Tekil Mesaj gösterimi
Eski 26.12.10, 15:00   #1
OkyanusunKalbi
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Sadece Başbakan Okusun - Erdal Demirkıran




Bir zamanlar su ihtiyacının tek pınardan karşılandığı uzak bir memlekette yaşayan padişah, suyun başına oturan ejderhayla savaşmaya karar verdi. Gel zaman git zaman, ejderhayla baş edemeyeceğini anlayan padişah, halkına onunla anlaşmaları gerektiğini söyledi. İlk başlarda küfretseler de naçar kaldıkları için, ejderhayla anlaşmak zorundaydılar. Obur canavar, bir kova suya tam yarım altın fiyat biçti. Halkın yıllık kazancı 100 altındı ve günlük 1 kovadan daha az suyla yaşama şansları yoktu. Hesaplara göre bir yıl dolmadan bütün insanlar ölecekti. Halk perişanlık içinde kıvranırken, padişah sarayından hiç çıkmıyor gizlice yaşıyordu. Soranlara, ''Ben de sizinle aynı durumdayım, herkes başının çaresine baksın! Dua edin, altın istiyor, ya çocugunuzu isteseydi ne yapacaktınız?'' diyerek insanların yüreğine su serpiyordu kovası yarım altından...Millet para vermek için yarışırken gürültü patırtı vardı ejderhanın kuyrugunun kenarındaki izdihamda. Para kesen su canavarı bir gün bıkıp usandı gürültüden ve halkla muhatap olmaktan vazgeçti. İnsanlar altınlarını, padişahın vezirine teslim ediyorlardı ve gereken ödemeyi saray yetkilileri bizzat yapıyordu en az 500 yıl yaşayan ve henüz 30 yaşında ejderhayla. Yapılacak tek şey çok çalışmaktı; ancak çalışacak fazla zaman bulamıyorlardı. Ceplerinde 50'şer altın kalınca durumun ciddiyetini kavradılar ve var güçleriyle çalışmaya başladılar.Meğer çalışacak zaman bulamadığını söyleyenler,bomboş oturuyorlarmış.

Meğer arazisinin verimli olmadığını söyleyenlerin tarlaları bire on veriyormuş çalışınca....Öyle çok çalıştılar ki yıllık kazançları 300 altını geçti, su paralarını unutup mutlu mutlu yaşamaya başladılar. Gel zaman git zaman ejderhanın bir oğlu oldu. O da tuttu güneşin tam ortasına oturdu. Padişah onunla da savaşmaya başladı; ama ne yaparsın ki baş edemedi.


Sonra tekrar halkına döndü:

-Bu da babasına çekmiş, çok güçlü. En iyisi onunla da anlaşın ! Dua edin, çocuklarınızı istemesin ! dedi. Halk biraz kızsa da köpürse de dua ederek anlaşma yapmaya gitti yavru ejderhayla...O da babası gibi aç gözlünün tekiydi. Bereket versin ki çocuklarını istemedi, bir avuç güneş için, 1 altın istedi sadece...Güneşi olmayanlar en fazla iki gün yaşayabiliyorlardı. Korkularından boş tarlalarını, yolları, dağları bayırları obur canavardan güneş satın alabilmek için ekip biçip para kazandılar. Yağmurun değişmeyen desteğiyle yıllık kazançları 500 altın oldu ve kısa bir zaman sonra güneş parasını da unutup, huzur içinde yaşamaya devam ederlerken bir oğlu daha oldu ejderhanın. O da geldi havanın önüne oturdu. Padişah yine savaştı ama nafile...Bu babasından da abisinden de beterdi. Halk yine anlaşmak zorunda kaldı ejderhayla. Kimsenin nefessiz yaşama ihtimalinin olmadığını babasından öğrenen ejderha, bir günlük nefese 2 altın isteyince, çocuklarını kurtardıkları için mutlu oldular. Arazilerinin tamamını kullanan ve ekecek yeri kalmayan halk, çevredeki memleketlerden arazi kiralamak zorunda kaldı. Çoluk çocuk çalıştılar, nefessiz kalmaktan kurtulup özgürce hava almak için...

Sonuçta yıllık kazançları ikişerbin altın oldu.Hava, su, güneş derken halk kazandığı 2000 altının, 1500'ünü ejderhalara verilmek üzere saraya bıraktı büyük bir memnuniyetle. Ejderhalardan önce yıllık kazancı 100 altın olan halk, şimdi yıllık 500 altın biriktirebiliyordu. Derken nesil değişti ,padişah değişti; ama torunlar bu 1500 altını saraya niye verdiklerini hiçbir zaman sormadılar..

-Canavar varmış ! diyerek hiç şikayet etmeden veriyorlardı altınları padişaha....Gün geldi , zaman geçti suyun önündeki ejderha öldü. Padişah vezirine 'Bunu kimseye söyleme!' diye sıkı sıkı tembihledi ve altın toplamaya devam etti. Sonra sırasıyla güneşin önündeki de öldü, havanın önündeki de...Padişah kimseye hissettirmeden altınları toplamaya devam etti. İşte o günden sonra bu bir gelenek oldu ve insanlar hiç hesapsız yapan yağmura, kapris yapmadan her yeni gün doğan güneşe ve hiç taraf tutmadan insanların ciğerlerine dolan nefese para verir oldular...


Sadece Başbakan Okusun/Erdal Demirkıran

Beşinci Bölüm

EJDERHALAR ÖLELİ YÜZLERCE KERE SÜRÜLMÜŞTÜ TARLALAR...
TARLA SAYISINCA CEMRE DÜŞMÜŞTÜ TOPRAĞA...
__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.