Tekil Mesaj gösterimi
Eski 11.05.10, 13:40   #1
TAN3R
Üye

TAN3R - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2010
Konular: 16
Mesajlar: 69
Ettiği Teşekkür: 183
Aldığı Teşekkür: 244
Rep Derecesi : TAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerde
Ruh Halim: none
TAN3R - MSN üzeri Mesaj gönder
Lightbulb "Denemeler"den seçmeler

Kitapların Değeri

Yazarların çoğunda, yazan adamı
görüyorum.
Montaigne'de ise düşünen adamı.

Montesquieu

"Denemeler"de gördüğüm her şeyi,
Montaigne'de değil, kendimde buluyorum.

Pascal

Montaigne, o hoşsohbet insan
Bazen derin, bazen sudan
Şüphe etmesini bilmiş
Burnu bile kanamadan.
Kerli ferli softalarla
Alay etmiş sakınmadan.


Voltaire

Montaigne, o tanrı gibi
adam, XVI. yüzyılın
karanlıkları içinde tek
başına diri ve tertemiz
bir ışık saçmış; dehası
ancak zamanımızda,
gerçek ve felsefi düşünce
boş inançların,
geriliklerin yerini alınca
anlaşıldı.

Grimm


Bir insanın değerini anlamak için istedim mi, kendinden ne kadar memnun olduğunu, söylediklerini, yaptıklarını kendi ne dereceye kadar beğendiğini sorarım. Şu türlü özürleri pek dinlemek istemem: Bu işi lâf olsun diye, şakacıktan yaptım;

Ablatum mediis opus est incudibus istud.


İşi daha bitmeden çıktı tezgâhtan.


(Ovidius)

bir saat bile durmadım üstünde; yaptıktan sonra bir daha gözden geçirmedim. Öyleyse, derim, bırakın bu işleri de hangi eseriniz sizi tam veriyorsa, değerinizin hangisiyle ölçülmesini istiyorsanız onu gösterin bana. Sonra şunu sorarım: Eserinizde en güzel bulduğunuz nedir? Şu parça mı, bu parça mı? Onda da beğendiğiniz yapısındaki hoşluk mu, kullandığınız malzeme mi, bir buluş, bir düşünce, bir bilgi mi? Hep görüyorum çünkü, insan başkasının işi kadar kendi işini değerlendirmekte de aldanıyor, sadece araya his karıştığı için değil, asıl değeri bilmediği, ayırdedemediği için. Bu eser, kendi gücü ve talihiyle onu yapmanın buluş ve bilgi gücünü aşabilir. Ben kendi hesabıma en az kendi eserimin değerini kestirebiliyorum: Denemeler'i bir batırır, bir çıkarırken hep kararsızlık ve şüphe içindeyim.


Kimi kitaplar vardır, salt konularıyla yararlı olurlar; değerlerinde yazarın payı yoktur. Üstelik öyle iyi kitaplar, öyle faydalı işler vardır ki insan yapmış olduğuna utanır. Meselâ ben şimdi tutsam istemeye istemeye bizim ülkenin yemeklerini, kıyafetlerini yazsam, zamanımızdaki kralların fermanlarını, halkın eline geçen mektuplarını toplasam; güzel bir kitabın özetini çıkarsam (ki güzel bir kitabın her türlü özeti saçma bir özet olur ya!) ve o kitap sonradan kaybolsa, buna benzer daha başka işlere girişsem. Elbette gelecek kuşaklar bu yazılarımdan eni konu yararlanabilir; ama ben o zaman talihimden başka neyimle övünebilirim? Nice ünlü kitaplar, böylesi kitaplardır.


Birkaç yıl önce Philippe de Commines'i okuyordum. Çok iyi bir yazardır şüphesiz Commines. Kitabında şu yabana atılmaz söz gözüme çarpmıştı: İnsanın efendisine ettiği hizmet onun bu hizmete verebileceği karşılığı aşmamalı. Meğer bu sözün değeri yazarda değil salt kendindeymiş. Aynı söze geçenlerde Tacitus'ta rasladım: İyilikler insana, karşılığını verebileceğini sandığı sürece hoş gelir. Bu ölçüyü aştılar mı onları minnetle değil kinle karşılarız. Seneka aynı şeyi daha kuvvetle söylüyor: İnsan karşılık veremediğinden utandı mı karşılık verecek kimsesi olmasını istemez. Cicero da, biraz daha gevşek: Memnun edemiyeceğini sanan, kimsenin dostu olamaz, diyor.


Bir konu, cinsine göre, bir adamı bilgili, zengin bellekli gösterebilir. En kişisel, en değerli tarafını, ruhunun asıl gücünü ve güzelliğini anlıyabilmek için, kendinden olanla olmayanı ayırdetmek, kendinden olmayan şeyleri de nasıl seçtiğine, düzenlediğine, nasıl bir şekil ve dil kullandığına bakmak gerek. Başka türlü olur mu? Ya söylediğini başka yerden almış ve daha kötü bir şekle sokmuşsa? Çok kez böyle oluyor. Kitaplarla alış verişim azsa yeni bir şairde gördüğüm güzel bir buluşu övmeye cesaret edemem; önce bilen birinin bana o parçanın şairin kendi malı olup olmadığını söylemesi gerek. O zamana kadar dilimi tutarım, neme gerek.

