Tekil Mesaj gösterimi
Eski 16.02.09, 09:30   #1
Ekin
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30790
Aldığı Teşekkür: 40438
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart

Kemalizm & Küreselleşme

KEMALİZM

Kemalizm’in dayandığı temel ilkelerbir anlamda Kemalizm’in içeriğini oluşturmaktadır.

Kemalizm bağımsızlık Mücadelesi ile başlamıştır.Bağımsızlık Mücadelesi millet gerçeğine inanış ve varışın bir zaferi olmuştur. Kemalizm herşeyden önce medeni ve insani nitelik bir taşıyan Türk Milliyetçiliğini ifade etmektedir. Kemalizm önce millet haklarını tanıma ve tanıtmadır. Millet egemenliğinin ifadesidir. Kemalizm bir kurtuluştur milletçe bağımsızlığa kavuşmadır.


Kemalizm aynı zamanda çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmadır bir diğer anlamda modernleşmedir.hür fikir ve düşüncedir;hürriyet ve demokrasi anlayışıdır. Kemalizm modern bir toplum hayatı yaşamaTürk toplumuna uygun sosyal siyasal kurumları kurma ve modern toplum olma demektir. Kemalizm önce bir Milli Mücadele gerçeğidir. Milli Mücadelede doğmuş gelişmiş ve ondan sonra da oluşmuştur. KemalizmTürkiye’nin gerçeklerinden doğmuştur ulusal bir anlayışlada çağdaş uygarlık düzeyinin de üstüne çıkmayı amaç bilmiştir. Kemalizm önce Türkçülük demektirTürk milletini sevmekonun yüksek ideallerine bağlı kalmak demektir. Kemalizm insan şahsiyetine kıymet ve değer verir. Kemalizm hürriyethür düşünce ve duygu demektir. Kemalizmbir diğer yönden deAtatürk ilkelerine bağlı kalarak Türk milletini ileri hedeflere yöneltmek ve insanlık ailesi içinde ona en şerefli yeri vermek demektir.


Atatürk fikir ve ideali insanlık ölçüsünde insani değerlerin en iyi kıymetlendirilmesidir. İnsanlığın yararına her hizmet insanı insanlaştıran her moral ve manevi değer Atatürk’ten geçer. KemalizmTürk Devrimi ile oluşmuştur;bir yönü ile Türk Devrimi ile eş anlama gelmektedir. Türk Devrimi bir fikir ve ideal olarak doğmuşihtilalle birlikte eski düzenle ilgisini kesmişMilli Bağımsızlık mücadelesi ile düşmanı Ata yurdundan atmışasıl amacına varan yolda zafer kazanmıştır. Türk DevrimiTürk tarihinin derinliklerinden millet şuurunun sezilmesiyle hız ve kuvvet almış batıcılığı millileştirdikten sonra millet gerçeğinin ihtiyaçlarına cevap vererek yeni kurulan devletin politik hayatını yönetmiştir. Türk devrimi başarıya ulaşırken bir takım temel prensiplere ilkelere dayanmıştır. Devlet hayatını her yönüyle kapsayan bu temel prensiplerin yanı sıra dış politikaya has prensipler de o alanın özelliği icabı belirmiştir. Ayrıca devletçilikte ekonomiksosyal ve kültürel kalkınmaya temel olan ilkedir. Türk Devriminin temel ilkelerini milliyetçilik milli egemenlik milli bağımsızlıkbatılılaşma ve laiklik olarak ele alabilir ve değerlendirebiliriz.



KEMALİZM ve KÜRESELLEŞME

Küreselleşme herkese hoş çağrışımlar yaptıran bir sözcük. Herkes kendi bağlı olduğu inanç sistemi veya ideoloji açısındanküreselleşme kavramına sıcak bakmasını tahrik eden ve mümkün kılan nedenler bulabilir.

Tarih Boyunca Küreselleşme Yanlıları:

Gerçekten de bütün büyük dinler ve başlıca ideolojiler belli anlamda bir küreselleşme özleminin öğretisini yaymışlar takipçisi olmuşlardır. Örneğin Hazreti Muhammet tüm insanları İslamiyet çatısı altında birleştirme misyonunu taşıyordu. Onun kurmak istediği devlet belli bir ulusla özdeşleşmeyen ve belli sınırlarla çevrili olmayan bir ümmet kavramına dayanmaktaydı. Dolayısıyla o da küresel boyutlu bir değişikliğin savaşını vermişti. Mustafa Kemal Atatürk’ün küreselleşme konusundaki yerini şöyle belirleyebiliriz: Atatürk’ün tutuşturduğu kurtuluş aleviAnadolu bozkırlarıyla sınırlı bir amaca yönelmiş değildi. O sömürgeciliğin ve emperyalizmin yeryüzünden ebediyen silineceği bir dünyanın kurulmasına katkı sağlamak amacıyla yola çıkmıştı. Obaşından beri bilincinde olduğu bu durumu 9 Temmuz 1922’de yaptığı bir konuşmasında şöyle açıklamaktadır: ‘’Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısadaha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye azim ve mühim bir gayret sarfediyor. Çünkü müdafaa ettiği bütün mazlum milletlerin bütün şarkın davasıdır.’’ Atatürk emperyalizme karşı savaşmış ve bu yolda unutulmaz bir ders vermişti. Ancak o dünya uluslarının birbirlerine yakınlaşmasından yanaydı. Onun için’’yurtta sulh’’ demekle yetinilemeyeceğini bilmiş;’’cihanda sulh’’ arzusunu da eklemeyi ihmal etmemiştir. Atatürk’ün insanlığın kurtuluşunun bir bütün olarak küresel çözümlerle gerçekleşebileceğini ve bu yolda varılması gereken nihai hedefin ‘’birleşik dünya hükümeti’’nin kurulması olduğunu çok daha açık bir biçimde ortaya koyan ifadeleri de vardır. Bunun içinonun ‘’Söylev’’indeki şu cümlelere göz atmamız gerekecektir: ‘’Baylartüm insanların deneyim bilgi ve düşüncedeki ilerlemesi ve gelişimi sonucunda;Hristiyanlıktan Müslümanlıktan Budizmden vazgeçerek basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak hale konulmuşevrenselsaf ve lekesiz bir dinin kurulması ve insanların şimdiye kadar kavgalar pislikler kaba arzu ve iştahlar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek bütün vücutları ve zekaları zehirleyen kötülük tohumlarını yenmeye karar vermesi gibi koşulların gerçekleşmesini gerektiren bir ’birleşik dünya hükümeti’ hayal etmenin tatlı olduğunu yadsıyamam’ Bütün bunlardan sonrabugüne dek yeryüzünün sahne olduğu belli başlı düşünce akımlarının ve inanç sistemlerinin hemen hepsi gibi Kemalizm’in de küreselleşmeci olduğu sonucuna varabiliriz. Bu çerçevede önem taşıyan en önemli fark ise nasıl bir iktidarın egemenliği altında küreselleşileceği sorusuna bulunacak yanıta göre açıklık kazanabilir. Dolayısıyla Kemalizm’in nihai amacı ile günümüzdeki küreselleşmenin yöneldiği hedef arasındaki farkı da bu soru bağlamında araştırmak gerekir. Küreselleşmeci eğilimlerin her birinin kendisine özgü bir iktidar yapılanması öngördüğü ve bu iktidarın belirlediği bir egemenlik kavramına göre biçimlenmiş bir dünya amaçladıkları bellidir. Günümüzün küreselleşmecilerinin ne tür bir iktidarın egemenliği altında bir küreselleşmeden yana oldukları her zaman açıkça ortaya konulmuş değildir. Çoğu yerdeküreselleşmek için uluslar arası pazara açılmak ve bu pazarın yasalarına kayıtsız şartsız teslim olmak gerektiğini ileri sürerler. Uluslar arası pazarın da bireysel kararların bileşkesinden ibaret olan ünlü ‘’görünmeyen el’’den başka yöneticisi yoktur. Uluslararasında kendi deyimleriyle bir ‘’karşılıklı bağımlılık’’ dönemi başlamıştır ve emperyalizm dönemi sona ermiştir. Gerçekte bir serbest rekabet düzeniyalnızca bazı ders kitaplarında yer almış;gerçek yaşamda hiçbir zaman gerçeklik kazanmamıştır. Gerçekte tüm pazarlar gibi uluslar arası pazarın da sahibi vardır. Uluslar arası Pazar tüm pazarlar gibi görünmeyen bir elin değil;giderek görünen IMF Dünya Bankası gibi uluslar arası odaklarda somutlaşan uluslar arası boyutlu tekellerin egemenliği altındadır. Bu çerçevedeçok sayıda bağımsız ve demokratik rejimler yerine tek ve evrensel bir imparatorluk rejiminin kurulması belirmektedir. Günümüzdeküreselleşen dünyayı bekleyenin de bundan ibaret olduğu her gün biraz daha iyi anlaşılıyor.

