Tekil Mesaj gösterimi
Eski 02.09.09, 17:09   #1
Kardelen26
Müdavim

Kardelen26 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2009
Konular: 232
Mesajlar: 4,845
Ettiği Teşekkür: 27055
Aldığı Teşekkür: 23199
Rep Derecesi : Kardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura aboutKardelen26 has a spectacular aura about
Ruh Halim: Suspus
Standart Barış günü bugün ... öyle mi ?


BARIŞ GÜNÜ BUGÜN ... ÖYLE Mİ ?


İki küçük çocuk konuşuyorlardı bu sabaha karşı bir yerlerde, belki daha gün doğmadan çok önce. Bir sahilde kumlar üzerinde. Yada köşebaşı duvarlarının gizli yanlarında, belki de bir çatı katının penceresi dibinde. İki geminin aynı palamarla bağlı olduğu bir limanda da olabilir. Tam anımsamıyorum. İki küçük çocuk; daha doğrusu konuşmuyor fısıldaşıyorlardı kendi aralarında.

İki küçük çocuk kendi aralarında fısıldaşıyorlardı. Biri elinde topladığı kır çiçeklerinin kokusunu diğerinin yüzüne doğru gülümseyerek rengarenk üflerken, diğeri de gökyüzünden topladığı ve avucunda sakladığı yıldızları karşısındakinin düşlerine serpiştiriyordu.

İki küçük çocuk kendi aralarında; oyunlar da oynuyorlardı.. Kumdan kaleler, heykelcikler yapıyorlar, heykelcikleri kendilerine benzetiyorlardı. Nehirler, denizler yapıyorlardı. Nehirlerin bulanık suları, denizlere akıyordu.

İki küçük çocuk kendi aralarında; birbirlerini göremedikleri zaman içlerindeki kıpırtılarının adının özlem olduğunu söylüyorlardı. Beklemelerinde öyle.

İki küçük çocuk başka şeyler de fısıldıyorlardı birbirlerinin kulaklarına. Ama bu başka şeyleri başkalarının duymasını istemiyorlardı, korkuyorlardı, kim bilir..

Kendilerini Özgür sandıkları kadar özgür değillerdi. Yaşları şeker yiyebilecek yaşa gelmişti çoktan ama bu aynı zamanda öldürülebilecek yaşa geldikleri demek de oluyordu.

Eylül'ün ilk sabahı . Ölümün ve gözyaşının ve belki sevda hüzünlerinin yada ayrılık şarkılarının renginin aşk kırmızısından sarıya dönmeye başladığı ilk sabah.

Haydi şimdi bu çocuklara söyleyelim, özgürlüğün olmadığı yerde barışın ne anlama geldiğini. Haydi bu çocuklara sermayenin havai fişeklerinin gerçek adının yakıp, yıkan, öldüren, parçalayan, gözyaşlarının duman gibi tüttüğü bombalar demek olduğunu. Bu çocuklara nasıl anlatabileceksek öyle anlatalım sevginin olmadığı yerde barışın olamayacağını.

Duyurabileceğimiz en yumuşak, sevgi dolu ve özgür fısıltılar olarak onların birbirlerinin kulaklarına söylediklerinin üstünü örtecek şekilde söyleyelim.

Çünkü gene bir bomba patlayacak birazdan çok yakınlarında. Gene bir karanlık, bir aydınlığı sırtından bıçaklayacak gözlerinin önünde. Gene uzak kurşunlar en yakın yürekleri vuracak tam orta yerinden.

Çocuklar kulaklarını kapatacak duymamak, gözlerini yumacaklar görmemek için. Belki korkup kaçacaklar bir başka yönlere yada ellerini bırakmadan birbirlerinin, hemen oracıkta ölecekler.
Belki bir limanda, köşebaşlarının görünmeyen taraflarında, teras katlarında, kumsalda..

Haydi anlatalım vakit daha geç olmadan, anlatabileceksek..
__________________
Kardelen26 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla