Tekil Mesaj gösterimi
Eski 03.09.10, 03:56   #4
OkyanusunKalbi
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: II. Dünya Savaşı | Savaşın Türkiye'ye Siyasi ve Ekonomik Etkileri

II. Dünya Savaşı'nın Türkiye'ye Siyasi ve Ekonomik Etkileri




Nazi Almanya'sı ve Türkiye'nin arasında imzalanan sarmamazlık antlaşmasının resmi.
II. Dünya Savaşı başlarken, Türkiye batı demokrasileri ile işbirliği yapmış, savaşın Akdeniz’e, Balkanlara ve Ortadoğu’ya yayılmasını önlemek istemiştir. Türk Devlet Adamları II. Dünya Savaşında memleketi savaşın yıkıntılarından korumak için çaba harcamışlardır. Türk dış politikasının bu başarısının en önemli nedenlerinden biri, devleti yönetenlerin, I. Dünya Savaşı’nda Osmanli devletini savaşa sokup sonunda yıkan gelişmeleri iyi değerlendirmeleri ve yakın tarihten ders alarak aynı hataları tekrarlamamalarıdır.

Prof. Dr. Fahir H. Armaoğlu’na göre “Türkiye’nin II. Dünya Savaşındaki durumu stratejik mevkinin önemi dolayısıyla gerek müttefik devletlerin, gerek Mihver Devletlerin Türkiye’yi kendi yanlarında savaşa sokmak için harcadıkları çabaların ve Türkiye üzerinde yaptıkları hikayesinden başka bir şey değildir.

Almanya’nın 1940 Mayısı’nda Fransa’ya saldırması ve İtalya’nın harbe katılması ile üçlü paktın hükümlerine uygun olarak savaşa müttefikleriyle katılması gereken Türkiye savaşa girmekten sakınmıştır. 28 Ekim 1940’ da İtalya’nın Yunanistan’a saldırmasıyla Üçlü Paktın üçüncü maddesi işlenmeye başladığından İngiltere ve Fransa’nın Yunanistan’a verdikleri garanti uyarınca bu devletin yardımına koşmaları Türkiye’nin savaşa katılmasını gerektiriyordu. Bu defa Alman tehdidine maruz kalan Türkiye, İngiltere’nin savaşa katılmasını istemesine rağmen savaşa girmesi mümkün olmamıştı. Almanya’nın Balkanlardaki faaliyetleri Alman-Sovyet Rusya ilişkilerini gerginleştiriyor ve bunun sonucunda Sovyet Rusya Türkiye’ye yakınlaşıyordu. Almanların Bulgaristan’a yerleşmesi, bütün Ortadoğu’nun Almanlara açılacağı endişesi, İngiltere’nin tekrar Türkiye üzerinde baskı kurmasına neden oldu.

Kaynak: 1- Oral Sander. “ I. Dünya Savaşı’nın Sonundan 1980’ e kadar” Siyasi Tarih., Ankara, s.103


Almanların Rusya’ya saldırdığı günlerde, Almanya Irak’a yardım edebilmek, asker ve malzeme geçirebilmek ve Türkiye’yi razı etmek için toprak teklif etmiş ancak Türk hükümeti razı olmamıştır. Bunun üzerine Almanya 18 Haziran 1941 Saldırmazlık Paktı imza ederek, Sovyet Rusya’ya saldırmıştır. Bu Paktı, İngiltere ve Amerika’da hoş karşılamış, Amerika ödünç verme ve kiralama kanununca Türkiye’ye yaptığı yardımı kesmiştir.

Rusların zaferi kazanmaları, Türkiye üzerindeki Alman baskısını azaltırken, müttefik baskısını artırmıştır. Türkiye savaşa katılabilmek için orduya geniş ölçüde malzeme bakımından takviyesini istemiştir. Ancak ikinci cephenin açılmasıyla Türkiye’nin savaşa katılmasının değerini azaltmıştır. Tüm bu gelişmelere rağmen Türk hava alanlarından faydalanması isteği de olumsuz sonuçlanmıştır.

Tahran Konferansında Türkiye’nin harbe girmesi hakkında karar alınmış ve Türkiye’nin hava alanlarından müttefiklerin faydalanması zorunlu görülmüştür. İnönü savaşa katılmayı kabul etmiş, ancak bu katılımı savunma için gerekli malzemenin verilmesine bağlı tutmuştur. Kahire Konferansından sonra Rosevelt, Türkiye’ye yardım yetiştirilemeyeceğinden, faal olarak savaşa girmesinde sebep olmadığını açıklamıştır.

Yalta Konferansında Sovyet Rusya’nın Boğazların statüsünü değiştirme isteği saldırgan tutumu üzerine Amerika ve İngiltere Boğazlar üzerindeki Türkiye’nin egemenliğini ihlal edecek statüye taraftar olmadıklarını beyan ettiler. Türkiye 23 Şubat 1945’ de Almanya ve Japonya’ya savaş ilan eder. Sovyetler Birliği 15 Mart 1945’ de Türk Sovyet saldırmazlık Paktının, yeni şartlara uymadığı için fesh eder.Almanya’nın yenilmesi, Avrupa dengesinde meydana gelen boşluktan yararlanan Sovyetler Birliği, Türkiye’ye karşı emperyalist emellerini Potsdam Konferansında Boğazlar konusunda devam etmiştir. Her türlü siyasi baskıya rağmen bu savaşta Türkiye’nin son ana kadar tarafsız kalması önemli bir başarıdır.


Kaynak:2- Hamza Eroğlu, Türk Devrim Tarihi, Ankara, 1977, s. 252-253



A ) Savaş Sonrası Türkiye’ nin Dış Politikası

İkinci Dünya Savaşını izleyen ilk yılda Türkiye’nin dış politikada en büyük sorunu, savaş içinde düştüğü yalnızlıktı. 25 Nisan 1945’ teBirleşmiş Milletler Teşkilatı’nın kurulması amacıyla toplanan SanFrancisco Konferansında bu yalnızlığı daha çok hissedecektir.


I-) Sovyet Rusya’nın Türkiye Üzerindeki İstekleri


Almanya’nın mağlubiyeti, Avrupa’nın dengesini Ruslar lehine, bozmuş vebu durumda Türkiye için çok tehlikeli olmuştur. Sovyet Dış İşleri Bakanı Molotof, 19 mart 1945’te Moskova’da bulunan Türkiye Büyük Elçisine gönderdiği notada 17 Aralık 1925 tarihli Dostluk ve Saldırmazlık Paktının feshedildiği bildirilmiştir. Türkiye tehlikeyi bertaraf etmek için Sovyetlerle anlaşma yolunu denese de Türkiye’nin egemenlik ve bağımsızlık haklarının bir kısmını kaybetmeden Sovyetlerle anlaşabilmenin çok zor olduğu ortaya çıkmıştır. 7 Haziran 19452 te Sovyetler Birliği ile Türkiye anlaşmak istiyorsa; Türkiye Sovyet sınırının değişmesi, Boğazlarda Sovyet Rusya’ya üs verilmesi Montreux sözleşmesinin yeniden düzenlenmesini istemiştir.

Bu durum karşısın da Türkiye bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumakta endişe duymuş, silahlı bir Sovyet saldırısına uğradığı taktirde tek başına da olsa karşı koymak azminde olduğunu dünyaya ilanetmiştir.

Birleşik Amerika ile Ingiltere’nin Sovyetler Birligi ile savaş sonrası iş birliği gerçekleştirmek Postdam Konferansı 17 Temmuz-2 Agustos 1945 tarihinde toplanmıştır.

Postdam’da Sovyetlerin Bogazlar üzerindeki istekleri ve Boğazlar rejimini degiştirmek yolundaki teklifleri ile Rusya, Türkiye üzerinde yeniden baskı kurmak istemişlerdir. Postdam’da üç devlet Boğazlar konusunda anlaşamamış, ancak Boğazların yeni bir rejime tabi olması, Amerikanın Boğazlar üzerinde söz sahibi olması hususunda mutabakata varılmıştır.


