmişti. Bu arada Barzanîlere karşı Osmanlı ile işbirliği yapan Adramaz Nahiyesi aşiret reisi Sino Ağa vb. desteklenmişti.


Fevzi (Çakmak) ve Barzanî

Ancak Barzanîlerin sükûtu uzun sürmemiş, Şeyh II. Abdüsselâm, Aralık 1913'de yeniden isyan hareketini başlatmıştı. Hereki Aşireti'nin Mam fırkasına saldıran şeyh, adamlarıyla beraber İran'a kaçmıştı. Osmanlı Devleti'nin İtilâf Devletleri'yle savaşa basladığı bir dönemde, 30 Ağustos 1914'de, Şeyh II. Abdüsselâm'ın Hoy'daki Rus generali ile buluşup Osmanlı Devleti'nin nasıl parçalanacağını, Musul ve Van'da Kürtlerin Ermenilerle birlikte nasıl ayaklandırılacağının planlarını yaptıkları, Bâb-ı Âlî tarafından öğrenilmişti. Daha önce çesitli ayrılıkçı Kürt grupları ile işbirliği yapan, özellikle Kürt Teâlî, Kürt Teavun ve Terakki, Kürt Hevi ve Kürt İstiklâl Cemiyeti vb. örgütlerle anlaşan Süleymaniyeli Şeyh Mahmud, Hakkârili Şeyh Ubeydullah Nehrî, İran Kürtlerinden İsmail Simko ile görüşmeler yapmış, İngiliz ve Rusların yardımı ile büyük bir Kürt ayaklanması planlamaya baslamıştı. 1913 sonlarında İran'a giden Şeyh Abdüsselâm, Urmiye yakınlarında Şeyh Muhammed Sıddık en-Nehrî'nin oğlu Seyyid Taha'yı "Rajan" Köyü'ndeki evinde ziyaret etti. Ardından İran Kürtlerinin liderlerinden İsmail Ağa Simko'yu ziyaret etti. Onunla birlikte Hoy ve Tiflis'e giderek Rus generallerle anlaştılar. Bu arada Osmanlı yönetimi de şeyhin başına ödül koydu. Dönüşte Simko'dan ayrılan Şeyh, Genegecin (?) köyünde Safi Abdullah'a (Ibrahim'e?) misafir oldu. Abdullah, Osmanli Devleti'nin vaadi olan ödülü alabilmek için gece uyurken şeyhi yakalayarak Osmanlı yönetimine teslim etti. O zaman genç bir subay olan Fevzi (Çakmak) tarafından Musul'a götürülen ve yargılanan şeyh, mahkeme kararıyla 14 Aralik 1914'de yakın yönetim kadrosuyla birlikte idam edildi. Siyasî Kürtçülere göre bu ölümden o dönem Musul Valisi olan Diyarbakırlı bir Kürt, sair Süleyman Nazif sorumlu idi. Siyasî Kürtçülere göre o, "Türklüğü ile gurur duyduğunu" açiklamisti. Halbuki Süleyman Nazif, İttihatçıların aşiretlere yönelik politikasını tasvip etmediği için istifa etmiş, zorla bu göreve geri döndürülmüştü. O, Kürtlüğü'nü inkâr etmemekle birlikte Kürtlerin Türk milleti ile iç içe olduğuna ve ayrılmayacağına inanan bir aydın ve devlet adamıydı.

Kartal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla