Tekil Mesaj gösterimi
Eski 20.02.09, 20:32   #1
oneyouu
Ziyaretçi
oneyouu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Konular:
Mesajlar: n/a
Rep Derecesi :
Ruh Halim:
Standart Bir ''Manipülasyon aracı'' olarak medya ve gençlik

Bir ''Manipülasyon aracı'' olarak medya ve gençlik
Günümüz insanı, her gün görmeye alıştığı ve zararsız olduğuna inandığı şeylerden kuşkulanmak zahmetini göze alamayacak kadar duyarsızlaştırıldı. Biraz kuşkulanmalı, çünkü her gün görmeye alıştığı kitle iletişim araçlarının modern teknolojinin katkıları sonucu evrilmesine bağlı olarak; sistemin kitleleri etkisizleştirme yöntemleri de bu modernleşmeye bir anlamda ayak uydurmak zorunda kaldı. Artık insanlar kendilerine ait dünyalarında bile televizyon gibi güçlü bir medya aracılığıyla manipüle edilebiliyorlar. Televizyonun karşısına oturan her izleyici, televizyon muhabirlerinin müthiş girişkenlikleri ve gerçeği yansıtabilmek uğruna cansiperane çabaları sayesinde, dünyada olan biten her şeyi bütün gerçeklikleriyle izleyebildiğine inanıyor. Oysa iletişim bilimci Arthur Asa Berger'ın deyimiyle, kitle iletişim araçlarıyla yansıtılan gerçekler, her zaman gerçeği yansıtmayabilirler. Çünkü insanın kontrolündeki kamera, bir tek noktayı veya objektifin görüş alanına giren yerleri görüntüleyebilir sadece. Kamera, arkasında kalan diğer mekânlarda yaşanmakta olan belki de daha önemli olayları izleyicinin gözünden kaçırmış olur. Hatta kimi zaman, o görülmesi gereken gerçekleri görmezlikten gelip, izleyici kitlesini yanıltabilir de. Böylece televizyon, gerçekleri yansıtan bir araç olması gerekirken, gerçekleri "gerçeğimsiler" üreterek gizleyen bir kitle iletişim aracına dönüşmektedir. Bunun örneklerini 1990 yılındaki Körfez Savaşı'nda yeterince görebilme imkânımız olmuştu. Bugün de buna benzer şeyleri yaşıyoruz aslında. Meselâ son Irak Savaşı’nda Amerika ve ittifak güçleri, medyayı da kontrolünde bulundurarak, bir “işgal gücü” görüntüsünü silmeye çalışıyor ve haksız Irak işgallerini meşru bir zemine oturtma çabası gösteriyorlar. İşgal güçlerinin kontrolündeki medyanın taraflı, eksik ve yanlış bilgilendirmeleri sonucu bölgede neler olup bittiğine dair de izleyici kitleler tam anlamıyla bilgi sahibi olamıyor. Verilmek istenen mesaj şu: “Amerika, bölgeyi terörden arındırmak ve demokrasiyi yerleştirmek için burada !”.

Oysa artık birçok insan anlamaya başladı ki, mesele medyanın gösterdiklerinden ve vermeye çalıştığı bilgilerden çok farklı bir boyuta sahip. Bu gelişmeler karşısında uluslararası medyanın takındığı tavır, kitle iletişim araçlarının aslında bir iletişim sağlamaktan çok, belli bir düşünceyi, kanaati, uygulamayı tek taraflı olarak iletmekten öte bir işlevi olmadığını gösteriyor. Sözgelimi, bölgeyle tarihî ve kültürel bağları olan Türkiye’nin medyası bile, neredeyse “Amerikan medyası” gibi bir işlev üstlenmiş görünüyor.

Arthur Asa Berger, "televizyonun yumuşaklığı (artık yaşamımızın önemli bir parçası haline gelen) parlaklığı, göz kamaştırıcılığı, hemen her şeye nüfuz ediciliği, onun gücünü görmezden gelmemize neden olmaktadır" diyor ve televizyonun, bir an önce yenmek için yığınla çaba sarfettiğimiz bağımlılıklar yarattığını, dolayısıyla televizyon mahkûmları olduğumuzu belirtiyor. İnsanların bu mahkûmiyeti de, onların daha kolay idare edilebilir ve yönlendirilebilir hale gelmesine yol açıyor.

Ortaçağın toplumsal yapısında kilise ve feodal beylerin el yazmaları ve yerel iletişim araçları nasıl etkili bir rol oynuyor idiyse, bugünkü modern-kapitalist toplumların yaygın tüketime dayalı evrensel yapısında basın, sinema, radyo ve televizyon gibi kitle iletişim araçları, benzer rolleri devraldılar. Eflatun, ideal sistemin boyutlarını, siyasal önderin sesini duyurabileceği ölçüde sınırlandırır. Bugün ise kitle iletişim araçları, siyasal iktidarın etkileme gücünü evrenselleştirmiştir.

Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın bütün insanlar, medya tekelini ellerinde bulunduran birinci sınıf kapitalist ülke iktidarının hedef kitlesi olmak durumundadır. Bu, bireyin özgürlük alanına medya kanalıyla tecavüz etmek demektir. Oysa tutucu okul, kitle iletişim araçlarının (kendi ifadeleriyle medyanın) demokrasiyi, özgürlüğü, ifade özgürlüğünü geliştirdiğini ve demokrasinin en gözde aracı olduğunu savunur. Ancak kitle iletişim araçlarının günümüzdeki işlevlerini inceleyecek olursak, bireyin kitle iletişim araçları tarafından çok sınırlı ve çevresi iktidarlar tarafından kuşatılmış bir alanın içinde yakın markaja alındığını görebiliriz ki bu da tutucu okulun görüşlerinin pratikte pek geçerli olmadığını ortaya koymaktadır. Belki sadece iktidarların demokrasi, özgürlük ve ifade özgürlüğünden ne anladıklarını ve onların geliştirdikleri tanımları kitlelere benimsetmek konusunda işlevsel niteliklere sahip olabilir kitle iletişim araçları. Nitekim Louis Althuser, kitle iletişim araçlarını devletin ideolojik aygıtları olarak kabul etmektedir.

İletişim bilimcisi Mc Quail, kitle iletişim araçlarının içerik ve örgütlenme bakımından çok çeşitli olduğunu ve topluma etkide bulunabilecek niteliklere sahip olduğunu belirtir. Mc Quail'e göre etki, kitle iletişim araçlarının işleyişlerinin doğuracağı sonuçları gösterir. Örneğin 1960'ların sonlarında Amerika'nın bazı şehirlerinde ortaya çıkan yaygın şiddet olaylarının ve ayaklanmaların televizyon gibi çok etkili bir kitle iletişim aracı ile yayınlanmasının, başka bölgelerde de birtakım olayların patlak vermesine yol açacağı ileri sürülmekteydi.

Kitle iletişim araçlarının (medyanın) bireyler, kurumlar ile toplum ve kültür üzerinde önemli etkileri olduğu bilinen bir gerçek. Özellikle Kanadalı iletişim bilimci Marshall Mc Luhan, örneğin tarihi değişmeleri açıklama konusunda, iletişim araçlarına olağanüstü bir önem ve öncelik atfetmektedir. Mc Luhan'a göre, dünya kültüründe görülen toplumsal, siyasal ve iktisadî değişimlerin motoru, yazı, baskı, radyo ve televizyon gibi iletişim araçlarıdır.

Tarihsel, politik ve ekonomik güç peşinde koşanlar için kitle iletişim araçlarının denetimi, önemli bir avantajdır. Çünkü kitle iletişim araçları üzerinde kurulan denetimin sağladığı büyük imkânlar ve yararlar vardır bu kimseler açısından. Her şeyden önce kitle iletişim araçları dikkatleri belirli sorunlara, çözümlere ya da insanlara çekip yönlendirerek, güç sahibi olanları kayırıp buna bağlı olarak da rakip birey ya da gruplara yönelmelerini önleyebilir. İkinci olarak, kitle iletişim araçları statü sağlar, meşruiyeti güçlendirir. Üçüncü olarak, kitle iletişim araçları belli koşullarda inandırma ve seferber etmenin bir kanalı olabilir. Dördüncüsü, kitle iletişim araçları belirli toplulukların oluşmasına ve varlıklarını sürdürmesine yardımcı olabilir. Beşinci olarak, kitle iletişim araçları psişik ödül ve doyumların sunulmasında aracı olabilir. Rahatlatır, eğlendirir ve gururları okşayabilir. Genelde kitle iletişim araçları, toplumda bir iletişim aracı olarak aldıklarını geri verirler. Aynı zamanda hızlı, esnek, planlamaları ve kontrolleri de bir hayli kolaydır.

Tutucu okul mensupları, medyanın yararlarını saymakla bitiremiyor. Onlara göre kitle iletişim araçları ahlâksızlığı, düzenbazlığı, günahkârlığı teşhir eden, ifade özgürlüğünün bekçisi gibi çalışan, milyonlarca insanın kültürel seviyelerini yükselten, halka günlük zararsız eğlence sunan, dünya olayları hakkında insanları aydınlatan, ekonomik örgütlerin gelişmesi için ürünlerini satın alma ve tüketimi bıkmadan ısrarla tekrarlayarak, yaşama düzeyini geliştiren sâdık birer hizmetkâr ve kurtarıcıdırlar âdeta. Herbert Marcuse gibi Frankfurt Okulu'nun önde gelen temsilcilerinden biri için ise medya, tutucu okul mensuplarının iddia ettiklerinin tersine, insanı "tek boyutluluğa" indirgemektedir.


Bütün bu tartışmalar ve farklı düşünceler, medyanın en azından dikkatli bir biçimde incelenmesi ve izlenmesi gerektiğini de ortaya koymaktadır. Ancak, medyanın kitleler üzerindeki yönlendiriciliği, yanıltıcılığı gibi etkilerini, genelden özele doğru indirgemek yerinde olacaktır. Belli bir yaşa gelmiş ve gerçeğe ulaşabilmek için başka kaynaklara yönelebilen kesimler bir yana, medyanın tehdidi altındaki en önemli kesim, gençlerdir. Gençler, medya hakkında genellikle kuşkucu değil, tam tersine onun bilgilendirici ve zaman zaman eğlendirici olduğuna dair kanaatlere sahiptir.

Ülkemizde gençlerin önemli bir kısmı, iyi bir televizyon izleyicisidir. Özellikle “popstar” türü yarışma ve eğlence programları, aksiyon filmleri, birbirine benzeyen dizi filmler, gençlerimizin ilgiyle izledikleri program türleridir. Bu programların da ne yazık ki gençlerin gelişimine katkı sağlayabilecek bir özelliği bulunmamaktadır. Zaten medyanın hedefi de, gençlerin gelişimine katkı sağlamak değildir. Bugün, devlet televizyonu bile, izlenme oranlarını yükseltebilmek uğruna neredeyse özel televizyon kanallarının düzeysizliğini yansıtan programlar yayınlamakta ve böylece genç izleyiciyi kendine çekmeyi denemektedir. Daha açık bir ifadeyle, devletin resmî televizyon kanallarında dahi, yayınladığı programlar, sinema filmleri, çocuk programları ve dizilerle, özel kanallardan pek de farklı bir yayın politikası izlenmediğini göstermektedir. Bu da resmî yayın organlarının, gençlerin ahlâkî değerlere sahip nesiller olarak yetişmesinde pek de kaygıları olmadığını ortaya koyan somut bir tablo olarak kabul edilebilir.

Devlet televizyonlarındaki bu “içler acısı” yayın anlayışı, âdeta özel kanallara izleyici kaptırma korkusunun ortaya çıkardığı bir anlayış olsa gerektir. Diğer yandan, özel kanallarda durum daha da vahimdir. Özel kanallar, izleyici çekebilmek uğruna toplumumuzun ahlâkî değerlerini zaten hiçe saymakta ve deyim yerindeyse ahlâkın (veya ahlâkî değerlerin) önemsenmediği yayıncılık anlayışıyla izleyicinin karşısına çıkmaktadır. İzleyici toplam nüfusunun önemli bir yüzdesini oluşturan gençlerimiz de, ahlâkın önemsenmediği yayıncılık anlayışının ürünlerini izleyerek yetişmektedir. Daha da acı olan şey, özel kanalların bu toplumun değerlerine uygun olmayan gayri ahlâkî yayınları, “ailece” izlenmekte, çoğu zaman anne-baba ve çocuklar arasındaki mesafenin de zedelenmesine yol açmaktadır. Bu mesafe, saygı mesafesidir kuşkusuz ve medyanın katkılarıyla yıpranmaktadır.

Medya, gençlerimizin doğru bilgi kaynaklarına yönelmesini engelleyici bir fonksiyon icrâ etmektedir. Veya bilgi kaynaklarını da kendisi önermekte, böylece öğrenme ve gelişme çağındaki gençlerin ufkunu daraltmaktadır. Bu da, gençlerimizin giderek yozlaşmasına yol açmaktadır. Bugün, bilimsel araştırmalara baktığımızda, televizyonlarda yayınlanan filmlerin, gençler arasındaki suç oranlarını artırdığı gibi acı ve üzücü bir gerçekle karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz.

Medyanın gençleri olumsuz anlamda etkilediği bir başka boyutu da, reklamlardır. Reklamların dili, görsel malzemeleri, tüketime yönelik kışkırtıcılığı ile gençlerimiz zihinsel olarak etkilenmektedir. Kuşkusuz reklam ticarî bir faaliyettir ve genel ahlâk ilkelerine aykırı bir reklamcılık biçimi sergilemediği sürece, eleştiriyi de hak etmiyor gibi görünebilir. Ama, reklamlardaki görsel ve yazınsal mesajlar, gençlerimizin hayallerini de kirletmekte, özellikle yoksul genç kesimlerde büyük bir özentiye yol açmakta, gençlerin içinde bulunduğu ekonomik şartları, olumsuz yöntemlerle zorlamalarına varacak kadar, yine olumsuz sebepler oluşturmaktadır.

Ne yazık ki içinde bulunduğumuz modern zamanlarda medya, öğretici ve geliştirici bir rol oynamaktan çok, manipüle edici, kışkırtıcı ve yanlış yönlendirici bir rol oynamaktadır.

Yalçın ÇETİNKAYA

Dr., Haliç Üniversitesi Öğretim Üyesi,
İSTANBUL
  Alıntı ile Cevapla