Tekil Mesaj gösterimi
Eski 26.11.09, 22:01   #164
|.YaraLı Yüreğim.|
Ziyaretçi
|.YaraLı Yüreğim.| - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Konular:
Mesajlar: n/a
Rep Derecesi :
Ruh Halim:
Standart Cevap: Mülteci Hayallerin Kurbanıyım Tamamen




  • Gece sessiz yürüyorum... Aslında yanaklarıma vuran sadece yağmur değil. Korkuyorum bir yandan etrafım en az benim kadar ıssız. Belki bu ürperti sırf bu yüzden. Sahi nereye gidiyorum ben... Yağmur dedim ya; öyle sert vuruyorki herşeyi yüzüme çarpıyor sanki gözyaşlarımla beraber. Beni esir alan herşeye bir küfür savuruyorum alabildiğince bağırarak. Sessizliğin içinde kaybolup gidiyor duymuyor kimse... Beni zaten kimse duymuyor. Bir de buna küfretsem mi diye geçiyor içimden... Susuyorum... Zaten pek konuşmuyorum kendimden başka kimseyle... Adım deliye çıktı bu ara belki de bu yüzdendi kimbilir... Tedaviyi öneren çok da derman olayım diyen yok... Ya da sebebini üzerine alınan... Böyle değildim elbette eskiden böyle parçalamazdım kendimi olur olmadık sebeplerden hele ki bir aşk yüzünden... Ya büyüyorum ya da küçülüyorum... Ya kazandıkça kaybediyorum ya da yükseldikçe alçalıyorum...

    • Hangi resimde mutluydu hangi tarihte delirdi?
      Tedavi mi?..
      Hıh!
      Ben bu sızıyı
      birkaç kelimede anlatamam ki..

  • Gece uzun ve epey merak etmişlerdir sanırım beni. Belki de henüz kimse farketmedi odadaki hayal kırıklıklarımı... Eve gitmek istemiyorum bu karanlıklarda kaybolup bitesim var...

    Ne kadar yürüdüm şu anda neredeyim diye sayıklarken yine kendi kendime... Bir ses... Bir melodi... Hayır hayır bir müzik çalar değil bir insan sesi bu... Biri bir şarkı söylüyor tok bir ses bir erkek sesi... "Haykırsam dünyaya ettiklerini yine anlatamam çektiklerimi tanrım zalim yapmış sevdiklerimi... " Şarkının neden bahsettiğini biliyorum bu acıyı tanıyorum diyorum... Şarkıyı hatırlıyorum ama hala sesin nerden geldiğini göremiyorum... Durduğum yerde ***** ***** etrafıma bakınırken buluyorum kendimi. Neyseki biraz uzak da olsa havadaki sis gözlerimi oldukça etkilese de sonunda farkediyorum... Bu arada söylenen şarkı ne zaman değişti bilmeden sesin geldiği yere o köprünün altına doğru ilerliyorum. Üzerini naylon bir örtüyle örtmüş elinde şarap şişesiyle görüyorum şimdi o yaşlı adamı.. "Neden şarap? Isınmak mı amaç yoksa unutmak mı?" Diye sormak istedim aslında... Soramadım... Erkek olsam hem sorar hem de gider şarabına eşlik ederdim diye geçirdim içimden.. Kimbilir ne derdi vardı herkesin öyküsü kendine keder... Çocukken mahallemizde ilerki yaşlarında aklını yitirmiş olduğu söylenen bir kadın vardı. Yoldan geçenlere küfürler savurur arabaların camlarına tükürür çöp kutularındaki yiyecekleri toplardı. Hem korkardık ondan hem de çocuk aklımızla dalga geçer eğlenirdik... Bir gün yine biz mahallenin çocuklarıyla ona taş atıp bizi kovalamasına küfürler yağdırmasına alabildiğince gülerken dedem camiden geliyordu ve sokağın başında durup bana baktı. Ben gülüyordum... Duvara oturdu beni uzaktan bir "gel" işaretiyle yanına çağırdı. O an yüzündeki ifadeyi görünce hastalandığını düşünmüştüm oysa sadece bana kızdığı için yüzünü asmıştı... Yanına gittiğimde uzun uzun cümeleler kurdu bana yaptığımın ayıp olduğunu benim gibi bir kıza yakışmadığını bilmem kaç cümleyle anlatmaya çalıştı... Pek umursamıyordum aklım arkadaşlarımdaydı ve yanlarına gidip oyuna devam etmek istiyordum. Bunu anlamış olmalı ki "herkesin bir öyküsü vardır biliyor musun" dedi.. Anlamamıştım ne demek istediğini... Sonra açıkladı elbet. Kimsenin durduk yerde bu hale gelmeyeceğini kimbilir hayatında neler olup bittiğini ve bunun her an bizlerinde başına gelebileceğinden bahsetti... Başımı öne eğdiğimi ve deli gibi ağlamaya başladığımı hatırlıyorum. Çok utanmıştım kendimden... Hala hatırlarım hala aynı utancı yaşarım içimde... O günden sonra ne anneme yaptırıp o kadının kapısına bıraktığım yemekler ne de arkadaşlarımı bu durumdan tamamen vazgeçirmem o utancımı hiç değiştirmedi ve eskitmedi yüzümde. O gün öğrendiğim şey ondan sonraki yıllarımda hep bir pusula oldu bana. Şimdi onu düşündüm eskiden olsa şu köprünün altındaki adamla dalga geçer arkadaşlarımı çağırıp eğlenmeye başlardık. Dedem büyük adamdı vesselam toprağı bol olsun...