Kaynak :
Mehmet Gönlübol, Haluk Ülmen, Olaylarla Türk Dış Politikası( 1919-1965 ), Ankara, 1969, s. 205

Hamza Eroğlu, a.g.e., s. 259



Sovyetler, 7 Ağustos 1946 ve 25 Eylül 1946 tarihli notalar ile Potsdamdaki iddialardan da ileri giderek, Boğazların statüsünün yalnız Karadeniz’e sahildar devletler tarafından arasında tespit edilmesini ve kendilerine üs verilmesini istemişlerdir. Türkiye Sovyet Rusya’ya verdiği 22. 08. 1946 ve 18.10.1946 tarihli cevabı notalarda, Boğazlarr ejimini değiştirecek bir konferansı kabul ettiğini ancak, bu konferansa A.B.D.’nin de katılacağını, Türkiye’nin egemenlik haklarına ve güvenliğine aykırı hiçbir teklif kabul etmeyeceğini bildirmiştir.Sovyetlerin Türkiye’ye karşı soğuk harp tehdidi, A.B.D’yi Ortadoğu ile ilgilendirmiş, Orta Doğu ülkelerinin egemenlik ve toprak bütünlüklerinin baskı ve sızma yoluyla tehdit edilmesine karşı,Sovyetlere kapalı bir şekilde ihtarda bulunmuştur.



II ) Amerika’nın Türkiye’yi Desteklemesi


a-) Truman Doktrini

Sovyet Rusya’nın Boğazlar üzerindeki isteği ve baskısının devamı Türkiye bakımından önemli sonuçlar doğurmuştur. Bu sonuçlardan en önemlisi ordusunu hala savaş sırasındaki mevcudunda tutmak zorunda olmasıdır. İktisadi gücü yeterli olmayan Türkiye için bu durum karşınında tek çıkar yol dış yardım aramak oldu. Batı dünyasının savunması için çok önemli bir yerde buluna Türkiye ve Yunanistan’ı genişleme emellerine açıkça ortaya koyan Sovyet Rusya karşısında Yalnız bırakmamış ve bu iki ülkeye yardım etme kararını alan Başkan Truman,kendi adıyla anılan bir mesajı 12 Mart 1947 Mecliste okumuştur. 12 Temmuz 1947’de Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında,Türkiye’ye yapılacak yardımla ilgili bir anlaşma imzalanmıştır.5

Truman Doktrini, bir yandan yeryüzünün iki bloğa ayrıldığını veSovyet-Amerikan mücadelesinin başladığını ilan edip, soğuk savaşın ilkadımlarını oluştururken, öte yandan Doğu Avrupa ve Balkanlardaki bölünmeyi de çok daha kesin çizgileriyle ortaya koymuştur.6

Kaynak : Mehmet Gönlübol, Haluk Ülmen, a.g.e., s. 225-232 6 Oral Sonder, a.g.e., s. 207





b-) Marshall Planı



II. Dünya Savaşinda ekonomik ve sosyal bakımdan bitkin bir durumda çıkan Avrupa Devletlerinin kalkınmasını sağlamak için A.B.D’de, 1948 yılında, dört yıl süreli “ Iktisadi Işbirliği Kanunu” kabul edilmiştir.Bu kanunun öncülüğünü Amerika Diş Işleri Bakani General Marshall yapmıştır.


İktisadi İşbirliği Konferansına Türkiye’de katılmış, iktisadi durumu konusunda gerekli bilgileri vermiş ve savaş sonrası iktisadi kalkınma programı gerçekleştirmek için dış yardım yapılmasının istemiştir.Amerikalı uzmanlar Marshall Planının mili ekonomik kalkınma programının finansmanı değil, savaştan yıkılmış Avrupa’nın kalkınması için hazırlanmış bir plan olduğunu savunmuştur. Türk Hükümetinin isteği üzerine konuyu bir daha ele alan Amerikan Hükümeti Türkiye’yi Marshall Planı için almaya karar vermiştir.7

Böylece dört yıl kapsayan (1947-1951) Avrupa Kalkınma Projesi, yani Marshall yardımı başlamıştır. Sovyet Rusya ise, Marshall planının Truman Doktrininden sonra ortaya çıkmasını, bu doktrinin uygulanması biçiminde yorumlamış kendi katılmadığı gibi Doğu Avrupa ülkelerinin de katılmaması için baskı yapmıştır.




