Tekil Mesaj gösterimi
Eski 07.10.10, 15:26   #1
LaLe
Ne Mutlu Türküm Diyene

LaLe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 2490
Mesajlar: 21,832
Ettiği Teşekkür: 88528
Aldığı Teşekkür: 127782
Rep Derecesi : LaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Lightbulb Anadolu, Tarih Yazan Toprak




Anadolu
, Tarih Yazan Toprak


Anadolu sıcağı sıcak, soğuğu soğuk, boranı borandır. Ağustos ve Ekim yakın tarihimizde önemli aylar. 1922’yılının Ağustos’unda, Anadolu her zamankinden farklı sıcaktı. Ateş basmıştı her yanı. Anadolu bir başka sıcaktı ve sahipsizdi. Toprak işleyenini yitirmişti, ürünsüzdü, susuzdu. Sayısız yetimler vardı her köyde. Sessizdiler ama bir koşuşturmadır gidiyordu ortalıkta. Onca sıcağa karşın, insanlar bir umutla çorap örüyor, çarık dikiyor, kılıç ve silah yapıyordu. Sıcak bir yandan, düşman bir yandan, savaş sarmıştı her yanı.

İnönü’de iki kez durdurulan düşman oradan Sakarya’ya ulaşmış, Ankara’ya doğru yol alıyordu. Ama Sakarya’da durduruldu. Günler süren savaş, bir büyük çabayla ve akla gelmedik planlarla, utkuyla sonuçlanmıştı. Ama şımarılmamış, hemen ardından yaraların sarılması, eksiklerin tamamlanması için tam hızla çalışmaktaydı. Tüm Anadolu; Osmanlı’nın aymazlığı sonucu doğan işgalden kurtulmak ve toprağına sahip çıkmak için, doğusu-batısı-kuzeyi-güneyi, köylüsü-kentlisi, okumuşu-okumamışı bir olmuş, elde ne varsa ortaya konmuş ve anayurdu işgalden kurtarmak üzere ant içilmişti. Bu sönmeyecek bir bağımsızlık ateşi ve onun tüm Anadolu’ya yayılan gücüydü.


İsmet Paşa, 6 ağustos günü ordularına gizli taarruza hazırlık emri verirken, Mustafa Kemal Ankara'da, Bakanlar Kuruluna zaferi muştuluyordu.


13 Ağustos’tan başlamak üzere kolordu ve tümenler düşmana hissettirmeden yığınak yerlerine geceleri yol alıyorlardı.


Mustafa Kemal Paşa da 17 ağustosta gizlice Ankara'dan ayrıldı. Otomobille Konya'ya, oradan da 20 ağustosta Akşehir'e geçti. Harekâtı kamuoyundan saklamak amacıyla 21 ağustosta Çankaya Köşkü'nde bir çay daveti verileceği ajans ve gazetelere bildirildi.


24 Ağustos günü; Yunan ordusu Afyon’da balo düzenlerken, Türk ordusu da kesin saldırı için son hazırlıklarını tamamlıyordu.


Artık her şey hazırdı. Kısa süre sonra Türkiye Cumhuriyeti adıyla tarih sayfalarına yeniden girecek Anadolu insanı, ikincisi olmayacak, insanüstü bir zafere hazırlanıyordu.


Halk; geleneksel ve dinsel olarak kendisini bağımlı saydığı, Osmanlı halife ve sultanının teslimiyetçi politikasını; sağduyusuna uyarak reddetmiş ve hep birlikte yakılan ulusal bağımsızlık meşalesiyle, Mustafa Kemal'in peşinden gidiyordu..


Ulusunun geçmiş yüzyıllardaki tarihini ve bağımsızlık aşkını çok iyi bilen Mustafa Kemal, Anadolu insanı ile birlikte, yoklukta bir mucizeyi gerçekleştiriyordu. Bu mucizenin en önemli halkası, İnönü ve Sakarya zaferleriyle temellenen, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Savaşı ile elde edilen büyük zafer ve işgalcilerin Anadolu’yu terk edişleridir..


Parçalanmış, dağılmış, yokluk içinde bir ulusu; işgal ve esirlikten, bağımsızlığa ulaştıran kurtuluş öyküsünün altında, ulusal birliğin tam olarak sağlanmasının yanı sıra, ulus ve önderi arasında oluşan inanç ve güven yatar.


İşte 19 Mayıs 1919’dan, 30 Ağustos 1922’ye ve 29 Ekim 1923’e oradan da onlarca yeniliğe, çağdaşlaşmaya, uzanan başarının özü budur.


Yani yönetenle toplum arasındaki güven ve inanç ulusal başarıların temelini oluşturur. Türkiye Cumhuriyeti bu başarıyı ve onuru M.Kemal Atatürk’ün ölümüne kadar doyasıya yaşamıştır.


Sonrası? Sonrasını hep birlikte yaşadık ve yaşıyoruz! Atatürkçülük / Kemalizm


Anadolu Ulusal Kurtuluş Savaşı; “dünyanın en meşru, en ahlâklı, en haklı, en kutsal savaşlarından birinin, emperyalizme karşı verilmiş ve kazanılmış ilk kurtuluş savaşının”
1* adıdır.

