Tekil Mesaj gösterimi
Eski 10.02.10, 22:48   #3
Mathematician
Kroniköğrencideğilartık:D

Mathematician - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 298
Mesajlar: 3,187
Ettiği Teşekkür: 12966
Aldığı Teşekkür: 17543
Rep Derecesi : Mathematician işlenmemiş cevherMathematician işlenmemiş cevherMathematician işlenmemiş cevherMathematician işlenmemiş cevherMathematician işlenmemiş cevherMathematician işlenmemiş cevherMathematician işlenmemiş cevherMathematician işlenmemiş cevherMathematician işlenmemiş cevherMathematician işlenmemiş cevherMathematician işlenmemiş cevher
Ruh Halim: Cok Yorgun
Standart Cevap: Atatürk'ün Bursa Gezileri

On Yedinci (son) Gezi (1 – 3 Şubat 1938)

Atatürk artık hastaydı. Buna karşın adlarını bizzat verdiği Gemlik’teki Sunğipek ve Bursa’daki Merinos fabrikalarının açılış törenlerine katılmak için 1 Şubat’ta önce Gemlik’e geldi; burada Sunğipek’in açılışını yaptı. Daha sonra Bursa’ya geçti.

1 Şubat 1938... Atatürk, Bursa'da Cumhuriyet Alanı'nda karşılanıyor. Sağ üst köşede "Atatürk Anıtı", sağda Işıklar Askeri Lisesi öğrencileri, Atatürk'ün sağında Başbakan Celal Bayar, kendisiyle konuşan Bursa Valisi Şefik Soyer.




Ertesi günü (2 Şubat) Merinos fabrikasının açılışını yaptı. Ayrıca Çekirge yolundaki köşkünü ve bağlılarını Bursa Belediyesi’ne bağışladığını gösterir bir belgeyi imzaladı. Belge şöyledir:


“Bursa 2 Şubat 1938

Bay Neşet Kiper,

Bursa Belediyesi Reisi.

Bu defa Bursa'yı ziyaretim münasebetiyle Bursa'nın resmi ve hususi bütün teşekkülleri ve güzel şehrimizin bütün vatandaşları tarafından hakkımda izhar edilen sevgi ve saygıdan çok duygulandım. Modern bir zihniyetle ve temiz bir konforla vücuda getirilen Çelik Palas'ta beni konuklayan Bursalıların yüksek misafirperverliklerinden çok mütehassis oldum. Burada Türk milletinin siyasi ve medeni yüksekliğini gösteren parlak deliller gördüm. Bundan mütevellit tahassüs ve teşekkürlerimin Bursalılara iblağını rica ederim.

Bursa kaplıcalarının büyük ve medeni ihtiyaçlarının birini karşılayan Çelik Palas Oteli'nin, Bursa Belediyesi'nin de himmet ve muavenetiyle daha fazla inkişaf edebilmesini temin için bu otelin ait olduğu şirketteki (34.840) Türk liralık hissemi, Bursa Belediyesi'nin (1923) tarihinde bana hediye etmiş olduğu otel bahçesine muttasıl köşkü de bütün müştemilâtı ile Belediye'ye hibe ettim. Bu köşk otelin bir aneksi olarak kullanılacak ve Bursa Belediyesi bu köşkün bedelini takdir ettirerek Şirketten o miktar hisse senedi mubayaa edecektir.
K. Atatürk"

Sümerbank Bursa Merinos Fabrikasında, fabrika şeref defterine yazarken. (2 Şubat 1938)



Gece Belediye’de onuruna düzenlenen baloya katıldı. Baloda, kendisini ağırlamaktan duyulan sevinci yansıtan bir konuşma üzerine söz alarak şöyle dedi:


“Değerli hatip arkadaşlarımızın sözleri, benim üzerimde çok büyük hassasiyet uyandırdı. Bunun derecesini ifade etmek bence mümkün değildir. Fakat Bursa’yı ve Bursalıları seven ilk Türk ben değilim. Tarihte ve cihanda en büyük imparatorluk kurmuş olan Türkler de, evvela dikkat nazarlarını Bursa’ya, bu değerli şehre çevirmişlerdir. Onun için değerini anlamış ve ifade etmişsem çok bahtiyarım.

Bursa, inkılap hayatımızda nice müşkül anlar geçirmiştir. Fakat Bursalılar, yetenek ve güçleriyle bu zor zamanları kolaylıkla atlatmışlar, biz de kendilerine kavuşmak bahtiyarlığına nail olduk. Bugün o bahtiyarlığın safhalarından birini idrak etmekle mutlu olduğumu ifade edebilirim.”

Baloda kısa süre dans etti, daha sonra ölüme meydan okurcasına orkestradan “Sarı zeybek” çalınmasını istedi ve dizlerini yere vura vura coşkuyla zeybek oynadı.

Nizamettin Nazif Tepedenlioğlu, O’nun bu son balosunda ölüme meydan okuyuşunu şöyle anlatacaktır:

“Gözlerimi Atatürk'e çevirdim...

Garsonların hayretleri pek büyüktü. İlk kadeh nasıl doldurulmuşsa, öyle duruyordu. Ve Şef, ilk defa olarak bir büfeden şampanya istemiş bulunuyor ve bu şampanyayı dudaklarına değdirmemiş oluyordu.

