Tekil Mesaj gösterimi
Eski 23.10.09, 21:30   #2
SuLTaN
Fosforlu

SuLTaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2009
Konular: 708
Mesajlar: 4,453
Ettiği Teşekkür: 36956
Aldığı Teşekkür: 24739
Rep Derecesi : SuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyor
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Fuzûlî'nin Beyitleri İle Aşk...




Şair çektiği aşk acısı ile övünür şiirlerinde. En çok acı çeken, aşkı en iyi yaşayan âşığın kendisi olduğunu düşünür ve bu konuda kendisini Mecnun ile kıyaslayıp onu küçümser ve Mecnun’un yalnızca adının olduğunu, oysaki kendisinin daha iyi, daha sadık bir âşık olduğunu söyleyerek aşk konusundaki iddiasını ortaya koyar.


"Mende Mecnun’dan füzun aşıklık istidadı var
Aşık-ı sadık menem Mecnun’un yalnız adı var"



Nitekim ilimden başka her türlü hayat, cemiyet ve marifet mevzularında büyük tevazu gösteren şair, yalnız aşk mevzuunda kendisini geçebilecek bir gönül görmeye razı değildir. (Banarlı, Nihat Sami, 538)


"Verseydi âh-ı Mecnun feryadımın sadasın
Kuş mu karar ederdi başındaki yuvada"


Bilindiği gibi Mecnun, sahralarda çöllerde gezerken vahşi hayvanlar ve kuşlar ile öyle dost olmuş, aşk iklimi aslan ile ceylanı, güvercin ile şahini aynı dostluk meclisinde öylesine yakın eyleyip buluşturmuştu ki, zaman zaman güvercin, bülbül ve kumruların Mecnun’un dağınık saçlarını yuva ittihaz edip başına konduğu olurdu. Fuzuli bu beyitinde demek ister ki:

“Eğer Mecnun’un Leyla’ya hasretle çektiği ahlar, benim ettiğim ahların yanık sesini verseydi, başındaki yuvada asla kuş duramaz, yanar kül olurdu.” (Pala, İskender, 2004:156)







Aşk ve ızdırap şairi olarak tanınan Fuzuli’nin aşk telakkisi tamamıyla platoniktir. Visalin (kavuşmanın) aşkı öldürdüğüne inanan ve bundan kaçınan şair için aşk derdi şifadır, ondan kurtulmak helak olmak demektir. (Timurtaş, Faruk Kadri,1993:247)

"Yine ol mah benim aldı kararım bu gece
Çıkacaktır feleğe nale-i zarım bu gece

Var idi subh visaline Fuzuli ümmid
Çıkmasa hasret ile can-ı figanım bu gece"

O ay yüzlü sevgili şairin aklını başından almıştır ve şairin ağlamaları, aşk derdi ile inleyişleri bu gece gökyüzüne kadar çıkacaktır:

Ey Fuzuli, sabah kavuşma için ümidim var idi eğer bu gece yaralı incinmiş canım hasret ile çıkmasaydı.

Yukarıdaki iki beyit şairin ne kadar acı çektiğini, çektiği bu acı ile inlediğini ve bu iniltilerin gökyüzüne vardığını, hatta bu acının canına mal olduğunu onu adeta öldürdüğünü anlatıyor. Ancak yine de şair sevgiliye kavuşmak istemiyor. Çünkü ona göre sevgiliye kavuşmaktansa aşk derdinden, hasret çekerek ölmek daha soylu bir şeydir.

Ancak her ne kadar şair sevgiliye kavuşmak istemese de sevgilinin başka aşıklara kalbini açması, sevgiliyi başkalarıyla paylaşma fikri şairi uykusuz bırakır.


"Hab görmez çeşmimiz endişe-i ağyardan
Pasbanız genc-i esrar-ı mahabbet bekleriz"


Şair burada “Başka aşıkları sevgiliye ulaşır korkusu ile geceler boyunca gözümüze uyku girmiyor”, derken sevgilisine başka ortak edinmemenin; “Sevgi sırrını içeren hazinenin kapısının bekçisiyiz” derken de sevgilinin başka âşıklar edinmesinin önünün almanın gayreti içindedir. Sevgiliyi bir hazine gibi görmek ve onu paylaşma fikrine tahammülsüzlüktür ki zaten aşkı kemal noktasına ulaştırır. (Pala,İskender,2004:53)


SuLTaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
12 Üyemiz SuLTaN'in Mesajına Teşekkür Etti.