Küreselleşmenin Demokrasiyle Çelişen Sonuçları Karşısında Kemalizm

Yalnızca ulusal devlet olgusunun son bulduğu bir dönem başlatılmış olmamakta;aynı zamanda demokrasi de sözde kalmaya mahkum edilmektedir. Uluslararası sermayenin küresel egemenliği kendini göstermektedir. DolayısıylaKemalizm’in ‘’egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’’ ilkesine karşılık’’egemenlik kayıtsız şartsız uluslararası sermayenindir’’ ilkesi egemen kılınmaktadır. Bugünün dünyasındaki küreselleşmeninKemalizm ile derin çelişkisi de bu noktada kendisini göstermektedir. Demokrasinin tarihe gömülmesi yolundaki bu gidişin Kemalizm’i kendisi için bir ayak bağı olarak görmesi doğaldır çünkü Kemalizmtarihsel olarak demokratikleşme ile eş yönlühatta özdeş bir akımdır. Bağımsızlık olmadan demokrasi olmaz.’’ Ekonomik sömürüye yönelmiş büyük devletsömüreceği vesayet altındaki devlette demokrasiye razı olmaz.’’ Atatürkegemenliğin saldırgan devletlerin ve onların kuklası durumuna düşmüş olan padişahın elinden alınarak milletin eline geçmesini mümkün kılan bir kurtuluş hareketine önderlik etmekledemokrasinin kurulması için gerekli ve vazgeçilmez olan temellerin atılmasını sağlamıştır. Kemalizm’in demokrasi açısından ülaaae ne kazandırdığını gerçekçi bir biçimde değerlendirebilmek içinülaaai nereden alıp nereye getirdiğinin önyargılardan arınmış olarak görmek. Şu çok açık gerçeğin bilinmesi gerekir ki Kemalizmülaaai saltanattan alıp’’çok partili’’ düzene getirmiş olan rejimin adıdır. Ancak Atatürk’ün ifade ettiği boyutlarda bir çok partililikbugün dahi sağlanabilmiş değildir. Atatürk’e görekapitalist toplumdasınıf temelinde bir siyasal örgütlenmenin gerçekleşmesi ve her sınıfın kendi siyasal partisini kurması ‘’pek tabiidir’’. Obu konudaki düşüncelerini7 Aralık 1923’te Balıkesir’de yaptığı ünlü konuşmasında şöyle açıklamıştır: ‘’Şunu arzedeyim kibaşka ülkelerde partiler mutlaka iktisadi maksatlar üzerine kurulmuş ve kurulmaktadır. Çünkü o ülkelerde çeşitli sınıflar vardır.