Pek neşeliydi. Dimdik duruyordu. Yüzünde yaverlerini ve doktorlarını bile hayrete düşüren bir pembelik vardı. Şükrü Kaya içmediği, ara sıra dudaklarına dokundurmakla iktifa ettiği kadehini bırakarak:

– Bir talihimizi deneyelim, dedi. Keyfi yerinde. Şimdi otele döndürebilirsek iyi.

Bir dakika sonra, onun acı acı yanılmakta olduğunu gördüm. Atatürk yanındakilere:

– Geliniz bakalım...

Der demez, asker gibi genç ve mevzun adımlarla büfeden ayrıldı... Süratle orta salondan geçti ve orkestra şefi Azerbaycanlı Mehmet'e yüksek sesle şu emri verdi:

– Zeybek!

Mehmet'in yayı kemanı üzerinde süratle birkaç nota dolaştırdı. Atatürk:

– Hayır, dedi. O da değil, Sarı Zeybek!

Ve anında Selim Sırrı [Tarcan] gibi salon zeybeklerini de, Koca İsmail veya zavallı Yürük Ali gibi Ödemiş ve Aydın efelerini de hayran edecek bir zeybeğin kahraman figürlerini icraya başladı. Ve bu, hakikaten Bozdağ'ın çok eski tarihlerinde görülenler gibi bir dua, bir dua, bir kahraman duası, bir kahramanlık ayini oldu.

Düşününüz bir kere... Beynelmilel[uluslararası] tıbbın, en mütebahhir [derin bilgili] üstatlarından, “Rejime riayet ederse nihayet dokuz ay yaşayabilir. Bir yıl yaşayabilmesi için bir mucize dahi kâfi gelmez” teşhisini alan ve bunu bilen bir adam, dizlerini yere vura vura zeybek oynuyordu. Bu, ölüme meydan okumak demekti...

Zeybek, ölüme meydan okuyanların ateşe atılmazdan önce, kayalar arasında veya kara ormanlarda yaptıkları son kahramanlık âyini değil midir?..

Doktorların teşhis, müşahede ve münakaşaları arasında altı ay bunalmış olan saray erkânı bu vaziyette dehşet içinde bakıyorlardı. Hepsinin gözlerinden öyle acı bir endişe fışkırıyordu ki, bu hal, birbirinden zeki gençlerle dolu olan salonda, ancak bir iki dakika meçhul kalabildi. Sonra birden, bu harikulâde bediî raksın, akıllara durgunluk veren manasına hepsinin akıl erdiriverdiği anlaşıldı. Gülümseyen yüzlerin bir derunî [içten gelen] emre itaat eder gibi hep birden geriliverdikleri görüldü. İçlerinde fevkalâde bir neşe kıvılcımlanan gözlerin hep birden dumanlandığı, bakışların donuklaştığı görüldü...

Ve o anda genç kadınların eriyen rimellerinden gözbebeklerinin yanmasına ehemmiyet vermeden, delikanlıların beyaz gömleklerine kolalarını eritecek derecede sıcak ve nohut büyüklüğünde damlalar dökerek ağladıkları görüldü...

Yine o anda, O'nun, sanki bu gözyaşlarıyla ifade olunan umumi teessürü hissetmiş gibi, bu teessürde bir merhamet çeşnisi sezmiş de kızmış gibi, raksına bir kat daha şiddet verdiği görüldü. Tahtaya vuran dizlerinden çıkan seslere, şimdi bu meyus [üzgün] bakışların, bu yaşlı gözlerin muhasarasından kurtulmak isteyen bir aslanın kükreyişini andırıyordu.

Azerbaycanlı keman üstadı Mehmet de amma coşmuş, amma çalıyordu ha... Muhakkak
ki bu, büyük bir virtüözdü.

Orkestra zeybeğin son notalarını bitirince, kadınlar ve erkekler göstermemek için ipekli mendillerini acele acele gözlerine bastırırlarken, Atatürk ağız dolusu bir kahkaha attı:

– Zeybekte insanın yorgunluğunu dindiren bir kudret var.”

Cumhurbaşkanı Atatürk, Bursa'da Merinos Fabrikası'nı açtıktan sonra tesisleri gezerken (2 Şubat 1938)


O geceyi köşkünde geçiren Atatürk, ertesi gün (3 Şubat 1938) öğleden sonra saat 15.00’te İstanbul’a gitmek üzere otomobille Mudanya’ya hareket etti.
Atatürk, bu son Bursa gezisinin ardından İstanbul’da bir süre dinlendi. Ama tükenmez bir enerjiyle yüklüydü O.

19
Mayıs1938 günü bayram törenlerine katıldı, ardından yeni gezilere çıktı. Ne var ki, “O’nun naçiz vücudu”, artık bu baş döndürücü eylem temposuna uyum sağlayamıyordu.


5 Eylül’de vasiyetini yazdı...

26–27 Eylül gecesi hafif komaya girdi, bunu atlatabildi...

17 Ekim’de ilk ciddi komaya girdi, 19 Ekim’de açılabildi...

8 Kasım’da ikinci ağır komaya girdi, yalnızca bir kez ayıldı bu derin koma hâlinden, “Saat kaç?” diye sordu...

Takvim yaprakları 10 Kasım 1938’i gösteriyordu...


Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi Merinos






Ve kendi sözleriyle bıraktığı miras...
“Ben manevî miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir.

Zaman süratle ilerliyor; milletlerin, toplumların; kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.

Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.”

M. Kemal ATATÜRK

Mathematician isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
11 Üyemiz Mathematician'in Mesajına Teşekkür Etti.