Tekil Mesaj gösterimi
Eski 11.05.10, 13:47   #1
TAN3R
Üye

TAN3R - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2010
Konular: 16
Mesajlar: 69
Ettiği Teşekkür: 183
Aldığı Teşekkür: 244
Rep Derecesi : TAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerde
Ruh Halim: none
TAN3R - MSN üzeri Mesaj gönder
Lightbulb Atalarımız Hunlar

Rusya'nın azınlıkta bulunan halkları hakkında son dönemlerde çok sayıda kitap yazılarak çarpıcı görüşler ortaya atılmıştır. Doksanlı yılların getirdiği "ısınma dönemi", Gorbaçov'la birlikte demirperdeleri yıktı ve yaşamını sessizce sürdürmek zorunda bırakılan azınlıklara, dünyaya açılma, kendini tanıtma ve tarihî izlerini arama fırsatını verdi.

Rusya'daki azınlıklar, özellikle Türk kökenlikler, resmî tarih mağduru sayılabilir, çünkü ataları hakkındaki bilgileri ve öz kültürlerini yeni kuşaklara sansürsüz aktaramıyorlardı. Böylece genç kuşaklar, giderek hafızadan silinmeye mahkûm edilen halk değerlerinden mahrum kalıyor ve manevi yönden gelişemiyordu. Bunun sonucunda da Ruslara karşı "milli yetersizlik kompleksi" oluşuyordu. Özellikle Türk halkları, resmî tarihten ve okul sıralarından öğrendikleri "barbar" kılığından ürkerek, sindirilmeye elverişli bir kişiliğe bürünmek zorunda kalıyorlardı. Yalnızca, tarihî topraklarını kaybetmeyen birkaç halk, yeni nesillerini kendi kültürü çerçevesinde yetiştirebilmiştir. Bütün dünyaya dağılmış ve devletleri parçalanmış Türkler ise böyle bir imkândan yoksundu.

Tarih boyunca farklı halkların dilinde Hu, Hun, Kıpçak, Kuman, Sarık, Polov, Küyeşe, Has, As, Sibil, Hazar, Tatar, Hor, Peçeneg olarak adlandırılan Türklerin bugünkü torunları Karaçaylı, Balkarlı, Azeri, Gagauz, Sekeli, Kazak (Rus Kazakları), Kazah (Orta Asya Kazakları), Türkmen, Özbek, Bulgar, Altay Türkleri, Kalmuk, Kırgız, Karakalpak, Başkurd, Uygur, Kırım ve Kazan Tatarları, Tuvin, Hakas, Kumuk, Çuvaş, Avar, Nogay, Yakut vb. halklar zorla verilmiş etnik isimleri ve gerçek tarihten yoksunlukları nedeniyle geçmişleri hakkında tamamen bilgisizdi.

Türk halkı üzerindeki Rus Çarlığı'nın kanlı sindirme ve millî belleği yok etme girişimleri o kadar kuvvetliydi ki, günümüzde bile etkisini sürdürmektedir. Sonuçta yüzyıllarca devam eden resmî devlet politikası, baskı altındaki halkların millî hafızasının zayıflamasında etkili olmuştur. Dağılan ve farklı isimlerle adlandırılan Türk halkları, kardeşlerini unutmuş, çevre halkların özelliklerini diline yansıtmış, genetiği farklı unsurlarla karışmış, diğer halkların kültürünü paylaşmış antropolojik ve kültürel anlamda yönlendirilmiştir. Bu durum, Türk halklarını köklü bir değişime uğratamasa da Deşt-i Kıpçak devleti ve halkı tarihten silinmiş ve Rus Çarlığı'nın "mavi rüyası" neredeyse gerçekleşmiştir.

Sınırları, kuzeyde Moskova nehri, güneyde Velikaya Bulgarya Kaganatı; doğuda Baykal gölü; batıda Dunay'a (İstr) uzanan, Moskovya, Rim ve Bizans'ın vergi verdiği büyük Türk devleti (Gun, Kıpçak) önce Moğollar tarafından yağmalanarak "Kızıl Ordu"ya dönüşmüş daha sonra da Çin entrikacılığına taş çıkartacak kurnazlıkla "Velikaya Rus" (bugünkü Rusya Federasyonu) olmuştur.

"Nasıl böyle oldu" sorusu, yüzyıllarca soruldu ve bugün de sorulmaya devam etmekte. Bu konuda son zamanlarda birçok çarpıcı belge ve bilgi çıktı ortaya. Bu bilgilerden birine göre, Rusya askerî önderliğini ve üst düzey soyluluğunu, eski düşmanları Moğollar (Syanbiyler) tarafından vurulduktan sonra, Moskovya Knezliği'nin çağrısı doğrultusunda, "Rus" tarafına geçen "Türkler" oluşturmuştur (Murat Adji, "Polın Polovetskogo Polya"). Yüzyıllar boyunca arşivlerde saklanmış ve sadece lisansüstü öğrencilerinin ve bilimadamlarının incelemesine izin verilen Obşiy Gerbovnik Dvoryanskih Rodov Vserossiyskoy İmperiyi, İstoriya Russkogo Dvoryanstva, Russkaya Rodoslovnaya Kniga, Russkiye Familiyi Türkskogo Proishojdeniya (N.A. Baskakov, Türk Kökenli Rus Soyadları, Ankara, 1997) kitaplarında ve diğer tarihî kayıtlarda bu gerçek mevcuttur. "Poskrebi kajdogo Russkogo, okajetsya Tatarin" (Üstünü biraz kazırsan her Rus'un altından Tatar çıkar) diyen Rus atasözü boşuna söylenmemiştir. Rus halkı resmî politikanın çelişkisini geleceğe yönelik olarak kodlamış ve gerçeği savunduğunu belirterek, gelecek nesiller önünde kendini aklamıştır. Ama Çarlık o kadar vicdanlı değildi.
Söylenen tarihî kayıtlarda "Kızıl Ordu"dan gelen ve "Russkiy" etnik ismini alan Türklerin, "Rus" devletinin tüm üst düzey soyluluğunu, askerî kuvvetlerini ve seçkin kitlesini oluşturduğunu görmek mümkündür.

Bazı tarihî kanıtlar ve Türk halklarında korunagelmiş tarihî bilgilere göre Moskovya, yedi bin yıl at üstünde savaşan Hunların askerî etkisi altında yetişmiş ve aralarında Syanbiyler tarafından ele geçirilerek "Syanbiyleşmiş" Hunların da bulunduğu Moğol ordusuyla savaşamazdı, kazanması da imkânsızdı. Çünkü ne tarihî ne de askerî tecrübesi vardı. Ama tatlı dilli Moskovya, bir düşmanının eliyle diğerini mahvetmenin yolunu buldu: Türk soylularına kucak açıldı, yeni vatan oluşturma muamelesi yapıldı ve art niyetlilikte pek başarılı olamayan Türk soyluları, Rus devletinin "knyaz"ı, "gaf"ı olarak "Russkiy" etnik ismini kabullendi. Sonuçta Türk kültürü "Rus" kültürü, Türk zaferleri "Rus" zaferleri oldu.
Ama "Rusluk"a soyunan Türklerin yeni vatan hayalleri, Moğollar Deşt-i Kıpçak'tan kovulur kovulmaz kanlı bir "Ruslaştırmaya" dönüştü ve Türk devletine "Rus" adı verildi. Avrupa devletlerinin de bu olaydaki etkisi tarih tarafından bilinmekte. Çünkü Batı dünyasını diz çöktüren Türklere karşı kin ortaktı.

Tarihteki bütün egemen halkların kaderi de bu şekildedir: Süzerene* bağlı halk, güçlenir güçlenmez efendisini yıkar, maddi-manevi varlığını da (özellikle aynı topraklarda yaşıyorlarsa) kendine mal eder. Eğer bunu yapmaya gücü yoksa kendi yenilgisini "kutsal savaş" gibi gösterir ve gelecek kuşaklara, egemen halkın "vahşi" ve "gaddar" olduğu yönünde hatıralar bırakır.

Hunlara karşı her ikisi de yapılmıştır. Devleti ve kültürü benimsendi. Bunu haklı çıkarmak için de Türklerin acayip olması gerekiyordu ve at eyerini, kaşığı, üzengiyi öğreten, Avrupa'ya Demir Devri'ni getiren, gelişmiş manevi kültüre sahip Gunlar (Hunlar), Avrupa tarihinde "barbar" kılığına büründürüldü. Ama çağdaş dünyada Türklerin medenileştirici etkisi, her bilgili ve mantıklı insan tarafından bilinmektedir. Rus Çarlığı'nın yazı işleri makamında üretilen tarihî masallar, artık inandırıcılığını kaybetmiştir.

Bilindiği gibi tarihte galip, iki renkte tanımlanır: siyah veya beyaz. Kader, Hunlara siyahı Batı'nın elinden nasip etmiştir. Ve bu siyah o kadar kalındır ki günümüzde bile gün ışığını zor geçirmektedir. Kara çalmakta başarılı bir tarihe sahip olan Rusya Çarlığı, bu konuda en önde anılabilir. Çünkü dünya tarihinde eşsiz bir fethetme olayı gerçekleştirerek, dost sıfatıyla Gunları (Hun, Kıpçak Türkleri) yeni vatan hikâyesiyle oyalamış, onlara kendi "Rus" etnik ismini kabul ettirmiş, maddi ve manevi varlığına öyle de sahip olmuş, onun savaşçılığıyla düşman olduğu Moğolları yenmiş ve Rus ismini tarihe yazmıştır. Daha sonra da Türk'ü barbar ilan etmeyi ve bu yalanı tutturmayı da başarmıştır.

MS 10-13. yüzyıllarda, bin yıla yakın bir tarihi olan Deşt-i Kıpçak, Gunların, Alan ve Sarmatlarla (Parfyanlarla) akraba olan İran kökenli halklar) kardeşlik anlaşması çerçevesinde oluşturduğu Kafkas Halkları Birliği temelinde, büyük bir imparatorluğa dönüşerek içinde birçok etnik grubu barındırmıştı. Kaganatlara bölünmüş ve eski "Hunnu"nun devlet düzenine benzer biçimde "Kağanlar Kurulu" ve "Şanüy" (Han) tarafından yönetilen devletin halkını Gun (Hun), Alan, Sarmat, Ugr, Kıpçak, Dinlin, Syanbiy, Çidi, Tele, Aşın, Kırgız, Gyangun, Üyeçji, Usun, Sak, Kyan, Hora, Di ve daha eskiden Hunlara katılmış etnik gruplar oluşturuyordu. Ayrıca Kuzey Kafkasya'nın (Skifya'nın kuzeydoğusu) yerli halkları da birliğe dahil olmuştu. Elbette bu kadar etnik grubun barındığı bir devlette, Kaganatların (Prenslikler) özgürlüğü kısıtlanmadığından MS 13. yüzyılda rekabet ve geçimsizlik gibi olumsuzluklar yaşanmaya başlamıştı. (Aslında doğruyu söylemek gerekirse, Türk halkının her boyu kendini "tepe", diğerini ise "dağlık" sayar. Bu "soy", "kitle", "boy" kibiri ne yazık ki gelenekseldir.) Deşt-i Kıpçak kurulurken, Hun hafızasında "ayrımcılık" ve bölücülük"ten kaynaklanmış iç savaş trajedisinden (Hunnu'nun yıkılışı) kalma dersler hâlâ etkiliydi ve Kafkas Halkları Birliği döneminde, o dersler dikkate alınarak, bütünleşmeye, birleşmeye özel önem veriliyordu. Bin yıla yakın bir süreçte ise bu hafıza zayıflamış ve iç çekişmeler devletin trajik sonunu hazırlamaya başlamıştı. "Bölünen halk yok olur" (Bölünen halk-talk) diyen atasözü artık unutulmuş, yeni kuşaklar da kudretli devletin yıkılabileceğini düşünmeden iktidar çekişmelerine girişmişlerdi. Düşman da fırsatı değerlendirmekte gecikmedi. Moğol saldırıları devleti güçten düşürdü ve Moskovya'yla yeni vatan oluşturma girişimi, kanlı "Ruslaştırma'yla sonuçlandı. Artık yüce Hun halkının "batı kanadı"nın tarihi durmuştu.

Tarihî arenaya geç çıkan (MS 9-11. yüzyıllar) Rus halkı başkanlığı ise, yetersiz nüfusu ve kısa tarihine rağmen perde arkası işlerde uzmanlık göstererek imkânsızı başarmıştır. Yavru kelebeğin, ana kelebeği içerden yiyerek beslenip dünyaya gelmesi gibi, Gun (Hun) halkının etnik, kültür ve coğrafi varlığıyla "beslenerek" kudretli Rus İmparatorluğu olarak ortaya çıkıvermişti. Çin bile, diplomasi başarısı, eski tarihi ve yaratıcılığıyla bunu omuzlayamamıştı. Moskovya Knezliği ise yapılan ve yazılanların arasındaki uçurumları öyle ince yorumlarla örtmüş ve tarihi öyle ustaca kurgulamıştır ki, Türklerin "barbar" ve "korkak"; Rusların da "yüce", "cesur" "medenileştirici" olduğu ve Tatar-Moğol "zorba" ve "barbarları"na karşı kutsal savaş verdiğini anlatan tarihî hikâyeler inandırıcılık kazanmıştır. Gerçekte ise Moğollarla savaşanlar, Rusların "Tatar" köklü dediği Türklerdi. Moskovya da kaçak Türk soylularının yeni vatan hayalleriyle sığındığı yerdi, Ruslar da dost sayıp yakınlaştığı halktı. Tarihteki "yenilgisiz Rus silahı", "yenilgisiz Türk silahı"ndan başka birşey değildi. Çünkü "Rus" etnik ismini alan Türklerin tüm başarıları birdenbire "Rus" oluvermişti. Moskovya temelinde yeni vatan kurduğuna inanan Türk soyluları, ne yazık ki, trajik olarak nitelendirilebilecek biçimde yanılmışlardı ve yanlışın etkisi günümüzde de devam etmektedir.

Rus Çarlığı'nın tarih yaratıcılığı (modern Rus tarihçiliği de pek farklı değildir) şaşırtıcıdır. Savaşma kabiliyeti bütün dünya tarihince kabul edilen Hunları bile kuralsız yöntemleri ve gaddarlıklarıyla devletinden eden Moğol (Syanbiy) askerini Moskovya nasıl yenebilirdi? Ne tarihî tecrübesi, ne askerî uzmanlığı, ne de üretim seviyesi böyle bir orduyu yenebilecek gücü örgütleme ve barındırma imkânını veriyordu.

Bugün Türk kökenli halkları "barbar", "canavar", "çuçmek", "çurek" vb. lakaplarla küçümsemekten çekinmeyen Rus halkının bu uyduruk tarih belleğine kazınmıştır. Gülümsemeyi körükleyen "yalan üstü yalan" sayılabilecek "hikâyeler"i üretmeye devam eden resmî devlet tarihi de vicdanlı olsaydı "Tatar-Moğol baskısı"nın aslında Türkleri yok etme girişimi, bugünkü Rusya'nın Deşt-i Kıpçak, Rus halkının yüzde 70 civarında silah ve kanla "Ruslaştırılmış" Türkler olduğunu kabul etmeliydi.

Kanıt olarak, "Rus" devletinin üst düzey soyluluğunu, askerî önderliğini ve seçkin kitlesini oluşturan Türk boylarından birkaçının adını verelim: Ermolov (Kafkas savaşının başrol oyuncusu. A. Puşkin bunun hakkında şöyle yazmıştı: "Bu Doğu'nun çığlığıdır...!Karlarla kaplı başını indir Kafkas: Ermolov geliyor!"*) Urusov, Kurakin, Bulgakov, Talizin, Tarbeev, Godunov, Saburov, Glinskiy, Mansurov, Karamzin, Uşakov, Çerkasov (Batı Ukrayna'daki tutucu Türklerin Moskovya dönemindeki lakabıdır. Bugün Çerkez denilen Adıglarla ilgisi yoktur. Birinci Kafkas Savaşı sırasında "Mastık" isimli Adıg boyu, bu lakabı (Çerkez) benimsemiştir.), Apraksin, Çirikov, Temeryaz, Üsüpov, Golenişev-Kutuzov, Arakçeev, Musin-Puşkin, Ogarkov, Turgenev, Çaadaev, Tarakanov vb. Türk soyları saymakla bitmez ve hepsi de Rus İmparatorluğu'nun kimliğini, şanını, kültürünü ve kuvvetini oluşturan soylardır.

Moskovya'nın fethetme yöntemi tarihte eşi benzeri görülmemiş, şaşkınlık verici bir yöntemdir. Deşt-i Kıpçak'ın önder soylarını kendi efendisi kılarak onların devletine "Rus" ismini vermeyi başarmıştır. Sonuçta Türk zaferleri, çağlar boyunca "Rus" zaferleri olarak anıldı ve Türk kültürü de aynı kaderi paylaştı. Fakat Türk halkının "Ruslaşması"na karşı çıkan, Moskovya'yla yeni vatan oluşturulamayacağını öngören ve gelecekte trajik olayların yaşanacağını bilen Türk boyları da vardı. Onlar canları pahasına Hun adını ve geleneklerini koruyarak, çevredeki Doğu, Batı, Güney Kaganatlarına ve diğer Türk boylarının topraklarına sığınarak kural tanımaz kanlı "Ruslaştırma"dan kurtulabilmiş ve Türk kimliğini koruyabilmişlerdir. (Olaylar MS 14-19. yüzyıllar boyu devam etmiştir.) Yerlerinde kalan Don, Volga, Kafkas önü ovaları ve Kaspiy, Azov, Kuban, Terek, Yayık vb. yerlerde yaşayan Türk halkları ise, çiçeği burnunda "Rus" yüceliğinden nasibini almış ve millî belleklerinin yok olmasına neden olacak kadar gaddar olaylar sonucu Ruslaşmıştı. Özellikle "Kazaklar", Ruslardan daha fazla Rus olmuştur.

Rusya'da bu konular mühürlü ve yasak olmasına rağmen onlarca tarihî yazıdan, askerî rapordan hatta Rus yüceliğini ölümsüz kılmaya çalışan şiirden Türk halkının neler çektiğini ve neler kaybettiğini anlamak mümkündür.


__________________
Paylaşımlarımın tamamı internetten derlenmiş alıntıdır.
Ne bir tahsil edipte okul buldum.
Nede bir derviş olup şu sırtıma çul vurdum,
Anlatmak ne haddime anyamadım ben beni,
Kula kulluk yok derken ben kendimi kul buldum..

Bende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dadı var
Âşık- ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var
FUZULİ

Ey bir aileye bile hükmedemeyen ilerici ;
üç kıtaya, yedi denize hükmeden ecdadın mı gerici ?
TAN3R isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz TAN3R'in Mesajına Teşekkür Etti.