Tekil Mesaj gösterimi
Eski 02.01.10, 16:13   #10
SuLTaN
Fosforlu

SuLTaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2009
Konular: 708
Mesajlar: 4,453
Ettiği Teşekkür: 36956
Aldığı Teşekkür: 24738
Rep Derecesi : SuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyorSuLTaN karizması günden güne artıyor
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Osmanlı Türkçesi Sözlüğü...

T

TAABBÜD: İbadet, kulluk etmek.
TAACCÜB: Şaşma, hayret etme, tahayyür.
TAADDÎ: 1. Geçme, öteye geçme, saldırma. 2. Zulmetme, adaletsizlik. 3. Örf, âdet ve kanunların sınırını aşma. 4. Arapça’da lâzım bir fiili müteaddî yapmak.
TAADDÜD: Çoğalma, birden fazla olma, tekessür etme.
TAAM: Yemek, yenen şey.
TAAT: İbadet etmek, Allah‘ın emirlerini yerine getirmek, itaat etmek.
TABABET: Hekimlik, tıp doktorluğu.
TABASBUS: Yaltaklanma, alçakça yalvarma.
TÂBİ: Birinin arkasından giden, ona uyan, boyun eğen.
TÂBİÎN: Hz. Muhammed’i görmüş olanlara yetişmiş olanlar, sahabeden sonraki nesil.
TA’BÎR: İfade, anlatım, anlamı olan söz, deyim, rüya yorma.
TÂBUT: Sandık. Ölü taşımaya mahsus sandık. Hz. Musa’ya inen on emrin konduğu sandık.
TAC: Hükümdarların başlarına giydikleri değerli taşlarla işlenmiş giyecek.
TA’DÂD: 1. Sayma. 2. Birer birer söyleme, sayıp dökme.
TA’DİL: Aslına zarar vermeden değiştirmek, tadil etmek, tebdil etmek, hafifletmek, doğrulaştırmak.
TADİLAT: Değişiklikler, doğrultmalar, değiştirmeler, tebdil etmeler.
TA’DİYE: Tecavüz ettirmek, geçirmek. Bir eylemi müteaddi hali koymak. (Gramer terimi)
TAGLÎB: Bir ilgiden dolayı kelimeyi başka bir anlamı da içine alacak şekilde kullanma.
TAĞLÎZ: Katılaştırma, kalınlaştırma, sertleştirme.
TAĞUT: Allah‘tan başka tapınılan her şey.
TAHAMMÜL: 1. Yüklenmek, yükü üstüne almak, kaldırmak. 2. Sabretmek, katlanmak.
TAHARET: Temizlik, nezafet, temizlenmek.
TAHDÎS: Söylemek, rivayet etmek. Görülen iyiliği herkese söylemek.
TÂHİR: Temiz, pâk, özürsüz.
TAHİYYE: Selâmlar, dualar, hayır duaları, mülk, beka ve devamlılık, namazın iki ve dört rekâtı sonunda okunan Ettahiyyat duası.
TAHLİL: 1. Bir şeyi incelemek üzere parçalarına ayırma. 2. Analiz.
TAHMİD: Hamd etmek, övmek.
TAHRİC: 1. Çıkartma. Meydana koyma. 2. Müctehidlerin naslara, kaidelere, asıllara u***** şer’î hükümleri ortaya koymaları.
TAHRİF: 1. Bir yazıdaki cümlenin anlamını değiştirme. 2. Bir yazıdaki adın veya cümlenin yerini değiştirme, bozma.
TAHRİFAT: Bir yazıdaki cümlelerin anlamlarını karıştırma, değiştirmeler.
TAHRİK: Azdırma, kışkırtma, kımıldatma, yerinden oynatma, hareket ettirme, yola çıkarma.
TAHRÎM: Haram kılma, yasak etme. Mahrum bırakma.
TAHRİME: Namaza başlanırken söylenen tekbir. Hacıların ihrama bürünmeleri.
TAHSİS: Bir şeyi birine mahsus kılma, ona özel yapma.
TAHVİL: 1. Bir halden başka bir hale getirmek. Değiştirmek. 2. Borç senedi.
TAHYÎL: Akla getirme, zihinde canlandırma.
TAHZİR: 1. Yasaklama, sakındırma, önleme. 2. Hazırlama.
TÂİFE: Cemaat, grup, kavm, kabile, takım.
TAKADDÜM: 1. Önce gelme. 2. İleri geçme.
TAKBÎH: Çirkin görmek, beğenmemek, kabahatli bulmak, kötü gördüğünü bildirmek.
TAKDÎR-İ İLÂHÎ: Allah‘ın takdiri.
TAKIYYE: 1. Sakınmak, kendini koruyup, çekinmek. 2. Birinin bağlı olduğu mezhebi gizlemesi.
TAKİP: Gözetmek, yolunda gitmek, peşinden yürümek, suçlunun suçunu araştırmak, izlemek.
TAKVÂ: “Vikâye”den. Allah‘ın emirlerini tutup, yasaklarından kaçınmak.
TALÂK: 1. Boşamak, boşanmak. 2. Bağlı olan bir şeyi çözmek, ayırmak. 3. Nikâhlı karısını bırakmak.
TALÂK-I BÂYİN: Zevcenin iddet müddeti (üç temizlenme vakti) bitmeden tekrar kocasına dönmehakkı bulunmayan talâk.
TALÂK-I RİC’Î: Erkeğin karısını boşadıktan sonra tekrar karısına dönmesini mümkün kılan boşanma şekli.
TÂLÎ: İkinci derecede, sonradan gelen.
TÂLİB: İsteyen, istekli, talebe, öğrenci.
TA’LİK: Asmak, geciktirmek, bağlamak, bir Zamana bırakmak, Arap yazısının bir çeşidi.
TA’LİM: Öğretmek, yetiştirmek, alıştırmak, belli etmek, idman.
TAllahİ: Anlamı kuvvetlendirme için vAllahi ve billahiden sonra söylenen yemin sözü.
TALTİF: Lütfetme, bir iyilik ederek gönlünü alma, iltifat etmek.
TAMA’: Aç gözlülük, şiddetli arzu.
TA’MİM: Umumileştirme, herkese bildirme, genelge.
TA’N: 1. Hoş görmemek, kötülemek. 2. Birisinin ayıp ve kusurlarını söylemek. 3. Küfretmek. 4. Muhalifin iddialarını çürütmek.
TANTANA: Çok lüks içinde olmak. Gösteriş, gürültü patırdı.
TARAFEYN: İki taraf, davada, karşılıklı iki hasım, her iki taraf.
TARASSUD: Bir şeyi çok dikkat ederek gözetleme.
TARFETÜ’L-AYN: Göz kapağının açılıp kapanışı kadar geçen kısa Zaman.
TARÎK: Yol. Meslek, tarz.
TARİKAT: Maneviyat yolu.
TA’RİZ: Dokunaklı söz söylemek, kapalıca yapılan sitem, kinaye ile söylemek.
TASADDUK: Sadaka vermek, doğru olduğu ortaya çıkmak.
TASARRUF: İdare ile kullanmak.
TASAVVUF: Dinin ruhsal hayatla ilgili yönünü konu edinen bilim veya meslek.
TASHİF: Yanlış yazma, hem anlamı, hem de kelimeyi değiştirme. Yanılıp yanlış kelime yazma.
TASNİF: 1. Sınıf sınıf etme, sıralama. 2. Kitap yazma. 3. Sınıflama.
TASVİR: 1. Bir şeyin şeklini çıkarma, resmini yapma. 2. Resim yaparcasına güzel tarif etme, tanımlama.
TATBİK: Yakıştırmak. Yerine getirmek. Bir kanun hükmünü, kaide veya emri yerine getirmek. Kıyas ve tahmin etmek.
TATHÎR U TEZHÎB: Temizlemek ve süslemek.
TATHİR: Temizlemek, yıkayıp pak etmek.
TATİL: Çalışmaya ara vermek, izine başlamak, kesmek, Allah‘ın sıfatlarını inkâr eden felsefecilerin mesleği.
TATLÎK: Boşamak, nikahı fesh etmek.
TÂUN: Tehlikeli ve bulaşıcı veba hastalığı.
TAVAF: Ziyaret etmek, ziyaret maksadıyla etrafını dolaşmak, hacıların Kâbe etrafında yedi kez dolaşmaları.