Bir sınıfın çıkarını korumak için kurulan partiye karşılıkdiğer bir sınıfın çıkarını korumak maksadıyla bir parti kurulur. Bu pek tabiidir.’’ Atatürk döneminde ülkemizde yürürlükte olan rejimin demokratiklik düzeyininaynı dönemdedeğil Ortadoğu veya Arap ülkelerindeAvrupa ülkelerinde görülenlerden daha ileri olduğu sonucunu ortaya çıkarır. Batı’da o dönemdeİtalya’da faşizm egemendir. Almanya’da Nazizm tırmanışa geçmiştir. Doğu Avrupa’da da durum farklı değildir. Batı’da diktatörlüğe kaymış olan ülkelerin hepsindeTürkiye’de Atatürk döneminde görülen durumdan farklı olarakırkçılığın kol gezdiği bilinmektedir. KuşkusuzBatıda bu ülkelerin dışında İngiltere be A.B.D gibi ülkeler de bulunmaktadır. Bu ülkelerle yapılacak bir karşılaştırma da Atatürk dönemi Türkiye’si açısından olumsuz bir yargıya varmamız sonucunu doğurmaz. İngilteretüm sömürgelerinde yaptıklarıyla ve A.B.D ülkesindeki zencilere karşı uyguladığı politikayla birlikte değerlendirildiğindeKemalist dönemin demokrasi ve insan hakları sicilinin göreli olarak hayli bir düzgün olduğu sonucuna varılmaktadır. Tüm bunlara karşılıkAtatürk döneminde1924’te seçmen yaşının 18’e indirilmesi ve 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi son derece anlamlıdır. Pek çok ülkede bu siyasal hakların elde edilmesi çetin mücadeleler sonucunda mümkün olabilmiştir. Emperyalizmin boyunduruğundan yeni kurtulmuş bir ülkedeseçme seçilme hakkının tüm yurttaşlara tanınması bakımından da tüm mazlum milletlere örnek ve öncülük etmiş olan Kemalist devrimin bu yönünün çoğu yerde ihmal edilmiş olması;bu devrimizora dayanan ve zora dayalı bir rejim kurmayı amaçlayan bir hareket olarak gösterme çabalarıyla uyuşan sonuçlar vermiştir. Kemalist devrimpadişahın kulu olmaya koşullandırılmış bir ümmetteneşit ve özgür yurttaşlardan oluşan bir ulus doğması yönünde çok büyük bir azim ve kararlılık göstermiştir. Bunun için Atatürk öğretmenlere şöyle seslenmiştir: ’’Biz sizden düşüncesi gürvicdanı hüranlayışı hür kuşaklar istiyoruz.’’ Atatürk kendi döneminde kurulmasına ön ayak olduğu pek çok önemli kurumun katılıma açıközerk bir yapılanma içinde kurulmasına özen göstermiştir. Anadolu AjansıTürk Dil KurumuTürk Tarih Kurumu bunlara örnek gösterilebilir. Atatürk ekonomik alanda da katılımdan yana olduğunu göstermiştir. Bu konuda kooperatifçiliğe büyük önem vermiş ve döneminde kurulan bazı kooperatiflerin bir numaralı üyesi olarak örnek olmak istemiştir. Tüm bunların doğrultusundaKemalizm’in yüzünün hiçbir tereddüde yer bırakmayacak ölçüde demokrasiye dönük olduğundan kuşku edilemez.

Kemalizm bağımsızlıkçı antiemperyalist özü dolayısıyla yalnızca Türkiye’de değil tüm mazlum uluslar açısından demokratikleşme çabalarının en temel dayanaklarından biridir. Atatürkçeşitli yazılarında ve konuşmalarında yansıyan bu doğrultudaki görüşlerini 13 Eylül 1920 günü Meclis’e sunduğu ve tartışmalarda ‘’Halkçılık Bildirisi’’ olarak anılan ‘’Teşkilatı Esasiye Kanunu Layihası’’nın ikinci maddesinde şöyle özetlemiştir: ‘’Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetihayat ve istiklalini kurtarmayı tek ülkü ve amaç bildiği halkıemperyalizm ve kapitalizm egemenliğinden ve zulmünden kurtararakyönetim ve egemenliğin gerçek sahibi kılmakla amacına varacağı kanısındadır.’’ Küreselleşme yanlılarının ulusal devleti tarihin karanlığına gömme çabalarının ciddiyeti asıl burada kendisini göstermektedir. Çünküulusal devletin yıkılmasıaynı zamanda demokrasiye indirilmiş bir darbe olacaktır. Bugün için yeterince demokratik olmayan ulusal devleti daha da demokratikleştirmenin yolları bulunabilir. Oysa devletin yerine kurulmak istenen uluslararası sermayenin egemenliğine dayalı bir tür imparatorluk rejimi ile demokrasinin bağdaştırılması mümkün değildir.

Küreselleşmenin Getirdiği Ekonomik ve Sosyal Modelin Kemalizm ile Çelişkisi:

