Tekil Mesaj gösterimi
Eski 04.11.10, 11:38   #1
Sibel
Ziyaretçi
Sibel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Konular:
Mesajlar: n/a
Rep Derecesi :
Ruh Halim:
Standart Mehmet Âkif’in Gençlik Mefkûresi Âsım’a Dair Bazı Dikkatler

Mehmet Âkif Ersoy’un Türk kültür ve edebiyatında önemli bir yeri vardır. İhtiva ettiği kıymetler bakımından devasa bir eser olan Safahat ona aittir.

Safahat, Âkif’in şiirlerinden müteşekkil yedi bölümlük (kitaplık) bir çalışmadır. Eserin bölümleri şunlardır: 1.Safahat 2. Süleymaniye Kürsüsü’nde 3. Hakkın Sesleri 4.Fatih Kürsüsü’nde 5.Hatıralar 6. Âsım 7. Gölgeler.

Mehmet Âkif, Osmanlı Devleti’nin çöküşüne ve bu devlet sisteminin bütün donanımlarıyla inkıraz edişine yakından şahit olmuş bir simadır. Bu sebepten dolayıdır ki o, inkırazın bütün sonuçlarını hisseden; fakat sadece hissetmekle kalmayıp bu gidişata hâl çareleri arayan bir münevverdir.

Safahat’ı okuyanlar, çeşitli bölümlerde Âkif’in kurtuluş reçeteleri sunduğunu, eleştiriler yapıp tavsiyelerde bulunduğunu rahatlıkla fark ederler. İşte, Âsım adlı bölüm, Mehmet Âkif’in eleştirilerinden ve tavsiyelerinden mürekkeptir. Safahat’ın bu bölümü muhavere (karşılıklı konuşma) formunda oluşturulmuştur. Hocazâde, Köse İmam, Âsım ve Emin, bu bölümün şahsiyetleridir. Mehmet Âkif, bu karakterlerin çeşitli yönlerini ön plana çıkararak söylemek istediklerini okuyucularına sıralamaktadır. Başka bir deyişle kitap, Âkif’in çeşitli meselelere bakışının iki karakter vasıtasıyla diyaloglaştırılmış hâlidir. Bu açıdan bakıldığında, başta Hocazâde ve Köse İmam olmak üzere bütün şahsiyetler Âkif’in fikirlerinin mütemmimidirler.

Söz konusu bölümde -öncelikle- toplumun içinde bulunduğu durum farklı biçimlerde ele alınmış ve okuyucuya hâl tasvir edilmiştir:

Arzı olmazsa hayâtın ne çıkar tûlünden?
Hani kırk altı yılın eldeki mahsûlünden?
Hangi bir fende teâli edebildin, evlât?
Hangi san’atte rüsûhun göze çarpar? Anlat!
Ulemâdan mı sayıldın? Fukahâdan mı?

Bu dizelerde Köse İmam, kırk altı yaşında olan Hocazâde’yi tenkit etmektedir. Bu tenkit vasıtasıyla Türk medeniyetinin seviyesi sezdirilmektedir. Bir başka yerde de bu durumu anlatan şu ifadeler dikkate şayandır:

İbn-i Sînâ niye yok? Nerde Gazâlî görelim?
Hani Seyyid gibi, Râzî gibi üç beş âlim?
En büyük fâzılınız: Bunların âsârından,
Belki on şerhe bakıp, bir kûru ma’nâ çıkaran,
Yedi yüz yıllık eserlerle bu dînin hâlâ,
İhtiyatını kabil mi telâfi? Aslâ.

Âkif’in Türk tarihini iyi bilen ve Türk tarihinin altın yapraklı devirlerine hasret duyan, bir bakıma geçmişe özlem besleyen bir yönü de vardır. O, mensubu olduğu milletin içinde bulunduğu durumu layıkıyla bildiği için -hâliyle- milletinin mutantan devirlerini hatırlamaktadır:

Nerde Ertuğrul’u koynunda büyütmüş obalar?
Hani Osman gibi, Orhan gibi gürbüz babalar?
Hani bir şanlı Süleyman Paşa? Bir kanlı Selîm?
Âh, bir Yıldırım olsun göremezsin, ne elîm!
Hani, cündîleri, şâhin gibi, ceylân kovalar,
Köpürür, dalgalanır, yemyeşil engin ovalar?

Peki Âkif, bu satırlarda ifade edildiği üzere -sadece- eleştirip ümitsiz bir tablo mu sunmaktadır? Tabii ki hayır! Âkif, duyarlı bir şairdir. Bu bedbaht tablonun içinde bırakmaz bizleri. O, içinde bulunduğu hâlden milleti kurtaracak bir çözüm sunmaktadır. Bu çözüm şairin kelamıyla Âsım’ın neslidir.

Mehmet Âkif’in karamsar yönünü temsil eden Köse İmam, Hocazâde’ye şu cümleleri sarf etmektedir:

-Şimdi, oğlum, kızacaksın ya, fakat boş ne desen;
Bu rezâlet beni me’yûs ediyor atîden.
Hâle baktıkça adam kahroluyor elde değil;
Bizi kim kurtaracak, var mı ki bir başka nesil?



Şairin iyimser özelliğini temsil eden Hocazâde’nin Köse İmam’a cevabı ise kısa ve net olur:
  • Âsım’ın nesli, Hocam.
Âsım, Köse İmam’ın oğludur. Âkif’e göre ( Hocazâde’ye göre), Âsım’ın nesli, Türk medeniyetinin gelişim zincirini koptuğu yerden tamir ederek o zincirin halkalarını birbirine ekleyecektir. Ayrıca, Âsım’ın nesli dönemine göre yeni bir terkiptir. Kendi döneminde çeşitli hadiselerin müsebbibi olan şahsiyetlere benzemez. Âsım, ta en köke, en derine bağlıdır. Her yönüyle farklıdır ve ata yadigârıdır. O, farklılığını Balkanlar’da, Çanakkale’de, Anadolu’da ve daha nice vatan toprağında canıyla ispat etmiştir:

Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar.

Ne büyük hilkat o Âsım, ne muazzam heykel!
Onu, bir şi’r-i hamâset gibi, ilhâm-ı ezel,
Sana sunduysa, açıp rûhunu teşrîhe çalış…

Farklı bir yaratılışa sahip olan ve bu farklılığı ispatlayan Âsım’ın nesli medeniyetini ilerletmek için sanat ve fen alanlarında elinden gelen gayreti layıkıyla gösterecektir:

Gezmeyin ortada, oğlum, sokulun bir sapaya,
Varsa imkânı, yarın avdet edin Avrupa’ya.

Bu cihetten, hani, hiç yılmasın, oğlum, gözünüz;
Sâde Garb’ın, yalınız ilmine dönsün yüzünüz.
O çocuklarla beraber, gece gündüz, didinin;
Giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin.

Hocazâde’nin Köse İmam’ın oğlu Âsım’a nasihatlerini haizdir bu dizeler. Fakat dikkat edilecek olursa, mutat sözler değildir bunlar. Özellikle, “Sâde Garb’ın, yalınız ilmine dönsün yüzünüz.”ifadesi o dönem için yapılması gereken işlerin başlangıç programını vermektedir: Batı sorgulanmadan kabul edilmeyecek. Batının ilmi esas alınacak ve o ilimden istifade edilip memleketin kopan ilim halkası tamamlanacak.

Âsım’ın nesli, Âkif’in telakkisinde bir kurtarıcıdır. Batının ilmini analiz eden, bu analizden senteze varan ve “ev”e dönen bir nesildir.

Âkif’e göre, Âsım’ın ve neslinin yapması gereken bu işler o kadar da zor değildir aslında. Çünkü:

Altı ay, bir sene gayret size eğlence demek…
Siz ki yıllarca neler çekmediniz, hem gülerek!
Hani bir ömre bedeldir şu geçen gününüz;
Bir gün evvel gidiniz, bir saat evvel dönünüz.

Safahat’ın altıncı bölümü olan Âsım, şair Mehmet Âkif’in Türk gençliğine dair bakış açısını vermesi bakımından önemlidir. Âsım’ın nesli, Âkif nazarında Türk gençliğinin tarifidir. Şair, Âsım’a tavsiyelerde bulunarak ona ilerlemenin de tarifini sunmuştur. Bu tarifi dikkate alan Âsım ve nesli istikbalin kendilerine münkat olacağının şuuruyla çalışacaktır. Mehmet Âkif, bu nesli o kadar dikkate almaktadır ki İstiklal Marşı’nı yazarken bile onların varlığını unutmayacaktır.

Efecan Karagöl'e teşekkürler...
  Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz 'in Mesajına Teşekkür Etti.