Tekil Mesaj gösterimi
Eski 11.06.09, 00:25   #1
Kardelen26
Müdavim

Kardelen26 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2009
Konular: 232
Mesajlar: 4,845
Ettiği Teşekkür: 27055
Aldığı Teşekkür: 23199
Rep Derecesi : Kardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura about
Ruh Halim: Suspus
Standart Nasreddin Hoca da mı Kapitalistti?

Nasreddin Hocada mı Kapitalisti?
Çocukluk yıllarından kalma bilinçaltımız; yaşamımız boyunca kişiliğimizi, düşüncemizi, olaylar karşısındaki tavrımızı ve de hayatı ve varlığı anlamlandırabilecek değerler kümesinin seçimini belirleyen unsurların başında gelir.

Hatta bazen basit bir fıkra diye gülüp geçtiğimiz şeyin bile, algımızı ve tasavvurumuzu inşa edebileceği kanaatindeyim.

İşte bu fıkralardan birinin; Nasrettin Hoca’nın “parayı veren düdüğü çalar” hikayeciğinin,Türkiye insanının aklının oluşumundaki dolaylı rolüne geçmeden önce,
insanların ilk devletleri kurmasından beri süregelen siyaset-servet ilişkisinin tarihsel sürecini kısaca hatırlayalım.

Henüz haraca dayalı feodal üretim ilişkilerinin çözülmediği askeri-tarım imparatorluklarında servet kazanmanın yolu siyasetten geçiyordu.

Yani daha fazla para kazanmak için “artık değer”e el koyan yönetenler zümresinden olmak,ya da en azından siyaset adamlarına yakın durmak yaltanmak gerekiyordu.
Ancak sonraları burjuvazinin zaferiyle dönüşüme uğrayan üretim ilişkileri,

kapitalizmle beraber bürokratik örgütlenmeyi beraberinde getirmişti.

Artık durum tersine inkılâp etmişti.

Servete giden yol siyasetten geçmiyor,

aksine siyasete giden yol serveti elinde bulundurmaktan geçiyordu.

Yani yönetenin zenginleştiği yıllar yerini zenginleşenin yönettiği yıllara bırakmıştı.Nasrettin Hoca’nın diliyle konuşacak olursak;

“düdüğü çalanın parayı kazandığı” dönem sona ermiş
“parayı verenin düdüğü çaldığı dönem başlamıştı.
Diğer taraftan, iktidarı da iktisadı da olmayanların çalacakları şey “düdükleri” yerine; ya bir zenginin kapısı ya da aynı zenginin parası olacaktı.


Birilerinin sahip, sahip olanların ise kıyasıya rakip olacakları bu adaletsiz düzende,daha fazla biriktirme tutkusu, basit bir meta alış veriş aracı olması gereken parayı asli bir amaç haline getirecekti.

Amaçlaşan her şey gibi para da kendi fanatiklerini doğuracak ,her fanatizm gibi yakılacak canlarla, akıtılacak kanlarla beslenecekti.

İnsanlığı işte tam da bu çıkmazdan kurtarması ümit edilen yeni nesiller ise, daha fazla apolitikleştirilerek sistemin çarklarında “gönüllü köleler” haline getirilecekti.
Genç nesillerin eğitimi ise, hakim sınıfın çıkarları çerçevesinde verilecekti.

Peki fıkraya dönecek olursak bunda hocanın suçu rolü neydi?

Şöyle ki: bir çocuk en masum eğlencesine dahi parasız sahip olamayacağını daha o yaşlarda öğrenmişti büyüklerinden.

Büyüdükçe bundaki gerçeklik payını daha da iyi anlıyor olacaktı, zira aynı büyükleri “kişi yedisinde neyse yetmişinde de odur” dememişler miydi?
Yediden yetmişe düdük sevdası, para ihtirası…
__________________
Kardelen26 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
8 Üyemiz Kardelen26'in Mesajına Teşekkür Etti.