TAV’AN: İsteyerek, zorlamadan, kendi isteğiyle.
TAVSİYE: 1. Vasiyet bırakma. 2. Ismarlama, sipariş etme. 3. Birini iyi tanıtma, işinin olmasını dileme.
TAVZİH: Açıklamak, açık olarak bildirmek.
TAYYİBAT: Temiz olan şeyler.
TAZAMMUN: 1. Başka şeyler arasında bir şeyi daha içine alma. 2. Kefil olma.
TAZARRU’: 1. Bir şeye gizlice yakarma. 2. Kendi kusurlarını bilip kibirden vazgeçip tevazu ile yalvarmak, ağlayıp, sızlamak.
TA’ZÎM: 1. Büyükleme, ululama, büyük sayma. 2. İkram etme, saygı gösterme.
TA’ZÎR: 1. İslâm hukukunda hakkında belli bir ceza olmayan suçlardan dolayı uygulanan cezalar. 2. Red, icbar, tedib.
TEÂMÜL: 1. İş, muamele. 2. Bir yerde insanlar arasında olağan muamele.
TEÂRUZ: 1. İki kişi arasındaki zıddıyet. Karşıtlık. 2. Çatışma.
TEBAA (TEBEA): Bir devletin hükmünde bulunan (Türkiye Devletinin tebaası gibi).
TEBDÎL: Değiştirme. Başka kılığa koyma.
TEBENNÎ: Evlat edinme.
TEBERRÜK: Bir şeyi bereket veya saadet vesilesi sa***** almak veya vermek. Uğur ve bereket saymak.
TEBEYYÜN: Belli olmak, açığa çıkmak, görülüp anlaşılmak.
TEB’IZ: Bölmek, bölük bölük etmek, bir kısma ait etmek, parçalamak.
TECEZZÎ: Parçalara ayrılma ve bölünme, ufalanma.
TECHÎZ ve TEKFÎN: Ölünün kefenlenmesi.
TECHÎZ: Gerekli şeyleri tamamlama, donatım.
TECİL: Başka Zamana bırakma, tehir, erteleme.
TECRİD: 1. Soyma, soyutlama. 2. Bir tarafta tutma, ayırma.
TECVİD: Kur’ân-ı Kerim’i okuma kaidelerini (kurallarını) öğreten bilim.
TEDÂHÜL: İç içe olmak, birbiri içine girmek.
TEDRÎC: Derece derece ilerleme, ilerletme. Azar azar hareket.
TEDRİCEN: Yavaş yavaş, azar azar, derece derece.
TEDVİR: İdare etmek, yönetmek, döndürmek, çevirmek, devrettirmek. Kur’ân kırâetinde orta süratle okuma tarzı.
TEEHHÜL: Evlenme, ehlileşme, ülfet ve ünsiyet eyleme.
TEEMMÜL: Etraflıca düşünme.
TEFEKKÜR: Fikretmek. Düşünmek. Düşünceyi harekete geçirmek. Akıl yormak.
TEFENNÜN: Fen öğrenme. Birçok şeyler bilme, çeşitli şekilde gösterme.
TEFE’ÜL: Fal açmak, bazı olayları uğurlu saymak, olacak şeyleri tahmin etmek.
TEFRİKA: Nifak, ayrılık, çözülme, dağılma.
TEFRİT: Ortanın altında kalmak, normalden aşağı olmak.
TEFSİR: 1. Örtülü bir şeyi açmak, yorumlamak. 2. Kur’ân-ı Kerim’in anlamını açıklayan bilim.
TEHADDİ: Meydan okuma.
TEHAKKÜM: Hükmetme, baskı yapma.
TEHECCÜD NAMAZI: Gece uyanıp namaz kılmak, gece namazı.
TEHEKKÜM: “Hekeme”den: 1. Alay etme, eğlenme. 2. Görünüşte ciddi, hakikatte alaydan ibaret olan eğlenme.
TEHLÎL: “Lâ ilâhe illâllah” demek.
TEHZİB: Islah etme, düzenleme.
TEKABÜL: Karşılıklı olma, bir şeyin karşılığı olma, yüzleşme, karşılık olma, karşılama.
TEKÂFÜL: Dayanışma, kefilleşme.
