Tekil Mesaj gösterimi
Eski 08.04.10, 21:28   #1
LaLe
Ne Mutlu Türküm Diyene

LaLe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 2490
Mesajlar: 21,832
Ettiği Teşekkür: 88528
Aldığı Teşekkür: 127782
Rep Derecesi : LaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Lightbulb Atatürk ve Sporda Fair-Play Kavramı




O, Bir Centilmendi...



Atatürk, sporda fair-play kavramını ortaya atan ilk liderdi

O, ‘‘Ben sporcunun zeki çevik ve ahlaklısını severim.’’ diye bağladığı konuşmasını bitirirken takvimler 1930'lu yılları gösteriyordu.

Tarih 16 Ocak 1924...Türkiye Cumhuriyeti büyük ekonomik sıkıntılar içinde. Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığındaki 2.5 aylık Cumhuriyet Hükümeti 170 sayılı bir karar alıyor ve Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı'nı kamu yararına bir dernek olarak onaylıyor.

Ve hemen ardından 171 nolu karar geliyor, ‘‘ 1924 olimpiyat müsabakalarına iştirak etmekte Türkiye için menafi vardır. Müsabakalara Türk idmancılarının da iştirakinin temini için 17 bin liranın mesarif-i geri melhuze tertibinden Türkiye İdman Cemiyetleri Merkez Umumisine verilmesi...

‘‘... Spor yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlak da bu işe yardım eder. Zeka ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler, zeka ve kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim’’

Bu sözler 1930'lu yılarda Atatürk tarafından dile getirildikten tam 60 yıl sonra dünya sporu ‘‘Fair- play’’ kavramını daha yeni yeni geliştiriyordu. İşte genç cumhuriyetin spora bakış açısı ve spor felsefesi buydu....

Tarih 16 Ocak 1924... Cumhuriyetin ilanın üzerinden henüz 2.5 ay geçmiş... Ankara'da Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığında toplanan Hey'et-i Vekile (bakanlar Kurulu) Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı'nı kamu yararına hizmet eden bir dernek olarak belirliyor, 170 sayılı bu kararın hemen ardından 171 sayılı şu tarihi kararı alıyordu;

‘‘ 1924 Mayısında Paris'te küşadı mükarrer (açılacak olan) olimpiyat müsabakalarına Türkiye İdman Cemiyeti de davet olunmuştur. Bu müsabakalara iştirak etmekte Türkiye için menafi (yararlar) vardır. Memleketimizde sporculuğun terakki ve teammüm etmesi, (gelişmesi ve yayılması) her halde bu gibi beynelminel müsabakalara iştirake mütevakkıftır. (katılmaya yöneliktir) Bineanaleyh Türk gençlerini beynelminel müsabakalara iştirak ettirebilecek surette talim ve izhar etmek icap eden mütehassısların (uzmanların) Avrupa'dan celbi (getirtilmesi) ve mezkur olimpiyat müsabakalarına Türk idmancılarının da iştiraki esbabının temini (sebeplerin sağlanması) için müstacelen (tezelden) 17 bin liranın mesarif-i geri melhuze (örtülü ödenek) tertibinden Türkiye İdman Cemiyetleri Merkez Umumisine (Genel Merkezine) verilmesi tekerrür etmiştir. (kararlaştırılmıştır) ’’




Yabancı Hocalar
Genç Cumhuriyet her türlü ekonomik sıkıntılara rağmen, bu 17 bin liradan başka sporcularımızın olimpiyatlara gidebilmesi için 50 bin lira daha yardımda bulunuyordu. Bununla da yetinmiyor, yurt dışından Mr. Tobin, Raol Peter ve Billy Hunter isimli atletizm, güreş ve futbol antrenörlerini de Türk sporcularını eğitmek için Türkiye'ye getiriyordu.

Cumhuriyet dönemi spor tarihimizin felsefesini ve gelişimini inceleyebilmek için tarih içinde kısa bir yolculuğa çıkmamız gerekecek. Türk sporu bu döneme gelene kadar 4 önemli evre geçirdi.
1- Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı dönemi (1923- 1936)

2- Türk Spor Kurumu dönemi (1936- 1938)

3- Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü dönemi (1938- 1989)

4- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü - Özerk federasyon dönemi (1989-....)




İdman Cemiyetleri

Cumhuriyetin ilan edildiği 1923 yılında ülkemizde 14 kulüp ve sadece 827 sporcu bulunuyordu. Sakarya Meydan Muharebesi'nin kazanılmasından hemen sonra 27 Kasım 1921 tarihinde İstanbul'da bir araya gelen bu 14 kulüp temsilcisi ittifakı oluşturmuş ve 8 Haziran 1922 günü hükümetten onay almıştı.
Bu ittifaka bağlı olarak kurulan Türkiye Futbol Hey'et-i Müttehidesi (federasyonu) hemen milli takımımızı oluşturarak ve ilk milli maçımızı 26 Ekim 1926 günü Romanya karşı oynattı.

1936 yılına kadar Türk sporunu yöneten bu örgüt döneminde kulüp sayımız 173'e sporcu sayımız ise 10 bin 75'e yükseldi.

1936 yılında Ankara'da toplanan İdman Cemiyetleri Genel Kurulu, teşkilatın adını Türk Spor Kurumu'na çevirmiş, merkezini Ankara'ya taşımış ve kurumun doğrudan Cumhuriyet Halk Fırkası'na bağlanması için parti başkanlığına ‘‘istirhamda’’ bulunmayı kararlaştırmıştı.