III-) 1950-1960 Yıllarındaki Gelişmeler


a-)
Kore Uyuşmazligi


1950’den sonra Türkiye’nin dış politikasında önemli gelişmeler olmuştur. Rus işğali altında buluna Kuzey Kore’nin, Güney Kore’ye 1950 yılında saldırması meselesinin milletler arası bir durum almasını gerektirmiş ve Birleşmiş Milletler müşterek tedbirler almıştır. Bu polis tedbirine Türkiye'’e 4500 kişilik birlikle iştirak etmiştir. Türk askerinin Kore’de üstün başarısı milli itibarımız arttırmıştır.


Kaynak : Mehmet Gönlübol, Haluk Ülmen, a.g.e., s. 236



b-) Kuzey Atlantik Paktına Katılma


Kollektif güvenlikte açılan gediği kapatma gayesiyle 4 Nisan 1949’da imzalanan Kuzey Atlantik Paktı ile kısmi güvenlik mekanizması oluşturulmuştur. Bu sırada Türkiye Paktın dışında bırakılmıştır. Paktın 19 Eylül 1950 tarihli toplantısında Türkiye ve Yunanistan’ın pakta katılma istekleri Akdenize kadar genişlemeyi üte devletler doğru bulmayarak redolunmuştur. 1951 Ocak ayında A.B.D. hükümeti Avrupa daKomünist tehlike arttığından bizzat kendisi paktın üyelerin etelkinlerde bulunmuştur. 20 Eylül 1951’de Ottowa toplantısına kabuledilmiş, Şubat 1952 de Türkiye ile Yunanistan eşit şartlarda üye olarak katılmışlardır.


c-) Balkan İttifakı

II. Dünya Savaşı’ndan önce Balkanlarda barış ve güvenliği sağlamak amaçlı pakt, savaştan sonra kurulan II. Balkan Ittifakı, Komünist Rus Emperyalizmine karşı savunma tedbiridir. Her iki Balkan birliği de Türk-Yunan dostluğu üzerine gelişmiştir. Ancak Kıbrıs meselesi ileTürk-Yunan ilişkileri bozulunca ittifak önemini kaybeder.


d-) Bağdat Paktı (Cento)

Türkiye ile Irak arasında 24 Şubat 1955 tarihinde Bağdat’ta imzalanmıştır. Antlaşmaya, İngiltere ( 5 Nisan 1955), Pakistan ( 23Eylül 1955), İran’da ( 11 Ekim 1955) katılmış ve ilk toplantı 22Kasım’da Bağdat’ta yapılmıştır. Pakt Amerikanın teşvikiyle kurulmuş, Amerikanın pakta katılması arzu edilmiş ama Arap aleminin tepkisi karşısında pakta katılmamıştır. Paktın esas gayesi Orta Doğu barış ve güvenliği tesis etmek ve üye devletler arası sıkı iş birliğini sağlamaktı. 14 Temmuz 1958’de ırak ihtilali ile yeni kurulan idare Bağdat Paktından ayrılmış ve bunun sonrasında paktın ismi değiştirilerek “Merkez Antlaşması Teşkilatı” kısaltılmışı ile Cento adını alır.8

Kaynak: Hamza Eroğlu, a.g.e. , s.270



e-)
Kıbrıs Meselesi

Kıbrıs sorunu, 1954 yılının sonundan 1959 yılına kadar Türk Yunan Hükümetleri arasındaki resmi anlaşmazlık olarak sürmüştür. Kıbrıslı Rumların Kıbrıs’ı Yunanistan’la birleştirmek (Enosis) konusu Yunan kamuoyunda da tersini gösterdi ve olay Yunan resmi makamlarınca da benimsendi. Yunan resmi makamları meseleyi 1954 yılında Birleşmiş Milletlere getirdiler. Siyasi komisyon konuyu inceleme lüzumu görmedi ve Yunan tezini redetti.
26 Ağustos 1955’te Londra Konferansında Türkiye, İngiltere ve Yunanistan karşı karşıya geldiler. Yunanlılar adanın kendilerine tabi olmasını istiyorlardı. Dayadıkları temel prensip de adadaki nüfusun çoğunluğunun Rum olması idi. Bu konferansta olumlu bir sonuç alınamadan dağıldı.

