Tekil Mesaj gösterimi
Eski 21.11.10, 17:14   #1
Sibel
Ziyaretçi
Sibel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Konular:
Mesajlar: n/a
Rep Derecesi :
Ruh Halim:
Standart Türkçe Dünya Dili Olur (mu) ?

“Sorsam gördüğüm ilk buluta söyler mi bana,
Yağmur hangi dilde yağar Afrika’da?
Anlatır mı rüzgar gezdiği uzak yerleri,
Hangi dilde sarılır insan Amerika’da?

Sevgi gibi dünyayı dolaşsa sesim,
Okyanuslar ardında, Uzak Asya’da,
Adını hiç bilmediğim kardeşlerim,
İstanbul’dan Anadolu’dan size MERHABA!

A, B, C, tekrar birlikte,
Güneş gibi üstümüze doğuyor Türkçe
Tohum gibi dünyaya serpilince,
Filizlenip boy verecek binlerce hece...”

Uluslararası Türkçe Olimpiyatları Şarkısı


115 farklı ülkeden çocuğun ses bayrağımız Türkçe’mizi dalgalandırdığı Uluslararası Türkçe Olimpiyatları büyük bir gurur vesilesi.

Keza, yurtdışındaki Türk Okulları, Türk Kültür Merkezleri gibi STK’ların düzenlediği dilimiz ve harsımızla ilgili etkinlikler de, ancak cihan devletlerine sahip olan necip bir millete mahsus muazzam bir vizyon. Kurumların yurtdışındaki temsil keyfiyetleri, kredileri çok yüksek; istikbal vaad ediyorlar.

Bu organizasyon vesilesiyle tekrar gündeme gelen Türkçe meselesine kafa yorarken, olimpiyatların tanıtım filmindeki “Türkçe artık dünya dili” cümlesini duymayayım mı!


Gerçekten de iddia edildiği gibi “Türkçe Dünya Dili Haline Geldi” mi?

Öncelikle kabul edelim ki, biz kendi diline sahip çıkamamış, dilini ihmal etmiş bir milletiz. Gelişime çok açık ve elverişli olan Türkçe’mizi, zaman zaman Çince’nin, Soğdca’nın, zaman zaman Arapça ve Farsça’nın zaman zaman da Batı dillerinin istilasına maruz bırakmışız. Canım lisanımızı, fasit bir anlam dünyasının içinde güdükleştirmiş, Lisan-i Türki-i Basit’leştirmişiz. Bu vebal, Selçuklu’nun, Osmanlı’nın, Cumhuriyet’in, siyasetçinin, muallimin, esnafın, sanatkarın, halkın… topyekün Türk milletinin. Bari hiç olmazsa şu yakınlarda, bir Kaşgarlı Mahmut (ya da Yusuf Has Hacip) adına bir üniversite açabilseydik!
Bir dil, hamasetle dünya lisanı olur mu!

Onu yazarı, çizeri, felsefecisi, sanatçısı farklı dünyalara taşır, dünya dili yapar. İngilizce’yi dünyaya okutan ustalar, Mark Twain, Dickens, J.Austen, G.Orwell, Steinbeck, Edgar Allen Poe, E. Hemingway’dir; bunlar gibi daha onlarcası, yüzlercesidir. Fransızca’yı, Almanca’yı, Rusça’yı hatta İspanyolca, Çince ve Arapca’yı… Bir lisanı, dünyalara mal edebilecek kişiler, öz dilinde imal-i fikr eden entellektüelleridir. Peki, bizde onlardan, Edirne Kapıkule sınır kapısını aşmış, dünya çapında gerçek entellektüel, mütefekkir ve yazalardan kaç tane var?


Bizim edebiyatımızın da devleri var elbette. Ama bir kaçı hariç, bu devlerimiz, dünya toplumları için, hatta yurtdışında yaşayan Türkler için bile, çok bir şey ifade etmiyor. Okunmuyor.

