Tekil Mesaj gösterimi
Eski 11.05.10, 13:48   #2
TAN3R
Üye

TAN3R - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2010
Konular: 16
Mesajlar: 69
Ettiği Teşekkür: 183
Aldığı Teşekkür: 244
Rep Derecesi : TAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerdeTAN3R Karimasını arttırmak için doğru yerde
Ruh Halim: none
TAN3R - MSN üzeri Mesaj gönder
Lightbulb Atalarımız Hunlar (II)

"Şanlı Rus Çarlığı" döneminden kalma bir askerî rapor şöyle demektedir: "...şehir tamamen ateşler içindeydi. Kervansaraylar hariç 10.000 ev, 38 cami, 50 su değirmeni, Karasubasar'ı mahvettikten sonra, şiddetli bir Kırım (Kırım Hanlığı) yağması başladı. Kazaklar ve Kalmuklar Bahçesaray'a kadar ulaştılar. Yolda giderken de birçok Tatar köyünü basarak 1000 esir, 30.000 sığır, 100.000 koyun almışlardı..." (Kırım 1736)

Buna benzer birçok askerî hatıra ve rapor vardır ve hepsinde de barbarlığın tablosu -kan, yıkım, ateş, vahşet- çizilmektedir. Ama bunu anlayabilecek manevi seviyeye ulaşamamış şahsiyetler, bu barbarlığı, tarihe "yüce Rus kimliği" olarak taşımışlardır.

Rus Çarlığı, Türk halkının sığındığı, eski devlette bir arada yaşamış ve kaynaşmış Kafkas halklarının topraklarına (Eski "Velikaya Bulgarya Kaganatı"nın güney kısmı) pek sokulamamıştır. Ancak, 18. yüzyılda Gürcistan'ın Rus egemenliğine boyun eğmesinden sonra, Kuzey Kafkasya, Rus topraklarına katılarak ağır ve uzun bir savaşa sürüklendi. D. İlovayskiy'in yazıları, o dönemin gelişmelerini tüm şiddeti ve çıplaklığıyla yansıtmaktadır.

Ama Çarlık ne yaptıysa da Kafkaslar'ı Ruslaştıramadı ve Rus idaresi bölge halklarını yeni isimleriyle tarihe geçirmek zorunda kaldı. Böylece kenardaki, hatta merkezdeki halklar da ayaklanarak "yeni yaratılmış halklar" olarak kayda geçseler de kendi isimlerine ve topraklarına sahip çıkma fırsatını buldular. Direnemeyenler ise etnik, antropolojik ve kültürel farklara rağmen "Rus" oldular.

Aslında Çarlık'ın açgözlülüğü eninde sonunda, Rus halkının aleyhine işlemiştir. Çünkü toprak kazanma ve "yüce olma" çabaları, gelecek nesilleri kargaşalığa sürüklemiştir. Rus halkının genetik tablosu değişmiş, millî kültürü ve millî gelenekleri, başka kültürlerin tetiklediği yönlendirme sonucu, özel değerlerini kaybetmiştir. Günümüzdeki Rus antropolojisi, birçok etnik unsurun katılımını içermekte; kültürü, kaynaşımdan oluşmaktadır. Ve üstün kültürün "dokunuşu" uzun süren etki bıraktığı için Türk etkisi bugün de okunmaktadır.

Rus halkının içinde tarihî köklerini arayanlar, birçok "demirperdenin" ve "sansürün" arasından sıyrılan genetik sesini duymaya başlamışlardır. Bu yüzden Rusya tarihi yazdığına; gerçek Rus halkı da konuştuğuna dikkat etmelidir. "Kanın sesi, sel" diyen atasözleri unutulmamalıdır. Rus halkı ayaklanırsa sarsar.

Çarlık, Ruslaştırma kampanyasını başarıyla sonuçlandırmış da olsa, olup bitenlerin mutlaka ortaya çıkacağını, Ruslaştırılmış ve Ruslaştırılmamış Türklerin birbirini bulacağını ve nefretin kendine çevrileceğini hissetmiştir. Bu nedenle Türk halklarını köklerinden sökebilmek için yeni bir yönteme başvurmuş ve "kısaltılmış, biçilmiş, dikilmiş" denebilecek bir İncil icat ederek yeni dini kabul ettirme seferlerine başlamıştır. Dinine, şerefine düşkün Türk halkları ise bunu kabullenememiş ve devleti "köylü ayaklanmaları" denilen kanlı savaşlar sarmıştır. Rus "temizleyici" seferleri her zaman Bog (Tanrı) adına, "medenileştirici" misyonla, "kutsal görev" olarak yapılmıştır. O dönemin millî marş sözleri de Tanrı'yla anlaşma yapılmışçasına "Bog (Tanrı) bizimledir, anlayın bunu putperestler ve başınızı önümüzde eğin, çünkü Tanrı bizimledir" şeklindedir. Genç halkın çocukluk hırsını içeren cahil bir tutum.

Bog adına kutsal görevde olan Bizans bile bu "İncil tashihi" ve "kutsal seferlere" karşı ses çıkartmadı. Çünkü hedef, ortak düşmandı ve görüldüğü gibi Türk egemenliği korkusu, Bog (Tanrı) korkusundan üstündü.

"Rus köylülerinin ayaklanması" olarak adlandırılan ayaklanmalar hakkında yazılmış tarihî belgelerde, Rus köylülerinin Çarlık sansürünün gözünden kaçmış iki seslenişi vardır: "Sırına keçü" ve "Ura" (Rus askerleri bugün de zafer sevincini "ura" seslenişiyle belirtir). "Ura", Slav dillerinde bir anlam ifade etmemektedir. Bu yüzden Rus köylülerinin dilinde böyle bir sözcük olamazdı. Türk dilinde ise her ikisinin de anlamı açık: "Urakın", saldırı demektir. "Ura" ise saldırı çağrısıdır. Rus kulağınca "sırınna keçü" şeklinde algılanan ve öyle yazılan "sırına keçü" (geleneğine geç, savaş, millî geleneğine geç) sözü, tarihi, gelenekleri ve millî şerefi içeren bir sözdür. Rus köylüleri, savaş öncesi "urakına" (saldırıya) geçmeden önce yapılan cesaretlendirici konuşmanın sonunda söylenen "ura" seslenişini, Kazaklardan duymuş ve kullanmışlardır denebilse de "sırına keçü" cümlesini kullanmış olabilecekleri düşünülemez. Çünkü bir geleneğin, halkın kanını, canını etkileyici şeref kanununa dönüşmesi için çok köklü bir tarihe sahip olmak gerekir. Oysa Rus halkının tarihi o dönemlerde 500-600 yılı geçmiyordu, henüz oluşum dönemindeydi ve geleneksel şerefe hitap edemezdi. Bu sözleri iki Hun atasözüyle güçlendirelim: "Sırına göre capısı, capıga göre bağası" (Geleneksel şerefine göre kişiliği, kişiliğine göre değeri), "Ata sırı, ulanda; ana sırı, kızında" (Baba şerefi, oğlunda; ana namusu, kızında). Görüldüğü gibi seslenişin ana kaynağı açık. "Rus köylülerin" Türk köylüleri olduğu anlaşılmaktadır.

"Halk oluşumu sırasında" denilen sözü desteklemek için başta sıralanan Türk soylarına karşın, Rus soy isimlerini yorumsuz olarak sunalım: Hrukov (erkek domuz oğlu), Laptev (ottan ayakkabı örücü oğlu), Kalamoytsev (tuvalet temizleyici oğlu), Hrapov (Karlayıcı oğlu), Peçkin (Ocak oğlu), Krisin (Fare oğlu), Sukaçov (Dişi köpekçi oğlu), Nosov (Burun oğlu), Çelombitkov (Secdeci oğlu), Mogilniy (Mezarcı oğlu), Konühov (At bakıcısı oğlu), Metölkin (Süpürgeci oğlu), Bragin (Amatör votka üreticisi oğlu), Pyanov (Sarhoş oğlu), Hmelnov (Az sarhoş oğlu), Rıgalov (Kusucu oğlu), Zemlânkin (Yeraltında yaşayan oğlu), Rvanov (Yırtık giysili oğlu) Naydônov (Bulunmuş oğlu), Sukin (Dişi köpek oğlu) vb.

Aslında birbirine geçmiş yalanları içeren Rus Çarlığı tarihi, temizlenmesi gereken bir alandır. (Ne yazık ki ona dayanan modern tarih de bilerek ya da bilmeyerek yanılmaya devam etmekte.) Rus halkı, ileride bunu mutlaka başaracaktır. Çünkü duygusal, dürüst ve uyumlu bir halktır. Doğruyu öğrendikten sonra yalana tahammül edemez. gelecek nesilleri Çarlık rejiminin yazı işleri makamında üretilmiş fantezilerle yetiştirmeye devam etmeyecektir. Bugün Ruslar ve Türkler, genetik ve kültürel bakımdan öylesine kaynaşmışlardır ki birini "barbar" yaparak diğerini "medenileştirmek" imkânsızdır. Hiçbir gelişmiş mantık, dünya tarihinin tartışmasız kabul ettiği bir millî kültüre sahip olan Türklerin "barbar" olduğuna inanmaz, genç Rus halkının medenileştirici misyonunu ise ciddiye almaz. Çünkü halklar aniden oluşmazlar, binlerce yıllık süreçte düşe kalka, yana yakıla, çelikleşerek oluşurlar. Rus halkı ise, bu süreci yaşadığı düşünülemeyecek kadar gençtir.

Ancak Türk halkı ne kadar direndi ve millî özelliğini korumaya çalıştıysa da şiddetli baskı mekanizmasına dönüşen imparatorluk, planlarını gerçekleştirdi. Eğilmeyen başlar kesildi, direnecek gücü kalmayan parçalanmış halklar Rus devletine ve etnik ismine dahil oldu. Böylece Türk ovaları Rus tarlaları oluverdi. (Rusçada nedense "Rus orman", Rus toprak", "Rus pelmen 'bölmen: Hun yemeği' ", "Rus çeburek 'eski Türk çiğböreği' " gibi birçok gülünç sözcük vardır? Psikolojide, büyüklük kompleksinin, bir yetersizliğin kronik hale gelmesiyle oluştuğu söylenir. Acaba Çarlık'ı komplekse sürükleyen ve her şeyi kendinin ilan etmeye zorlayan ve bugüne kadar uzanan o korku nedendi? Neden bugün de Türk halkları "Rus havasını" solumakta ve "Rus tarlasını" ekmektedir?)

Türk etnik isimlerinin tamamen değiştirilmesi, Türk'ü hatırlatan her şeyin silinmesi doğrultusundaki Çarlık stratejisi sonucu, yeni nesiller Rus kültürüne uyumlu hale geliyor ve "Doğal Ruslaşma" denilen süreç başarıyla işliyordu. Kenar kaganatlara sığınarak millî kimliğini koruyabilenler ise çok az sayıdaki Türk boylarını temsil ediyordu. Onlar da Rus idaresinin gözüne batmamak için uyum sağlamak zorunda kalmışlardır. Böylece Türk ismi ortadan kaldırıldı ve Türkler tarihten tamamen silinmiş, eski bir "barbar" göçebe halk" sayıldı. Türk halkının parçaları ise "yeni yaratılmış halklar" oldu. Rusya'da yüzyıllar geçti, yönetimde Çarlar, komünist sekreterler, demokrat aydınlar da oldu, ama hiçbirisi, kocaman Deşt-i Kıpçak devletinin ve onun kalabalık halkının nereye kaybolduğu konusunu kurcalamadı.

"Var"ın yerini varsayımlarla doldurmuş Rusya tarihinin çatlak vermesi bu konuya bağlıdır. Gerçek tarih ortaya çıkarsa, Rus halkı içten parçalanabilir korkusu. Gizlilik bundan ibarettir. Deşt-i Kıpçak konusu açılırsa, ortaya hoş olmayan pek çok soru çıkar. "Russkiy" (Rus) kimdir? Neden onun ismi "Ruslarınkiler" anlamını taşımaktadır? Gerçek "Rus" kimdir? Rusya'nın toprakları eskiden hangi ismi taşıyordu? Türk halkı nerede? Avrupa tüm evrim ve diyalektik kurallarını yıkarak bronz devrinden demir devrine nasıl atlayıverdi? vb. Bunlar da temel sarsacak sorulardır. Deşt-i Kıpçak bu yüzden "kayıplara karışmıştır". Yetersizlik kompleksine kapılmadan, Türklerin; at eyeri, üzengi, kaşık, biçilip dikilen elbise kültürü, buhar banyosu, ağaçtan çivisiz inşaat ve çevre tablosuyla bitişik mimari sanatı, hayvancılık bilimi, askerî uzmanlık gibi birçok gelişmiş kültür ürününü, Batı'ya öğrettiği ve Batılıların medeniyetini hızlandırdığı kabul edilseydi, yeni nesillere "sissiz" "dumansız", doğru bir tarih kalırdı. İki taraflı saygıya dayalı halklar arası davranışlar geleneği bırakılabilirdi.

Rus tarihçiler, "Kazak" etnik isminin kökünü, "Ak Kaz"da arayarak şişman ciltler üzerinde ter dökeceklerine, Çarlık tarihinin bulanıklıklarını temizleselerdi; "Kazak"ın beyaz kazın evladı değil, Hun hudutçularının kitle ismi olduğunu öğrenirlerdi. "Kazınnı bekçi, çekge; azınnı millet cekge" (Kazınmış bekçi huduta; güçsüzleşmiş halk, gurbete) diyen atasözü, "Kazak"ın anlamını yorumsuz olarak açıklamaktadır. "Kazak" kazınan demektir, "Ak Kaz"la hiçbir ilgisi yoktur.

Dünyaca ünlü tarihçi L. N. Gumilyov bile, "Türk diye bir millet yoktur" diyerek, eski tarihin etkisinde kaldığını kanıtlamıştır.
Türk milleti yok mu?
O zaman dünya tarihince kanıtlanmış,
- "Paleosibirskiy" yeni insan tipi,
- Çölü geçen ilk halk (MÖ 3. binyıl),
- MÖ 1200 yılında Gobi Çölü'nü geçebilecek hayvan türünü yetiştirerek, İç Asya ile Sibirya'yı birbirine bağlayan.
- Uçan atları yetiştiren ve askerî uzmanlığın zirvesine çıkan,
- "Soylar Toplumu" denen toplumsal düzeni oluşturarak "birey-toplum, toplum-birey" anlayışını tarihe kazıyan,
- Balıkçı ve avcı Neolit'in yaratıcısı,
- "Andronovskaya" kültürünün ağırlıklı unsuru,
- "Karasuk", "Siver" ve Afanasyevska" kültürlerinin sahibi,
- "Kaplamalı mezarlar"ın yaratıcısı,
- Batı'ya demir devri getirerek medeniyeti hızlandıran,
- Günümüz insanının zor kaldıracağı, büyük ve çekmek için büyük güç gerektiren, dünya müzelerinde tanıtılan arbaletin (büyük yay, eski ismi: caya) sahibi,
- İç Asya'dan Batı Avrupa'ya kadar millî kimliğini kabul ettirenler kimdi, hangi milletti? Rus tarihine ancak şaşırmak kalıyor.

İşte bu çelişkiler, Ruslar ile diğer Rusya halklarının arasını açmakta, son yıllarda hız kazanan Rus şovenizmi (faşizm) de daha önce belirtilen asılsız Çarlık tarihine dayanmaktadır.

Bütün Türk halklarında bilindiği gibi Hun halkının dört boyu vardır: "Nart", "Sya", "Syanbiy" (Tanşihaylı) ve "Oğuz". Bu boyların kapsamında dünyaya dağılmış 200 milyondan fazla Türk vardır ve bunları yok etmek imkânsızdır. Çinliler "Hun"u sıkıştırmak mümkün; yenmek zor; mahvetmek imkânsız" sözünü boşuna söylememiştir.

Hiçbir toplum gerçeklere göz yumarak uzun süre rahat yaşayamaz. Özellikle örtbas edilen gerçek, en hassas millî duygulara dokunuyorsa. Hun (Gun, Türk) halkını ve onun şanlı tarihini silip ellerini ovuşturmayı düşünen "oldu bitti aydınları" bilmeli ki bu konu onların boyunu aşar, çünkü Türk halkı insanlığın uygarlaşmasına vazgeçilmez katkıda bulunmuş, hiçbir zaman gözardı edilemeyecek çok özel bir halktır.

Bugün "Russkiy" denen halkın çoğu, kandan candan Hun (Gun) soyundan ve bütün Türk halklarının bölünmez akrabasıdır. "Russkiy" isminin altında şanlı Türk etnik ve kültürel hazinesi bulunmaktadır. Bugün şovenist pankartlarda "nerus", "nehrist", "neçist", "çuçmek" vb. hakaretlerle Rus ismi taşımayan halklara çamur atanlar, "su içtikleri kuyuya çöp dökmektedirler", çünkü "Russkiy" yeni "Russkiy" ismini almış eski "Türk"tür.

Sayısı çok az, gerçek "Russkiyler"e saygımız sonsuzdur. Var olsunlar. Çarlık'ın ve sonraki devlet yöneticilerinin tutumundan onlar sorumlu değil, halk hiçbir zaman suçlu olmaz. Suç her zaman onları yöneten hükümdarlardadır.



Sofi Tram-Semen
"Atalarımız Hunlar"adlı kitabının 'önsöz'ünden alıntıdır,
__________________
Paylaşımlarımın tamamı internetten derlenmiş alıntıdır.
Ne bir tahsil edipte okul buldum.
Nede bir derviş olup şu sırtıma çul vurdum,
Anlatmak ne haddime anyamadım ben beni,
Kula kulluk yok derken ben kendimi kul buldum..

Bende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dadı var
Âşık- ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var
FUZULİ

Ey bir aileye bile hükmedemeyen ilerici ;
üç kıtaya, yedi denize hükmeden ecdadın mı gerici ?
TAN3R isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz TAN3R'in Mesajına Teşekkür Etti.