1956 yılında adanın taksimi konusu gündeme gelir ve Türk kamuoyu bu tezi kabul eder. 1958 yılında Kıbrıs’ta bunalım artar ve 1959 yılında Zurich’te iki devlet temsilcileri görüşür. Rumlar Enosis’ten Türklerise taksimden vazgeçtiler. 16 Ağustos 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edildi. Devlet iki cemaatin ortaklaşa yetki ve sorumluluklarına dayanmaktaydı.





B ) II. Dünya Savaşı'nın Türkiye’ ye Ekonomik Etkileri


1-) Savaş Yıllarında Türkiye’nin Ekonomisi


Savaşın içinde doğrudan yer almadığı halde oldukça yakınında yaşayan ve çeşitli yönleriyle savaş ekonomisi deneyimi geçiren Türkiye üzerinde bu dönemin etkileri çok farklı olmuştur. Savaş boyunca yarı seferberlik havasını devam ettirmiş ve yetişkin nüfusunun askere alınması üretim hacminde düşmelere neden olmuştur. Savaş öncesinde başlayan planlama çalışmaları ve sinai yatırım programlar, savunma harcamalarının bütçeye hakim olması nedeniyle ertelenmiş ve bu yıllarda yeni yatırımlara girişmek yerine mevcut yatırımları korunup işletilmesi temel politika olarak benimsenmiştir.

Türkiye’nin ekonomik politikasını belirleyen temel metin, 1940 yılının başında çıkarılan ve hükümete ekonomiye müdahale konusunda sınırsız yetkiler veren “ Milli Korunma Kanunu” olmuştur. Savaş ortaminin bir gereği olarak çıkartılan ve savaş içindeki diğer ülkelerinde aldıgı önlemlerin bir benzeri olan bu yasayı, Devletçilik politikasinin bir uzantısı olarak yorumlamak gerekir.

Resmi bir politika olarak daha önce başlamiş olan devletçilikten uzaklaşma süreci savaş döneminde de bazı dalgalanmalarla devam etmiştir. Ülke dışında süren savaşın ve ülke içinde yer alan seferberlik ortamının ekonomik etkileri önemlidir. Bu bağlamda değinilmesi gereken birinci konu, Türkiye’nin ihraç ürünlerine olan talebin artmiş olmasıdır. Bu diğer bir deyişle, tarım kesiminin gelirlerinin artmasıdır. Ancak bu dönemde tarımsal üretim artmış degil, tersine azalmıştır. Bunun nedeni ise köylünün büyük çoğunluğunun silah alıina alınmış olmasıdır. Savaş ekonomisi uygulamasının yükünü küçük köylü çekerken, kazançlı olan pazara dönük büyük çiftçi olmuştur.Ikincisi, gelişmiş ülkelerin savaş içinde olmaları yanı sıra Milli Korunma Kanunu çerçevesinde getirilen diş ticaret kısıtları, ithalatin önemli ölçüde daralmasıdır. 9 İthalatın ve yerli üretimin daralmasının yarattığı kıtlık ortamı, devletin seferberliği para basarak finanse etmesi çabası ile birleştiğinde enflasyon ortamı yaratmıştır. Bu karaborsa spekülasyon ortamının sonucu ise, önemli bir sermaye birikimi olmuştur. Diğer bir deyişle, savaş döneminden karlı çıkan ticaret sermayesidir.


Bu dönemde biriken olağan üstü servetleri vergileyerek seferberlik finansmanına katkıda bulunak amacıyla 1942 yılında “varlık vergisi”kanunu çıkartıldı. Bu kanunla sermaye ve gelirlerinde yeni bir vergi alınarak acil askeri masraflar karşılanmak istemiştir. İthal mallar ve ihtiyaç maddelerinde karaborsacılık ve vurgunculuk yaparak zenginleşmiş olanlardan, tüccarlardan ve aracılardan vergi almak ve böylece sıkıntı çeken dar gelirli sınıfları manenen tatmin etmek yoluna gidilmiştir. Bu noktaya kadar savunulması kolaydı ancak, eleştiriler kanunun uygulanma şeklinden doğdu. 10 Bu kanunun öncelikli gayr-i müslim azınlıklara uygulanarak Kurtuluş Savaşından beri süre gelen yerli tüccarların azınlıkların yerini alma politikasına katkıda bulunmuştur.