Peki şu dünya dili olacak Türkçe’miz ne alemde! Aydınlarımız, münevverlerimiz kendi aralarında bile, ortak bir Türkçe üzerinde uzlaşabilmiş değiller. Birinin ak dediğine diğerinin kara demesi kadar olmasa bile, bir kesimin cevap dediğine, diğer kesim ısrarla yanıt diyor. Doğa, soru, sınav, tümce, deneyim… gibi daha binlerce kelime, önce Türkçe’yi konuşan insanları ikilemde bırakıyor. Attila İlhan yaşasa “Hangi Türkçe’yi dünya dili yapmaya çalışıyorsunuz” diye sorardı.


Basınımıza bakalım. Açın yurdum gazetelerini, yazılıp çizilenlere bakın. İç sayfalardaki haber metinlerinin en basit imla hatalarıyla malül olduğunu göreceksiniz. Yıllardır, köşeleri işgal ve istila eden kerli ferli yazarların yapageldiği anlatım bozuklukları, yazının düçar olduğu fikri kıtlık…Sonra yine aynı yazarların şişkin şişkin vatan millet Sakarya edebiyatı yapmaları… Öz dilini yazmaktan, konuşmaktan, dinlemekten ve dahi okumaktan bu denli aciz bir millet!

Görsel medyanın hali daha acı. Türkçe’yi taciz eden okumuş yazmışımızı, Türkçe’nin düçar olduğu vehameti, “dil zaptiyeleri”ne emanet edip geçelim. Ama, geçerken, kendi halkı ve aydınlarının bile saygı duymadığı bir lisana, diğer milletler niye saygı duyup, öğrenmek istesinler ki gibi makul bir soruyu da soralım.

Dünyada her gün bir kaç dil ölüyor. Tek dilliliğe doğru dolu dizgin yol alınıyor. Şükür ki, Türkçe ölmeye yüz tutan dillerden biri değil, ama hızla kan kaybettiğinde de şüphe yok.

Batı üniversitelerinde, toplumlarında Türkçe’nin bir Polonca, bir Macarca ya da Endonozyaca kadar değeri ya var, ya da yok! Türkçe, şu an itibariyle talep görmeyen dillerden. Aynı dili konuştuğumuzu söylediğimiz Orta Asya Türki Cumhuriyetlerindeki Türkçe’yi, Türkiye’den bırakın halkı, kaç aydın anlayabilir! Önce kendi aramızdaki dilde birliği sağlayalım.

Bu, uzun ince bir yol, yıllara vabeste. Günümüz İngilizce’siyle günümüz Türkçe’sinin, edebiyat, bilim, ticaret dilleri olarak kabil- i kıyas değil. İngilizce fersah fersah ilerde. Dünyanın her yerinde harıl harıl işlenen, fkir, bilim, sanat, teknoloji üretilen İngilizce ile Türkçe arasında en azından bir asırlık fark var.

Eğer Türkçe Olimpiyatlarının içi, zamanla ehl-i kalem, mütefekkir şahsiyetlerle doldurulursa; yazı, hikaye, roman, tiyatro, şiir yazma yarışmaları da düzenlenirse, dünyanın her yerinde devasa Türk Dili Enstitüleri, Kültür Merkezleri yükselirse, işte o zaman Türkçe için çok daha iyimser konuşabiliriz.


Olimpiyatlarla ve farklı coğrafyalardaki okullarda okuyan binlerce öğrenci ile sadece Türkçe değil, Türkiye de hak ettiği konumu alacaktır. Böylesi uzun soluklu bir mefküreyi hitama erdirmek de, bir kaç çadırdan cihan devletleri bina etmiş çılgın bir milletin ahfadına nasip olacak gibi… Yeter ki onlar gönül dilleriyle konuşmaya devam etsinler.

Olimpiyat şarkısının son dizeleri de işte tam çileyi anlatıyor:

“Tohum gibi dünyaya serpilince,
Filizlenip boy verecek binlerce hece...”





Engin Sezen
  Alıntı ile Cevapla
'in Mesajına Teşekkür Etti