Tekil Mesaj gösterimi
Eski 22.07.10, 13:34   #1
ReaL
Deniz Sevengillerden

ReaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 2602
Mesajlar: 30,046
Ettiği Teşekkür: 161539
Aldığı Teşekkür: 177615
Rep Derecesi : ReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardırReaL şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Arastirmaci
Standart Türkiye Neden Kore Harbine Katıldı?

Türkiye Neden Kore Harbine Katıldı?

...salondaki bütün gözlerin salondaki tek Türk'e çevrildiğini söylememe gerek var mı? bilmiyorum. Ama o anda bu genç subayın sözlerine en fazla şaşıran da herhalde ben olmuştum.
ABD Hava Kuvvetleri'nin Wonsan'ın güneyinde bulunan
tren istasyonuna karşı düzenlediği hava saldırısı. Birleşmiş
Milletler gücü Ekim 1950'da Wonsan'a çıkarma yaptı.






25 Haziran 2010 Kore Harbinin başlamasının 60ncı yıldönümü idi. Yani evlatları bu savaşta görev almış ulusların en azından kendi şehitlerine, gazilerine ve dünyanın bir ucunda ulusunun yüksek menfaatleri için, kendi mütevazı kapasiteleri içinde görevini yapmaya çalışmış askerlerini değişik etkinliklerle saygı ile anması gereken bir gün. Ama ne yazık ki ne devlet ne de özel teşebbüsçe bu savaşı ve ulusun kahramanlarını anmak için en küçük bir kıpırdanma göremedim.

Sadece Cumhurbaşkanımız yanına aldığı birkaç Gazi ile Kore'yi ziyarete gitmiş ve bu arada Pusandaki Türk Şehitliğini de ziyaret etmiş, o kadar. Toplumumuz bu olaya karşı o kadar cahil, o kadar duyarsız ve o kadar ilgisiz bırakılmış ki, bırakın anmayı hatırlamayı bile unutmuşuz. Üzücü ama yapacak tek şey, bu savaşı gerçek yönleri ile gücümüz, kapasitemiz nispetinde anlatmak olacaktır. Gerisi artık yurttaşlarımıza kalmış bir şey olacaktır.

1971 yılının 25 Haziran günü
İngiltere Kara Harp Akademisi ( Staff Collage Camberley)'in konferans salonunda Kore Harbi anlatılıyordu. Film ve dia gösterileriyle süslenen sunulardan sonra kürsüye Kore'de savaşmış emekli bir general geldi ve savaş izlenimlerini genç subaylara anlatmaya başladı. Tartışmaların en hareketli olduğu dönemde genç bir İngiliz subayı söz istedi ve aynen şu soruyu sordu:

« Efendim Kore harbine bildiğimiz gibi aralarında İkinci Dünya Savaşının galibi ABD, İngiltere, Fransa gibi ülkelerinde bulunduğu 30'a yakın ülkenin askerleri katıldı. Bunların büyük savaş tecrübeleri de vardı. Ama Kore Harbi deyince neden bu ülkelerin başarılarından bahsedilmiyor da, İkinci Dünya savaşına dahi katılmamış Türklerin büyük başarılarından söz ediliyor? Sizce bu doğrumudur? Eğer doğruysa Türklerin Kore'de bu kadar başarılı olmalarının nedenleri neler olabilir? bize bu konuda bilgi verebilirmisiniz?»
Tabii bir anda salondaki bütün gözlerin salondaki tek Türk'e çevrildiğini söylememe gerek var mı? bilmiyorum. Ama o anda bu genç subayın sözlerine en fazla şaşıran da herhalde ben olmuştum. Çünkü o günlerde mağrur İngilizlerle tartışmadan geçen günüm yok gibiydi. Soruyu soran subayla aram hiç yok gibiydi.


General:
«Bu söylediğiniz çok doğrudur. Gerçekten de Türkler Kore Harbinde çok büyük başarılar göstermiş ve Birleşmiş Milletler Kuvvetleri içinde sivrilmişlerdir. Bunun nedenine gelince; unutmamak gerekir ki Türkler zor şartların insanlarıdır. Geçmişte olduğu gibi Günümüzde de zor şartlar içinde yaşar ve üstesinden gelecek şekilde yetişirler. Bize göre Türkler sadece Kore Halkını değil, kendi Anavatanlarını uzaktan savunmanın bilinci ile savaşıyorlardı. Bu nedenle diğer askerlerden farklı idiler.»
Yaşlı generalin konuşması savaşla ilgili başka konulara kaydı Ama 10 yıl kadar önce benim Kore'de bulunduğumu öğrenen genç subaylar bana Kore, Koreliler ve savaşla ilgili sorular sormağa başladılar ve bildiğim kadarı ile onları aydınlatmağa çalıştım. Daha sonraki yıllarda bu savaşla ilgili araştırmalar yaptım, gazilerle, savaşçılarla konuştum konferanslar verdim ama ne yazık ki Türk Halkına bu savaşın ideolojik amaçlarla saptırılarak farklı ve hep olumsuz yorumlarla aktarılmasını önleyemedim. Çünkü galiba halkımız hayali kahraman ve kahramanlıklara gerçek kahramanlardan daha fazla değer veriyordu. Bu nedenle ne Kore Harbi ne de bu harpte kendi evlatlarının gösterdiği olağanüstü başarılar, bütün dünyanın dilinde olmasına rağmen Türkiye'de gerektiği ölçüde ele alınamadı. Biz yine de en azından Türkiye'nin neden bu harbe katılma gereği duyduğunu ele almak ve bu konudaki görüşlerimizi sunmak istiyoruz.


