Tekil Mesaj gösterimi
Eski 06.11.10, 01:51   #1
Sibel
Ziyaretçi
Sibel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Konular:
Mesajlar: n/a
Rep Derecesi :
Ruh Halim:
Standart Çoban Yıldızı, Hababam Sınıfı, İşte Öyle Bir Şey Bestecisi | Melih Kibar



Değerli besteci Melih Kibar; Çoban Yıldızı, Hababam Sınıfı, İşte Öyle Bir Şey ve daha birçok eseriyle yaşamaya devam edecek... Yıl 1975... Hani, Türkiye’nin Eurovision Şarkı Yarışması’na katılacağı ilk sene. 24 yaşında, Boğaziçi’nde Kimya Mühendisliği okuyan genç adam, tüm Türkiye gibi televizyonun başında. Heyecanla beklenen, yarışmanın Türkiye elemeleri. Program başlıyor. Sinyal müziği eşliğinde... Üniversiteli genç, ‘45 saniye’ sonra oturduğu koltuktan kalkıp, televizyonun yanı başına geliyor ve başlıyor ağlamaya... “Bu müziği gerçekten ben mi yaptım?” diye; hayretle, sevinçle...
Birkaç ay sonra, bu sinyal müziği öyle beğenilip ilgi topluyor ki, bir 45’lik olarak piyasaya çıkması gündeme geliyor. Müziğin bestecisi genç, eserine isim bulma arayışı içindeyken, annesinin şair bir arkadaşına danışıyor. Şair kadın, “Çoban Yıldızı” olsun diyor ve devam ediyor: “İlerde çok önemli bir müzik adamı olacaksın.

Çoban Yıldızı asırlardır nasıl gemicilere yol gösteriyorsa, bu şarkı da sana öyle yol gösterecek”. “Şair romantizmi” diye geçiriyor içinden genç adam. Cavidan Teyze’sinin çok değil, birkaç yıl sonra haklı çıkacağını bilmeden...

Çoban Yıldızı’nın ışığında yol alan üniversiteli genç, yıllar sonra Türk halkının gönlünde taht kuran Melih Kibar olacaktı. Yaptığı bestelerle halkın ‘kimya’sını yıllarca derinden etkileyen Melih Kibar... Geçtiğimiz 7 Nisan’da, henüz 54 yaşındayken aramızdan bir yıldız gibi kayıp giden Melih Kibar...





Hayatının Üç Dönüm Noktası


Hayatımızın hiç unutulmayacak anlarına, unutulmayacak besteleriyle imza atan usta sanatçı, çok küçükken kaybettiği annesinin boşluğunu doldurmak için başlamıştı müziğe. Babasının ona aldığı orgla sabahtan akşama dertleşerek...

İstanbul Belediyesi Konservatuvarı’nda Yarı Zamanlı Piyano bölümünde eğitim aldıktan sonra Alman Lisesi’nde öğrenim gören Melih Kibar, ilk profesyonel çalışmasına da lisenin orkestrasıyla gerçekleştirdiği besteyle imza attı. Bu besteyle 1969’da Milliyet Liselerarası Hafif Müzik Yarışması’nda birinci oldu. İlhan Şeşen’in solistlik yaptığı bu orkestrayla, henüz 14-15 yaşındaki genç müzisyenler para bile kazanıyorlardı artık. Takvimler 1974’ü gösterdiğinde, değerli sanatkâr Timur Selçuk’la çalışmaya başlayacaktı Melih Kibar... Bir süre sonra da Selçuk’un orkestrasının çıkardığı albümde besteleri yer alacaktı: ‘Gençlik Şarkısı’, ‘Kelebek’ ve ‘Panayır Günü’... Bir gün Selçuk, Türkiye’nin ilk kez katılacağı Eurovision Şarkı Yarışması’nın Türkiye elemelerinde yayınlanacak sinyal müziği için öğrencilerinden beste yazmalarını istedi. Sınıftaki hiç kimse dersine çalışmamıştı. Bir kişi hariç: Melih Kibar. Bir çırpıda bestelediği ‘Çoban Yıldızı’, artık onun yol göstericisiydi müzik hayatı boyunca... Bir röportajında hayatının üç dönüm noktasını şöyle açıklıyordu Kibar:

“Birincisi, babamın bana org aldığı gün; ikincisi Timur Selçuk’la çalışmaya başladığım gün”... Hayatındaki üçüncü dönüm noktası da söz yazarı Çiğdem Talu ile tanıştığı gündü. 1975 yılının 26 Mayıs günü, saat 04:00... Mustafa Oğuz, bir festival çalışması için bir araya getirmişti ikisini. Talu, Kibar’ın bestelerinden öylesine etkilenmişti ki, çalışmaya başladıktan az zaman sonra basına bir açıklama yapacaktı: “Bundan sonra bilin ki sadece Melih Kibar’ın bestelerine söz yazacağım”. 1983’ün 28 Mayısı’na, Çiğdem Talu’nun vefatına kadar birbirinden ayrılmayan ikili; 8 yıl 3 güne tam 273 şarkı sığdıracak, 106’sı listelerde bir numara olacaktı.





Ülkeden Besleniyordu


Tanışmalarından kısa bir süre sonra Erol Evgin de katıldı aralarına. Ekip, 1976’da ilk albümlerini çıkardığında, tüm Türkiye’nin gönlünde taht kurdu bir anda. ‘İşte Öyle Bir Şey’ adlı eseriyle yılın bestecisiydi Kibar. 1981’de de ‘Hep Böyle Kal’ ve ‘Söyle Canım’ albümleri Altın Plak’la onurlandırıldı. “O dönemde, daha çok yabancı şarkılara Türkçe söz yazılarak bir şeyler yapılıyordu. Melih ise, bestelerinde Türk musikisi makamlarını kullanıyordu. En çok da hicaz makamını...

Yeteneğin yanı sıra, matematik zekâsı çok kuvvetli olan, dünya görüşüne sahip biriydi. Çiğdem, çok değerli sözler yazıyor; ben de doğru bir prozodi ile söylüyordum şarkıları. Biz o dönemde ‘kimlikli bir kent türküsü’ yarattık”... Erol Evgin, Kibar’la birlikte yakaladıkları başarının sırrını böyle anlatıyor. Bu başarının bir başka sırrı daha vardı aslında. Melih Kibar ile Çiğdem Talu arasındaki bağ... Çoğu kişi buna aşk diyordu. Ama Kibar, bu yoruma yıllar sonra “Aşk cılız bir ifade. Ruh eşiydik Çiğdem’le biz” diyecekti. Bu ‘ruh hali’ni belki de en iyi ‘İçimdeki Fırtına’ adlı parça anlatabilir insana. Yani, 1977’de Kibar’a ‘Yılın Bestecisi’ ödülünü kazandıran eserin öyküsü... Kibar, master için gittiği Galler Bölgesi’ndeki Swansea’de fırtınaya yakalanır. Her yer; kaldığı yurt kapkaranlık. Odasından çıkıp koridorda yürürken bir şeye çarpar. Piyanoya... Eli kapağa gider ve konuşmaya başlar onunla. İçindeki korkuyu, fırtınayı biraz olsun dindirebilmek için. Ve müthiş bir beste çıkar ortaya. Eseri bir banda kaydedip Türkiye’ye yollar babasıyla. Bir buçuk ay sonra gelen pembe mektupta, beste için yazılmış şarkının başlığını görünce şaşkınlıktan ayakta zor durur Kibar.

Şarkının adı ‘İçimdeki Fırtına’dır. Kibar, telefonda Talu’ya bestenin hikâyesini anlattığında, susarlar ve gözyaşları konuşur karşılıklı...



İşte Öyle Bir Şey!

Hababam Sınıfı filmini, müziğinden ayrı düşünebilir misiniz? Tabii ki hayır. Usta yaratıcıya 1976’da Altın Portakal Film Müziği ödülünü kazandıran bu beste, ‘müziğin Mona Lisa’sı’... Hızlı versiyonunu dinlerken; İnek Şaban, Damat Ferit, Güdük Necmi ve daha birçok öğrencinin sınıfta haytalık yaptığı; spor hocası Badi Ekrem’in kung-fu yaparken kolunu kırdığı; okul müdürü Kel Mahmut’un odasında öğrencilerini sigarayla yakaladığı komik anlar gelir aklımıza... Yavaş çaldığında ise, okulun biricik görevlisi Hafize Ana’nın gözyaşları, okulun satılacağını duyan öğrencilerin hüznü...

Hisseli Harikalar Kumpanyası ve Renkli Dünyalar müzikallerine de can veren Kibar, Çiğdem Talu’nun 1983’deki vefatından sonra öksüz kaldı.“Çiğdem’in ǒsinin çengeline bile rastlamadım” diyerek, duygularına tercüman olacak bir söz yazarı bulamadığını belirten besteci, yine de devam etti yoluna...

1984’te Polonya’da En Başarılı Orkestra Şefi ödülüne layık görüldü. İki yıl sonra Melki Prodüksiyon’u kurdu; yaptığı film, dizi, tiyatro ve reklam müzikleriyle yine akıllardan çıkmayacak eserler yarattı. ‘Sucu Çocuk’, ‘Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’, ‘Gülüm’, ‘Duruşma’ bunlardan sadece birkaçı... Ve sıra bir ‘yadigâr’ bırakmaya gelmişti... Kibar, vefatına dört yıl kala, eserlerinden yaptığı bir seçkiye yeni tatlar katarak ‘Yadigâr’ adlı albümü çıkardı. ‘Bir De Bana Sor’, ‘İşte Öyle Bir Şey’ gibi şarkıların yanı sıra, ‘Sucu Çocuk’, ‘Belkıs Hanım’ın Konağı’, ‘Mesaj’ gibi enstrümantal parçalara da yer verdi albümünde. 2003’te ise albümün ikincisi ‘Saat Sabahın Dokuzu’nu hediye etti bizlere... İki yıl önce verdiği bir röportajda “Ben henüz zirveye gelmedim. Bundan sonra donanımımı artırarak çalışmalarıma devam edeceğim” diyecek kadar mütevazı bir kişiliği vardı Kibar’ın. Evet, henüz 54 yaşındaydı ve daha yapacak, Türk halkına sunacak çok bestesi vardı. Ama o hep zirvedeydi.




  Alıntı ile Cevapla