Ve bu “Ulusal Kurtuluş Savaşının”, ardından yurdu ve yurdum insanını aydınlatmaya yönelik savaşın (devrimlerin) ortasında bir kişi vardır. Kendisini Anadolu’ya ve Türklüğe adamış,
Gazi Mustafa Kemal...

Bir biri ardına sıralanan çağdaşlaşma devrimlerinin amacı; eskinin eskimişliklerinin yıkılarak; yepyeni, barışçıl, çağdaş uygarlıklar üstü uygarlıkları hedeflemiş bir ulus yaratmaktır..
.

“Atatürkçülük / Kemalizm”; Köy Enstitüleri ve Halkevleri ile ışıldayan eğitim ve aydınlanma çalışmalarının, Yazı devrimi ile desteklenen Türkçe’yi yeniden özüne kavuşturma çabalarının, TDK ve TTK..’nın özerk konumlarının; birbiri ardına tütmeye başlayan fabrika bacalarının, tüm yurdu kaplayan demir ağların, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilmesinin, Medeni Kanunun, Çağdaş mahkemelerin, çağdaşlaşma adımlarının ve sayısız devrimlerin, tümünün adıdır..


Bu savın doğruluğunu; Atatürk’ün savaşın hemen ardından Bursa’da yaptığı konuşmada görüyoruz: “..Kurtuluşa ancak uygar, çağdaş, bilime, fenne ve insanlığa saygılı, istiklalin değerini ve şerefini bilen, hurafelerden arınmış, aklı ve vicdanı hür bir toplum olduğumuz zaman ulaşabiliriz...”


Öte yandan, Atatürk için; “cumhuriyet” demek “demokrasi” demektir”, diyor Prof Maurice Duverger, ve sürdürüyor; “...Mustafa Kemal’in siyasal rejimi, çoğulculuğun üstün bir değer olduğunu kabul ediyor ve çoğulcu bir devlet felsefesi içinde işlevini yerine getiriyordu. Üstelik partinin yapısal açıdan da totaliterlikle hiçbir ilgisi yoktu.. Yeni rejim eskiye göre daha demokratikti..”
2*

O zaman; Atatürkçülük veya Kemalizm olarak adlandırdığımız sistem, demokrasiyi hedeflemiş sürekli devrimcilikti. Ortam ve sistem geliştikçe, kendisini de geliştirmeye hazır bir sistem diyebiliriz.


Atatürk, Devrimci düşünceler ortaya atarak, sürekli gelişmeden ve aydınlanmadan yana olduğunu göstermiş, Mutlakıyetle yönetilen bir imparatorluk kalıntısından, bir ulus ortaya çıkarmıştır.

Atatürkçülük Anadolu insanını “teba” olmaktan kurtarıp, uygar “yurttaş” konumuna getirmiş, “ümmi” bir toplumdan “laik “ bir Türkiye Cumhuriyeti yaratmıştır.


Atatürkçülük; özgürlük ülküsünü, evrensel uygarlık düşüncesini benimser. Atatürk’ün “Bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir.” sözleri bunun en belirgin göstergesidir.


Atatürkçülük, Batı uygarlığına katılmayı, bağlanmayı değil; batının yaşadığı uygarlığı yaşamayı ve hatta onu da aşmayı hedefler. İşte bu sürekli devrimciliktir, gelişmedir. “Ulusumuz çağdaş uygarlıkların da üzerine çıkaracağız” sözü bunun en açık anlatımıdır. Çağdaş uygarlıklara ulaşmada, ulusun elinde tuttuğu meşalenin pozitif ilim olması gerektiğini söyleyen, yine Atatürk’tür!..


Zekeriya Sertel, Yaşamının son dönemlerinde Atatürk’ü şöyle değerlendiriyor: “…Atatürk dün de büyüktü, bugün de büyüktür, yarın da büyük olacaktır. Biz uğrunda savaştığımız özgürlüğe de, demokrasiye de ancak O’nun açtığı yoldan ulaşabiliriz…”3*


Bu ülkede demokrasiyi, özgürlüğü, çağdaşlaşmayı, paylaşmayı ve hür yaşamayı amaçlayan bir kişinin Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü dışlayarak bir yere varması olanaksızdır.


Çünkü Anadolu toprağı ile, insanı ile, yaşadıklarıyla bu toprakları emperyalizmin acımasızlığından kurtaran insana ve onun gelecekte de “tüm mazlum uluslara” örnek olacak düşüncelerine bağlılığını sürdürecektir. Günümüzde içten ve dıştan yeniden hortlayan Anadolu topraklarını sömürme girişmeleri, inanıyorum ki yine Atatürkçülüğün dik duruşuna çarpacaktır.


Anadolu; toprağını kanla sulayanları unutmamıştır, unutamaz.


Anadolu; özgürlükler ve kardeşlikler ülkesi olmaya devam edecektir.





Kaynaklar:


1**
Turgut Özakman- Şu Çılgın Türkler
2-3**
Cumhuriyet - Haftaya Bakış. A.Taner Kışlalı - Bir Diktatöre Saygılar 10 Kasım 1993




Akın Önen

LaLe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz LaLe'in Mesajına Teşekkür Etti.