TEKBÎR: “Allahü ekber” demek.
TEKDÎR: Azarlama, kederlenme.
TEKEBBÜR: Kibirlenmek, kendini büyük saymak, nefsini büyük görmek.
TEKELLÜF: 1. Kendi isteği ile bir zorluğa katlanmak. 2. Gösterişe kapılmak. Özenmek. Yapmacık hâl ve hareket. Zoraki hareket.
TE’KÎD: 1. Sağlamlaştırma. 2. Bir iş için önce yazılanı bir daha tekrarlama.
TEKVÎN: Var etmek, meydana getirmek, yaratmak, Kelâm ilminde Allah‘ın subûti bir sıfatıdır, yokluktan vücuda getirmesi, icad etmesidir.
TEKVİNÎ: Yaradılışla ilgili, var oluşla ilgili.
TEKZÎB: Yalan isnad etme, yalancı çıkarma, yalan olduğunu belirtme.
TELBİYE: “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” demek.
TELHÎS: Kısaltma, özetleme, hulâsa-sını alma.
TE’LÎF: “Ülfet”den. 1. Uzlaştırma, barıştırma. 2. Kitap, eser yazma.
TELKÎH: İlkah etmek, aşılamak, cinsinin üremesini sağlamak.
TELMÎH: Bir şeyi açıkca söylemeyip ibarede bahsi geçmeyen bir kıssaya, bir fıkraya, bir ata sözüne veya meşhur bir şiire, bir söze işaret etmek. Kapalı söylemek.
TELVÎN-İ HİTÂB: Sözün renklendirilmesi, çeşitlendirilmesi.
TEMÂYÜZ: Yükselme, üstün olma.
TEMCÎD: Allah‘ın büyüklüğünü bildirmek. Ta’zim ve senâ etmek. Ramazan’da sahura kalkmak.
TEMDÎD: Devam ettirmek, uzatmak, sürdürmek, süre vermek.
TEMESSÜK: 1. Tutunma, sarılma. 2. Borç senedi.
TE’MÎN: 1. Korkusunu giderme, güvenlik duygusu verme. 2. Sağlamlaştırma. Kesin bir hale koyma. Sağlama.
TEMSÎL: 1. Bir şeyin aynını ya da mislini yapmak, benzetmek. 2. Örnek, nümune, söz. Canlandırma, piyes.
TEMYÎZ: Ayırma, seçme, iyiyi kötüden ayırd etme.
TENÂKUZ: Sözün birbirini tutmaması. Çelişki.
TENASUH: Bir ruhun bedenden bedene geçmesi, reankarnasyon.
TENASÜB: 1. Uygunluk, uyma, tutma. Yakınlaşma. 2. Anlamca birbirine uygun kelimeleri bir arada söze güzellik vermek amacı ile kullanmak.
TENASÜL: Birbirinden doğup üreme, türeme, nesil yetiştirme.
TENNÛR: Kapalı ocak, fırın, tandır.
TENZÎH: 1. Suç ve noksanlıktan uzak saymak. 2. Kabahatsiz olduğu anlaşılmak ve onu ifade etmek.
TERÂHÎ: 1. İşte gayretsizlik, gevşeklik, ihmal. 2. Sonraya bırakma. 3. Gecikme, geç kalma. 4. Geri durma, geri çekilme.
TERAKKÎ: 1. İlerleme, yukarı çıkma, yükselme. 2. Artma, çoğalma, gelişme.
TEREKE: Ölen bir kimsenin mallarının hepsi.
TERENNÜM: Güzel güzel anlatma, yavaş ve güzel sesle şarkı söylemek.
TERGÎB: Ümitlendirme, isteklendirme, şevklendirme, rağbet ettirme, özendirme.
TERKÎB-İ İZAFÎ: İsim tamlaması.
TERKÎB-İ VASFÎ: Sıfat tamlaması.
TERTÎB: 1. Düzeltme. Dizme, sıralama, düzene koyma. 2. Hile ile aldatmak.
TERTÎL: Kur’ân-ı Kerim’i iyi ve kaidelerine (kurallarına) uygun biçimde tane tane okuma.
TESHİR: 1. Büyüleme, sihir yapma, aldatma. 2. Zaptetme, hakim olma. Zorla ele geçirme. İtaat ettirme. Hakîr ve zelil etmek.
