Tekil Mesaj gösterimi
Eski 08.09.09, 01:23   #1
nur@n
Süper Üye

nur@n - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2009
Konular: 511
Mesajlar: 2,261
Ettiği Teşekkür: 1393
Aldığı Teşekkür: 5429
Rep Derecesi : nur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Dile Sahip Çıkmamak, Vebaldir

Dile sahip çıkmamak, vebaldir!

Türk Dil Kurumu’nun en son çıkardığı Türkçe Sözlük’e göre 104 bin kelimeye sahip olan Türkçe, mühim bir hazinedir Günümüz insanında lûgat kullanma alışkanlığı olmadığından maalesef bu hazineden yeterince faydalanılmıyor Öz değerlerden kaçışla eşdeğer olan dil şuurundan mahrum olma durumu, sadece sokaktaki vatandaşa değil, aydınlarımıza, sanatçılarımıza, siyasetçilerimize kadar sirayet etmiştir “Dikkatle incelendiğinde yazılan makalelerde, yapılan ilmî toplantılarda veya değişik şekilde tertip edilen toplantılarda yapılan konuşmalarda yabancı kelime kullanmak bir üstünlük aracıymış gibi telakki eldir hâle gelmiştir Aslında bir nevi kendinden ve kültüründen kaçış da diyebileceğimiz bu durum, ötekine ilgi duyma, onun üstünlüğünü kabul etme ve kendi birikimini yetersiz görme anlamını da taşımaktadır Meselâ, ‘konsensüs’, ‘kompleks’, ‘prezantasyon’, ‘konsantrasyon’ vb kelimeleri, bunların Türkçesi varken kullanmak farklılık arayışından başka bir şey değildir”

Bu mânâda cemiyetin önünde olması gereken sanatçı ve yazarlarımıza bu meselede oldukça önemli vazifeler düşmektedir Her şeyden önce toplum önünde yapılan konuşmalarda, radyo ve televizyon programlarında bu konuyu sık sık gündeme getirerek, toplumda ortak bir şuur oluşmasına katkıda bulunulmalıdır Bugün, insanlarımız ana diliyle yazılan metinleri dahi anlayamaz duruma düşmüştür Bunu bir eksiklik olarak değerlendirip bir an önce kendi dil ve kültürümüzle barışmalıyız Dili bir ‘namus’ bilerek iffetimizi koruma hassasiyeti içinde olmalıyız

Televizyon, gazete, radyo ve dergi gibi haberleşme vasıtaları da kendi üzerine düşen vazifeleri yerine getirmelidir “Bu iletişim araçlarının merkezlerinde Türkçeyi iyi bilen, Türkçenin inceliklerine hâkim uzmanlar bulunmalıdır Bu uzmanlar, gazetedeki köşe yazısından reklâmlara, haberlerden ilânlara kadar bütün yazıları dikkatle incelemeli ve gerekli düzeltmeleri yaparak dilimizin inceliklerini yansıtmalıdırlar”

Okullarımızda, Türkçe öğretimini yeniden yapılandırmak gereklidir Çünkü dil öğretiminde asıl gâye, dinleme, konuşma, okuma, yazma gibi temel kabilîyetleri geliştirmektir Bu sebeple dil dersleri, bir bilgi kazandırma/yüklemeden ziyâde, kişilerin iletişim ve düşünme kâbiliyetlerinin geliştirilmesine hizmet etmelidir Bugün ortalama bir lise, hattâ üniversite mezunu bile, merâmını açık ve rahat bir şekilde anlatamamakta, söyleyeceklerini üç-beş kelimede bitirmektedir Bu üç-beş kelimeyi/cümleyi söylerken bile sık sık ‘şey, işte, yani, böyle, ee, ıı’ gibi kelime ve nidâlarla bu konudaki eksikliğini göstermektedir Bu problemin çözümü için talebelere derslerde sık sık hazırlıksız konuşmalar yaptırılmalıdır Bu tür çalışmalar daha sonra topluluk karşısında yaptırılarak, öğrencilerin his ve düşüncelerini daha şuurlu ve tesirli anlatmalarına imkân sağlanmalıdır

Dil şuuru mevzuu sadece okul, öğretmen ve devletle ilgili bir mesele de değildir Bu hususta “Hiç şüphesiz anne ve babalara da düşen vazifeler vardır Çocuklara anadillerine daha yabancılaşmadan anadil şuuru verilmeli, dillerinin tatlılaşması için onlara şiir öğretilmeli, sık sık masallar okunmalıdır Nitekim şiir, kalbi şefkatle doldurup duygulandırır Bunun yanında kendi dillerini sağlam öğrenme ve düşüncelerini rahat ifade edebilme gibi hassasiyetler kazandırır Özellikle yabancı ülkelerde yaşayan ailelerin bu konuda daha da dikkatli olması gerekmektedir Çocuklarına anadilleriyle yazılmış eserleri sık sık okutmalı, onların bu bilinci devam ettirmeleri için konuşmalarında kulağa hoş gelen, insanın ruhunu okşayan güzel sözlere ve lâtifelere yer vermeli, özellikle tatil zamanlarında çocuklarını Türkiye’ye göndererek onların temiz bir çevrede ve güzel konuşan insanlar arasında kalıp dili bilinçli kullanma hassasiyeti kazanmalarına uygun ortam hazırlamalıdırlar”