(Kitap III. bölüm VII)

Cinsel Eylem Üstüne

Cinsel eylem insanlara ne kötülük etti ki kimse utanmadan söz edemiyor ondan, ciddi ve edepli konuşmalarda yer veremiyor ona? Hiç sıkılmadan öldürmek, çalmak, aldatmak diyebiliyoruz da ona geldi mi kısıveriyoruz sesimizi. Neden acaba? Yoksa onun sözünü ağzımızda ne kadar az harcarsak düşüncesi kafamızda o kadar büyütmeğe hak mı kazanıyoruz? Çünkü, bilirsiniz, en az kullanılan, en az yazılan, en saklı tutulan sözler en iyi bellenen, en çok insanca bilinen sözlerdir. Her yaşta, her baştaki insan onu ekmeği bildiği kadar bilir. Dile, sese, harfe gereği olmadan herkesin içine yazılır. Suskunun dokunulmazlığı içine kapamışız cinsel eylemi: Çıkarmak bir suçtur ordan onu, suçlamak ve yargılamak için bile olsa. Ancak dolambaçlı sözler ve resimlerle kırbaçlamaya kalkabiliriz onu. Böylesine tiskindirici olmak bir suçlu için ne büyük şeref: Adalet dokunmayı, bakmayı suç sayıyor bu suçluya! Cezasının ağırlığı özgürlük, dokunulmazlık kazandırıyor suçluya. Kitaplar için de öyle olmuyor mu? Ne kadar yasaklanırsa o kadar daha çok satılıyor, o kadar daha çok okunuyorlar.


(Kitap III. bölüm V)

Dil Üstüne

Düşünce ve sanat adamları sözleri ve yazılarıyla dile değer kazandırırlar. Bu işi, dile yenilikler getirmekten çok onu bükmek, olanaklarını çoğaltmak, gücünü artırmak yoluyla yaparlar. Yeni kelimeler getirmezler. Onları zenginleştirirler, anlamlarını ve kullanımlarını sağlamlaştırır, derinleştirirler; onlara alışılmamış bir çeşni verirler; ama bunu da dört bir yanı düşünerek, ustalıkla yaparlar. Zamanımızın yazarlarına bakınca herkesin harcı olmadığı anlaşılıyor bu işin. Herkes gibi konuşmayı küçümseyerek cüretli işlere girişiyorlar. Ama hünersizlik ve zevksizlik yüzünden yaya kalıyorlar. Ortaya bir sürü zoraki tuhaflıklar; soğuk, anlamsız yapmacıklar çıkarıyorlar, bunlar anlatılmak istenen şeyi yükseltecek yerde alçaltıyor. Yenilik oldu mu bayılıyorlar. İşe yarayıp yaramadığı umurlarında değil. Yeni bir kelime kullanmak isteğiyle eskisini atıyorlar, çok defa da attıkları kelime yenisinden daha kuvvetli, daha diri duruyor.

Dilimizde zengin olanaklar görüyorum; ama onu pek az işlemişiz. Avda ve savaşta kullandığımız kaba dille neler yapılmaz; dilden bol bol kelime alabiliriz. Konuşma dilinin deyimleri otlar gibi yer değiştirdikçe daha gürbüz, daha bereketli oluyor.

Dilimiz zengin olmasına zengin ama, daha fazla kıvraklık ve sağlamlık ister. Çok yerde coşkun bir düşünceyi kaldırmıyor. Sıkı bir yürüyüşe geçtiniz mi, dil gevşeyip kalıyor. O zaman Lâtinceye yahut Yunancaya başvurmak zorunda kalıyorsunuz. Halkın ağzındaki kelimelerin gücünü biz kolay kolay göremiyoruz. Çünkü orta malı olarak kullanıla kullanıla bu kelimeler ayağa düşmüş, güzellikler bayağılaşmış. Nice değerli sözler, güzel benzetmeler vardır ki halkın ağzına düştükten sonra, zamanla renkleri bulanmış, güzellikleri solmuştur. Ama burunları koku alanlar bu deyimlerin tadına varırlar, onları ilk defa söylemiş olanların değeri de yere düşmekle kaybolmaz.

Bilimler de her şeyi pek fazla inceltiyorlar; herkesin bildiği tabiî yoldan çıkarıp, bambaşka ve yapmacıklı bir kılığa sokuyorlar. Bizim evde uşaklık eden delikanlı aşkın ne olduğunu biliyor, içinde de yaşıyor. Ona Léon Hebreu'yü, Ficin'i okuyun. Bu adamlar ona kendinden, kendi düşüncelerinden, kendi yaptığı işlerden sözedecekler ve o, hiçbir şey anlamayacaktır bunlardan. Aristo'yu okurken onda benim duyduğum, yaşadığım şeyleri tanımaz oluyorum. Her şey okulun gerektirdiği bir kılığa bürünüyor. Bundan ne kazanılıyor bilmem! Ben olsam onlar gibi doğayı sanatlaştıracak yerde sanatı doğallaştırırdım.

Türkçesi:
Sabahattin Eyuboğlu
__________________
Paylaşımlarımın tamamı internetten derlenmiş alıntıdır.
Ne bir tahsil edipte okul buldum.
Nede bir derviş olup şu sırtıma çul vurdum,
Anlatmak ne haddime anyamadım ben beni,
Kula kulluk yok derken ben kendimi kul buldum..

Bende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dadı var
Âşık- ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var
FUZULİ

Ey bir aileye bile hükmedemeyen ilerici ;
üç kıtaya, yedi denize hükmeden ecdadın mı gerici ?
TAN3R isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz TAN3R'in Mesajına Teşekkür Etti.