Kore Cumhuriyeti Ordusu tarafından kullanılan
57 mm top M1Suwon Hava Üssü, (1950 )





Türkiye'nin Kore Harbine karşı gösterdiği ilgiyi iyi anlayabilmek için, II Dünya Harbi sonrasına kısaca göz atmak yararlı olacaktır. Savaşın devamı sırasında Türkiye; önce Trakya Hududuna kadar gelen tarihsel dostu Almanya'nın istila tehdidi ile karşılaşmış ve tarafsızlık durumunu bozması istenmişti. Savaşın daha sonraki yıllarında bu sefer Almanya'ya karşı savaşa girmesi için Müttefik Ülkelerce zorlanmıştı. Her iki tarafın baskısına politik gerçekler ışığında azami direnci gösteren zamanın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve arkadaşları ülkelerini harp felaketinin dışında tutmayı başarabildiler.

İkinci Dünya Savaşı süresi ve sonrasında, aralarında 1925 yılında imzalanmış bir «Tarafsızlık ve saldırmazlık Anlaşması» olmasına rağmen, Türk Yöneticiler Sovyetler Birliğinin faaliyetlerini yakından ve dikkatle izliyorlardı. Sovyetlerin toprak işgali konusundaki arzuları, bu konuda yasak tanımayışı ve işgal ettikleri topraklarda kendilerine bağlı Komünist rejimler kurma konusundaki gayretleri gözden kaçmıyordu. Sovyetlerin Boğazlar konusundaki Tarihi istekleri de henüz değişmemiş görünüyordu. Nitekim Sovyetler ilk adımlarını bu konuda atarak Türk Yöneticileri yanıltmadılar.


Sovyetler Yalta Konferansının hemen ardından 19 Mart 1945'de, 1925 yılında imzalanan Tarafsızlık ve Saldırmazlık Antlaşmasını feshettiklerini bildirdiler. Türkiye'ye verilen Notada «Özellikle Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan esaslı değişmeler nedeni ile, bu antlaşma artık yeni şartlara uymamakta ve ciddi değişikliklere ihtiyaç göstermektedir» deniliyordu. Unutmamak gerekir ki tek taraflı feshedilen antlaşma bir «ittifak» veya «işbirliği» antlaşması değil, «karşılıklı saldırmazlık» antlaşması idi ve Sovyetler gelecek amaçları için kendilerini uluslar arası yasal bir sorumluluktan sıyırmak istiyorlardı.



Seul'u geri alan ABD deniz piyadeleri (Eylül 1950)




1945 yılı 7 Haziran günü Sovyetler Türkiye'ye bir Nota vererek korkulan hamleyi başlattılar. Sovyetler: Türkiye ile yapılacak yeni antlaşmanın ön şartı olarak Doğu Anadolu'da Kars-Ardahan bölgesinin Rusya'ya terki ile Boğazlarda Sovyetlere üs verilmesini istediler. Türkiye birden kendisini savaş sonunda Dünyanın en güçlü ülkelerinden biri haline gelmiş tarihi düşmanı ile yapayalnız ve karşı karşıya buldu. Yine de bir savaşı göze alarak, Sovyetlerin bu talebini reddetti.



Güney Kore 8. Tümeni'ni destekleyen M4 Sherman
(“Napalm Ridge”, 11 Mayıs 1952.)




Muzaffer Batılı ülkelere gelince: onlar da gerçekte Türkiye'nin olup da Balkan ve I Dünya Savaşı sırasında İtalyan işgaline terk edilen Rodos ve 12 Adayı bütün olarak Yunanistan'a vermek istiyorlar ve bu konuda sesini çıkartmaması için Türkiye'yi baskı altında tutuyorlardı. (Bu konuda pek çok şey yazılıp söylenmiştir ama biz genel bir görüş beyan etmeden geçmek istemiyoruz. Kanaatimizce Sovyetlerin Notası ve baskısı Türkiye'nin 12 ada konusundaki olası teşebbüslerini durdurmuştur. Eğer Kuzey ve Doğudan Rus baskısı olmasaydı Türkiye kıyılarının hemen dibindeki adaları bu kadar sessiz kaptırmazdı.) Avrupalı ülkeler günümüz Kıbrıs meselesinde olduğu gibi, tamamen tek taraflı olarak Yunanistan'a destek verdiler, Türkiye'ye karşı haksız ve insafsız davrandılar, hatta Anadolu'ya 5–6 Mil mesafedeki Meis Adası bile, yüzlerce mil uzaktaki Yunanistan'a teslim edildi.