Savaşın sona erdiginde çıkartılan Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu ( 11Haziran 1945 ); radikal hükümler içeren ve bir toprak reformu niteliği taşıyan bu yasa, meclisten güçlükle geçirilmiş ve büyük tepkilere neden olmuştur. Nitekim çıkarıldıktan hemen sonra tarım Bakanlığına bir toprak ağasının getirilmesi yoluyla fiilen uygulamadan kaldırıldı.11

Kaynak :
Haldun Gülalp, Gelişme Stratejileri ve Gelişme Ideolojileri, Ankara, 1983, s.35

Kemal Karpat, Türk Demokrasi Tarihi, (Sosyal-Ekonomik-Kültürel Temelleri), İstanbul, 1996, s.110


Haldun Gülalp, a.g.e., s. 37




Savaş döneminde ithalatin önemli derecede azalması ve buna karşılık ihracat gelirlerinin artması Türkiye'nin altın ve döviz rezervlerininde birikimine yol açmıştır. Ancak bu durum Amerika’daki gibi sinai gelişme açısında olumlu etkilendiği halde Türkiye’de, toplumsal gelişme açısından, tam tersi bir sonuç yaratmıştır. Türkiye’de bir sanayi burjuvazısının gelişmemiş olması ve sinai sermaye birikimini devletin yürütür olmasi bu durumun oluşmasında etkilidir.

II. Savaş Sonrasi Dönemdeki Ekonomik Gelişmeler


Bu dönemde Türkiye, ABD önderliğinde yeniden kurulmakta olan dünya sistemi içinde bunalım öncesindeki konumunu yeniden alma süreci olarak değerlendirilebilir. Bunalım döneminden alınan dersler değerlendiren gelişmiş kapitalist ülkeler açısından en önemli sorun,uluslar arası meta ve sermaye dolaşımını yeniden canlandırmak bunun sürekliliğini sağlayacak önlemler almak olmuştur. Bu amaçla 1914 yılında Brettan Woods anlaşmasi ile kurulan Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Dünya Bankası(IBRD), uluslar arası kapitalizmin işleyişini denetleyen üstorgan olarak nitelendirilebilir. Diğer bir kurumsal düzenleme, ABD Dışİşleri Bakanı Marshall’ın Avrupa’nın savaş yıkıntılarından kurtulup kalkınmasının kendi ülkesinin yararına olacağı ve bu amaçla yardımda bulunabilmek isteği ile başlayan Marshall Yardım Programıdır. Türkiye’nin bu dönemdeki ekonomik yönelimi bu iki düzenleme doğrultusunda gelişecektir.

Marshall yardım programına katılmayı amaçlayan Türkiye savaş sırasında devletçilik ilkesi doğrultusunda hazırlandığı planı uluslar arası konjoktör uyarınca, bu planı kaldırmış, yerine 1947 Türkiye İktisadi Kalkınma Planı diye bilinen ve gerçekte Marshall’a katılabilmek için sunacak metni hazırlamıştır. 1947 planı tarım, haberleşme, sulama, enerji, demir-çelik, maden ve sanayi alanlarını temel etkinlik noktaları olarak kabul ediyor ve tarımsal gelişme üzerinde odaklaşıyordu. Kaynak açısından plan dış kredilere dayanmaktadır. Sonuç olarak Türkiye 1948’de yardım kapsamına alınarak OEEC’ye üye olmuştur.Bu yolda CHP iktidarı tarafından başlatılan süreç, 1950 DP tarafından sürmüştür.



Türkiye’ye Verilen Marshall Planı Yardımları 12

Devreler Umumi yardım Direkt Endirekt

  • 1947-48 - - -
  • 1948-49 5 milyar 953 milyon 49 milyon -
  • 1949-50 3 milyar 510 milyon 58,5 milyon 74,5 milyon
  • 1950-51 2 milyar 418 milyon 45 milyon 55 milyon
  • 1951-52 937 milyon 22,5 milyon 47,5 milyon

Toplam Oran Askeri yardım

  • 1947-48 - - 100 milyon
  • 1948-49 49 milyon %0,83 95 milyon
  • 1949-50 132,7 milyon %3,7 102 milyon
  • 1950-51 100 milyon %4,1 150 milyon
  • 1951-52 70 milyon %7,4 240 milyon