Telâffuz yanlışlarının da dilimizi yabancılaştırdığından söz etmeliyiz Dilimizdeki bazı kelime ve kısaltmaları Türkçeye göre değil de, İngilizceye göre telâffuz, şu an için ciddi bir tehlike oluşturmaktadır Meselâ ‘NTV’yi Türkçe söyleyişe uygun ‘neteve’ şeklinde telâffuz etmemiz gerekirken, İngilizce ‘entivi’ şeklinde telâffuz etmek, kendi dilinden utanma, sıkılma veya ötekisiyle tatmin olma ruh hâli değilse nedir? Bunun dışında çok sınırlı bir kelime kadrosuyla konuşan aydınlarımız ve gençlerimiz, bazı Osmanlıca kelimelerin telâffuzunu yanlış yapmaktadır: ‘Şefkât’ yerine ‘şevkat’, ‘keşf’ yerine ‘keşv’, uzman mânâsına gelen ‘mütehassıs’ yerine ‘mütehassis’, ‘tashih’ yerine ‘tahsis’ konuyla ilgili akla gelen yanlışlardandır Hattâ bu telâffuz hataları Türkçe harfleri İngilizce telâffuz etmek garabetine dahi varmıştır Meselâ yanlış bir şekilde ‘h’ harfi ‘haş’ veya ‘eyç’; ‘t’ harfi ‘ti’ şeklinde telâffuz edilmektedir Karanlığa bağırıp çağırma ruh hâlini bırakıp, bu yanlışlıkları düzeltmek için hep birlikte mücadele etmeliyiz Bu yolda “Tiyatro, roman ve hikâyeler de dili doğru öğretme ve onu geliştirme gâyesine mâtûf olarak değerlendirilebilir Tiyatro, roman ve hikâye yazarları bu konuda çok hassas davranarak neslimizin iyi yetişmesine çok büyük katkıda bulunabilirler Meselâ her yazar, kendi memleketine has kelime ve sözleri kullanarak onları topluma mal edebilir(…) Diğer taraftan dilimizin güzel öğrenilip öğretilmesi ve korunması meselesinde hükümeti, devlet müesseselerini ve mahallî idarecileri de çok büyük vazifeler beklemektedir Tarihî ve edebî eserler değerlendirilerek dilimize ait kelimelerin derlenip toparlanması, iştikak usûllerinin belirlenmesi, milletimize mâl olan kelime ve deyimlerin yaygınlaştırılması mevzûlarında en önemli görev, devlet müesseselerine ve Türk Dil Kurumu’na düşmektedir Meselâ, dükkân ve işyeri levhaları ile reklâm panolarının bir denetime tâbi tutulması; yabancılara ait patenti bulunmayan levhalara sınırlamalar getirilmesi, isimlerin dilimize ait olanlar arasından belirlenmesi ve elden geldiğince ecnebi adlara yer verilmemesi başlı başına bir hizmettir”

Hiç şüphesiz ki, her şeyden önce dile sahip çıkacak şuurda bir neslin yetiştirilmesi gerekmektedir Dili korumak meselesini ekmek ve su kadar gerekli gören bir nesle, her dönemden daha çok muhtacız Değerlerin alt üst olduğu, millî ruh ve kültürün eline kelepçe, ayaklarına bir nevi pranga vurulmaya çalışılan bu dönemde, kendi dinamiklerini yeniden ihyâ edecek bir nesil, bunu kendi diliyle yapmak gerekliliğine inanmalıdır “Anadilimiz hakkında esaslı bir altyapıya sahip olmayan insanların günün birinde tutarlı ve esaslı bir hayat görüşünü temsil etmesi de mümkün görünmüyor Çevremizde hemen her gün rastladığımız insan enkazı, Martin Heidegger’in , ‘Lisan, varlığın evidir’ sözünün hikmetini tersinden de olsa hatırlatıp durmuyor mu? Yabancı dil medihkârlığı yapanların çokça iltifat ettiği ‘Bir lisan, bir insan…’ sözünde isabet var; anadilini çer çöp üzerine bina edenlerin aslında ikinci lisana ihtiyacı yok, çünkü insan var oluşunu ancak anadili üzerine metin bir edâ ile oturmuş sahîh bir dünya görüşü ile idrâk edebilir; aksi hicrândır”


edebi yazılardan...

nur@n isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz nur@n'in Mesajına Teşekkür Etti.