Yeni Süper Güç Sovyetler Birliği karşısında Varlığını koruyabilmek için Türkiye'nin Batıda güçlü dostlar bulması, bir hayati ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştı. Tüm Dünya politikasına hâkim olan yeni Süper Güç ABD: Komünistlerin yayılmacı politikasının durdurulması gerektiğine inanmış görünüyordu ve Türkiye'ye yardıma hazır gibi idi. Bu büyük ülke ile dostane ilişkiler de başlamıştı.


1949 yılında Batılı ülkelerce «Kuzey Atlantik İttifakı» ( NATO) kurulmuş ve Türkiye bu ittifakın dışarısında bırakılmıştı. Bu yeni ittifak; Sovyet Rusya ve Komünizmin yayılma siyasetine karşı siyasi, askeri, ekonomik, kültürel en büyük dayanışmayı temin edecekti. Milli menfaatleri gereği Türkiye bu ittifaka girmek mecburiyetindeydi. Ancak bu şekilde yalnızlıktan kurtulabilir ve çağdaş Batı Dünyasında arzu ettiği yeri alabilirdi.


Türkiye çok partili demokratik rejime geçmişti ve 14 Mayıs 1950 seçimleri ile iktidara gelen Demokrat Parti liderleri; batılı müttefiklerle daha sıkı işbirliği yapmak, politik, askeri, ekonomik yeni büyük atılımlar yapmak heves, arzu ve niyetinde bulunuyorlardı.


Jeopolitik konumu itibariyle Türkiye: Komünizmin Orta Doğu ve Afrika istikametindeki akım yolunun üzerinde bulunuyordu. Yayılma konusunda sınır tanımayan Komünist atılımın, Avrupa ve Asya'dan sonra güneye doğru yayılmak istemesi ve Türkiye ile karşı karşıya gelmesi kaçınılmazdı.


Son olarak şunu belirtmek gerekir ki: Türkiye bu gün Kore'ye yapılan tecavüzün bir gün kendisine de yapılabileceğini müdrikti. Kore'deki düşman müşterek bir düşmandı ve bu ilk teşebbüsünde durdurulmalı, Türkiye veya herhangi başka bir ülkede, yeni bir tecavüzü başlatmasına izin verilmemeliydi. Ayrıca Türkiye Birleşmiş Milletler ideallerine sıkı sıkıya bağlılık hissediyor ve gerektiği hallerde bunu göstermek istiyordu.


Bütün bu nedenlerle Türkiye; 25 Haziranda Kuzey Kore'nin tecavüzü sonrasında B.M.in, 27 Haziran günü gönderdiği Kore'ye yardım talep eden telgrafına ABD'den sonra olumlu yanıt veren ilk ülkelerden biri oldu ve « Türkiye'nin B.M.e karşı olan sorumluluklarını yerine getirmeğe hazır olduğu» cevabını verdi. T.C. Hükümeti, 25 Temmuz 1950'de Kore'de saldırgana karşı B:M: emrinde dövüşmek üzere, Ankara'da 3 Piyade,1 Topçu taburu ile yardımcı birliklerden oluşan 4500 mevcutlu bir Tugayın hazırlanmasına karar verdi ve kısa bir süre sonra bu kuvvet 5090 kişi olarak tespit edildi.


Tugay ABD'ye ait askeri gemilerle, 25–27 Eylül arası kafileler halinde Türkiye'den ayrıldılar ve 18–20 Ekim günlerinde Pusan rıhtımına çıktılar. Tugay burada 9ncu ABD Kolordusuna bağlandı. Bu Kolordu yakında B.M. Kuvvetlerinin yapacağı Genel Taarruza katılmak için hazırlanıyordu. Bu arada Türk Tugayı, 2nci ABD Tümeni emrinde, ihtiyat birliğini teşkil etmek üzere aldığı Harekat Emri gereği, 23–26 Kasım günleri kademeli olarak Kunuri bölgesine vardı.


Dr. M. Galip Baysan


__________________



Tüm katılımcı arkadaşların okumasını rica ediyorum... Lütfen Tıklayınız..
* * *
ReaL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
16 Üyemiz ReaL'in Mesajına Teşekkür Etti.