Tekil Mesaj gösterimi
Eski 15.06.09, 18:20   #1
Kardelen26
Müdavim

Kardelen26 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2009
Konular: 232
Mesajlar: 4,845
Ettiği Teşekkür: 27055
Aldığı Teşekkür: 23199
Rep Derecesi : Kardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura about
Ruh Halim: Suspus
Standart Aklımı Kaybettim/Hükümsüzdür

Aklımı Kaybettim/Hükümsüzdür..


AKLANMAK yerine SAKLANMAK..
ama Kimden?


Allah insanı akıl fukarası etmesin.
Zira en zor şeydir kendine ve tabiatına mukayyet olamamak!
Dolayısı ile bazen insanın kendisine yaptığı kötülüğü bir dünya birleşse
yine de yapamaz.

Akıl yaratılırken insana lütfedilen en önemli nimettir.
Hani derler ya akılsız dosttan akıllı düşman yeğdir diye.
Bu söylem de boşuna değildir.

Akıllı ve erdemli insan içine düştüğü durumu fark ettiğinde,
ya da bu durum bir şekilde kınamaktan ziyade kendisine ders olur,
pişman olur da belki tekrarından kaçınır niyetiyle ifşa edildiğinde
sadece utanır ve AR eder.

Ahmak olanlar ise nefislerinin kamçısı ile içine düştükleri sefil durumlar
ne kadar ifşa edilirse edilsin
''Rezilim ben ya Resulullah''dercesine arz-ı endam ederler çukur haznelerinde. .

Göz görmeye yarayan ışıktan mahrumsa güneş ışığı hiç bir şeyi göstermeye yetmez.
''Akıllı '' bütün faziletleri üzerinde toplayan, ''ahmak''ise her türlü rezillik ve kepazeliğe sahip kimse..
İşte aradaki fark!.

Bunun yanında ahmaklar hem sapıklıktadır hem de başkalarını saptırma yolunda
hem kendileri ile hem de başkaları ile yarışırlar.
Onunla oturmak mucib-i hakaret, ona uyup kavga etmek türlü sıkıntı, belâ ve mihnete katlanmaktır.
Onunla konuşmak peşinen ayıplanmayı, kınanmayı kabullenmektir.
Onların dostlukları da aşırı tehlikeli olup sonunda mazarrat ve ziyan ve kinle netice verir.
Onlara yakın olmak ebedi perişanlık olduğundan uzak durmak selametin ta kendisidir.

Dün sabah tuhaf bir rüya gördüm.
İçi karmakarışık bir kümes, ve kümeste adeta boğazlanmış bir kara tavuk.
Boğazına inen bıçağın etkisiyle çaresizlik içerisinde ne yapacağını şaşıran tavuk
can havli ile çırpınıp duruyor,
o çırpındıkça kanatları kümeste ne kadar pislik varsa havaya kaldırıyordu.

Hayırdır dedim sabah uyandığımda;
Hayırdır!
Gün akşama döndüğünde ise o rüyayı tekrar yaşıyor hissini duymam bana sürpriz olmadı.
Asıl azmaz bal bozmaz, bozarsa yağ bozar aslı ayrandır derler ya
:
Tevafuka bakın ki, çaresizliğin ve akılsızlığın ins soyundan gelen kulların da
kümeste çırpınan kara tavuğa nasıl benzettiğine şahit oldu gözlerim.

Bunlar öyle kullar ki, gurur ve kibrine yenildiğinden aslını zaten kaybetmiş ve
insan suretiyle insanlar arasında yer işgal ederken, kendine kazdığı çukura
her geçen gün biraz daha battığının farkında bile değildir.
Tıpkı meleklerin hocası olan İBLİS
'in bütün ilmine rağmen kendini ziyan etmesi gibi....

Bu yaşına kadar neler neler gören gözlerim çaresizlik ve acziyetin bir kulu
nasıl perişan ettiğini görse de asıl korkunç olanı kişinin hâla bunun farkında olamayışıydı.
Aslında kızılması gereken durumdur belki ama hissettiğim duygu sadece
''ACIMAK''oldu.
Bir bilseydi o kul, bunca uğraştıklarının, bunca çirkefe batırmak için elinden geleni ardına
koymadıklarının hakîkat nazarında ona nasıl acıyan gözlerle baktığını ve aslında bir kere
daha sadece kendini o çukura batırdığını.

Bir görseydi acaba onca ibretlik temaşaya
rağmen kızarmayan yüzü kızarır mıydı?..
Ya da utanma bilmeyen o yüze azıcık utanmanın gölgesi düşebilir miydi?
İşte ahmakların kötülüklerinin son, ayıplarının ise bitmek bilmemesi de bu manevi
körlüklerindendir.

Kim ister güller çiçekler böcekler ve dahi sevda dururken, toplumun bu hastalık ağaçlarını yazmayı.
Hastalık ağacı diyorum, bu kişiler halen içimizdeler.
Ve bu yalanları sanki kendileri değil de sen ben söylemişiz gibi arz-ı endam etmekteler hala...
Yazdıkları kıssa şiirlerle de adres şaşırtmakta kendilerini biz nebze saklamaktalar.
Aslında hayattaki en büyük perişanlıktır bu.

AKLANMAK yerine SAKLANMAK..
ama Kimden?
Hiç yaratılan kendisini Yüce Yaratandan saklayabilir mi?
Bu nasıl bir ahmaklıktır?

Bir dostum bana hep şunu derdi: ''K/argülü asalet doğuştandır, sonradan kazanılmaz''
Bundandır yaşantımızın her alanında herkesin sahip olduğu miktarca asalet ya da asaletsizlik sergilemesi.
Ne eksik ne fazla, küp içinde ne varsa dışarıya o sızmakta
''

Matruşka bebekler! Aklıma sonra bunlar geldi.
Her çıkarışta aslında birbirinin aynısı fakat gittikçe daha küçülen matruşkalar.
Mevcudiyetlerinde kâinatın cümle tezatlarını ve ironilerini barındıran matruşkalar!
Etrafımızda her kelamında adeta kendisini imzalayan ne kadar çok matruşka olduğunun
farkında mıyız acaba..
Ya da onlar sürekli kendilerini imzalayarak,
her geçen gün küçülen matruşkalara benzediklerini hissedebiliyorlar mı?

SİZ EY GÜZEL DOSTLARIM.
AİT OLDUĞUNUZ GÜL BAHÇESİNDE YÜZÜNÜZÜ DÖNDÜĞÜNÜZ BÜLBÜLLER İLE
MİSK-İ AMBER KOKULARI SAÇMAYA DEVAM EDİN.
UNUTMAYIN Kİ EBED, ELBETTE SİZİNDİR!!
__________________
Kardelen26 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Kardelen26'in Mesajına Teşekkür Etti