Kaynak :Duygu Sezer, “Türkiye’nin Ekonomik İlişkileri” Türk Dış Politikası (1919-1965) s.484




III-) 1950 Yılından Sonra İzlenen Ekonomik Siyaset

CHP yerine gelen Demokrat Parti toplumda oluşan yani toplumsal ve ekonomik güçleri temsil ediyordu. Yeni hükümetin ekonomik siyaseti, devletin ekonomik yaşamındaki etkinliklerini sınırlamak ve özel kesimin gelişmesini desteklemeye dayanıyordu. 1950’den sonra “liberal” siyaset, devletçi uygulamayla genelde temelde aynıydı. Liberal olmaktan çok “müdehaleci” bir nitelik taşıyordu. Demokrat Partinin hükümet programlarında tersini öne sürmesine karşın kamu kesimi üretimce egemen durumdaydi.

Temel anlayış değişmemiş olmakla birlikte DP yönetimi altında kimi gelişmeler olmuştur. İlk değişikliklerden biri plansız dönemin başlamasıdır. Ekonomik hükümetin aldığı günlük ekonomik kararlara göre biçimlenmiştir. Sonuç, iki yönlü bir “enflasyon” biçiminde gelişti. Bir yandan “talep enflasyonu”, öte yandan “maliyet enflasyonu” 1958 yılında“ 4 Ağustos kararları” olarak bilinen önlem Türk Lirasının değerinin düşürülmesini kapsıyordu. Fakat gerekli olan tüm önlemler alınmayınca ekonomik bunalım artar. Bu zorluklar siyasi ve toplumsal tedirginlikle pekişir ve sonunda 27 Mayıs 1960 askeri eylemine yol açar 1950-60 döneminde ekonomi sanayileştirilmek istenmiş fakat tarımdan sanayiye yeterli kaynak aktarılmaması sonucunda gerçekleşememiştir. 1960 lı yıllardan sonra Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulmasıyla tekrar planlı ekonomiye geçiş başlamış 1980’lere kadar 5 yıllık kalkınma planları devam etmiştir.


C-) Sonuç

II. Dünya savaşinda Türkiye doğrudan yer almadığı halde stratejik konumu itibariyle savaşın siyasal, sosyal, ekonomik sonuçlarından etkilenmiş, savaş sırasında yaşadığı yalnızlık siyasetini aşmaya çalışmışıir. Savaş sonrasinda Sovyet Rusya’nin Emperyalist baskılarına maruz kalmış ve denge siyasetin ABD’ne yakinlaşmakla bu bunalımı aşmaya çalışmıştır. Dünyada gelişen siyasal-ekonomik olaylara bağlantılı olarak batı siyasetinde yer almaya başlamıştır. Savaşın getirdigi ekonomik yıkıntıları aşmak için ABD’den dış yardım sağlamış ve uluslararasi ekonomik ortaklıklarda yer almıştır. Içte devletçilik siyaseti, çok partili yaşama geçişle yerini liberalizme birakmaya başlamıştır.

Kaynak: Emre Kongar, İmparatorluktan günümüze Türkiye’nin toplumsal yapısı, cilt 1-2, İstanbul, 1995, s.274-275






D-) Kaynakça

1- EROĞLU Hamza, Türk Devrim Tarihi, Ankara, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Yayını, 1977

2- GÜLALP Hadun, Gelişme Stratejileri ve Gelişme Ideolojileri, Ankara, Yurt Yayınları, 1983,

3- KARPAT Kemal, Türk Demokrasi Tarihi ( Sosyal-Ekonomik-Kültürel Temelleri), İstanbul, Afa yayıncılık, 1996

4- KONGAR Emre, İmparatorluktan Günümüze Türkiye’nin Toplumsal Yapısı, İstanbul,Remzi Kitapevi, 1995

5- ORAL Sander, Siyasi Tarih ( I. Dünya Savaşi’nin Sonundan 1980’e kadar), Ankara, Imge Kitapevi, 1989

6- ÜLMAN Haluk, GÖNLÜBOL Mehmet, SEZER Duygu, Olaylarla Türk Dış Politikası ( 1919-1965), Ankara, A.Ü.S.B.F. Yayınları, Sevinç Matbaası, 1969
__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.