Türk Spor Kurumu

Böylece 15 Nisan 1936 gününden itibaren Türk sporu siyasi bir partiye bağlandı. Kurumun illerdeki temsilcileri aynı zamanda parti il başkanlarıydı. Tüm sporcuların Cumhuriyet Halk Partisi'ne üye olmaları istendi. 29 Ekim 1936 günü bütün yurtta sporcular ellerinde Türk ve parti bayrakları ile geçit resmi yaptılar ve törenlerle partiye üye oldular.

Bu modelin Hitler'in Nazi Almanyası'ndaki ‘‘JUGEND’’ (gençlik) modeli ile benzerliği Atatürk'ün gözünden kaçmamıştı. Ve hemen Atatürk'ün emirleriyle sporun yönetimini devlete vermek üzere çalışmalara başlandı.

Ancak bu dönemde devletin spora aktardığı kaynak hiç de azımsanacak gibi değildi.



Beden Terbiyesi
29 Haziran 1938 günü TBMM'de kabul edilen 3530 sayılı Beden Terbiyesi Kanunu ile spor artık devletin malı olmuştu. O dönemin koşullarında son derece çağdaş bir yaklaşımla hazırlanan kanun ile sporun sorumluluğu valilerden, köy muhtarlarına kadar yayılmıştı.

500'den fazla işçi çalıştıran işyerlerine spor tesisi kurma zorunluluğu getirilmiş, gençlere kulüplere girmek ve boş zamanlarda beden terbiyesi faaliyetinde bulunmak mecburi kılınmıştı. Ayrıca, cezaevleri, okullar, kışlalar ve çeşitli bakanlıkların hangi esaslar ve birimler tarafından spor eğitimi faaliyetini yürütecekleri bu kanunla belirlenmişti.

Bu kanunun kabul edildiği dönemde ülkemizde 442 spor kulübü, 27 bin 631 sporcumuz bulunuyordu.

Bu dönem 2 Mart 1989 yılına kadar devam etti.


GSGM Özerklik

Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’nün (GSGM) temelleri Turgat Özal iktidarı ile birlikte atıldı. Öncelikle Futbol Federasyonu Özerk hale getirildi, devletin ve siyasi otoritenin baskısından tam anlamıyla kurtarıldı. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden henüz geçmeyen, federasyonlara büyük bir mali rahatlık getirecek olan Sponsorluk Yasası'da hazırlandı.


75 yıl sonunda yurt çapındaki spor kulüplerimizin sayısı 6 bin 48'e, bu kulüplere bağlı sporcu sayısı ise 29 bin 258'i bayan, 521 bin 876'sı erkek olmak üzere 551 bin 134'e çıktı. Ayrıca yine çeşitli dallarda lisansiye olmuş 32 bin hakem ile 12 bin antrenörümüz faaliyetlerini sürdürmektedir.


Atatürk diyor ki...
‘‘ Türk sosyal bünyesinde spor hareketlerini düzenlemekle görevli olanlar, Türk çocuklarının spor hayatının yüceltmeyi düşünürken sadece gösteriş için, herhangi bir yarışmada kazanmak azmiyle spor çizmezler. Esas olan, bütün yaşlardaki Türkler için beden eğitimi sağlamaktır...’’

‘‘ Her çeşit spor faaliyetlerini Türk gençliğinin milli terbiyesinin ana unsurlarından saymak lazımdır. Bu işte hükümetin şimdiye kadar olduğundan daha çok ciddi ve dikkatli davranması, Türk gençliğinin spor bakımından da milli heyecan içinde itina ile yetiştirilmesi önemli tutulmalıdır’’

‘‘ Cumhuriyet, fikren, ilmen ve bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister...’’

‘‘ Dünyada spor hayatı ile spor dünyası çok mühimdir. Bu kadar mühim olan spor hayatı bizim için daha mühimdir. Çünkü ırk meselesidir, ırkın ıslahı ve keşayişi meselesidir. Hatta biraz da medeniyet meselesidir...’


"Aylığımdan Kesiniz Efendim"
Kurtdereli Mehmet pehlivan yokluk içinde yaşıyordu. Bir Ankara ziyaretinde başarılarının sırrı hakkında söylediği sözler Atatürk'e nakledildiğinde Büyük Kurtarıcı çok duygulanmış ve hemen özel kalem müdürünü çağırarak ünlü pehlivana şu satırları yazmıştı;

‘‘ Seni, cihanda büyük ün almış bir Türk pehlivan olarak tanıdım. Parlak muvaffakiyetinin sırrını şu sözlerinle izah ettiğini öğrendim. ‘‘Ben her güreşte arkamda Türk milletinin bulunduğunu ve Türk şerefini düşünürdüm.’’ Bu dediğini en az yaptıkların kadar beğendim. Onun için senin bu değerli sözünü Türk sporcularına bir meslek düsturu olarak kaydediyorum. Bununla senden ve sözlerimden ne kadar memnun olduğumu anlarsın.’’

Büyük Atatürk daha sonra mektubuna bir armağan ekliyordu. Armağan İş Bankası'na yazılmış bir mektuptu ve içinde şunlar yazılıydı;
‘‘Kurtdereli Mehmet Pehlivan'a 1000 lira veriniz. Bu para, Birinci Kanun aylığımdan faiziyle kesilecektir efendim


Gazi Mustafa Kemal’’


75. yıla özel yazı (29 Ekim 1998), Hürriyet



LaLe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz LaLe'in Mesajına Teşekkür Etti.