Küreselleşme ve Kemalizm arasındaki bir diğer çelişki de nasıl bir ekonomik ve sosyal modelin benimsenmesi gerektiği konusunda kendisini göstermektedir. Batılı sanayileşmiş ülkeleriçine düştükleri bunalımı aşmak ve emekçi kitlelerden yükselen talepleri savuşturmak amacıyla 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde sosyal devlet kurumlarını hayata geçirmişler ve bundan bekledikleri yararları önemli ölçüde sağlamışlardır. Kuşkusuz Batılı egemenlerin sosyal devletin hayata geçmesi yolunda tavizler vermelerinde komünizmin emekçi kitlelere yönelik vaatlerinin cazibesinden duyulan kaygı da önemli bir rol oynamıştır. Atatürk’ün ekonomik ve sosyal politikasınısanayileşme öncesi bir toplumda uygulama alanı kazanmış olması dolayısıylasanayileşmiş ülkelerde ortaya çıkmış olan sosyalist akımlarla tıpatıp benzerlik içinde görmek olanağı yoktur. Ancakşurası tartışılmaz bir gerçektir ki Atatürk19. Yüzyıl liberalizminin Avrupa’yı ne denli felaketlere sürüklediğini çok iyi görmüş;bu nedenleizlenmesine öncülük ettiği yolun liberalizmden farklı olduğunun altını ısrarla çizmiştir. Bu nedenledir ki konuşmalarında’’bizi yutmak isteyen kapitalizme ve bizi mahvetmek isteyen emperyalizme’’ karşıt bir doğrultuya işaret ederek ‘’emeğiyle geçinen zavallı bir halk’’ olmanın gerektirdiği bir yapılanmayı hedeflediğini ortaya koymuştur. Hepsinden önemlisialtı ok halinde belirlediği hedefler arasına halkçılıkdevletçilik ve devrimcilik ilkelerini koyarakekonomik ve sosyal felsefesinin özünü hiçbir tereddüde yer bırakmayacak bir biçimde özetlemiştir. Böylelikle belirlediği yolliberalizm ile taban tabana zıttır ve devlet müdahaleciliğinin ve düzenleyiciliğinin önemini önceden kavrayıphayata geçirerek ileri görüşlülüğünü bu alanda da kanıtlamıştır. Devleti küçültmek doğrultusunda çığlıklar atarak kamu girişimciliğine ve sosyal devlete karşı bir savaş başlatmış bulunan küreselleşmecilerbu konuda da karşılarında Kemalizm’i buluyorlar. Küreselleşmenin kaçınılmaz uzantısını oluşturan özelleştirme çabalarındanparasız eğitime karşı sürdürülen kampanyalara kadarküreselleşmenin ayrılmaz sonuçlarını oluşturan her ters adımister istemez Kemalizm’in kazanımlarını tahribe yönelmiş oluyor;dolayısıylatemelinde Kemalizm ruhunun yattığı engellere çarpması kaçınılmaz oluyor.

KüreselleşmeUluslararası Sömürü ve Kemalizm:

Kemalizm’intarihsel olarakbir diğer önemli özelliği de sömürgeciliğin çözülmesi sürecine öncülük etmiş bir hareket olmasıdır. Bu yüzden küreselleşmeuluslar arası sömürüye kazandırdığı olağanüstü boyut dolayısıyla da Kemalizm ile derinden çelişmektedir. Günümüzle ilgili verileraslında çok bozuk olan uluslar arası gelir adaletsizliğininküreselleşme süreci ile beraber hızla derinleşmekte olduğunu ortaya koymaktadır. Yani sömürgecilik yeniden kalkışa geçmiştir. Dünyanın bugün içine düştüğü bunalımdan kurtulabilmesinin gerçek çözümüsosyal adalete evrensel bir boyut kazandırmaksızın mümkün görünmüyor. Batıbugüne kadar yalnızca kendisini kurtarmak istediği içinbir türlü kurtulamamaktadır. Yoksulluk adaletsizlik içinde kıvranan ve sömürüye araçlık eden baskıcı rejimler altında ezilen insanların çoğunlukta olduğu bir dünyadasosyal refah adacıklarını yaşatmanın bir sınır olduğu görülmüştür. Küreselleşme olgusu uluslar arası gelir dağılımındaki adaletsizliği tamamen derinleştirmiştir. Uluslar arası gelir dağılımındaki bu bozuklukyoksul ülkelerdebeslenme yetersizliğinin neden olduğu hastalıkların ve çocuk ölümlerinin artması gibi göstergelerle eşlenmektedir. Türkiye’de deCumhuriyetin en yoksul dönemlerinde bile alt edilmiş olan hastalıkların yeniden ortaya çıkması ve sokak çocukları dramının baş göstermesi gibi belirtilerKemalist devlet anlayışından ayrılıpküreselleşmenin yörüngesine kaymanın zorunlu kıldığı bir modelin benimsenmesinin bedeli olarak yorumlanabilir.

Küreselleşme Mikro Milliyetçilik ve Kemalizm:

Küreselleşmebir yandan ulusal devleti tarihin karanlıklarına gömme kararlılığını taşıyan bir oluşum niteliğiyle varlığını duyururken;diğer yandan ve bu durumla eş zamanlı olarakmikro milliyetçilik denilen akımların hız kazandığı görülmektedir.