    Şu geçirdiğim birkaç saat önceyi düşünüyorum şimdi. Bir telefon konuşması hayal kırıklığı ve ceketimi aldığım gibi sokağa fırlamam.. Aslında o an bende seni üzmek istedim bütün eski yaralarını kanatmak içimdeki bütün öfkeyi sana kusmak ve camları kırmak... Evet çok istedim... Ne yapmaya çalıştığımı bilmiyorum. Ruhumdaki serseriyi bazen dizginleyemiyorum sanırım. Biraz serüvenci bir yapım da var farkındayım. Hem yeni şeylerin peşinden koşmak hem de istediğim zaman güvenli bir limana sığınmak... Kaç kişi birden yaşadığımı sayamıyorum bazen... Bazen böyle kırılgan sevgi dolu sevilmeye muhtaç... Bazen istediği herşeyi yapabileceğini sanan masum bir çocuk... Bazen mutsuz ne yaparsa yapsın dünyanın hep kötülüklerle dolu olduğunu ve bunun hiç değişmeyeceğini bilen biri. Bazen çok güçlü aklına ve tecrübelerine güvenen kimseye kendini ezdirmeyen ve kalabalıkta duruşuyla kıyafetiyle cümleleriyle kişiliğiyle hep göz dolduran biri... Bazen serseri hoşuna gitmeyen bir şey olduğunda alıp ceketini başka serüvenler aramaya hazır başka insanlarla her seferinde yeniden doğmayı seven umarsız biri... Bazen bunları taşımaktan yoruluyorum...

    • Kendime itiraf edemediğimi
      sana yakıştırırken senden gizli
      yahut gizsiz
      aklımdan uydurduğum
      yanlış şifrelere gömerken kötü niyetlerimi
      kendimi sende göremediğime
      sevinsem mi üzülsem mi bilmezken;
      sen bana aşıksın aslında
      ben kendimi kandırıyorum...

  • Gece uzun ve sessiz artık geri dönmeliyim. Zaten yağmur da dindi gözyaşlarımı saklayamıyorum kendimden. Bütün bunları ve daha bir yığın çekmeceyi boşaltamamışken aklımdan çare bulamamışken yine hiç bir şeye hala arayanım soranım "seni seviyorum" diyenim yokken mutsuzluğumu benden alacak insanlar hala çok meşgulken; yürüyorum evime doğru... Yürümek hiç bir şeyi çözmüyormuş gerçekten bazı Aralık akşamlarında... Yılmaz abiyi düşünüyorum... "Hiç bir yara hiçbir zaman tam olarak iyileşmez" derken de ne çok haklıydı. Bak bende beceremedim sevmeyi belki de sevilmeyi... Cesurum ama ölmek istemiyorum aslında bu hayatı da istemiyorum. Geçmiş gelecek o ben herşey birbirine karıştı. Neden bütün planlarım vazgeçmek üzerine benim? Hep "bir gün vazgeçeceğim" derken kendimi mi avutuyorum yoksa sabrımı mı deniyorum bilmiyorum. Çok vazgeçtiğim için biliyorum o ince çizgiyi ama direniyorum. Şimdilik..

    Biraz sevgi belki istenen biraz önemsenmek bunları hissetmek... Belki azıcık şımartılmak... Öyle uzun oldu ki... Öyle yalnızım ki... Bütün bunlara dayanamamaktan korkuyorum vazgeçmekten korkuyorum...

    Evime varmak üzereyim dönüş yolu sanki daha kısa gibiydi. Hep öyle olmaz mı zaten? Gitmek istenilmeyen yerlere hep çabuk varılır geçmesin diye beklenen saatler hep çok çabuk akar.. Asansöre de binmeyeceğim ne kadar geç varırsam o kadar iyi... Şimdi bir sürü hesap... Nerdeydin ne oldu vs vs...

    Hiç bir soruya cevap vermeden direk odamda buluyorum kendimi. Herşey bıraktığım gibi... Tam da şurda oturuyordum o an aynada kendime bakmıştım yüzümün ifadesi çok acıklıydı.. Telefonu kapadım çeketimi aldım ve gittim...

    Şimdi arasam... Avazım çıktığı kadar bağırsam... Ben bunları haketmiyorum kendine gel desem...

    Neyse; saat epey geç olmuş kimseyi rahatsız etmeye hakkım yok(tu)... Ben yine burada yine kendi kendime kafamı duvarlara çarpa çarpa... Nasılsa kendim yaratıyorum hepsini hatta deliyim unuttun mu...

    • Sustum bugün yine
      bağırmak için kurmuşken saatimi üstelik...
      Kaç resimli paklar bilmeden
      yine erteliyorum
      bu yersiz(!) tripleri...
      Kriz geçiriyor cümleler kendi kendine
      susmak erdemdir diyorlar ya
      yalan!
      Susmak *****lık sahsen...

  • Bu da geçer... Neler neler geçmedi ki...

    Kırıldım ben... Kelimelere dökemesem de hiç haberin olmayacaksa da...

    Bir paket sigara ve bir kaç şişe bira.. En azından sabaha kadar avutur beni...

    Ya sabah?...

    Onu da başka sefer yazarım...

    İyi geceler...

    Okuyanlara ve sebep olanlara...
  Alıntı ile Cevapla