TESLİS: Üçleme, ekanim-i selâse, Allah‘ı üç olarak kabul eden ve sonradan uydurulan hıristiyan inancı.
TESNİYE: İkilenen, ikil kelime.
TEŞBİH: Benzetmek, benzetiş. Bir nitelikte saymak ve zannetmek.
TEŞBÎH-İ MA’KÛS: Tersine dönmüş benzetme, benzeyenle benzetilenin yer değiştirmesi.
TEŞCİ: Cesaret verme, şecaatlandırma.
TEŞDÎD: Şiddetlendirme, sağlamlaştırma, kuvvet verme, güç verme.
TEŞRİF: Onurlandırma, onur verme, bir yeri onurlandırma, şereflendirme.
TEŞRÎ’Î: 1. Şeriat hükümleriyle ilgili. 2. Kanun yapma kuvveti ve görevi ile ilgili.
TEŞRİK: Hz. İbrahim’e nisbet edilen ve yüksek sesle alınan tekbir.
TEŞRİK-İ MESAİ: İşbirliği.
TEŞYÎ’: Uğurlama. Selametleme.
TETİMME: 1. Tamam etme, tamamlama. 2. Ek, noksanını tamamlamak için eklenen.
TEVATÜR: 1. Kuvvetli haber. 2. Bir haberin ağızdan ağıza geçerek yayılması. (Bakınız: Mütevatir).
TEVBİH: Azarlama, tekdîr.
TEVCİH: 1. Yöneltme, çevirme. 2. Verme.
TEVEKKÜL: Allah‘a güvenmek, kadere razı olmak, işi Allah‘a bırakmak.
TEVHİD: 1. Birkaç şeyi bir etme, birleştirme. 2. Birliğine inanma, bir sayma. 3. Lâ ilâhe sözünü tekrarlama.
TE’VİL: Bilinen anlamından başka bir anlamda yorumlama. Başka anlam verme.
TEVKİFÎ: Şeriatın belirlediği ve dondurduğu hüküm.
TEVKİL: Birini vekil atama, birini vekil etme, vekil tanıma.
TEVRAT: Hz. Musa’ya indirilen İlâhî kitap.
TEVRİYE: Örtüp gizlemek.
TEYAKKUZ: Uyanıklık, tedbir.
TEYEMMÜM: 1. Kast. 2. Su bulunmadığı veya bulunup ta kullanılması mümkün olmadığı takdirde temiz toprak cinsinden bir şeyle abdestsizliği veya gusülsüzlüğü giderme işi.
TE’YİD: Kuvvetlendirme. Sağlamlaştırma.
TEZAD: 1. İki şeyin birbirine zıt olması, aksilik, terslik. 2. Anlamca zıt olan kelimeleri bir arada toplamak.
TEZEKKÜR: 1. Akla getirme, hatırlama, anımsama. 2. Birkaç kişinin toplanarak bir işi konuşması, görüşme, müzakere etme.
TEZHİB: Yaldızlama, süsleme.
TEZKERE: 1. Pusla, betik. 2. Herhangi bir konuda izin verildiğini bildirmek için hükümetten alınan kâğıt.
TEZKİYE: Temize çıkarma, aklama.
TEZYİN: Süslemek, donatmak.
TIBAK: Uyum, uygunluk. İki zıt olayın ortak özelliğini ifade sanatı.
TIFL: Küçük çocuk. Her şeyin cüz ve parçası. Batmaya yakın güneş..
TIYNET: Huy, yaratılış.
TİH: Çöl, susuz sahra. Sinâ yarımadasındaki çöl.
TİLAVET: 1. Okumak. 2. Takip etmek, arkasına düşmek izlemek.
TUBÂ: Cennet, cennette nimetlerle dolu olan ağaç.
TUĞYAN: Zulüm ve küfürde çok ileri gitmek, azgınlık, taşkınlık.
TUHUR: İki hayız arasındaki temizlik süresi.
TÛR: Dağ, cebel, Tûr-ı Sina denilen ünlü dağ, Hz. Musa’ya burada vahiy gelmiştir.
SuLTaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz SuLTaN'in Mesajına Teşekkür Etti.