Bu yollaulusal devleti zayıflatmaya ve sonuçta tahribe yönelik bir başka unsur daha elde edilmiş olmaktadır. Etnik temele dayalı ayrılıkçı hareketlerin tahriki ve himayesibu yöndeki eğilimlerin en etkili ve en çok görülen örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’de de ‘’Kürt Sorunu’’ olarak tanımlanan bir sorun çıkıyor karşımıza. Bu soruna sırlardır bir arada yaşamış bir ulusun insanlarını iki düşman kampa ayırma sorunudur. Bu sorunun temelinde yatanbölgeler arası gelir adaletsizliği sorunudur. Bu adaletsizlikler olduğu süreceayrılıkçı eğilimlerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Türkiye’deki sorunun çözümü için ilk yapılması gerekenbölgeler arası gelir dağılımını bölücülük tahriklerine yer bırakmayacak bir yapıya kavuşturmaktır. Kimi Batılı çevrelerin önyargılarının aksineTürkiye’de Avrupa’da görüldüğü türde bir etnik ayrımcılık hiçbir zaman olmamıştır. Avrupa’da faşist veya nazist rejimler kurulduklarındayaptıkları ilk şeyazınlıktaki etnik grubu baskı altına almak ve toplama kamplarında yok etmek olmuştur. OysaTürkiye’de demokrasinin ve özgürlüklerin en çok kısıntıya uğratıldığı dönemlerde bile böyle bir durum görülmemiştir. Kısacasıırkçılık ve yabancı düşmanlığı konusundaTürkiye’nin Batıdan öğreneceği çok şey vardır. Türkiye’nin bu konudaki farkını doğuran unsurlar arasındageleneksel Anadolu hümanizmasına ek olarak ve ondan etkilenmiş bir unsur olarak Kemalizm’in önemli bir yerinin bulunduğunu kabul etmek gerekir.

SONUÇ:

Cumhuriyet’in küreselleşme ile derinden çeliştiğini görülüyor. Bu çelişkiulusal egemenlikdemokrasisosyal devlet ve uluslarası sömürü gibi konularda yoğunlaşmaktadır. Cumhuriyet’e ve onun temellerinde yatan Kemalizm’e yönelik saldırıların son yıllarda artmasınıbu çelişkiden bağımsız olarak açıklığa kavuşturmak imkansız gözüküyor. Cumhuriyet’e yönelik saldırılarhedefleri aynı olmakla birliktedeğişik saflardan kaynaklanıyorlar. Bu saldırıların başında dinsel görünüme bürünmüş olanlar geliyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında hemen hepsinin arkasında emperyalizmin olduğu belirlenmiş ve sayısız örnekleri görülmüştür. Din sömürüsü olgusu özellikle 50’li yıllarda baş kaldırmıştır. Bu durumdış politika açısından tam bağımsızlıkçı çizginin terk edilmesi ve ‘’Küçük Amerika’’ olma hayalleriyle süslü yeni bir yörüngeye girilmiş olmasıyla yakından ilgilidir. Bu olgununküreselleşme rüzgarlarını da arkasına alarak olağanüstü bir ivme kazandığını görüyoruz.

Cumhuriyetin daha demokratik ve daha sosyal olması elbette ki gereklidir. Ancak bu gerekliliğin yerine getirilmesinde Kemalizm’in vazgeçilmez bir temel oluşturduğu görmezlikten gelinemez. Küreselleşme görmezlikten gelinemez ancakküreselleşen dünyanın aynı zamanda demokratik olması ve sosyal adalet temelinde biçimlenmesi de reddedilemeyecek bir zorunluluktur. Bunun içinevrensel ölçekli bir demokrasinin oluşumuna ve yeryüzünde kol gezen uluslar arası sermayeye gem vuracak bir uluslar arası demokratik iktidarın yapılanmasına katkı sağlamak da hiçbir ulusun uğruna mücadele etmekten geri kalmaması gereken bir hedef olarak somutlaşmaktadır.

KAYNAKÇA:


* Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri Atatürk Araştırma Merkezi Türk Tarih Kurumu Basımevi 1989 4.baskı cilt:2
* Kemal Atatürk Nutuk Türk Devrim Tarihi Enstitüsü- İstanbul 1962
* EroğluHamzaAtatürkçülükOlgaç MatbaasıAnkara1981
* KökerLeventModernleşmeKemalizm ve Demokrasiİletişim Yayınları-İstanbul1995
* TürkdoğanOrhanKemalist SistemAlfa Yayınları-İstanbul1999

Alıntıdır

.........
__________________



Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla