Tekil Mesaj gösterimi
Eski 11.07.10, 22:45   #5
prowise
Tam Üye

prowise - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2010
Konular: 46
Mesajlar: 430
Ettiği Teşekkür: 820
Aldığı Teşekkür: 1646
Rep Derecesi : prowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerdeprowise Karimasını arttırmak için doğru yerde
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Tarihe Karışan Varlıklarımız

GEÇİŞ EKONOMİLERİNDE DEVLETİN EKONOMİDEKİ ROLÜ: TÜRKİYE MODELİNE ELEŞTİREL BAKIŞ

Yard. Doç. Dr. Ertuğrul ACARTÜRK*

Yard. Doç. Dr. Recep TEKELİ**
Arş. Gör. Hakan ARSLANER***


1. GİRİŞ

Özellikle son yıllarda yaşanan küreselleşme akımı dünyayı adeta bir köy haline getirmiştir. Artık ülkelerin kendilerini dünyadan soyutlama imkanı ve lüksü kalmamıştır. Küreselleşme akımı, tüm ülkeleri siyasi, iktisadi, mali, sosyal, kültürel ve daha birçok alanda derinden etkilemektedir. Bilhassa teknolojide yaşanan baş döndürücü gelişmeler ile ekonomik gelişmelerin küreselleşmenin itici gücünü oluşturduğunu söylemek mümkündür.

Küreselleşme ve bölgesel entegrasyonlar sonucu, ulus devletler, birbirleriyle iktisadi, siyasi, mali, kültürel ve daha birçok alanda çok yönlü ilişki ve etkileşim içindedirler. Nitekim, dünyada hızlı esen liberalleşme akımları tüm ülkeleri etkilemektedir. Kırgızistan ve diğer geçiş ekonomilerinin de bu akımlardan etkilendiği, küresel ve bölgesel entegrasyonlara dahil olduğu görülmektedir.

Bu çalışmada, geçiş ekonomilerinde sanayileşme çabaları, piyasa ekonomisine uyum sürecinde yaşanan sorunlar, bu ülkelerin temel problemleri ve kalkınmada dikkat edilecek hususlar konusunda bilgi verilmektedir. Ayrıca, Türkiye’nin 80 yıllık sanayileşme süreci eleştirel bir gözle ele alınmaktadır.

2. TARAFSIZ DEVLETTEN MÜDAHALECİ DEVLET ANLAYIŞINA GEÇİŞ

Klasik iktisatçılar, piyasaya müdahale etmeyen yalnız iç-dış güvenlik, diplomasi gibi asli fonksiyonlarını yerine getiren, küçük bir bütçesi olan tarafsız devletten yanadırlar. Klasiklere göre, ekonomide konjonktürel dalgalanmalar olabilir ancak, bunlar geçicidir, ekonomi görünmez bir el tarafından dengeye getirilecektir. Klasik iktisatçıların görünmez el anlayışı, 1929’daki ekonomik buhrana çözüm önerileri getirememiş, bu kriz karşısında çaresiz kalmıştır.

Kriz dönemini yaşayan ve dönemin şartlarını iyi teşhis eden J.M. Keynes, sorunlara yeni çözüm önerileri getirmiştir. Keynes, klasiklerin aksine devletin ekonomiye müdahale etmesini savunmuş ve devletin ekonomide düzenleyici bir rol üstlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Keynes’in ortaya attığı fikirle devletlerin ekonomiye müdahalesi hızla genişlemiştir. Bu süreç sonunda ülke ekonomilerinde kamu kesiminin etkin bir rol oynadığı ve müdahaleci devlet anlayışının hakim olduğu ve hatta devletin ekonomide iktisadi teşebbüsler kurarak bizzat yer aldığı görülmüştür.
1929 Dünya buhranından sonra piyasa mekanizmasının, kamusal mallar, dışsallıklar, ölçek ekonomileri ve eksik rekabet nedeniyle optimum kaynak tahsisini sağlamada yetersiz kaldığının görülmesi üzerine kamu sektörünün ekonomiye müdahalesi giderek artmaya başlamıştır. Kaynak tahsisinde etkinliğin sağlanması dışında adil gelir dağılımı, tam istihdam, fiyat istikrarı ve ekonominin hedeflenmiş büyüme hızına erişme gibi sosyoekonomik amaçlarında kamu sektörünce üstlenmesi, bu sektörün ekonomi içindeki payının giderek artmasına neden olmuştur (Yıldırım, 1988: 191).

Sömürge ve yarı sömürge durumunda olan ülkelerin bağımsızlıklarını elde etmesinden sonra daha önce yabancı firmaların elinde bulunan şirketlerin millileştirilmesine girişilmiş ve bu şirketlerin mülkiyeti kamu sektörüne geçmiştir. Nitekim, Türkiye’de Kurtuluş Savaşı’nın zaferle neticelenmesiyle bir millileştirme hareketinin başladığı görülmüştür. Ayrıca, devlet özel sektöre öncülük etmek ve kalkınmayı gerçekleştirmek için çeşitli alanlarda KİT’leri kurmuştur.

Kalkınma stratejileri içinde önemli bir yeri olan ancak özel sektörün yüksek risk derecesi, düşük getiriler veya sermaye yoğunluğu gerektirmesi nedeniyle yatırım yapmaktan kaçındığı alanlarda kamu mülkiyeti gerçekleşmiştir. Azgelişmiş ülkelerdeki modern sanayi kuruluşlarının pek çoğu kamu mülkiyetinde olup, gerek sol gerekse sağ rejimler ile gerek liberal gerekse askeri yönetimler yeni üretim alanlarına girebilmek için kamu kuruluşları oluşturmuşlardır (Yıldırım, 1988: 192).

Kamu iktisadi teşebbüsleri, devletin iktisadi hayata müdahalesi sonucu ortaya çıkan kuruluşlardır. İster gelişmiş ister az gelişmiş olsun halen pek çok ülkede yaygın şekilde görülen bu kuruluşlar, özellikle 20. yüzyılda büyük önem kazanmışlardır. Birinci Dünya Savaşı, 1929-1930 Dünya İktisadi Krizi, İkinci Dünya Savaşı ve çeşitli dönemlerde meydana gelen sorunlar devletin ekonomiye müdahale sınırlarını genişletmiş hatta devletler ekonomide doğrudan doğruya aktif bir rol oynamak gereğini duymuşlardır. Böylece temeli fizyokratlar tarafından atılan ve daha sonra A.Smith tarafından geliştirilen liberal ekonomi düzeninden önemli sapmalarda meydana gelmiştir (Acar, 1987: 9). Bu dönemde dünya ekonomilerinde kamu kuruluşları ve kamu iştiraklerinin sayısı ve kapsamı hızla artmıştır.

Bilindiği gibi son yüzyılda devletin ekonomiye müdahalesi artmakla kalmamış, devlet direkt olarak iktisadi kuruluşlarda kurarak ekonomide bir denge unsuru olmaya çalışmıştır. Bu bağlamda devletlerin bir müteşebbis gibi kamu iktisadi teşebbüsleri kurduklarını ve işlettiklerini görmekteyiz.

Genel olarak bütün dünyada farklı nedenlerle devletin ekonomik hayata müda
halesi ve ekonomik girişimlerde bulunması gereği doğmuştur. Ülkelerin sistemlerine, gelişmişlik düzeylerine ve varmak istedikleri hedef ve amaçlara göre devletin ekonomik hayata müdahalesinin boyutu ve şeklinin değişmesi nedeniyle KİT’ler farklı şekillerde ortaya çıkmakta ve çok geniş bir amaç alanına yayılmaktadırlar (TOBB, 1993: 82).

KİT’lerin kurulmasıyla ilgili ekonomik nedenler arasında, özellikle gelişmekte olan ülkelerde kalkınmayı sağlamak, tekelleri devletçe işletmek,özel sektörün giremediği veya başaramayacağı işleri yapmak, ekonomiye yön vermek ve gelir dağılımını düzenlemek olarak sayılabilir (TOBB, 1993: 83).
Türkiye’de 1930’lu yıllardan 1950’li yıllara kadar devletçi politikalar benimsenmiş ve bu bağlamda KİT’lerin sayısı hızla artmıştır. KİT’lerin varlığını şu üç nedene bağlamak mümkündür:

i) Özel sektörün gelişebilmesi için gerekli olan altyapının kamu sektörü tarafından hazırlanması,
ii) Özel sektörün ara malı ve hammadde ihtiyacının kamu kuruluşlarınca karşılanması,
iii) Özellikle 1954’lerden itibaren genişleyen iç pazarda talebin karşılanamaması üzerine devreye peyderpey kamu teşebbüslerinin sokulması (Acar, 1987: 12).

Sermaye birikiminin yetersiz olduğu ve müteşebbis sıkıntısı çekilen azgelişmiş ülkelerde ve geçiş ekonomilerinde hızlı sanayileşebilmek için KİT’ler oluşturulurken, gelişmiş ülkelerde genellikle devletleştirme sonucu oluşan KİT’lerden daha çok kamu niteliği ağır basan alanlarda yararlanıldığı söylenebilir.

3. GEÇİŞ EKONOMİLERİNİN VE GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERİN TEMEL SORUNLARI

3.1. Yurtiçi Tasarruflar Yetersizdir
Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde fert başına düşen milli gelir düşüktür. Bu ülkelerde kişilerin gelirlerinin tamamını veya büyük bir kısmını tüketime ayırmalarından dolayı yurtiçi tasarruf miktarı yetersizdir.

3.2. Döviz Stokları Yetersizdir.

Az gelişmiş ülkelerde yurt içi üretimin dünyayla rekabet edebilecek şekilde yapılamaması ve üretilen malların yurt dışında talep görecek şekilde çeşitli olmayışı nedeniyle ihracat yeterli seviyeye ulaşamamaktadır. Gerekli hammadde, makine ve teçhizatın yurtdışından ithali için ihtiyaç duydukları dövizi bulamamaktadır. Bunun yanında, söz konusu ülkelerin çoğunda yatırım ortamı yeterince gelişmediğinden üretim artışı sağlayacak ve ihracata yöneltecek uluslararası sermaye girişi ya yetersizdir yada hiç yoktur.

3.3. Teknik bilgi ve Teknoloji Yetersizdir.

Az gelişmiş ülkelerde eğitim seviyesinin düşük ve kalifiye elaman sayısının yeterli olmamasından dolayı yeni teknolojiler kullanılamamaktadır. Eğitim seviyesinin düşüklüğü ve araştırma-geliştirme çalışmalarına ayrılan fonların yetersizliği nedeniyle yeni teknolojiler geliştirilememektedir. Ayrıca, bu ülkelerde gelir seviyesinin düşüklüğü nedeniyle yurtdışından teknoloji transferi için gereken mali kaynak bulunamamaktadır. Yurt dışından teknoloji transferini sağlayacak teşvik politikaları ve yatırım iklimi yeterince gelişmemiştir.

3.5. Siyasi Yapısı Kırılgandır.

Geçiş ülkelerinde genel olarak kurumsallaşma tam sağlanamadığından yasal belirsizlikler mevcuttur. Siyasi istikrarın sağlanması uzun süreç istemektedir. Demokratikleşme hareketleri de çok güçlü değildir.

3.6. Ekonomisi Kırılgandır.

Bu ülkelerde ekonomik yapı da istikrarlı bir yapıya kavuşamamıştır. Ekonomik sistem, gerek iç ve gerekse dış etkilere direnç gösterebilecek düzeye ulaşamamıştır. Özellikle dış şoklar bu ekonomileri olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle özellikle yabancı yatırımcıya güven vermemektedir.
Bu ülkelerin yaşadığı diğer sorunlarda şu şekilde sıralanabilir.
- Bürokratik engeller güçlüdür.
- Girişimci sınıf sayısal ve nitelik açısından yeterli değildir.
- Yolsuzluk ve rüşvet yaygındır.
- Bütçede mali disiplin sağlanamamıştır.
- Kamu sektörü halen ekonomide çok etkin rol oynamaktadır.

4. GEÇİŞ EKONOMİLERİNİN VE GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERİN SORUNLARININ ÇÖZÜMÜNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

4.1. Bürokratik engellerin azaltılması ve Mevzuatın Güncelleştirilmesi

Yerli ve yabancı sermayenin ülkede yatırım yapmasını kolaylaştırmak için bürokratik engellerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Özellikle yabancı sermayenin yurtiçine gelmesini teşvik edecek politikaların etkili bir biçimde kullanılamaması ve bürokratik işlemlerin çokluğu ve karışıklığı yabancı yatırımcıları korkutmaktadır. Yeni yatırımlar için işlemlerin fazlalığı yabancı sermayenin yatırım yapma hevesini kırmaktadır.

4.2. Doğrudan Yabancı Sermayenin Çekilmesi

Doğrudan yabancı sermaye yatırımları yurtiçi tasarruf yetersizliği, döviz açıkları, teknik bilgi ve teknoloji yetersizliği ve benzeri birçok problemin ortadan kalkmasında etkin işlev görmektedir. Bu çerçevede, azgelişmiş ülkelerde ve geçiş ekonomilerinde ülkelerin kalkınmasında doğrudan yabancı sermaye yatırımları vazgeçilemez bir araç olarak görülmektedir. Bu bağlamda Bulgaristan, Polonya ve Çin gibi bazı ülkeler mevzuatı yenileyip bürokrasiyi en aza indirmede oldukça yol almışlardır. Örneğin, Çin 2002 yılında 52 milyar dolar yabancı sermaye çekmiştir.

4.3. Özelleştirme

Özelleştirme, hem devlet için bir gelir kaynağı hem de verimsiz çalışan kamu kesiminin ıslah edilmesi için etkili bir araç olarak görülmektedir. Genel olarak kaynaklar kıt, ihtiyaçların sonsuz olmasından hareketle ülke kaynaklarını en etkin dağıtacak ve en verimli şekilde kullanacak idari ve iktisadi sistemin oluşturulması gerekmektedir.

4.4. Sanayileşme Stratejisini Doğru Tespit Etme

Ülkelerin kalkınmasını derinden etkileyen bir unsur da sanayileşme stratejisidir. Örneğin, Türkiye’de 1980 öncesinde ithal ikamesi stratejileriyle geliştirilmeye çalışılan sanayi, önemli ölçüde ham madde, ara madde, yedek parça, ve petrol ithaline bağımlı kalmıştır. Dolayısıyla sürekli ve hızlı bir kalkınma için gerekli döviz ve dış kaynak ihtiyacı ortaya çıkmıştır. İhracat ihmal edildiğinden dış ödemelerde büyük sorunlar yaşanmış ve döviz stokları erimiştir.

Türkiye’de 1980 sonrasında ihracata dönük sanayileşme stratejisi izlenerek önemli atılımlar yapılmıştır. İhracatın artırılması ve ihracatın artırılması için teşvikler uygulanması, ticaret ve ödeme rejimlerinin liberalleştirilmesi amaçlanmıştır. Ekonomiyi dışa açmak ve uluslar arası entegrasyonu gerçekleştirmek için yapısal tedbirler alınmıştır. 1980 sonrasında sürekli ekonomik büyümenin sağlanabilmesi için ekonomik politikanın devlet kontrolünden ve müdahalelerinden ziyade daha etkin piyasa güçlerine, dış rekabete ve dış yatırımlara ağırlık verecek şekilde yeniden düzenlenmesi sağlanmıştır.

5. TÜRKİYE’NİN SANAYİLEŞME SÜRECİNE ELEŞTİREL BAKIŞ

Türkiye, Cumhuriyetin kuruluşundan (özellikle 1930`dan) bu yana, iktisadi kalkınmanın gerçekleşmesinde devletin girişimci olarak da görev aldığı bir ülkedir. Bu nedenle, devlet kendisine özgü kamusal mallar üretmek şeklindeki geleneksel faaliyetlerinin yanı sıra, piyasada üretilen yarı kamusal ve özel malları da üretmiş, bunun sonucu olarak üretim faktörlerinin önemli bir kısmı kamu kesimince kullanılmıştır (Öner,1995: 22).

Cumhuriyetin ilanından sonra hemen toplanan 1923 İzmir İktisat Kongresinde ortaya konulan görüşler, Türkiye’nin liberal bir iktisadi politikayı benimsediğini göstermekteydi. Bununla beraber, görülen iktisadi sistemde devlete de yer verilmiştir (Öner,1995: 22).

1930’lara gelindiğinde, özel kesimden beklenen atılım gerçekleşmemiş, sermaye birikimi sağlanamamıştı. Hem bu nedenle hem de 1929 Dünya iktisadi bunalımının etkisiyle, hem de devletin özel sektöre önderlik yapması düşüncesiyle 1930 yılından itibaren, devlet iktisadi alanda girişimci olarak yer almaya başlamıştır. KİT’lerin çoğunluğu bu yıllarda kurulmuştur. Ayrıca, devletleştirme çalışmalarının hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesiyle devlet ekonomiye hakim bir duruma gelmiştir.

Devlet faaliyetlerinin sınırında zaman zaman görülen değişikliklere rağmen, daha sonraki yıllarda da devlet faaliyetleri, devletin ekonomi içinde hala önemli bir hisseye sahip olduğunu göstermektedir (Öner,1995: 22). 1980 sonrası özelleştirme gayretlerine ve daha liberal politikalar izlenmesine rağmen devletin ekonomideki ağırlığı daha da artmıştır.

KİT’ler bu yıllarda kendilerinden beklenen bir misyon vardı; özel sektöre öncülük etmek ve ülke ekonomisinin lokomotifi olarak ithal edilen ürünleri, ülke içinde üreterek dışa bağımlılığı en aza indirmektir. Belli bir dönemde KİT’ler kendilerinden beklenen misyonu yerine getirdiler. İşte bu aşamada misyonunu tamamlayan KİT’lerin özel sektöre devredilmesi gerekiyordu. Ancak söz konusu KİT’ler özelleştirilmeyerek siyasilerce ülkenin kamburu haline getirilmişlerdir.

1980 yılı sonrası ise dışa açık büyüme ve liberal ekonomi politikalarıyla birlikte gerek 1980`li yıllar, gerekse l990’lı yılların başında sıklıkla ifade edilen devleti (kamu kesimini) küçültme ve KİT’ler için uygulamaya konulan özelleştirme programına karşılık KİT’ler iktisadi sektörlerin tamamına yakınında faaliyet göstermeye devam etmekte ve Türkiye ekonomisi içindeki payları ve önemleri özelleştirme öncesine göre çok fazla değişmemiş bulunmaktadır (TOBB, 1993: 90).

KİT’ler bazı mal ve hizmetlerin üretiminde tekel, bazılarının üretiminde de piyasa belirleyicisi konumunda hakim durumundadırlar. KİT’lerin tekel veya hakim oldukları sektörler; madencilik, demir-çelik, alüminyum, petrol, petro-kimya, yüksek alkollü içkiler, sigara ve tütün ürünleri, elektrik enerjisi, lokomotif, vagon üretimi ve bazı ulaştırma-haberleşme hizmetleridir. Özellikle imalat sanayiinde faaliyet gösteren KİT’lerde yatırım ve ara malları gibi türlerden, basit tüketim mallarına mallarına kadar çok geniş bir alanda çeşitli mal ve hizmetlerin üretimi yapılmaktadır (TOBB, 1993: 90).

Son yıllarda KİT’lerin ülke ekonomisine yük olduğu , zarar ettiği, teknolojilerinin çok eski olduğu, rantabl çalışmadıkları, birer siyasi arpalık oldukları ve benzeri konular sık sık gündeme gelmektedir. Bu nedenle KİT’lerin bir an önce özelleştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

6. SONUÇ

Kırgızistan ile Türkiye’nin bağımsız yeni bir devlet olarak ortaya çıktığı dönem ile siyasi ve iktisadi ortam çok büyük farklılıklar içermekle beraber Türkiye tecrübesinden çıkarılabilecek dersler vardır. Türkiye ekonomide özellikle dış ticarette oldukça liberal politikaların izlendiği bir ekonomik yapı devralmıştır. Kırgızistan ve benzeri ülkeler ise, sosyalist ekonomi devralmıştır. Bu ülkelerin küresel ekonomik ve siyasi sistemlere entegre olması gereklidir. Bu küresel etkilere şoklara açık hale gelmek değil, hazırlıklı olmak anlamına gelir. Bu durumda korkarak içine kapanmak değil, cesurca ve rasyonel bir şekilde küresel ekonomiye entegre olmak gerekmektedir.

- Girişimcilere gerekli temel unsur olan yasal ve hukuksal ortamın yeterince sağlanamaması geçiş ekonomilerinde “kayıt dışı” sektörün gelişmesine ortam hazırlamaktadır. Oysa piyasa ekonomisinin gelişebilmesi için özel sektörü geliştirecek sağlıklı ortamın hazırlanması ve işletilmesi devletin önemli görevlerinden biridir. Bunun için “rekabet politikası”na işlerlik kazandırılması, tekellerin engellenmesi, gereksiz izinlerin kaldırılması ve şeffaf bir mali sistem ile anlaşılabilir bir vergi sisteminin kurulması kaçınılmazdır (Altay, 2002: 22).

- Geçiş ekonomileri, sosyalist ekonomik sistemin doğurduğu hantal ve bürokratik devlet anlayışından vazgeçerek; etkin, rasyonel, şeffaf, hesap verebilir ve katılımcı bir devlet anlayışını hayata geçirmelidirler.

- Kaynakların etkin ve rasyonel kullanımı konusunda piyasa dinamiklerinden yararlanmalıdırlar.

- Globalleşen dünyada, ekonomide, siyasette, teknolojide ve diğer alanlardaki gelişmelerden kaçınmak; dünyanın zenginliğinden daha az pay almak anlamına gelecektir. Bu gerçeklerden hareketle küresel ve bölgesel entegrasyonlarda aktif rol almalıdırlar.

- Bu ülkelerde özelleştirme süreci hızlandırılmalıdır.
- Doğrudan yabancı sermayeyi çekmek için yasal düzenlemelerin tamamlanması gerekir.

KAYNAKLAR

ACAR Y.:Ülkemizde KİT’ler ve özelleştirme, Uludağ Üniversitesi İİBF Dergisi, Kasım-1987.
ALTAY Asuman; “Geçiş Ekonomilerinde Devletin Ekonomik Rolleri, Görevleri ve KOBİ’lerin Durumları”, Maliye Araştırma Merkezi Konferansları, Maliye Araştırma Merkezi Yayın No:86, Kırkbirinci Seri-Yıl 2002, İstanbul 2003.
ÖNER, E.: Bütçenin Hazırlanması ve Uygulanmasında Bakanlıkların Denetim Etkinlikleri, M.B. B.Ü.M.K.O. Yayınları, Ankara 1995.
TC.Başbakanlık,YDK 1991 Yılı KİT Genel Raporu, Ankara-1991.
TOBB Özelleştirme Raporu, Ankara-1993.
TUNCA Arda; “Kamu Kesiminin Özel Kesimin Fon Kullanım Olanaklarını Daraltma Etkisi”, Banka ve Ekonomik Yorumlar Dergisi , Haziran-1993.
YILDIRIM Z.Refia; “Kamusal Malların Özelleştirilmesinde Kullanılan Yöntemler” ,4.Maliye Eğitimi Sempozyumu, İzmir-1988.
__________________
prowise isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz prowise'in Mesajına Teşekkür Etti.