Tekil Mesaj gösterimi
Eski 18.10.09, 02:12   #1
nur@n
Süper Üye

nur@n - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2009
Konular: 511
Mesajlar: 2,261
Ettiği Teşekkür: 1393
Aldığı Teşekkür: 5429
Rep Derecesi : nur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart En Büyük Türk İcadı : Türk Dili

En Büyük Türk İcadı ya da Türk Dili
Geçen haftanın dikkatimi çeken iki haberinden birisi “Türk çocuklarının Alman akranlarından yüzde şu kadar daha ahmak oldukları”na ilişkin “bilimsel” saptama; ikincisi yine aynı Türk çocuklarının anadil öğrenimini iki-üç yaş gibi olmadık bir sürede tamamlıyor olmalarının çeşitli telmihleri

Birinci iddianın sahiplerini ikinci iddianın sahipleriyle bir araya getirip dinlemek lâzım lâzım olmasına da Batılılaştırmacı aydınlarımızın ilgisini “Türk dili” gibi milliyetçi ses veren bir konuya çekmenin mümkünmüş gibi durmadığı da muhakkak Perdeyi biraz aralamaya çalışalım: Psiko-dilbilim “psikolojinin dilbilimi” anlamında bir akademik uğraş olup insanoğlunun dil edinme kullanma ve anlama sürecini oluşturan psikolojik ve nörobiyolojik unsurları araştırır

Psiko-dilbilim ve çocuklar

Psikolojiyi kabaca bireyin davranışlarını zihnini ve düşüncelerini; nörobiyolojiyi beynin biyolojik yapısını irdeleyen çalışmalar olarak tanımlayabiliriz “Psiko-bilim” denilen akademik uğraş (ki beynin nasıl işlediğine ilişkin verilerin olmadığı dönemlerde felsefecilerin işiydi) günümüzde psikoloji biyoloji nöroloji iletişim teorisi gibi birden fazla araştırma dalını bütünleştirir; “kelimeleri” ve “gramer kurallarını” bir araya getirerek “anlamlı bir cümle” yapmamızı mümkün kılan “algılama süreçleri”ni araştırır Bu bağlamda konuşmaları yazılı metinleri nasıl anlamlandırabildiğimizi çözümlemeye çalışır Psiko-dilbilimin başlıca denekleri çocuklardır Doğumlarından itibaren dil öğrenmeye başlayan çocukların bu beceriyi nasıl elde ettikleri araştırılır

Bu araştırmaların bir yan-ürünü de “konuşulan dil”e ilişkin bilgilerdir Araştırmalar çocukların dil öğrenme becerilerini etkileyen önde gelen unsurlardan birisinin anadillerinin yapısı olduğunu ortaya koymaktadır ki bu da bizi ‘Türklerin en büyük icadıdır’ dediğim Türk diline getirir Bu alanda Türkiye’de yapılan ilk kapsamlı araştırmalardan birisi Prof Dan I Slobin yönetiminde gerçekleşmiştir 1939 doğumlu Prof Slobin psikoloji lisansını University of Michigan’da; doktorasını 1964’te Harvard’da yaptı Türkçe de dâhil olmak üzere dokuz civarında dil bilen Slobin halen UCLA’de hoca ‘70’li yılların ortalarında Slav dillerine örnek olmak üzere eski Yugoslavya’da Latin dillerine örnek olmak üzere Roma’da Anglo-Sakson dillerine örnek olmak üzere ABD’de ve “Türkik dillerine” örnek olmak üzere İstanbul’da eşzamanlı çalışma yürütmüştür

Hemen ifade etmeliyim: “Türkik dilleri”ni tırnağa alma nedenim Türkçenin dünya dilbilim klasmanındaki “siyasi” konumlamasına dikkat çekmek Şöyle ki Türkiye Türkçesine “Türkî” şeklinde giren “Türkik” kelimesinin mucidi Çarlık Rusya’sı Çarlık Rusya’sının Orta Asya halklarına ve dolayısıyla dillerine isim takmak ve siyasi gelişmelere göre bu isimleri değiştirmek gibi bir politikası vardı Örneğin “Kara Tatar” olarak bilinen Altay dilini “Oyrot” olarak değiştirmişlerdi ki Oyrot Moğol oymaklarının birinin adıdır Oyrot bir süre sonra “Altay” olarak tekrar değiştirilmiş “Uygur” yine bir süre için “Tarançi” olmuş sonra tekrar “Modern Uygur” diye anılmış Kazak’a “Kırgız” denmiş vb vb Sonra zaman içinde “Türk” kelimesi Osmanlılarla “Türkçe” konuşanlar da İmparatorluğun Türk unsurları ile sınırlanıyor Türkçe “Türkî” dillerin birisi konumuna indirgeniyor; “Altay dil ailesi” grubunun bir alt-başlığı telakki ediliyor

Dan I Slobin başkanlığında yapılan o yıllardaki araştırmada 48 çocuk 2 yaş 8 aydan başlanıp 4 yaş 2 aylık oluncaya kadar üç ay arayla her biri asgari altı saat süren incelemeye konu olmuşlardı Çeşitli oyuncaklar kullanılarak hangi komutu ne kadar ve nasıl anladıkları saptanıyor ayrıca sürekli açık olan kayıt cihazlarıyla kelime dağarcıkları kendi kendilerine konuşmaları gramer kurallarını uygulama biçim ve zamanlamaları kaydediliyor; dil öğrenme sürecinin basitten karmaşığa giden dönüm noktaları tespit ediliyordu Bu bağlamda anlaşılması en zor komutlardan birisinin örneğin “kediyi besleyen bebeğin saçını okşa” şeklinde bir üçleme olduğunun söylendiğini hatırlıyorum Profesör Slobin Türk çocuklarının bu komutu araştırmanın yapıldığı diğer merkezdeki akranlarından çok önce öğrendiklerinin tespit edildiğini söylemişti

alıntı
nur@n isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz nur@n'in Mesajına Teşekkür Etti.