Tekil Mesaj gösterimi
Eski 09.10.10, 16:37   #1
LaLe
Ne Mutlu Türküm Diyene

LaLe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 2490
Mesajlar: 21,832
Ettiği Teşekkür: 88528
Aldığı Teşekkür: 127782
Rep Derecesi : LaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Thumbs up Türbanı Nereden Aldık?

Türbanı Nereden Aldık?




Gazeteci, “Türban…” diye söze başlayınca, Başbakan uyardı: “Başörtüsü…”

Biz de yıllardır bu iki örtüyü aynılaştırmaya çalışanları uyaralım: Başörtüsü ile türban kesinlikle eşanlamlı değildir. Dahası kullanılma biçimleri de aynı değildir.

Başörtüsü, Azerice gibi kimi lehçelerde de olan Türkçe bir sözcük
. Adı üstünde, başı örter. Kadınların yüzyıllardan bu yana kullandıkları bu örtüyü erkekler de harmanda tozdan, kışın ayazdan korunmak için bazen kullanırlar. Anadolu’da kadınlar başını bir yazma ya da tülbentle örterler. Biz, öteden beri başka dillerden aldığımız sözcükleri daha çok severiz. “Pamuktan, ince ve seyrek dokunmuş hafif ve yumuşak bez” olan tülbenti, Farsçadan almışız. Anadolu’da en çok ve en sık kullanılan örtüdür tülbent. Gerçekte bir tür “yazma”dır. Yazma da “Bohça, yemeni, başörtüsü, yorgan gibi şeyler yapmakta kullanılan, üstüne boya ve fırça ile ya da tahta kalıplarla desen yapılmış bez”dir ve bu bezden yapılan başörtülerin renkleri, desenleri, kıyılarındaki oyaları kadınlarımızın yaratıcığını yansıtır. Avrupa ile ilişkilerin sıklaştığı bir dönemde, o dönemin “entel”leri başörtüsünü küçümsemiş, sıradan bulmuş olacaklar ki bu kez her tür kumaştan fabrikalarda dokunan Fransızca “eşarp” girmiş dilimize.

Eski, sararmış resimlere baktığımızda, anasından atasından gördüğü gibi giyinen ninelerimizi ilkin yazmalı, tülbentli görüyoruz. Sonra “eşarp”lı olanlar giriyor resimlere. Eski resimlerde çoktandır “türban” diye adlandırdığımız örtü türünü görmek, en azından çoğumuz için olanaklı değil. Ben 60 yaşımdayım; 95 yaşında ölen
babaannemin, köyümüzdeki ve kasabamızdaki, beş altı yıl yaşadığım gecekondu mahallesindeki kadınların başında böyle bir örtü türünü hiç görmedim. Gören varsa beri gelsin! Ama şimdilerde gecekonduda oturan, geçen yıl alnına düşen perçeminden sakınmayan ve başkalarının evini temizleyen Ayşeler kaynana, Elifler koca baskısıyla başörtüsünden “türban”a geçiyorlar. Fildişi kulesinden çıkıp işine, gazetesine ya da bir TV kanalına dek giderken yorulan özgürlükçü kadınların kulakları çınlasın! İstediği gibi örtünmek özgürlükmüş ya; görünen görünmeyen eş, baba, kardeş, emmi dayı ve komşu baskısıyla her kesimden kadın, artık tek tip örtüsüyle sokakları dolduruyor.

Anadolu’nun birçok kentine, ilçesine çok gittiğim için gözlemlerim beni ve aynı gözle bakanları doğruluyor. Son 15-20 yıl içinde “gelenek” diye savunulan ve AKP iktidarıyla iyice yaygınlaşan bu örtünme biçiminin “siyasal simge” olduğuna inanıyor, “türban”ı “kadınlarımızın geleneksel örtüsü” gibi göstermeye çalışanları anlamakta zorlanıyorum. Nitekim sözlükler, kaynaklar, eski resimler ve anılar da benim gibi düşünenleri doğruluyor. Ayrıca “türbanlı” pek çok kadına sordum; anne ve babalarının annesi, yani büyükanneleri gerçekten böyle mi örtüyordu başını? Yanıt yok; çünkü ninelerin başında böyle bir örtü yok…


