Tekil Mesaj gösterimi
Eski 11.05.10, 13:44   #1
TAN3R
Üye

TAN3R - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2010
Konular: 16
Mesajlar: 69
Ettiği Teşekkür: 183
Aldığı Teşekkür: 244
Rep Derecesi : TAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerde
Ruh Halim: none
TAN3R - MSN üzeri Mesaj gönder
Exclamation Kasr-ı Şirin Antlaşması

Yanlış: Bu antlaşmadan sonra Türkiye ve İran bir daha savaşmadı

Doğru: İki ülke arasında çarpışma ve sınır ihlalleri yıllarca sürdü
Türk - İran sınırının 1639'da Kasr-ı Şirin'le çizildiği bilgisi, ilköğretim düzeyinde kültür için belki yeterlidir. Ama yönetim basamaklarına oturanların bu sığ bilgiyle konuşmamaları, hiç olmazsa buna diplomasinin kıvrak anlatımını giydirmeleri beklenir.

Türkiye - İran sınırı sorununun, 1514 Çaldıran Savaşı'ndan 1853 Tahdid-i Hudud-ı İraniye layihasına değin 339 yıllık bir tarihi vardır. 1639'daki Kasr-ı Şîrin'i, bu uzun sürecin önemli bir belgesi saymak doğru; bugünkü Türkiye - İran sınırını belirleyen yegane antlaşma kabul etmekse yanlıştır.

Şöyle ki:

Söz konusu uzun sürecin 1514 - 1639 arasındaki ilk 125 yıllık evresinde seferler, işgaller, fetihler, sınır aşımları, sınırı belirleyen 1555, 1590 antlaşmaları vardır.
IV. Murad, 1638'de çıktığı ikinci Doğu seferinde Kanunî'den sonra Bağdat'ın ikinci fatihi oldu. Hüsrev ile Şîrin öyküsüne mekanlık ettiği söylenen Kasr-ı Şîrin civarındaki ordugahta, Veziriazam Kemankeş Kara Mustafa Paşa, İran elçilik heyetiyle 17 Mayıs 1639'da Kasr-ı Şîrin Antlaşması'nı imzaladı. Şehrizor, Bağdat ve Basra Osmanlı Devleti'nde; kuzeydeki Revan ise İran'da kaldı. Bu bölgeler bugün Irak'ta ve Ermenistan'dadır. Mevcut Türkiye - İran sınırı ise - Tebriz ve Van hedefli geçici işgallere karşın - 1590 Ferhad Paşa Antlaşması'ndan beri pek değişmemiştir. Kasr-ı Şîrin'i Türk - İran sınırı konusunda akıllara düşüren nedense, iki komşu arasındaki 125 yıllık savaş dönemini noktalamış olmasındandır.

Kasr-ı Şîrin 84 yıl sonra 1723'te Şirvan'da başlayan karışıklıklar üzerine, Rusya'yla anlaşan Osmanlı Devleti'nin Kafkasya ve İran'a karşı üç cephede savaş açtığı; Hoy, Hemedan, Revan'dan sonra, Van valisi serasker Köprülüzade Abdullah Paşanın 3 Ağustos 1725'te Tebriz'e girdiği saptanıyor.

1727'deki Hemedan Barışı sonrasında 1729/30'da Nâdir Han Tebriz'i, Hemedan'ı, Kirman'ı geri alırken, İstanbul'da da Patrona Halil Ayaklanması yaşandı.

1731'de Serasker Ahmed Paşa Kirmanşah'ı işgal edip Korican muharebesinde İran ordusunu bozarak bir daha Hamedan'a girdi. Diğer Serasker Hekimoğlu Ali Paşa da Urmiye ve Tebriz'i aldı.

1732'de Bağdat Antlaşması'yla Şirvan, Dağıstan ve Gürcistan Osmanlı Devleti'nde kalırken, Tebriz, Kermanşah ve Hemedan yine İran'a bırakıldı. Ertesi yıl, Nâdir Han Bağdat'ı kuşatınca savaşlar yeniden başladı. Nihayet, önceki sınırı öngören 1736 İstanbul Antlaşması imzalandı.

Nâdir Şah, 1743'te Doğu Anadolu'ya ve Irak'a yönelik taleplerde bulunarak Hille'yi ve Kerkük'ü işgal etti, Musul'u kuşattı. İstanbul'a gelen Safi Mirza'yı şah tanıyan I. Mahmud, İran'a savaş ilan etti.

1745'te Kars ve Musul'dan hareketle İran'a giren ordular, Revan'a ve Urmiye'ye doğru ilerlediler, sonra bozularak Kars'a çekildiler. Ama, iç sorunlardan bunalan Nâdir Şah'ın, 1746'da, "Şah İsmail'in tahtı" denen Hint-kârî Taht-ı Keykâvus ve başka hediyelerle İstanbul'a gönderdiği elçisi Feth Ali Han'la barış koşulları görüşüldü. Yeni muahedename (antlaşma metni) ve hediye olarak ünlü zümrütlü hançerle Kazvin'e gönderilen elçi Nazif Mustafa Efendi; yolda Nâdir Şah'ın öldürüldüğü haberini alınca hançeri vermeden barış görüşmelerini tamamlayıp İstanbul'a döndü.

İran 1779'da işgal ettiği Basra'yı savaş yaşanmadan boşaltmış; 1821'de Osmanlı Devleti'nin Yunan ve Tepedelenli ayaklanmalarını fırsat bilerek Irak, Bayezit, Eleşgirt, Bitlis, Muş ve Erciş'e asker sevketmiş ama 1823'te salgın ve başarısızlık nedeniyle işgal ettiği yerlerden çekilerek Erzurum Barış Antlaşması'nı imzalamıştır. Abdülmecid'in saltanatında, önceki antlaşmalar ve 1847'de İran'la imzalanan 2. Erzurum Muahedenamesi gereği, 1853'te "Tahdid-i hudud-ı İraniyeye memur" (İran sınırının belirlenmesiyle görevli) Derviş Paşa, bir heyetle dağı taşı adım adım ölçerek sınırı haritaya işleyip layihaya (rapor) bağlamış; Türkiye - İran sınırı iki devletin onayıyla kesinleşmiş, rapor da "Devlet-i Aliyye ile İran Devleti Beyninde Olan Hududun Layihası" adıyla 1287 (1861) tarihinde İstanbul'da yayımlanmıştır.

Sınır haritasının çizimi sonrasında da ortalık tamamen durulmadı. 1878, 1904/5, 1907 tarihlerinde Türkiye - İran sınır aşımları, 1. Dünya Savaşı'nda Süleyman Askeri'nin Ahvaz'ı işgal girişimi vardır.



NTV tarih SAYI: 11
__________________
Paylaşımlarımın tamamı internetten derlenmiş alıntıdır.
Ne bir tahsil edipte okul buldum.
Nede bir derviş olup şu sırtıma çul vurdum,
Anlatmak ne haddime anyamadım ben beni,
Kula kulluk yok derken ben kendimi kul buldum..

Bende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dadı var
Âşık- ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var
FUZULİ

Ey bir aileye bile hükmedemeyen ilerici ;
üç kıtaya, yedi denize hükmeden ecdadın mı gerici ?
TAN3R isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz TAN3R'in Mesajına Teşekkür Etti.