Tekil Mesaj gösterimi
Eski 13.01.10, 00:19   #1
nur@n
Süper Üye

nur@n - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2009
Konular: 511
Mesajlar: 2,261
Ettiği Teşekkür: 1393
Aldığı Teşekkür: 5429
Rep Derecesi : nur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmedenur@n muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Post Peynirimi Kim Kaptı?

Bende yakın zamanda okuduğum bir kitabın özetini sizlerle paylaşmak istedim.

Bu kitabı Tufan Darbaz önermişti. Ben de sizlere önermekten çekinmeyeceğim





" Peynirimi Kim Kaptı?" kitabı kısa ama öz bir kitap. Okumak yarım saatinizi bile almıyor ama sanırım içindekileri hazmetmek için bundan fazlasına ihtiyacınız var.

Hikayede 4 ana karakter var. İki fare ve iki insan. Bu karakterler bir labirent içinde yaşıyorlar ve tek görevleri var: peynir istasyonlarını bulup, peynirleri tüketmek.

Her sabah eşofmanlarını ve ayakkabılarını giyip labirent içinde koşarak peynir arıyorlar ve sonunda bir gün peynir istasyonunu buluyorlar. Peynir istasyonundaki peynir o kadar çok ki insanlar ayakkabılarını ve eşofmanlarını bir kenara atıp, istasyona taşınıp, orada yaşamaya başlıyorlar. Farelerse ayakkabılarını boyunlarını asıp peynirlerden yemeğe devam ediyorlar. Herkes çok mutlu...

Sonra bir sabah kalktıklarında peynirin tükenmiş olduğunu görüyorlar. Fareler tekrar ayakkabılarını giyip yeni peynir aramaya girişiyorlar. İnsanlarsa peynirlerini birinin aldığı sanıp duvar delip, yer kazıyorlar. Bir süre sonra peyniri bulamayınca da onun birinin aldığını ve eninde sonunda getireceğini düşünüp beklemeye başlıyorlar. (Haliyle hiç kimse bir şey getirmiyor)

En sonunda insanlardan biri bizde gidip arasak mı dediğinde diğeri onun gözünü korkutuyor. Labirent tehlikelerle dolu bir yer, burada kalmalılar ve peynirlerini beklemeliler. Bir süre daha dayandıktan sonra artık dayanamıyor ve oradan ayrılıyor.

Labirent içinde peyniri aradıkça fark ediyor ki peyniri aramak peyniri tüketmekten daha zevkli oluyor. Bu ona heyecan ve bir amaç veriyor.

Bir peynir istasyonu bulsa bile sürekli olarak ne kadar peynirinin kaldığını, peynirinin bozulup bozulmadığını, çevredeki diğer peynir istasyonlarının nerede oldukları ve hangi peynirin daha kaliteli olduğunu da araştırmaya başlıyor ve ayakkabılarını hiç bir zaman yanından ayırmıyor.

Diğer arkadaşımı mı... Onun bir gün kendisine katılmasını umuyor....

Kitap ne mi veriyor? Kendi adıma şunu söyleyeyim. Bazen yaptığımız işte mükemmel bile olsak, oradaki yeni fırsatların, karın ve olasılıkların azaldığını göremeyecek kadar körleşebiliriz. Bir konudaki uzmanlığımı bizim için avantaj değil de dezavantaj olabilir. Bu nedenle çevremizde neler oluyor, dünya nereye doğru gidiyor her zaman için kulaklarımızı ve gözlerimizi açmalıyız.

Herhangi bir iş alanında veya görevde tırnaklarımızı oraya geçirip sıkı sıkı tutunmak sanki gerekli bir şey gibi görünsede, bu çok doğru olmayabilir. Yeniliklerden ne kadar korksak da her zaman önümüzü açık tutmalıyız. Fırsatlar esnek olup, adapte olabilenler içindir...

Kitabı tavsiye ederim, hayatınıza renk katması için.
nur@n isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz nur@n'in Mesajına Teşekkür Etti.