Türban

“Türban” sözcüğünü de Fransızcadan almışız, günümüzdeki Fransızca-Türkçe sözlüklerin çoğu sözcüğü, “sarık” ya da kadınların başlarına sarığa benzer biçimde sardıkları örtü olarak da tanımlıyorlar. Türkçede halk adlandırması yaygındır; halk “buzdolabı, biçerdöver, çekyat, dolmuş…” gibi onlarca sözcük yaratmıştır. “Türban”a karşılık bulmakta da gecikmedi ve “sıkmabaş” dedi. “Sıkmabaş” pek çok yazı ve yapıtta yer alınca, doğallıkla sözlüklerimize de girdi. Kenan Evren’in kurduğu Türk Dil Kurumu bu sözcüğü, “İnce kumaştan yapılmış, başı sıkıca kavrayan bir tür baş örtüsü” diye; Dil Derneği de “İnce kumaştan yapılmış, başı sıkıca kavrayan bir tür başörtüsü, sıkmabaş” biçiminde tanımlıyor.

Kenan Evren’in kurduğu Türk Dil Kurumu 2005 baskılı sözlüğünde, “türban”a açıkça “sıkmabaş” diyemiyor; ama “sıkmabaş”ı, “1. Kadınların ince bir kumaşla saçlarını sararak yaptıkları bir saç bağlama biçimi. 2. Bu biçimde taranan saçın bir örtüyle tamamen kapatılmış hâli. 3. Bu biçimde giyinen kimse” diye tanımlıyordu. Sonradan siyasetin akışına bakarak tanımdaki 3. anlam olan, “Bu biçimde giyinen kimse”yi çıkardı.

Şimdi bir kadın, “başörtüsü olan hemşirelere daha çok güvendiğini” söylerken, Başbakan “Velev ki siyasal simge…” derken, başka siyasetçiler, “geleneksel örtü” masalı anlatırken, “türban”ı “başörtüsü” ile eşanlamlı kılmaya çalışan aydınlara ne demeliyiz? Hepsinin ninesi Avrupalı değil ki… Futbol seyircisi gibi, “Hakeme gözlük” diye bağırsak, ayıp kaçar! Çünkü bugün başörtüsüyle eşitlenmeye çalışılan “türban” takanlara bakıyoruz; neredeyse bütün kadınlar aynılaştı… Tek tipleşti… Büyük örtünün altına, bütün saçları içine alan ve takke gibi başa geçirilen, bir parçası ve rengi alından görünen, bu baş bağlama biçimi bütün kadınlarda aynı…

Yalnız “türban” dışındaki giyinme biçimi epeyce değişti; artık boz renkli uzun pardösüler yok… Modacı işini biliyor; kadının üstünden her türlü tüketim para ve “ikbal” sağlıyor çünkü.

Kendine “türban”la yol açan siyasetçilerin, büyük büyükannelerinin resmini görmek istiyoruz! Görmesek de biliyoruz; çünkü hemen hepsi ya yazmalı ya tülbentliydi… Eşarp taktılar sonra… Tıpkı bizimkiler gibi… İstanbul gibi kentlerde bir dönem şapka giydi kadınlar; ama “türban” değil, başörtüsü vardı başlarında.

Kadınlarımızın başını simgeselleşen bir örtüyle bağlama kavgası verenler kim? Kadının saçı başı, kaşı gözü, genel anlamda da inançlar üstünden siyaset yapanlar… Bu örtünme biçimi yaygınlaşmadı diyenler kusura bakmasın; onlara “Hakeme gözlük” demek bile az… Bugünlerde ilköğretimlerin önünden geçsinler; okul çıkışında telaşla örtünen parmak kadar kızları görsünler… Sonra düşünsünler… Bugün üniversite, yarın lise, öteki gün ilköğretimler… Sonra tüm analar ve anaokulları… Bütün kadınlar TV’lerde “ahkâm” kesenler kadar
şanslı değil ki…


Sevgi Özel


Odatv.com
LaLe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz LaLe'in Mesajına Teşekkür Etti.