Tekil Mesaj gösterimi
Eski 13.04.10, 15:18   #1
saya35
Uzman Üye

saya35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2009
Konular: 751
Mesajlar: 1,726
Ettiği Teşekkür: 1363
Aldığı Teşekkür: 7879
Rep Derecesi : saya35 muhteşem bir gelişmedesaya35 muhteşem bir gelişmedesaya35 muhteşem bir gelişmedesaya35 muhteşem bir gelişmedesaya35 muhteşem bir gelişmedesaya35 muhteşem bir gelişmedesaya35 muhteşem bir gelişmedesaya35 muhteşem bir gelişmedesaya35 muhteşem bir gelişmedesaya35 muhteşem bir gelişmedesaya35 muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
saya35 - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Klasik Edebiyatta Sevgili, Beni Bir Gözleri Ahuya Zebun Etti Felek



Şiir yani nazım ne için yazılır? Genel anlamda beş alanda yazılır. Bunlar; Epik, Satirik, Didaktik, Pastoral ve Liriktir. Lirik lirizmden türemiştir. Lirizm ise Fransızca kişisel duyguların ilham yolu ile coşkulu ve etkili anlatımı demektir. Bunun Klasik(Divan) Edebiyatı'nda karşılığı ise 'Aşk'tır. Bu konuda Klasik edebiyatın sevgiliye bakış açısını ele almaya çalışacağım. Zira maşuk aşık için kolay ifade edilemez.


Şair günlerden bir gün hayatını tamamen değiştirecek, alt üst edecek ve hatta yıkıma uğratacak sevgiliyi görür. Sevgili demesi daha onu ilk gördüğü andan itibaren başlar. Çünkü sevgisini ona layık görmüştür. Canla başla sevilecek birisi varsa o da işte budur demiştir. Günümüzde kullanılan retorik hitaplardan ziyade şair öz ve anlamlı olmaya çalışır. Cananım der sevgilisine canından bir parça görerek.

Seni cânân sanıram, çık bedenimden ey cân!
Men u cânânım arasında çok olma hâil.


Artık sevgiliyi gördükten sonra şair aklını hiç bir yere verememektedir. Sadece düşündüğü sevgilinin, kuyu dibinde bulunan su berraklığındaki gözleridir. O gözlere bir bakışta kendini bulmuştur şair. Her şey bir anda olup bitmiş, bir nisan yağmuru hızında gelişmiştir. Şairin artık gönlü doludur; hiç boşalmamak üzere.

Sevgilinin bundan haberi olmasını ister ilk başlarda şair. Eğer sevgili, şairin halinden anlayıp ona karşılık verirse mutlu mesut bir yaşam onları bekleyecektir. Şair kendini toplar çıkar sevgilinin karşısına. Fakat sevgilinin; misk kokan saçlarından, mâha benzeyen yüzünden ve su berraklığındaki gözlerinden öylesine utanır ki kendini ifade edecek kelime bulamaz. Sevgili ya güler geçer veya zavallı demekle yetinir. Sevgilinin umrunda değildir şairin masumane sevgisi. Halbuki şair 'elde etme arzusu' ile aşkı gayet iyi bilip, ayırt etmektedir. Elde etme arzusu sevilen(!) kişinin başkasına yâr edilmemesidir. Aşk ise sevgilinin mutluluğunu istemektir. Ha şairin kendisiyle ha başkasıyla. Önemli olan canandır.

Ya Rabb ol düşman bakışlu yâre n'itdüm n'eyledüm
Sevdüğümden gayrı ol dil-dâre n'itdüm n'eyledüm


Mühim olan elbet canandır ama şairin her geçen gün için yanar. Tıpkı Şeyh Galip'in dediği gibi; Aşk ateş denizinde mumdan gemiler yüzdürmektir.
Şair hasret çeker, feryat eder. Ne hasretini nede feryadını duyurabilir. Sevgili bazen kör olur bazen sağır. Bunları bilerek yapıyordur elbette. Şairi beğenmez çünkü. Onunda kalbi başkasındadır. Şair bunların farkındadır. Farkındadır ama elden bir şey gelmez. Bir gün gelecek ümidiyle her gün kendini avutur. Hercai olan sevgili bir gün vefayı bilecektir der. Bunları der ama sonra kendini avutmanın faydası olmadığını anlar:


Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefâ var
Aldanma ki şair sözü elbette yalandır


Şair perişandır. Biçaredir. Gizliden gizliye göz yaşı dökmeye başlar. Onun döktüğü gözyaşları yağmurla yarışacak çokluktadır. Zaman geçtikçe insanlar şairi yanlış bir şey yapıyormuş gibi davranıp, kınarlar. Şairin bunada cevabı vardır elbette:

Gitdin emmâ ki kodun hasret ile cânı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile

Günler geçtikçe özbenliğinde sevgiliyi bulmuştur artık şair. Canan somut olarak yanında olmasada soyut olarak her yerdedir: soluğunda, gözyaşında, mutluluğunda. Her seferinde ciğerlerini dolduran havayı cananı olarak algılar. Başka bir alemdedir şair artık. Bambaşka birisi olmuştur. Bir kişi gözükürken çift kişidir.

Seni benden iy nigârum nice ayıra zamâne
Ki gözümle görmişem ben seni her mekân içinde
(Ey gözbebeğim; seni benden nasıl ayırır zaman
Gözümle görmüşken ben seni her mekan içinde)

Ve işte bu noktada artık sevgili bir varlık olmaktan çıkarak tamamen kalıplaşır. Yani yüzünü göstermeyen sevgilinin yüzü artık gülün yüzü, kokusu amberin kokusu ve saçları denizin kenarlarındaki yosunlar olmuştur. Bu kalıplara mazmun denilir. Artık mazmunlar sevgilinin yeni şeklini belirler. En basitinden 'Gül' denildiğinde akla hemen sevgili gelir.

Suya versin bahçıvan gülzarı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün gibi verse bin gülzara su

Yukarıdaki beyite baktığımızda Sevgilinin yüzü ancak bu kadar güzel anlatılır diyorum. Zira şairimiz burada: Bahçıvan gül bahçesine su vermekle uğraşmasın, bin gül bahçesini sulasa yüzün gibi bir gül açılmaz demektedir. Görelen odur ki; sevgili gülü bile kıskandıracak özellikler kazanmıştır. Dişi mercan, yüzü ayın on dördü, yanağı ruhsar, kulağı kadeh, kirpiği ok olur.
Olur amma bazen şair kendini bu beladan kurtarmaya çalışır. Canının yanması onu her geçen zaman mahvetmektedir.
Sözü yâ



Sen de Nef'î dilüni kurtar eğer kâdir isen
silsile-i zülfi gibi etme dırâz.


Burada şairimiz kendine gücün varsa gönlünü kurtar, yoksa sözü (o güzelin) saç zinciri gibi uzatma demektedir. Sevgilinin saçı öne yani alına düştüğünde perçem, alnın iki yanına düştüğünde zülf, ortada kaldığında ise kakül adını alır. Zülf siyahtır. Bu siyahlık ise madden karanlığı, manense kesreti sembolize eder. Beyitteki silsele-i zülf ise sevgilinin saçı kast edilerek boşu boşuna konuşulmaması yönündedir.

Bülbül ü Gül ise klasik temadır. Bülbül; aşık gül ise canandır. Bülbül feryat eder, gül onun farkına varmaz. Lafı kısa tutmak gerekirse bülbül hep sever gül hiç umursamaz.

Bülbülün aşk hikayesini tükettiğini sanma
O masaldan daha söylemedik neler kaldı.

Bu mazmun kalıplara dilimin döndüğünce, çok fazla akedemik bilgiye girmeden değinmeye çalıştım. Sevgili işte klasik edebiyatta şair için böyledir; vefasız ve vazgeçilmez. İnsan hani sormuyor değil bu kadar cefaya neden katlanır bir insan diye. Ama sonra Rağıb Paşa'nın beyiti bana cevap verir nitelikte;

Tâ olmıya zehr-âbe-çeş-i firkatün âşık
Derk eyleyemez lezzet-i vuslat neye derler


(Ayrılığının zehrini içmediği sürece âşık
Anlayamaz, kavuşma lezzeti neye derler.)


Sürç-i lisan ettiysem affola.
Yazan: Beynunet
__________________
İnsanlığın haline baktığın zaman, Nuh'un gemiyi kaçırmamış olmasına üzülmemek elde değil.
Mark Twain

saya35 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz saya35'in Mesajına Teşekkür Etti.